
Haftanın Gündemi, Bu Haftalık Bu Kadar: Bölüm 5
4 Nisan 2024 · 24 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündemi ve Bu Haftalık Bu Kadar'ın 5. bölümüyle karşınızdayız. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Seçim otobüsleri, seçim şarkıları, bayraklar, bağırış çağrış bütün haberler zaten seçimden bahsediyor.
Elbette yorulmuştuk, yıpranmıştık.
Biliyorsunuz şimdiden hani daha önce de söylemiştim ve elbette farkındasınızdır ki Sinematris'tlerde pek politik konulara girmek istemiyorum.
Siyaset konuşmak istemiyorum.
Zaten son derece politize olmuş bir ülkeyiz ve hatta kendimce hani mikrofonumun izin verdiği kadar sizi siyasi gündemden, politik dünyadan biraz uzak tutmaya çalışıyorum.
Ama elbette sinema...
Siyasetten politikadan uzak bir alan mecra değildir.
Elbette sinemayla siyasetin politikanın güncel gelişmelerin ekonominin sosyal kültürel sayısız durumun ve gelişmenin çok sıkı ilişkisi vardır.
Sinema tarihinden bunun üzerine ben birçok örnek verdim geçmiş programlarda.
Ancak günceli pek fazla konuşmuyordum ama bu son seçim bu 31 Mart seçimleri öylesine bir tablo ortaya çıkardı ki bunların üzerine bir şey söylememek gerçekten mümkün değil.
İşte bu haftaki program Altyazı M.K.
Baya baya siyaset konuşacağız, politika konuşacağız.
Birkaç noktaya dikkatinizi çekmeye çalışacağım.
Özellikle sektör refleksi diye bir kavram vardır.
Bu ekonomide, iş dünyasında, sanatta, politikada çok farklı alanda önem arz eden bir başlıktır.
Biraz ondan bahsetmeye çalışacağım.
Ama dediğim gibi öncelikle şu güncel sinema haberlerinden size bahsetmeye çalışayım.
Birincisi şu an dünyada Godzilla and Kong The New Empire rüzgara esiyor diyebiliriz.
Bekleniyordu film 2024'ün de en büyük, en güçlü prodüksiyonlarından bir tanesi.
Ve Amerika'da gösterime girdiği hafta sonu 80 milyon dolarlık bir hasılatla listelerinin zirvesine yerleştiği iyi bir açılış yaptı gerçekten.
Şimdi hani bu tür filmler elbette yüksek hasılat rakamına ulaşır.
Yani bütçeleri büyük, ölçekleri büyük, işte meşhur oyuncular, bol miktarda efekt falan filan.
Yani büyük prodüksiyonlar bunlar elbette.
Çok iyi olmasalar bile belli bir kitleyi sinemaya çekmeyi başarıyorlar.
İşte yeni imparatorlukta beklenen açılışı yaptı diyebiliriz.
Puanlar o kadar da yüksek değil yani muhteşem bir film geliyor falan diyemiyorum size.
Ama yine de hani izlemek isteyebilirsiniz.
Türkiye'de de... 5 Nisan'da gösterime girecek.
Yüksek olasılıkla Türkiye'de de belli bir kitleyi sinema salonlarına çekecektir.
Bu tip projeleri ben çok sevmiyorum ama ilgi gösteriyorum.
Mümkün olduğunca izlemeye çalışıyorum.
Çünkü neticede sinema dünyasına hareketlenen projeler bunlar.
Yani çok kötü olmadıkça hatta genel olarak izlenebilir, tavsiye edilebilecek filmlerden bir tanesidir diye tahmin ediyorum.
Ve Godzilla and Kong'la birlikte Hayalet Avcıları'nın son bölümü Hayalet Avcıları Ürperti de gösterimde.
Onun da hasılatı iyi gidiyor.
Ancak onun da puanları çok yüksek değil yine kötü değil ancak çok muhteşem bir film de değil herhalde puanlardan yola çıkarak yapabileceğimiz yorum.
O da işte diyorum hani gününüzü ya da gecenizi iyi geçirmenize yardımcı olabilecek prodüksiyonlardan bir tanesi olarak şu an sinema salonlarında Geşe'de.
