
Haftanın gündemi: Çizmeli Kedi Son Dilek ve John Wick Bölüm 4
13 Nisan 2023 · 28 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta Sinematris'te, sinema gündemine göz attık ve Çizmeli Kedi: Son Dilek ve John Wick Bölüm 4 filmlerini incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
John Wick Chapter 4, 4.
bölüm şu an gösterimde.
Ondan da bahsetmeye çalışacağız.
Filmlerime geçmeden önce hemen şu sinema haberlerini hızlıca, kısa kısa size hatırlatmaya çalışayım.
Bir tanesi 42.
İstanbul Film Festivali seçkisi şu an gösterimde.
Festival başladı 7-18 Nisan tarihleri arasında.
Festival seçkisi gösterimde olacak.
Çok sayıda sinemada gösterim oluyor.
Onun detayına girmeyeyim.
Çok sayıda film olduğu için ona ayrı bir program yapmam gerekir.
Sadece hatırlatmayla kalayım.
Eğer detaylı bilgiyi almak istiyorsanız internetteki çok sayıda sinema sitesinde falan aynı zamanda festivalin kendi internet sitesinde de filmlerin gösterim tarihleri ve salonları izleyiciyle paylaşılmış
durumda. Geçtiğimiz hafta 55.
Sinema Yazarları Derneği ödülleri sahiplerini buldu ve yılın hani artık tescillendi diyebiliriz en önemli filmi olan Kurak Günler filmi tam 8 dalda ödüle layık görüldü.
Daha önce de zaten birçok ödül almıştık üzerine ben de program yapmıştım çok konuşulmuş bir film zaten yılın en önemli filmlerinden bir tanesiydi ki Sinema Yazarları Derneği'de Kurak Günler filmini görmezden gelemedi.
Yakın zamanda bir fragman paylaşıldı.
2023'ün en merakla beklenen filmlerinden bir tanesi bu.
Hangisi Barbie projesi.
Margot Robbie ile Ryan Gosling'in başrollerini paylaştığı Barbie projesinin fragmanı internette neredeyse patladı denebilir.
Çok ilgi gördü fragman.
Şimdi ben şeyi çok sevmiyorum.
Hani belli filmler belli kişilere belli gruplara belli izleyici profiline hitap eder demekten çok hoşlanmıyorum ama Barbie malum bir oyuncak bebek neticede ancak Fragmana baktığımızda gerçekten çok
özenli, çok böyle ışıltılı, janjanlı, çok pırıl pırıl bir proje olduğunu görüyoruz Barbie'nin.
Seveni çok fazla elbette ondan dolayı da yılın öne çıkan projelerinden bir tanesi olacağını tahmin ediyorum.
Ve hatta önümüzdeki yılın teknik dallarında Oscar'da da adını duyurabilecek filmlerinden bir tanesi olduğunu şimdiden tahmin etmek çok zor değil.
Barbie 21 Temmuz'da gösterime girecek.
Merakla bekleyen arkadaşlara en azından hatırlatmış olalım.
Yılın bir başka merakla beklenen filmlerinden bir tanesi de şu an sosyal medyada hani üzerine en iyisi onun fragmanı falan çıkmadı ama görseller paylaşılıyor ve özellikle oyuncuları çok konuşuluyor.
Hangi proje? Joker'in devam filmi 2019 yılında Jacqueline Phoenix'in başrolünde olup Joker'i canlandırdığı, Todd Phillips'in yönettiği Joker projesi çok sevilmişti.
Hem yüksek hasılat rakamına ulaşmıştı hem de eleştirel olarak oldukça takdir edilmişti.
Yüksek notlar uygun görülmüştü filme.
Ben o kadar iyi ve güçlü bir film olduğunu düşünmüyordum ama benim fikrim o kadar önemli değil.
Gördüğümüz kadarıyla genel olarak sinema dünyasında Joker filmi coşkuyla karşılanmıştı.
İşte bunun devam filmi...
2023'te de gösterime girebileceğine dair bazı söylentiler var.
Şimdilik 2024 diye açıklandı.
Biz öyle söyleyelim. Ancak ilginç olan şu ki şimdi neticede Joker DC sinematik evreninin bir karakteri.
Neticede hani Batman'in baş düşmanı falan diye hani ortaya çıkmıştı ama artık kendi evreni var.
