
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemini, Çığlık 7 filmini ve serinin geçmişi ile birlikte Çığlık Serisinin sinema tarihindeki önemini konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba. Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden ve Çığlık 7 filminden bahsedeceğiz.
Çığlık malum artık bir sinema tarihi efsanesi.
7. bölümü yapıldı ve gösterime girdi.
Arkasında hayli yüklü bir hikaye var arkadaşlar.
Aynı zamanda bu gösterime giren son Çığlık 7 filminin de Kendi içinde ayrı bir hikayesi var.
Bugün bunların hepsinden bahsedeceğim ama daha çok Scream'in öncüsünün yani 1996 tarihli filmin sinema tarihindeki önemi...
Tüm bu öykünün içerisindeki en önemli başlık aslına bakarsanız.
Bu hafta geçtiğimiz haftaya göre çok fazla film gösterime girmedi yani.
Bir Scream 7 girdi en önemli filmlerden bir tanesi o.
Sinners filmi, Günahkarlar filmi tekrar gösterime girdi.
Aylar önce gösterimdeydi ki 16 dalda Oscar adayı olması gerçekten çok konuşuldu.
Bunun üzerine de ben Oscar adayları programında bir şeyler söylemiştim.
Tekrar Oscar'da bunu konuşacağız o konuya girmeyeyim ama.
Bu konuşulmadan dolayı tekrar film böyle bir gündeme çıktı.
Onun için tekrar gösterime girdi.
Onun dışında Uğultulu Tepeler rüzgara esiyor diyebiliriz.
Şu an herkes o filmi konuşuyor ama ben Scream 7 ile Uğultulu Tepeler arasında bir tercih yapmak zorundaydım.
Ve açıkçası Scream'e biraz daha fazla meyilliydim böyle.
Onu izleyip size Scream'i ve tarihini anlatmayı daha çok istedim.
Onun için bugün Scream konuşacağız ve ayrıca çok önemli bir sinema gündemimiz var.
2025'in...
En önemli sinema başlıkları arasında da bunu anmıştık ki hangisi Warner Bros'un Netflix'in satın alışı.
Netflix satışı iptal oldu arkadaşlar.
Bu gerçekten şaşırtıcı bir gelişme.
Kısaca tarihinden bahsedeyim.
Bu aslında... Bir yıldan fazla süredir gündemde.
Evet Warner Bros'un satışı söz konusu olmuştu ve Netflix 82 milyar dolarlık bir anlaşmayla Warner Bros'u satın almak üzere bir girişimde bulunmuştu.
Tabi ortada bir ihale süreci var başka adaylar var ve bu adaylardan bir tanesi de Sektörün en güçlü yapım şirketlerinden biri olan Paramount'tu.
Ancak Paramount önce bir çekimser kalmıştı, bir teklif yapmamıştı ve Warner Bros'un yöneticileri de Netflix'in teklifine olumlu bakmışlardı ve imza atılmıştı, satış
gerçekleşmişti. Bu satış olduktan sonra çok ciddi gürültü koptu.
Aslında bir televizyon, bir kablolu oluşum olan Netflix'in Hollywood'u yani sinema salonlarına üreten bir devasa film sektörünü etkisi altına almaya başlaması,
oradan parseller edinmeye başlaması belki de bu sürecin devam edeceği.
Bu anlamda televizyon sinemacılığının salon sinemacılığına yavaş yavaş galip gelmeye başlaması, onu etkisi altına almaya başlaması gibi sinema tarihinde ilk kez ortaya
çıkan sarsıcı bir durumun temsiliydi bu.
Öncelikle bunun bir şaşkınlığı vardı tüm dünyada ve özellikle tabii ki Hollywood'da.
Buna ek olarak televizyon sinemacılığı ne demek?
Dağıtım ve salon işletmeciliği mesleklerinin bir nevi kenara itilmesi demek.
Çünkü sinema 1900'lerin başında ilk ortaya çıktığında 3 ana ayak olarak kabul edilmiştir.
Filmi üretmek, dağıtmak ve göstermek.
Televizyon sinemacılığı dağıtma ve gösterme aşamalarını ortadan kaldırdığı için çok ciddi bir iş gücünün de Devreden çıkarılması anlama geliyordu.
Bu da çok ciddi bir korku yaratıyordu sektörde.