Ve tabii ki hani anmaktan geri duramayacağımız Düğün Çöl Gezegeni bölüm 2 Türkiye listelerinde hala birinci sırada en çok izlenen film bu arada başka birçok film gösterime girmiş olmasına rağmen elbette
hala çok övülüyor. Bütün sosyal medya Düğün Çöl Gezegeni bölüm 2 ile dolu diyebiliriz.
Fırtınası hala dinmedi ve devam ediyor.
Bir tane de merakla beklenen film hatırlatalım.
Yakın zamanda yeni fragmanı görücüye çıktı.
Beter Böcek projesi.
Eylül 2024'te, burada daha birkaç ay var aslında ama uzun süredir anıyoruz, tekrar tekrar hatırlatıyoruz.
Hem Beter Böceği'nin kendisi zaten bir kült yani 80'li yıllarda gösterime girmiş, tüm dünyada çok sayıda sinema sevinin ilgisine, sevgisine mazhar olmuş bir film.
Ve özellikle de Beter Böceği'nin bu kadar konuşulmasının sebeplerinden bir tanesi de çok sevdiğimiz sinema tarihinin önemli yönetmenlerinden bir tanesi olan Tim Burton'ın bir süredir çok da
güçlü işlerle karşımıza gelmiyor olması.
Yani hani onu sevenleri bizleri biraz üzüyor olması aslında.
İşte bu proje Tim Burton'ın dönüşü olabilir gerçekten.
O eski çok sevdiğimiz Tim Burton'ı tekrar karşımızda görmeyi umuyoruz.
Beter Böcek 2 projesiyle.
Fragmana göz atmak isteyen sinema sever arkadaşlar olabilir.
İnternette çok kısa bir aramayla filmin yeni fragmanını görebilirsiniz.
Onu da buradan hatırlatmış olalım.
Şimdi çok fazla konuyu bir arada getirip bu haftalık bu kadar yapmaya çalışacağım.
Şimdi seçim dedik ya. Şimdi elbette hukuk devleti ilkelerine dayalı layık demokratik hemen hemen herkes elbette hepimiz bu seçim sonucundan son derece mutlu olduk değil mi?
Şimdi bunu itiraf edelim. Son 20 yılda Türkiye çok farklı bir politik atmosferi girdiği çok farklı politik dengeler söz konusu Türkiye'de.
Bir kutuplaşma söz konusu.
Bunun da altından bu başlık altında anılabilecek çok fazla şey var.
Ancak gördüğümüz kadarıyla bu tablo değişiyor gibi görünüyor.
Bakacağız göreceğiz hani politika atmosfer nasıl devam edecek ilerleyen aylarda yıllarda.
Uzun bir süre seçim yok.
2028'e kadar hani bir anlamda oh be diyoruz değil mi?
Çünkü seçim her şekilde bir gerginliktir.
Her şekilde bir belirsizlik atmosferidir.
Bundan kurtulmak güzel ve iyi bir yola girdi gibi görüyoruz Türkiye'yi şimdilik.
Ancak şöyle bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.
Ben şimdi sektör refleksi dedim ya.
Sektör refleksinin hemen bir tanımından bahsedelim ve ondan sonra da bu haftalık bu kadar da özellikle bahsetmeye çalışacağım noktaya geleyim.
Sektör refleksi adı üzerinde denebilir aslında biraz.
Herhangi bir sektörün içerisinde bulunulan zamandaki sosyal, kültürel, ekonomik, politik gelişmelere karşı tutturduğu bakış ve bir anlamda gösterdiği refleks gerçekten
adı üzerinde. Şimdi sinema açısından bu tanıma bakacak olursak.
Türkiye'nin son 20 yıldır içerisinde bulunduğu bu duruma karşı nasıl bir tepki aldığı, nasıl bir tavır aldığı daha da açık ve net ifade etmeye çalışayım.
Türkiye'nin içerisinde bulunduğu durumu anlatan ne kadar film izliyoruz, kaç tane film izledik, kaç tanesi kalıcı oldu, kaç tanesi gerçekten Türkiye'nin son 20 yılı ile ilgili önemli tespitler yaptı.
Şimdi bu soruya net cevaplar vermek çok zor.
Hatta veremiyoruz diyebiliriz.
Çünkü hani neden sesine girmeyeceğim?