Kendi filmleri var. Hem çizgi romanlarda hem de sinemada.
Çünkü hani neredeyse...
Sinema tarihinin en büyük, en güçlü, kötü karakterlerinden biri olduğu artık tescillendi Joker'in.
Sinemada da geçmişte çok değerli, çok güçlü oyuncular Joker karakterini canlandırmıştı.
Jack Nicholson canlandırdı, Pat Ledger canlandırdı, Jared Leto canlandırdı ve şimdi de Joaquin Phoenix ile taçlandırılıyor bu olağanüstü karakter.
İşte burada filmin adı da...
Folie Dio bu Fransızca tam çevirisiyle iki kişilik delilik demek.
Hani Joker delilik dediğimiz olguyun bedenlenmiş hali olarak aklımıza neredeyse diyebiliriz ki öncelikle Joker karakteri geliyor.
İşte burada da DC sinematik evreninin bir başka çılgın karakteri.
Harley Quinn Joker'in yanında yer alacak ve Harley Quinn karakteri daha önce Margot Robbie tarafından canlandırılmıştı.
Bu filmde ise Lady Gaga tarafından canlandırılacak.
Jacqueline Phoenix yakın zamanda Oscar aldı zaten.
Hani bayağı böyle konuşulan sevilen bir oyuncu.
Lady Gaga'da oyunculuk kariyeri her ne kadar bir hani daha yakın tarihli olsa da çokça konuşuluyor.
Oyunculuğu gayet başarılı bulunuyor.
Bu iki parlak oyuncunun bu iki parlak karakteri canlandırdığı bu film Gayet merakla bekleniyor ve Lady Gaga'nın Harley Quinn karakterini canlandırdığı bazı görseller,
fotoğraflar internette, sosyal medyada paylaşıldı ve çok ilgi gördüler gerçekten.
Çok fazla paylaşıldılar.
Ondan dolayı Joker, Folie Dio filmi de şimdiden merakla bekleniyor diyebiliriz.
Vereceğim son haber de bir başka evrenin bir parçası.
Star Wars evreni, yapım şirketi...
3 yeni Star Wars filminin daha yapılacağını, bunun kararlaştırıldığını hani artık yolda diyebiliriz herhalde.
Yönetmenler açıklanıyor, yavaş yavaş tarihler açıklanıyor falan.
Star Wars evreni son hızıyla devam ediyor.
Hani buna çok şaşırmıyoruz herhalde değil mi?
Star Wars'un artık işte 15 tane falan filmi oldu.
Hem episodlar hem işte roglar işte Han Solo'nun kendi solo projesi falan derken.
Zaten Star Wars sinema tarihinin en büyük, en güçlü, en geniş evrenlerinden bir tanesi.
Günümüzde izlediğimiz sayısız başka evren filmi ya da işte hani gişe filmi, aksiyon filmi Star Wars'un evreninin formülünü devam ettiren filmler olarak karşımıza geliyorlar.
Ondan dolayı Star Wars ta 1970'lerden artık diyebiliriz ki Hani işte 90'lara, 2010'lara, 2020'lere geldi artık 2030'lara, 2040'lara doğru devam edecek bir
proje ve evren olarak gücünü, varlığını sürdürüyor diyebiliriz.
En önemli projelerinden bir tanesi olarak sürekli karşımıza gördüğünüz gibi tekrar tekrar geliyor.
Şimdi derlediğim haberler bu kadar.
Filmlerime geçeyim sohbeti çok uzatmadan.
Şimdi iki tane projeden bahsedeceğim dediğim gibi.
Bir tanesi Çizmeli Kedi Son Dilek filmi, bir tanesi de John Wick bölüm 4.
Şimdi bu iki filmden de geçtiğimiz programlarda bahsetmiştim.
Ancak ikisini de ben de izlememiştim.
Şimdi ikisini de izledim.
Onun üzerine fikirlerimi söylemek istiyorum.
Çünkü ikisi de benim için çok şaşırtıcı projeler oldular.
Ama ters taraftan şaşırtıcı projeler oldular.
Nasıl oldular? Çizmeli Kedi Son Dilek filmi böyle daha çok hani gençlere çocuklara hitap eden.
Hani böyle işte ortalama fena olmayan bir animasyon film olacağını tahmin ediyordum.