Ve buna ek olarak tabii televizyon sinemacılığı biraz daha tüketime yönelik içeriğinden dolayı da salon sinemacılığına sempatik bakan sinema sever kitleleri ve elbette Hollywood
tarafından da gayet antepatik karşılanıyordu.
Şimdi en ana başlıklarla bu şekilde özetleyebilirim.
Buna ek olarak Netflix'in Tırnak içinde fazlaca liberal bulunan politik yaklaşımları.
Mesela işte hemen hemen bütün filmlerde dizilerde eşcinsel karakterler olması.
Muhafazakar Amerika'nın tepki duyduğu tercihler yapan bir oluşum olduğu için de çokça eleştiriliyor.
Ve şu an Amerikan başkanı kim?
İşte bütün bu tepkiler de Netflix'in Warner Bros'u satın almasına çok ciddi bir lobi teşkil etmiş oldular.
Bunun üzerine de geçenlerde iki hafta kadar önceydi yanlış hatırlamıyorsam James Cameron bir açıklama yaptı.
Bu satıştan son derece endişeli olduğunu belirtmesi.
Son olarak iki tane daha başlık belirtmem lazım bu satışın iptal edilmesinde.
Bir tanesi şu ki.
Şimdi Paramount'un hem hissedarlarından biri hem de danışmanlarından biri Oracle şirketinin sahibi milyarder Larry Ellison diye bir kişilik var.
Hem muhafazakar bir iş adamı Donald Trump'la da hayli yakın bir kişi olduğunu biliyoruz.
Bu satışın iptal edilmesinde Larry Ellison'ın parmağı olduğu söyleniyor.
Bu bir. İkincisi bir de Amerika'da tekelleşme karşıtı.
hukuki yaptırımlar var.
Büyük bir şirket başka büyük bir şirketi satın aldığında bu satın alıma itiraz edilebiliyor ve sen sektörde tekelleşme yapıyorsun diye bu satın alımı yapan firmalara çok
fazla milyarlarca dolar tazminat içeren davalar açılabiliyor.
Ama aslına bakarsanız arkadaşlar bu tekelleşme karşıtı davalar biraz korkutma amacıyla kullanılıyor.
Yani neticede Hollywood'da çok sayıda şirket var.
Yani 7-8 en büyük şirket işte Big 7, Big 8 ya da Big 9 en büyük 8'i 9'u dikkate alırsanız işte 9 tane büyük şirket var.
Yani bunun bir tanesini alsanız tekelleşmiş olmazsınız aslına bakarsanız ama yani o tekelleşme karşıtı hukuki yaptırımlar Amerika'da biraz böyle sopa gösterme bir tehdit malzemesi gibi kullanılıyor.
İşte Larry Ellison da çok güçlü bir isim olduğu için lobicilikte de bayağı parmağı var.
Bu ismin bir şekilde Netflix'e dava açılacağı ve onun tekelleşmeye gittiğine dair de direnişler olacağından da şüpheleniliyormuş.
Bakınız daha çok katmanı var yani bu olayın.
Başka da başlıklar var.
Özetle bir şekilde öyle ya da böyle Warner Bros bu anlaşmayı feshetti.
Hatta bunun karşılığında Netflix'e 2.8 milyar dolar da tazminat ödemeyi göze aldı Warner Bros.
Ve sonunda Paramount şirketine 110 milyar dolarlık bir değerlenme ile satıldı.
Bu durumda...
Az önceki tanımları kullanayım yine.
Salon sinemacılığı televizyon sinemacılığına tekrar galip gelmiş oldu.
Yani buradan da şöyle bir anlam çıkarabiliriz ki televizyon sinemacılığı henüz salon sinemacılığını ele geçirecek kadar büyümemiş demek ki.
Bakalım ne olacak bu konu üzerine gelişmeleri takip etmeye çalışacağız.
Ben de sizlerle paylaşacağım.
Şimdi haftanın bir başka önemli sinema başlığı.
İngiliz Oscar'ları olarak kabul edilen BAFTA ödülleriydi.
Önemli bir ödül sistemi hatta Oscar'lardan önceki son büyük ödül gecesi olarak kabul edilir.
BAFTA ödüllerinin dağıtıldığı gece 79.
kez dağıtıldı ve gecenin galibi toplam 14 dalda aday olup 6 ödülle ayrılan Savaş Üstüne Savaş filmi olduğu artık yani Oscar
'larda da Savaş Üstüne Savaş'ın gecenin galibi olacağını şimdiden söyleyebiliriz diyeceğim.