O çok apayrı bir program olur. Üzerine çok fazla şey söylemek gerekir.
Ancak kabaca hani Türkiye'nin belli bir baskı politikasıyla yönetiliyor olmasını buna sebep olarak gösterebiliriz kabaca.
Ancak yok gerçekten Türk sineması Türkiye'nin içerisinde bulunduğu politik atmosfer üzerine güçlü filmler ortaya çıkarmadı diyebiliriz.
Ve bundan dolayı da şahsen ben kendi adıma söylüyorum.
Ki birçok sinema severin birçok sinemacının da bundan elbette şikayetçi olduğunu biliyorum.
Hani sinema görmezden geliyor arkadaşlar.
Türk sineması Türkiye'nin içerisinde bulunduğu durumu çoğunlukla görmezden geliyor.
Hatta sinemalara bakacak olursak çok sayıda işte çocuklar için daha çok gençler için yapılan animasyon filmler, aile komedileri.
Hani sula zırtlak diyebileceğimiz yani çok da böyle aslında sevmediğimiz şahsen benim çok da sevmediğim en önemli örneğini Recep İvedik olarak görebileceğimiz hani Recep İvedikist diyelim mi diyebiliriz.
Filmler bol bol gösterime giriyor.
Yeşil Çavuş Ünü eski.
Böyle dramlar, komediler falan gösterime giriyor falan.
Şimdi bu filmlerin tamam hani bunlar olacak elbette.
Her sektörde, her ülkenin sinemasında para kazanmak için, eğlendirmek için yapılan, genel geçer böyle çok da önemli olmayan çok sayıda film yapılır elbette.
Hatta bir sinema sektörünün tahminen net rakam vermek zor ama %90'ı zaten bu filmlerden oluşur.
Yani bu Hollywood'da da böyle, Kuzey'de de böyle, Japonya'da, Kore'de de böyle, Çin'de de böyle, Hindistan'da da böyle.
Nereye gidersen git bu böyle.
Ama o artan bir %10 vardır.
Bir artan %10 daha politik, daha sosyal, daha entelektüel, daha sanatsal, daha kalıcı, daha özenli, biraz daha böyle prestij yaratan, saygınlık uyandıran bir %10 her zaman
vardır ve olması lazımdır.
Türkiye'de de bu yok değil aslında elbette.
Zeki Demirkubuz'un, Nuri Bilge Ceylan'ın, Reha Erdem'in, Yavuz Turgul'un biraz daha seçkin, biraz daha güçlü sinemacıların yaptığı filmler elbette var.
Ancak bu filmlere de baktığımızda çok da politik, çok da sosyal, çok da siyasi içerikte olduklarını görmüyoruz.
İşte bu da beni biraz kırıyor.
Mesela Nuri Bilge Ceylan kan film festivalinde ödül aldığında ne demişti?
Benim güzel yalnız ülkem demişti değil mi?
Bir cümlelik bir şeydi bilgi.
Ancak... Yine de son derece çarpıcıydı ve konuşulmuştu.
Bilmiyorum hatırlıyor musunuz ki o zamanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül daha sonra Nuri Bilge Ceylan'la birlikte sahnede olduğunda demişti ki hani o kadar da yalnız değil gibilerinden bir şeyler söylemişti.
Bakınız tam bugün işlemeye çalıştığım o sektör refleksi kavramına bir örnek.
Bir yönetmen bir şey söylüyor ve ülkenin Cumhurbaşkanı buna tepki veriyor.
Tepki derken bir itiraz anlamında söylemiyorum.
Yani işte refleks gösteriyor diyeyim.
Ona bir şekilde bir cevap veriyor.
İşte bu kadar önemli.
Bu sadece sinemada olmayabilir.
Yani müzik dünyasında olabilir, spor dünyasında olabilir, başka sanat dünyasında herhangi bir alanda olabilir.
Ancak bu önemli bir şeydir.
Neticede bir ülkenin sporu, sanatı, farklı tüm mecraları...
Ülkenin siyasi politik gelişmelerine yorum yapar, yapmalıdır, bir anlamda sorumluluk üstlenip o halkın öncüsü olan kişiler olarak, entelektüel, avangard kişiler olarak bu konu
üzerine bir şeyler söylemeleri beklenir, bir tavır koymaları beklenir.