Hayır, beklentimin üzerinde bir film karşıma geldi.
Gayet iyi bir film çizmeli Kıdison Dilek.
John Wick ise çok kötü bir film bence.
Şimdi bunu söylüyor olmama şaşırıyor olabilirsiniz.
Çünkü hem çok merakla beklenen bir filmdi.
Hem Keanu Reeves'ın canlandırdığı John Wick karakteri hem de inşa ettiği evren.
Çok sevilen, çok böyle hani hayranları olan bir seriye dönüştü artık zaten diyorum bir evrene dönüştü diyebiliriz.
Puanları çok yüksek, eleştirmenler çok sevdi, genel izleyici kitlesi çok sevdi, hasılat rakamları yüksek.
Ancak hayır ben filmin gayet de kötü bir film olduğunu düşünüyorum.
Bundan da bahsedeceğim ama önce şu Çizmeli Kedi'den size kabaca bahsedeyim.
Çizmeli Kedi karakteri ta 1500'lü yıllara dayanan bir halk masalı.
Aslında çizmeli kedi öyle bir karakter yani bir halk masalından çıkmış bir karakter.
Üzerine çok sayıda hem film yapıldı hem çizgi roman yapıldı, öykü yazıldı, masal yazıldı falan.
Çizmeli kedi hani çıkış noktasını falan anlatmayayım.
Çok aslında zengin bir öykü.
Ta La Fontaine masallarına benzer.
Fantastik böyle işte hayvanların insanlarla konuştuğu, çeşitli becerilere sahip olduğu falan.
Fantastik bir dünyanın, evrenin karakteri aslında çizmeli kedi.
Ancak ilerleyen maceralarda çizmeli kedi bir tür halk kahramanına dönüşüyor.
Böyle işte çok güzel böyle bir hani şapkası, işte kılıcı, pelerini ve tabii ki Posey'in boots yani çizmeleriyle özdeşleşmiş.
Çok böyle hani çizgi romansı böyle hani çizime kaleme çok yakın bir karakter ve maceracı bir karakter ama biraz da anti kahraman.
Nasıl? Hem böyle biraz üç kağıtçı biraz dolandırıcı falan bir karakter böyle biraz kaçak bir karakter ama elbette halkın da iyiliğini düşünen erdemli.
Hani buna ek olarak da çok alaycı çok ironik çok eğlenceli falan da bir karakter biraz da güvenilmez falan bir karakter.
Yani çok böyle kendine az güzel bir karakter çizmeli kedi.
Şimdi günümüzde yapılan belli efsanelerin devamı olan ya da belli efsanelerin baş karakterlerini kullanan filmler güzel bir formül benimsiyorlar.
Bu ne biliyor musunuz? Öykünün ilk ortaya çıkışını artık anlatmıyor bu filmler.
Diyor ki arkadaş sen artık Çizmeli Kedi'yi falan biliyorsun zaten.
Tanımışsındır elbette mutlaka daha önce duymuşsundur.
Ben sana bu efsanenin başlangıcını anlatmayacağım.
Aslında ortasını hatta ve de sonunu anlatacağım diyor.
İşte Çizmeli Kedi son dilek filmi bu Çizmeli Kedi dediğimiz karakterin sonunu anlatıyor.
Nasıl sonunu anlatıyor biliyor musunuz? Şöyle.
Şimdi neticede karşımızdaki karakter bir kedi değil mi?
Kediler kaç canlıdır?
9 canlıdır. İşte Çizmeli Kedi Son Dilek filminde hani işte bu maceracı, eğlenceli işte serüvenden serüvene koşan halk kahramanı bütün bu maceralarında 8 tane
canını harcadığını duyuyor, öğreniyor, fark ediyor.
Yani geriye bir tane canı kalmış.
Şimdi bu tabii onun için inanılmaz bir travma oluyor.
Bu travmadan dolayı da hani Çizmeli Kedi artık böyle retired yani emekli olacak abi.
İnzivaya çekilecek o maceracılıklar, serüvenden serüvene koşmalar falan filan bunları bırakacak.
Hani yaşlı hani böyle koltukta sürekli yatan uyuyan böyle yaşlı bir kedimiz olur ya hani ona dönüşecek hesapta öyküye göre.
Ancak şimdi o hani çizmeli kedi efsanesinin sonunu anlatıyor.