Yani hani ödüller dağıtılmadan direkt bunu söylemek istemiyorum ama en güçlü film o.
Diğer adayları detaylıca anlatmayayım size kısa bir tıklamayla.
Baftalar kimlere gitti bunları görebilirsiniz.
Çok kısa bir başlık geçtiğimiz hafta bundan bahsetmiştik.
Berlin Film Festivali'nde En büyük iki ödülü alan İlker Çatağan...
Sarı Zarflar filmi ve Emin Alper'in Kurtuluş filmleri işte bu filmlerin gösterim tarihleri açıklandı.
Emin Alper'in Kurtuluş filmi 6 Mart 2026'da gösterime girecek.
Yani siz bu programı dinlediğiniz hafta sonu gösterime girmiş olacak.
Ve İlker Çatak'ın Sarı Zarflar filmi ise 27 Mart 2026'da gösterime girmiş olacak.
Buradan hatırlatmış olayım şimdiden bu iki filmi izlemenizi elbette tavsiye ederim.
Geçtiğimiz haftanın bir başka çarpıcı gündemi şuydu ki Audrey Hepburn'un başrolünde oynadığı Breakfast at Tiffany's diye efsanevi bir film vardır.
Bu filmin kamera arkasına anlatacak olan bir film yapılıyor ve Audrey Hepburn'u kim oynayacak diye bir süredir konuşuluyordu zaten.
İşte bu oyuncu açıklandı ve kesinleşti.
Lily Collins oynayacak.
Lily Collins'i en çok nereden hatırlıyor olabilirsiniz?
Emily in Paris dizisinin yıldızı ve başrolüydü.
Çok tatlış, hoş bir hanımdır ve yüzü de benzer yani.
Audrey Hepburn'u oynayacak en doğru oyunculardan bir tanesi olduğunu düşünüyorum ben de.
Bu film Lily Collins'in performansıyla çokça konuşulacaktır.
Henüz gösterim tarihi belli değil ancak önümüzdeki haftalarda bu filmle ilgili yeni bilgiler paylaşılacaktır diye tahmin ediyorum.
Haftanın sinema gündemi yaklaşık olarak böyleydi.
Gelelim şimdi Çığlık 7 filmine.
Anlatacak o kadar çok şey var ki.
Şimdi 7'ye de gelmeyelim.
Önce bir efsanenin başlangıcına gelelim.
Hatta önce Teen Slasher ve hatta ondan da önce Slasher dediğimiz korku filmi alt türünden bahsetmemiz lazım.
Slash İngilizce'de kesmek demek.
Slasher'da kesici aletler için kullanılan bir kelime.
Teen Slasher dediğimizde de teen genç...
Demek genç anlamına geliyor.
Teen Slasher da gençlerin kesici aletlerle öldürüldüğü korku filmi alt türüne verilen bir isim.
Teen Slasher.
Slasher filmler sinema tarihinde hayli köklü bir geçmişe sahip.
Yani mesela Alfred Hitchcock'un 1960 tarihli sapık filmi Psycho filmi de bir Slasher filmidir.
Teen değildir ama bir slasher'dır.
Bıçakla orada cinayet işlenir biliyorsunuz.
Meşhur ve unutulmaz duş sahnesi.
Başka bir anlama geliyor.
Bu filmlerin farklı dinamikleri var.
İşte ta sapıktan bugüne çok sayıda slasher film yapıldı ve 80'lerden sonra da bu.
Başka efsanevi filmlerle mesela M Sokağı Kabusu ki o da Wes Craven'ın yönettiği bir filmdir.
Onun dışında...
John Carpenter'ın unutulmaz efsanesi Halloween mesela değil mi?
Çok sayıda onun da devam bölümleri yapıldı.
Bunlar tabii başlıcaları.
Onun dışında çok sayıda slasher film yapıldı.
Ve tabii bir türde çok fazla film yapılınca ne oluyor?
O türün... Klişeleri ortaya çıkıyor.
Belli klişeleri var. Belli tiplemeleri var.
Hikaye akışları var. Belli detayları var.
İşte 1996 yılında senarist Kevin Williams'ın bir senaryo yazdı.
Scream, çığlık. Bu senaryo öyle enfes bir senaryoydu ki.
Neydi bu senaryonun özelliği biliyor musunuz arkadaşlar?