Ancak bu da yetmez.
Bunlar üzerine...
üretimler yapmaları beklenir ancak diyorum Türk sineması bu açıdan son derece geri durduğu için evet dürüstçe söyleyelim belki de korktukları için çekindikleri sakındıkları için bunu yapmıyorlar ancak
bu gerçekten Türk sinemasının önemli eksikliklerinden bir tanesidir bunu söylemeden edemeyiz şimdi bunun ötesine geçerek de şunu söylemeye çalışıyorum hani ben sinematristlerde çok nadiren popüler
Türk sineması örnekleri üzerine programlar yaptım.
Mesela işte geçtiğimiz zamanlarda İstanbul İçin Son Çağrı filmi üzerine mesela bir program yapmıştım ki hani yılın en kötü filmlerinden bir tanesi olarak anmıştım bu filmi.
Evet gerçekten de öyle hala aynı fikirdeyim.
Şimdi mesela o popüler bir film yani suya sabana dokunmak gibi bir kaygısı olmayan işte politiktir, siyasidir, ekonomiktir, kültüreldir falan hiçbir o tip kaygıları olmayan bir film.
Olsun önemli değil. Yani iyi bir film olsaydı ben o filmi överdim.
O ayrı bir konu. Ancak İşte çok da arkadaşlar şey elim gitmiyor yani hani açayım işte şu an popüler olarak hangi film var sinemada?
Bir Türk filmi hadi gideyim izleyeyim.
İnanın elim gitmiyor. Zerre kadar beni bakın bunu üzülerek söylüyorum.
Bir kibirli bir duruş sergilemeye çalışmıyorum.
Yanlış anlamayın ama filmlerin büyük çoğunun gayet vasat ve kötü örnekler olduğunu biliyorum.
Bana verecek tırnak içinde hiçbir şey olduğunu düşünmüyorum.
Bana verecek derken de işte diyorum yine politik, sanatsal, entelektüel falan onu kastetmiyorum.
Yani eğlenemeyeceğimi de biliyorum.
Bana hiç eğlenceli de gelmeyeceğini biliyorum.
Bana iyi vakit geçiremeyeceklerini de biliyorum.
Ondan dolayı ya hiç böyle o kadar...
As film ilgimi çekiyor ki ne yazık ki Türk sinemacıların elinden çıkıp karşımıza gelen ve bu gerçekten beni üzüyor.
İnanın ki üzüyor. Bakınız sinematrist artık yani neredeyse 4 yıla yakın zamandır yapıyoruz artık arkamızda.
Hani fena olmayan bir külliyat oluştu diyebilirim.
Beni sürekli dinleyen arkadaşlar farkındadır ki.
Türk sineması üzerine özellikle belli yönetmenlerin diyorum işte Nuri Bilge Ceylan gibi, Zeki Demirkoğuz gibi daha öne çıkan yönetmenlerin bir filmi olduğunda onlara özellikle mutlaka programlar ayırıyorum, onlardan uzun uzun
bahsediyorum. Keşke başka birçok film üretilse de Türk sinemasında.
Çok iyi, çok güçlü örnekler ortaya çıksa da illa entelektüel içerikli salat filmi hani diyoruz ya böyle öyle olması gerekmiyor.
Eğlendiri açısından da bir kişi sineması örneği olarak da keşke böyle bir sürü özenli film çıksa da izlesek, üzerine program yapsak, konuşsak falan.
Mesela bir kişiden daha örnek vermeye çalışacağım.
Cem Yılmaz. Cem Yılmaz'ın yaptığı en son film üzerine ve Cem'in özenine ben birden çok program yaptım mesela.
Ancak çok vasattı bence ve bir dostum, bir sinemacı dostum isim vermeyeceğim.
Nefis bir laf söyledi Cem Yılmaz'ın son filmi üzerine dedi ki ya ben Cem Yılmaz'dan neden sanat filmi izliyorum ki dedi.
Şimdi Cem Yılmaz'ın son filmi tam olarak sanat filmi değildi aslında da böyle farklı bir tonda bir filmdi.
Ama şimdi bakın bu çok güzel bir şikayet bence.
Ya ben Cem Yılmaz'dan niye sanat filmi izliyorum ki?