Yani bir anlamda sırtını o çizmeli kedi efsanesine dayandırıyor.
Ama çizmeli kedi efsanesini film başka bir efsaneyle birleştiriyor.
Anka kuşu Simurg dediğimiz kuşun ya da o kuşa doğru yaşanan yolculuğun maceranın öyküsüyle o efsaneyle bunu birleştiriyor.
Şöyle ki filmde dünyaya bir yıldız düşüyor.
Bu yıldız hani çok böyle kavramsal bir yıldız.
İnsanın son dileğini filmin adı da zaten buradan geliyor.
Son dileğini gerçekleştiren bir dilek yıldızı dünyaya düşmüş.
Ve bu dilek yıldızın hani giden ulaşan hani ona ulaşabilen işte yeni bir maceraya atılacak ya tabi.
Pussy and Boot bundan bahsediyoruz zaten.
Hani ona ulaşan kişinin son dileğini gerçekleştiren bir dilek yıldızı düşmüş dünyaya.
İşte bizim çizmeli kedimiz de bunu duyuyor.
Ha işte ben gidip o yıldızı bulursam son bir dilek hakkı olur.
O da ne? Tabii ki ben tekrar eski hani maceracı 9 tane canı olan kediye dönüşmek istiyorum gibi bir maceraya atılıyor bizim kedimiz.
Ancak ona ulaşmak isteyen tek kişi kendisi değil.
Başka maceracılarda o yıldıza doğru bir serüven öyküsüne çıkıyorlar.
Yani aslında bir anlamda...
Maceranın sonuna gelen çizmeli kedimiz yepyeni maceralara atılabilmek için yeni bir hayat elde etmeye çalışıyor.
Kabaca filmin öyküsü böyle ancak en fazla hani ilk 15-20 dakikasını anlattım size.
Bundan sonra gayet eğlenceli, gayet duygulu, dramatik, serüven dolu, heyecan dolu, komedi dolu, eğlence dolu bir maceraya çıkıyor bizim.
Son hayat hakkına, son cana sahip olan kedimiz.
İyi bir film, eğlenceli bir film.
Daha da detaya inmek istemiyorum ama sonunda bir şey daha söyleyeceğim filmle ilgili.
Bizim maceracı kedimiz tabii başına bir anlamda da biraz da kanun dışı bir tip.
Biraz böyle üç kağıt dolanta işlerinde de falan girip çıktığı için.
Başına ödül konmuş ve filmde de bir ödül avcısı karakteri var.
İnanılmaz bir karakter. Bir kurt karakter.
Hani bir kedinin de düşmanı bir köpekgil olur değil mi?
Gayet anlaşılır yani. Kedigillerle köpekliler ebedi düşman olarak karşı karşıya gelmişlerdir başka filmlerde de.
Burada da... Bir ödül avcısı kurt karakteri çizmeli kedimizin peşine takılıyor ve nefis bir karakter.
Harika bir karakter. Çok güzel yani.
Başka başka tabii yan karakterler var falan.
İyi bir film arkadaşlar. Gerçekten çok keyifli.
Çok güzel yer. Ben izlemekten çok keyif aldım.
Filmin bence tek bir kötü tarafı var ki ne yazık ki o da günümüz sinema dünyasının gerekliliklerine hapsolma durumu.
O da ne biliyor musunuz? Film çok hızlı akıyor.
Hıp hızlı akıyor geçiyor gidiyor böyle.
Yani zaten hani 100 dakikalık bir öykü ama.
Hem Çizmeli Kedi efsanesini hem de Simurgh efsanesini bir araya getiren bir film daha uzun olsa, öyküsünü daha böyle doyurucu bir şekilde daha böyle yedire yedire anlatacak olsa çok daha güzel olur bence.
Ama ne yazık ki diyorum günümüz gişe filmi formülleri buna pek izin vermiyor.
Hızlı hızlı akıp geçiyor böyle.
Zaten hani günümüz filmleri, bakın size çok ince bir formül vereyim.
Hani günümüzde pek böyle efsaneler doğmuyor.
Çok fazla kalıcı film ortaya çıkmıyor diye şikayet ediyoruz ya.
Hepimiz ediyoruz değil mi? Ediyoruz.
İşte bunun aslında sebebi bu arkadaşlar.