Slasher dediğimiz korku alt türünün bütün klişelerini içinde barındırıyordu.
Filmdeki karakterlerin tamamı slasher filmleri seven sinema severlerdi ve buna ek olarak da çığlık filminde slasher filmlerinin üzerine Çok
fazla detay hem açıkça dile getiriliyordu hem de arka planda kullanılıyordu.
Daha filmin en başında korku filmleri üzerine bir teste tabi tutulan bir genç kız karakter görüyorduk mesela.
Ürkütücü sese sahip bir kötü adam baş karakteri kızı arayıp seni bir sınava tabi tutacağım bakalım nasıl bir korku filmi seversin diye.
ona slasher filmlerinin tarihinden sorular soruyordu ve cevabı bilemediğinde onu cezalandırıyordu yani bir nevi film bize sahip olduğu taşıdığı
efsaneyi bilme zorunluluğunu yükümlüyordu bakar mısınız o kadar güzel bir bağ kuruyordu ki film bizimle ve buna ek olarak da filmde sürekli korku filmi klişeleri
dile getiriliyordu mesela bir karakter Diyor ki hemen işte tuvalete gidip hemen geliyorum ya da hemen döneceğim diye bir yere gidiyordu.
Hepsi gülüyorlardı.
Bak hemen döneceğim diyen biri asla dönemez diyorlardı mesela.
Aralarında gülüşüyorlardı.
O kadar çok klişeyi açık ederek hatta biraz alaya alarak senaryoya katmıştı ki Williamson.
Yani bir anlamda korku filmlerinin tüm çarpıcılığını ucuzlaştırıyormuş gibi görünüyordu.
Ama bunları...
Tekrar kendisinden önceki örneklerden daha da güzel kullanıyordu.
Bir adım ileriye taşıyordu.
İşte bu bağ, bu yapı o kadar harikaydı ki çığlık filmini çok kısa sürede sinema tarihinin en önemli...
Ten Slasher filmleri arasına katmakta da hiç zorlanmadı.
Bu noktada şöyle küçük bir parantez açmak istiyorum.
90'lı yıllar sineması sinema tarihinde revizyonist sinema diye anılır arkadaşlar.
Ben bunun üzerine apayrı bir program yaptım.
Bu konuyu detaylıca sizlere izah etmeye çalıştım.
Ve o programda şunu demiştim.
tarihinde revizyonist sinemanın öncüsü daha çok Quentin Tarantino ve Coen kardeşlerdir demiştim.
Ancak çığlıkla birlikte Wes Craven ve Kevin Williamson'ın revizyonist sinema dediğimiz Döneme ve türe yaptığı katkına düşünülürse yani Quentin
Tarantino'dan hiç de aşağıda kalmadıklarını rahatlıkla söyleyebilirim.
Bu bağlamda 90'lardan sonra sinemanın sinema üzerinden beslenme eğiliminde Kevin Williamson ve Wes Cramer'ın yaptığı katkılar gerçekten çok büyüktür.
Şimdi... Çığlık çok başarılı olduktan sonra devam filmlerinin yapılması kaçınılmazdı.
Ve 1997 yılında Çığlık 2, 2000 yılında Çığlık 3 ve 2011 yılında Çığlık 4 filmleri yapıldılar.
Genel olarak Çığlık formülünü eksiksizce içerdikleri ancak ilk filmin ötesinde hiçbir şey barındırmıyorlardı.
Hatta bence içeriklerini ilk film...
kadar da iyi kullanamıyorlardı ki bu üç filmin tamamını yine Kevin Williamson yazmıştı ve yine Wes Craven yönetmişti.
Yani buna rağmen o filmlerin o kadar da iyi olmaması bence biraz üzücüydü gerçekten ve artık sonunda zaten dörtten sonra çığlık serisi biraz artık iyice klişeleşmişti
ve o noktada seri sonlanmıştı.
Ta ki 2022 yılına kadar yani aradan 11 yıl geçtikten sonra yepyeni bir jenerasyon, yepyeni yönetmenler, yepyeni yazarlar James Wonderbit
ve... Guy Buzic diye iki genç isimdi ki bu isimler tabi bu filmlerin hayranları olduklarını da açıklamışlardı sosyal medya hesaplarından ve filmi yönetmenleri de o gün için
adını hiç duymadığımız Matt Binetti Olpin ve Tyler Gillett diye iki genç sinema sever ve gerçek birer slasher ve tabi ki Scream hayranı gençler bunlar hatta
Youtuber sinemacılardı.