Çünkü günümüz gişe film formülleri hızlı akma üzerine kurulmuş durumda.
Yapacak bir şey yok. Çünkü hani insanlar yavaş yakan filmlerden genelde sıkılıyorlar.
Ama efsanevi filmler, kalıcı olan filmler genellikle hem karakterlerini hem de öykü...
Ne yazık ki işte artık günümüzde pek öyle bir şey yok.
İşte Çizmeli Kedi de biraz hani daha sakin bir ton tutturursa biraz daha böyle uzun dolu dolu akan bir film olsa böyle hani daha efsanevi bir yapı karşımızı getirebilir ama dediğim gibi
öykü akış dinamikleri buna pek izin vermiyor.
O filmin kötü tarafı bence ama yine de gayet iyi bir film var karşımızda arkadaşlar.
Eğer bu tip öykülere fantastik, heyecanlı, eğlenceli, maceralı falan öykülere ve tabi animasyonlara biraz olsun ilginiz varsa Çizmeli Kedi son dilek filmi sizi mutlu edecektir diyorum ve izlemenizi
tavsiye ediyorum. Şimdi gelelim John Wick bölüm 4'e.
Kötü diyorum. Nasıl kötü diyorsun Görkem?
Ne yaptın sen? Hani herkes bu kadar sevmiş.
Hasılat rakamları yüksek, puanlar yüksek.
Hani her şey tavan. Görkem bu filmi nasıl sevmedi?
Tabii ki şimdi kötü deyip geçmeyeceğim size.
Bunu anlatmam, açıklamam lazım.
Açıklamazsam olmaz. Bunun için buradayız.
Şöyle söyleyeyim şimdi. Öncelikle filmin hani John Wick'in daha doğrusu John Wick efsanesinin John Wick karakterinin ortaya çıkışını size hatırlatmaya çalışayım.
John Wick nasıl bir karakterdi?
John Wick eski bir tetikçiydi ki karısı amansız bir hastalığa yakalanmıştı ve ölmüştü.
John Wick de artık hani silahı bırakmıştı, tetikçiliği falan bırakmıştı.
Evinde karısından kalan hani bir nevi son manevi miras olan köpeğiyle böyle hayatı hani artık bırakmış her şeyden elini ayağını çekmiş.
Üzgün. melodramatik bir karakterdi John Wick.
Bir gece evine birkaç tane serseri dalıp John Wick'i tek patokat dövüp böyle komaya sokuyorlardı.
Evini dağıtıyorlardı. Ortalığı darmadağın ediyorlardı.
Ve esas numara neydi?
Köpeğini öldürüyorlardı.
Ve John Wick köpekleri çok sever.
Bunu sakın unutmasın.
Hiçbir kötü adam. Bakın buradan uyarıyorum.
Sinema tarihinin kötü adamlarını uyarıyorum.
Buradan sakın John Wick'in köpeğine dokunmayın.
Hatta ve hatta Onun bulunduğu ortamda herhangi bir köpeğe sakın kötü davranmayın.
Hele öldürmeyi falan böyle aklınızdan geçirmeyin.
Yani sizi kurşun manyağı yapar John Wick sakın ha.
Ve tabii ki o köpek dediğim gibi duygusal olarak dramatik olarak filmin merkeziydi ki John Wick'in karısından kalan çünkü karısıyla köpeğiydi o.
Karısından kalan yani en önemli manevi mirası öyle söyleyeyim.
Ve John Wick de köpeğinin öldürülmesinden sonra bir duygusal patlama yaşayıp silahı eline alıp gidip.
O serserileri öldürüyordu.
Takır takır öldürüyordu. Biz de diyorduk ki oh be John çok iyi yaptın.
Jonathan harikasın süpersin.
İyi yaptın. Hayvanseverler falan tabii hepimiz alkışlıyorduk.
Bravo John Wick. Tamam.
Ondan sonra ne oluyordu? Ondan sonra olay büyüyordu.
Nasıl büyüyordu? Şimdi o serserilerin ne bileyim bir tane işte çavuşu var.
O çavuşun bir yüzbaşısı var.
O yüzbaşının bir albayı var. O albayın bir generali var.
Tekrar John Wick birilerini daha öldürüyordu.
Birilerini daha öldürüyordu. Ha sen onu öldürdün mü?
Ben gelip seni öldürürüm diyen.
Bir sürü insan John Wick'i karşısına çıkıyordu ve John Wick resmen bir terminatöre dönüşüyordu.
Bir öldürme makinesine dönüşüyordu.
Karşısına gelen herkesi öldürüyordu.
İşte o sokağın serserilerini öldürdü.
Mahallenin işte mafyası karşısına geliyor.
Mahallenin mafyasından semtin mafyasına.
Semtin mafyasından ilçenin mafyasına.
İlçenin mafyasından şehrin mafyasına.
Neredeyse John Wick bütün bir şehrin tüm yasa dışı hani o nasıl bir mafya örgütünü kurşundan kılıçtan geçiriyordu resmen.
Bu öykü devam etti.
Bölüm 2, bölüm 3 ve bölüm 4.
Karşımızda yani gerçekten artık John Wick'in öldüreceği hiç kimse kalmadı diyebilirim.
Yani dünyadaki bütün yasa dışı örgütlerin, mafya örgütlerinin bir arada olduğu hani filmde High Table, yüksek masa tam çevirisiyle gibi bir organizasyondan bahsediyor.
Çevirmen arkadaşlar ne demiş?
Yüksek konsey demiş. Güzel bir çeviri bence.
Hani o anlamı taşıyor.
Artık dünyanın en büyük Suç organizasyonunun başındaki kişiyi öldürmeye falan gidiyor artık John Wick.
Olay artık oralara vardı.
Peki tamam. Hani öyküde bir şey, hani kopukluk yok.
Tamam. Bir üstteki, bir üstteki, bir üstteki.
Yani rütbe olarak nereye gidiyorsa gidiyor John Wick.
Ancak neden kötü bir film diyorum?
Neden biliyor musunuz arkadaşlar? Şundan dolayı.
Ha şimdi pardon onu da öncelikle söyleyeyim.
Film teknik olarak çok iyi.
Filmin görüntü yönetimi, kurgusu, efektleri, yönetmenliği, tekniği falan filan harika, kusursuz.
Hiçbir sıkıntı yok. Çok iyi.
Ancak dramatik olarak o kadar zayıf, o kadar eksik, o kadar temelsiz, o kadar hani artık öyküsüz bir film ki.
Filmi izlediğinizde şunu diyorsunuz.
Ne izliyoruz abi biz ya?
Ne oluyor burada yani?
John Wick niye öldürüyor?
Ona böylesi bir öldürme hırsını veren şey ne?
Bütün filmler yani şu 4 film ilk filmi kenara ayırıyorum hadi 3 film diyeyim en azından.
İlk filmde çünkü belli bir dramatik şey vardı işte az önce anlattım hani evine geldiler dağıttılar onu dövdüler ve köpeğini öldürdüler.
John Wick da bunun intikamını aldı okey bunda sıkıntı yok ama devamında John Wick'in bu öldürme silsilesine kapılmasına bu yolda ilerlemesine yani John Wick diyorum gündüz gece bilmiyorum
ne haldeyim gerçekten John Wick ne halde olduğunu bilmiyor.
Nedir abi John Wick'e bu öldürme hırsını veren şey?
O ilk filmdeki evi dağıldı köpeği öldürüldü falan onları çok geçtik arkadaşlar o unutuldu gitti artık.
Yani filmde hiç öyle bir ne alt metin var ne onun muhabbeti geçiyor ne hiç bir şey yok.
Tek bir sahnede bir geri dönüşte ya bir saniyeliğine John Wick karısına atılıyor o kadar.
Yani 3 saatlik filmde bir saniye karısının görüntüsü ya da hani hatırı geçiyor diyeyim onun dışında hiçbir şey yok.
Şimdi bakın size dramatik boşluklardan bahsedeyim.
Şimdi John Wick ilk filmde de öyleydi zaten.
Bütün filmlerde de öyleydi.
John Wick sürekli bir melankoli, sürekli bir hayattan elini eteğini çekmiş, hayattan hiçbir şey beklemiyormuş gibi bir oyunculuk hal tavır sergiliyor.
Yani aslında John Wick'i hayata bağlayan bir şey yok.
Ancak öyle bir öldürme hırsıyla donanmış durumda ki.
Yani filmde şöyle bir alt metin yok ki.
John Wick dünyayı temizleyecek mesela.