Yani sinemaya youtuberlıktan geçme isimlerdi.
Ve yepyeni bir kadroyla Çığlık 5 karşımıza çıktı 2022 yılında.
Elbette ilk Çığlık filminden daha iyi diyemem ama...
Mükemmel bir filmdi bence.
Yani bir film olarak 96 tarihli çığlığın sinema tarihindeki önemini dikkate almadan yorum yapacak olursak yani ikisini yan yana koyacak olursak bence ilk filmden
bile iyi bir filmdi. Bir çığlık filminin sahip olması gereken her şeye sahipti.
Bunlara ek olarak efsanenin üzerine iki büyük katkı yapıyordu.
Neydi bunlar biliyor musunuz? Birincisi Bakınız ilk çığlıkta ne dedim az önce?
Korku filmi severlerin üzerinden giden bir filmdi çığlık filmi.
Bu film ise çığlık severlerin üzerine bir şeyler inşa ediyordu.
Yani sadece türü ya da alt türü sevenler değil özellikle çığlık filmlerini ve serisini sevenleri konu ediniyordu.
Eski filmin karakterleriyle yeni filmin karakterlerini bir araya getiriyordu.
Ve şöyle de bir durum var.
2020'ler sinemasının ayırt edici bir tarafı var.
Bakınız burada artık yani film sadece kendi külliyatına, kendi türüne, alt türüne katkı yapmıyor.
Sinema tarihine de bir katkı yapıyor.
Nasıl bir katkı o biliyor musunuz?
Ben bunu başka filmlerde de bu katkı var.
Onu da hatırlatacağım şimdi size.
Sinema tarihinde 2020'lerden önce hiçbir dönemde Dönemler ötesi devam filmleri yapılmamıştı arkadaşlar.
Ne demek bu? Mesela 90'larda Jurassic Park'lar yapıldı.
2020'lerde dönemler ötesi devam filmleri yapıldı.
Yepyeni baş karakterler ortaya çıktı.
Ve filmler bir noktadan sonra 90'lardaki filmlerin baş karakterlerini yeni serinin devam filmlerinin baş karakterleriyle birleştirerek
Dönemler ötesi bir efsane yaratmış oldu.
Jurassic Park bunu yaptı mesela arkadaşlar.
Gayet de güzel yaptı.
Terminatör de bunu yaptı.
Sarah Connor yıllar sonra dönemler ötesi devam Terminatörlerinde oynadı.
İşte Çığlık 5 filmi de 90'lı yılların filmlerindeki baş karakterleri.
dönemler ötesi çığlık filmlerinin baş karakterleriyle bir araya getirdi.
Çok sayıda sinema sever ve seri hayranı bunu çok da doğru bir hamle olarak görmediler belki ama bence nefis bir hamleydi ve kesinlikle çalışıyordu.
Tüm bunları ek olarak bir nokta daha belirteceğim.
Çığlık 5 bir konuda daha bir atılım yaptı.
O da neydi biliyor musunuz? Scream serisinde ve hatta bu alt türde Bazı güvenli limanlar vardır.
Mesela karakterler katilden kaçarken kalabalığın arasına karışmaya çalışırlar.
Yani bir restorana girdiniz, bir kafeye girdiniz, bir markete girdiniz orası güvenlidir.
İşte çığlık 5'te ve onun devamı 6'da karakterler kalabalık yerde öldürülmeye devam ettiler.
Bir güvenli liman gitti.
Yani çığlık 5 ve bunun hemen hemen...
Tüm içeriklerini barındıran 2023 tarihli çığlık 6 filmleri.
Bakınız bu iki film diyorum serinin hayranları tarafından çok da başarılı bulunmamış olabilir.
Ama bence şahsi fikrim 5 ve 6 harikaydı ancak ondan sonra çok tatsız şeyler oldu.
Ne oldu? Filmin baş karakterini oynayan Melissa Barrera İsrail karşıtı bazı açıklamalar yaptı sosyal medya hesabından.
Ve bunun üzerine de yapım şirketi Melissa Berera'nın yapılacak devam filminden çıkarıldığını duyurdu.
Ve bunun üzerine de Jenna Ortega yani Berera'nın karakterinin kız kardeşini oynayan oyuncu da ben de projeyi bırakıyorum dedi.