Atıyorum işte. Mafya geldi karısını öldürdü.
O da ulan ben dünyadaki bütün mafyayı sileceğim dedi.
Diyelim ki hani böyle bir dramatik alt metin olsa bu da anlayabiliriz.
Böyle bir şey yok. Karısı hastalıktan öldü zaten.
Öyle bir şey yok ki ortada. Eee John Wick niye öldürüyor?
He diyelim ki John Wick bir şekilde mafyaya bulaştı.
Hani birilerini öldürdü. Daha büyük daha güçlü kişiler de John Wick'i öldürmek istiyorlar.
Ve John Wick hayatta kalma pahasına böyle hani hayata dört elle sarıldı da hayatta kalmaya çalışıyor diyelim ki.
Yok öyle bir şey de yok. John Wick hayattan bir şey beklemiyor ki.
John Wick hayattan keyif almıyor ki.
Onu hayata bağlayan hiçbir şey yok.
Ya karısı da öldü, köpeği de öldü.
Kimse yok başka yani.
E ne? Bu kadar melodramatik bir karakter.
Hayattan bu kadar bir şey beklemeyen bir karakter.
Hayatı sevmeyen bir karakter.
Hayatı temizlemek, dünyayı temizlemek, dünyayı kötülüklerden, mafyadan vesaireden arındırmak isteyen bir karakter.
Değil ki John Wick. Ve bakınız nasıl öldürüyor John Wick nasıl öldürüyor biliyor musunuz?
Hani göğüs göğüse dövüşmek savaşmak diye bir olgu vardır yani.
Yani karşı karşıya böyle ikili dövüş yumruk yumruğa dövüş.
Yumruk yumruğa dövüş mesafesi nedir?
Yani ne bileyim 20-30 santim 50 santim hadi 1 metre diyelim en fazla.
1 metre uzaklıkta dövüştüğü bir kötü adama önce işte 20 tane yumruk 10 tane tekme atıyor.
Sonra kılıcı gırtlağına dayıyor.
Sonra kafasına 10 tane kurşun sıkıp bir de kafasını kesiyor falan.
Abi John Wick ya Jonathan sakin ol ya.
Yani nedir bu öldürme hırsı ya?
Yani nedir? Öfke mi?
Değil. Dünyayı temizleyeceğim mi?
Az önce söylediğim gibi yani bir dramatik alt metni yok.
John Wick'in bu kadar nasıl diyeyim abartılı öldürme hırsında olmasının.
Yok yani bunun altında bir dramatik alt metin yok.
Ya 10 saniye içinde John Wick 30 kişiyi falan öldürüyor ve her birini...
5 herkesi öldürecek kadar darbe vuruyor.
Yani inanılır gibi değil arkadaşlar.
Bu kadar şiddet.
Yani şey deniriz ya böyle abartılı filmlere şiddet pornografisi denir.
Ya da ne bileyim duygusal pornografi denir.
Ya da çok hani seks içerikli filmlere zaten porno denir değil mi?
Hani cinsel porno, seks pornosu denir.
John Wick filmi ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Size söyleyeyim. Öldürme pornografisi.
Ya hayatımdaki hiçbir filmde ben bu kadar abartılı, Ve hani alt metinsiz diyorum dramatik boşluğu olup da öldürme içeren başka bir film gördüğümü hatırlamıyorum.
Bütün bunlara ek olarak film 2 saat 50 dakika ve 2 saat 50 dakika boyunca çok abartılı ses efektleri, çok abartılı o aksiyon sahnelerinin üzerine bindirilmiş abartılı
müzikler, çok yüksek sesli gerçekten.
Çok abartılı öldürme sahneleri.
Bitmiyor, bitmiyor, bitmiyor.
1 dakika, 3 dakika, 10 dakika, 20 dakika.
Öldür, öldür, öldür.
Fransa'da geçen bir sahne var filmin sonlarına doğru.
Böyle yüzlerce basamaklık bir merdiven.
John Wick merdivenleri çıka çıka birilerini öldürüyor, öldürüyor, öldürüyor, öldürüyor.
Yani çok fazla kişi öldürüyor.
Ve ne oluyor biliyor musunuz?
O merdivenlerden aşağı komple yuvarlanıyor.
Sonra tekrar yukarı aynı merdivenleri çıkıp aynı sayıda kişiyi bir daha öldürüyor.