Ancak bu açıklamadan bir süre sonra Ortega'nın açıklaması yani Gerekçesi Janet Ortega'nın film takvimine uymadığı sebebiyle projeyi
bıraktığı gibi başka bir gerekçeyle biraz böyle bulandırılmaya çalışıldı arkadaşlar.
Şimdi bunun hangisi gerçek bilmiyorum ama bence kıvırttılar ya da belki de Janet Ortega'nın Ajansı belki de onu uyarmıştır.
Bak sen böyle yapıyorsun ama bu senin hani kariyerini zedeleyebilir gibilerinden belki de onu uyardılar ki ilk başta Jenna Ortega'yı herkes takdir etmiş.
Güzel doğru bir duruş diye.
Neyse yani bir şekilde ikisi de projeden ayrılmışlar ve bunun üzerine de eski projelerin başrolü New Campbell Sidney karakterini oynayan ki 5.
bölümde kendisi de yer almıştı yani rol almıştı.
6. da yoktu. Orada ücret konusundaki anlaşmazlıklar sebebiyle New Campbell 6.
bölümde olmayacak diye bir açıklama da yapılmıştı.
Ondan sonra da New Campbell yapım şirketine gidip tamam siz eski oyuncularla Devam etmiyorsunuz bir şekilde yani onlar ayrıladı siz kovdunuz nasıl olduysa oldu.
Her neyse gelin yeni bir film yapalım ve bu filmi de benim karakterimin üzerine yapın diye şirkete bir teklif götürdüğünü duymuştuk ki.
Kimi kesim tarafından New Campbell'ın bu girişimi bir anlamda sırtından bıçaklamak olarak isimlendirilmişti arkadaşlar.
Yani New Campbell'ın yapım şirketine bir tepki almasını ve yeni rol arkadaşlarının tarafında durmasının gerektiğini düşünenler vardı.
Ancak New Campbell hiç de böyle davranmadı yani gayet böyle.
Kendi kariyerini düşünüp seriyi bir şekilde devam ettirmek istediğini anlıyoruz ama ben kendisine çok da kızamıyorum aslına bakarsanız.
Neticede bu profesyonel bir iştir.
Çığlık serisi efsanevi bir seridir.
Bir şekilde devam etmesinin istenmesi gayet normal bence.
Yani New Campbell'ın bu girişimi evet çok da hoş değil yani.
Tabii artık yaşı da...
Biraz ilerlemiş bir oyuncu olduğu için ki Çığlık serisi dışında New Campbell'ın çok da başarılı olduğu başka projeleri de yok aslına bakarsanız.
Oyunculuk kariyerini devam ettirmesinin belki de tek yolu budur.
Yani ondan dolayı çok da kızamıyorum da New Campbell'a.
Neyse bir şekilde Çığlık 7 filmiyle karşımıza geldi.
Son olarak şöyle bir haftanın gündemi başlığı var.
Bir grup sinema sever.
Filmin galasının yapıldığı sinema salonunun kapısına gitmişler.
İşte afiş asmışlar, bağırmışlar, çağırmışlar.
Filmi boykot ettiklerini açıklamışlar.
Sosyal medyada da bunun üzerine paylaşım yapanlar olduğunu biliyoruz.
Yani kabaca bir aratırsanız yani işte çığlık yeri boykot diye.
Yani bu filmi boykot eden belli bir sinema sever kitlesi de var mı?
Var arkadaşlar. Çok geniş bir kitle değil gördüğüm kadarıyla ama yine de Çığlık serisi ve New Campbell'ın bu gelişimi belli bir kitle tarafından eleştirilmiş durumda.
Yani bunu da belirtmiş olayım ama o haklıydı bu haklıydı bu başka yani bu konuda fikirlerimiz olabilir.
Seri burada bitmeli bir daha yapılmamalı diyecek halimiz yok.
Evet özetleyebildim mi bilmiyorum görüyorsunuz yani çok sayıda detay var gerçekten.
Gelelim Çığlık 7 filmine.
Nasıl bir film? Ortalama üstü bir film.
Yani asla kötü bir film değil bence.
Çığlık 5 ve 6 filmleri kadar iyi değil ancak.
Yani onların bence yanına bile yanaşmaz.
Ama yine de iyi bir film.
Scream filmi deyince aklımıza gelen neredeyse bütün detayları, öykü akışı, karakterler, küçük korku filmi numaraları, klişeleri kullanışı...
Aynı zamanda hayranlıktan gitmesi, eski karakterleri kutsayışı vs.
yeterince gerilimli, yeterince sürükleyici, güzel, sürprizli ve bir anlamda bu filmler neticede totalde sürprizli film ya bunlar.
Sürprizli film bir şekilde katili bizim anlamamamız lazım değil mi?
Zaten Slasher'da bu vardır ancak Scream serisinde çok önemli noktalardan bir tanesidir bu.
Bu mutlaka filmin içerisinde söz konusu edilir.
Yani sevgilinle ne kadar zamandır birliktesin?
6 ay. Hiç de yeterli bir süre değil.
Onu tanımıyorsun. Bak senin sevgilin katil olabilir.
Hatta şu arkadaşın katil olabilir.
Bu katil olabilir. Gibilerinden replikler de vardır zaten her zaman Scream bölümlerinde.
İşte bu küçük detaylar yani hepsi filmde yerli yerinde.
Güzel akıyor, pırıl pırıl gidiyor.
Bence yani kötülenecek bir film değil diyorum.
Ortada bir boykot söz konusu.
Şirketin Melissa Barrera'yı işten çıkartması evet çok kötü.
Şirkete tepkiliyiz hepimiz yani bunu yapmalarına tepki gösteriyoruz falan ama yani bunların etkisinde kalarak Scream 7'yi puanlamam ya da duygusal bir
yaklaşımda bulunmam asla doğru olmaz.
Filmden iki tane detay geçeceğim.
İlginç biçimde bakınız bu çok ilginç ve aslında bu benim hoşuma gitti.
Filmin en başında bir sahne var.
Zaten bütün Scream filmleri sarsıcı bir cinayet sahnesiyle başlar zaten.
Burada da o var. Ve o korku sahnesinde az önce andığım 5 ve 6.
bölümler kutsanıyor bakınız.
Bu güzel bir şey. O filmleri de bünyesine katıyor Scream 7.
Filmin bunu yapması bende bir sempati yarattı.
Ve buna ek olarak filmin...
Yazarı ve yönetmeni Kevin Williamson pardon bunu da belirtmedim şimdi belirteyim hemen.
İlk filmi yazan senarist Kevin Williamson dedim ya o iki filmi yapan yönetmenler de projeden ayrılmıştı.
Ondan sonra şirkette Kevin Williamson'a yani öncü filmi yapan senariste getirmişti projeyi gel sen yönet demişlerdi ve o da tamam demişti.
Yani bu filmi o yazdı ve yönetti.
Film galasında hani boykotlar oldu dedim ya bağıran çağıran bir grup vardı ve Kevin Williams'a da bir mikrofon uzatılmıştı.
Bakınız böyle boykotlar var ne diyorsunuz?
Orada da son derece nazik bir yorum yapmıştı.
Yani boykotçuları asla eleştirmemişti.
Herkes fikrini dile getirebilir, tepkiler olabilir bunları anlayışla karşılayalım gibilerinden çok nazik bir yorum yapmıştı.
Bu da hoşuma gitti yani gerçekten güzel bir tavır bence.
yazıp yönetmediği 5 ve 6.
filmleri de kutsayan bir giriş kullanmış Kevin Williamson.
Bu da güzel. Ancak filmin sonlarına doğru da şöyle bir replik de var.
Baş karaktere yani Sidney karakterine diğer karakterler diyor ki bak diyor bu katiller diyor 5 ve 6'da Step vardı.
Step filmleri deniyordu.
Çalıklar öyle anılıyordu.
5 ve 6. filme takıntılı karakterler değil bu katiller bak diyor.
Sana takıntılılar diyor.
Burada da film biraz böyle 180 derece olmasa da 90 derece bir dönüş yapıyor.
Tamam film 5.
ve 6. bölümleri kutsuyor, onları takdir ediyor.
Ama yine de bizim yaptığımız ondan önceki bölümler daha büyüktür.
Demiş oluyor arkadaşlar. Bunu da belirteyim bakınız.
Filmi izlerseniz bu detaya da dikkat edin.
Evet bu hafta haftanın sinema gündemini ve Çığlık 7 filmini incelemeye ve özetlemeye çalıştık.
Çığlık 7'den yola çıkarak da Çığlık serisinin tarihini, geçmişini ve genel özelliklerini sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