Yani o kadar abartılı ki, o kadar fazla öldürüyor ki John Wick artık yani gerçekten bir seviyeden sonra eh be kardeşim diyorsun ya yeter ya yani yeter diyorsun.
Diyorum tekrar hatırlatıyorum teknik olarak kötü değil.
Filmin aksiyonu falan filan her şey çok güzel ama çok abartılı bir film ve dediğim gibi altında gerçekten hiçbir dramatik zemin, bir anlam, bir itki
yani aslında John Wick karakterinin bir şeyi yok.
Hani dramatik itkisi yok, bir amacı yok, bir hedefi yok.
Niye yani dünyadaki en güçlü mafya babasını niye öldürmek için bu kadar enerji ve çaba sarf ediyorsun?
O seni öldürmek istediği için mi?
Bundan çok korkuyor gibi de görünmüyorsun John Wick.
Yani diyorum arkadaşlar gerçekten çok abartılı ancak çok anlamsız ve hedefsiz bir aksiyon filmiyle karşı karşıyayız.
Ve ben size de söyleyeyim hani ortada...
Böylesine bir itki, bir anlam, bir hedef eksikliği var diyorum ya.
Peki dört film boyunca John Wick karakterini tekrar tekrar karşımıza getiren şey ne?
Sorusunun cevabını severeyim mi?
Çok net arkadaşlar. Gişe.
Filmler izleniyor. Bu kadar basit yani.
İlk film de yüksek hasılat rakamına ulaşmıştı.
İki de ulaştı. Üç de ulaştı.
Para kazanan filmin devamı yapılır arkadaşlar.
Bu kadar basit. Ama bence John Wick karakterinin enerjisi, hedefi...
Hani dramatik derinliği gerçekten bir filmlikti.
Ya da hadi en fazla diyelim ki iki filmlikti.
Gerçekten bir öykü yok ortada.
Ondan dolayı altı bomboş ve çok abartılı bir aksiyon filmiyle karşı karşıyayız.
Ondan dolayı ben John Wick bölüm 4 filminin gayet de kötü bir film olduğunu düşünüyorum.
Son bir not daha eklemek istiyorum.
Keanu Reeves meselesinden bahsedeceğim.
Artık hani Keanu Reeves'ı çok seviyoruz değil mi?
O adamı sevmeyen yok.
Harika bir insan yani. Hani sosyal medya onun harikalarıyla dolu okey.
John Wick karakteri de hani artık Keanu Reeves'la baya özdeşleşmiş bir karakter olduğu için hani sanki John Wick'i değil de Keanu Reeves'ı izliyoruz gibi bir durum var John Wick filmlerinde.
Ancak bu filmde Keanu Reeves'ın oyunculuğu bence çok kötü.
Gerçekten çok kötü. Şimdi Keanu Reeves zaten çok böyle yeteneğiyle olağanüstü oyunculuk becerisiyle falan meşhur olmuş bir adam değil.
Yani diyorum onu çok seviyoruz karakterlerle hani özdeşleştiriyoruz keyifle izliyoruz falan ama.
Hani çok böyle güzel bir suratı var adamın.
Çok yakışıklı falan bir adam. Tatlış bir adam falan ama aslında genelde tiplemeleri canlandırır.
Yani çok böyle karakter oyunculuğu görmeyiz pek Keanu Reeves'tan.
Ancak bu filmde artık neredeyse hani zaten kötü olan filmi, zaten abartılı olan filmi yaralayacak seviyede kötü bir oyunculuk sergilediğini düşünüyorum.
Ondan dolayı özetle toparlayayım.
John Wick bence kötü bir film olmuş.
Hani ancak çok abartılı aksiyon filmlerini seviyorsanız.
Çok abartılı dövüş, vuruş, kırış, kan, işte silah fetişiniz varsa, dövüş fetişiniz varsa ve aksiyon fetişiniz varsa diyeyim yani.
Ancak o tip filmleri çok seviyorsanız John Wick 4 filmini seveceksinizdir diye tahmin ediyorum.
Ondan dolayı türün tırnak içinde hastalıklı hayranlarından değilseniz filmi çok da beğeneceğinizi düşünmüyorum.
Ben hiç beğenemedim, çok da rahatsız oldum.
Sonunu zor getirdim diyebilirim.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