Cem Yılmaz Türkiye'de çok büyük bütçeleri toplayabilecek ve harcayabilecek.
Sektördeki hem teknik zenginliği hem ekonomik zenginliği hem prodüksiyon ölçeğini bir araya getirip kocaman, eğlenceli, güçlü, güzel, gişe filmleri yapabilecek nadir isimlerden bir tanesi.
Ancak o bile bunu yapmıyor.
Şimdi ben size soruyorum ki yani kendi kendinize cevap vermenizi rica ediyorum.
Türk sinemasında gerçekten böyle keyiflice bir eş dost arkadaş aileyle falan toplaşıp gidelim hadi izleyelim eğlenelim güzel vakit geçirelim diyebileceğiniz ancak aynı zamanda özenli
olup izleyicisine gerçekten çok iyi bir şeyler sunmayı hedeflemiş kaç tane gişe filmi hatırlıyorsunuz?
Bir yılda gösterimi giren.
Bu da yok. O açıdan da Türk sineması fakir.
Hani bu açıdan Türk sineması zengin olsa çok iyi hasılatlar...
Yapan hem saygınlık uyandıran hem sevilen hem de hani az çok bir şeyler de söyleyen böyle diyorum hani o sektör refleksi kavramı başlığı altında alabileceğimiz bir şeyler de söylemeye çalışan kaç tane
film atılıyoruz gerçekten çok az.
Şimdi bunun üzerine şuna da bir dikkat çekmek istiyorum yakın zamanda sektör refleksi açısından önem arz eden projeler aslında sinemadan değil daha çok televizyondan geldi şimdi doğruya doğru.
Yine isim vermeyeceğim. Bunların hiçbirini izlemediğim için üzerlerine direkt yorum yapamayacağım ama bazı diziler siyasi politik içerikleriyle ya da içerisinde bulunduğumuz.
Kutuplaşma iklimiyle ilgili bir şeyler söyleyen diziler oldular bunlar.
Biraz daha son 20 yıldır içerisinde bulduğumuz daha muhafazakar, daha İslami siyasetin etkisindeki toplumsal kitlelerle ilgili ya da daha sosyal demokrat, hani daha seküler diye isimlendirilen
kitleler ve kişilerin karşı karşıya gelmesiyle ilgili öyküleri anlatmaya çalışan diziler ortaya çıktı.
Bunlar belli bir tartışma yarattılar gerçekten.
Gündemde konuşuldu uzun uzun.
Bu işte tam sektör refleksi dediğim kavram bu aslında.
Bu güzel. bir şey önemli ve üzerinde durulması gereken bir şey ancak ben o dizileri de çok da önemli görmüyorum çünkü Türkiye 22 yıldır bir siyasi iktidar tarafından yönetiliyor
ve söz konusu eğilimin 20 yılı geçkin bir süredir ortada olduğunu gayet iyi biliyoruz peki bu 20 yıl boyunca bu dizileri yapanlar bu senaryoları yazanlar ya da bu yapımcılar Neredelerdi
ya da Türk sineması ya da Türk televizyon sektörü 20 yıldır neredeydi?
Kaç tane bu gibi proje yapıldı?
Bunlar konuşuldu. Bunlar üzerine ciddi laflar söylendi.
Neden şimdi yapılıyor?
Yine kötü bir şeydir demiyorum ama şu an yapılıp üzerine konuşulması çok geç değil mi?
Ya da korkuyorlardı da çekiniyorlardı hani bir şeyler bunun üzerine projeler yapmaktan kaçınıyorlardı da şimdi yapmalarına sebep olan ya da yapma hani gücü bulmaları da sebep olan şey ne?
Bunlar hep soru işareti bunların üzerine ayrı analizler yapmak lazım bir şeyler söylemek lazım ancak kendi adımı söylüyorum çok da değerli bulmuyorum hatta biraz popülist buluyorum yani sanki.
Bu kadar uzun süredir bir şey söylemiyoruz.
Aman kaçınalım o alanlara pek de bulaşmayalım.
Onun üzerine bir şeyler söylemeyelim.
Ancak şimdi bu artık çok ayyuka çıktı.
Buradan prim yapılabilir.
Ya da şu an bunun üzerine bir şeyler yaparsak biraz daha fazla konuşuluruz.
O konuşulmalar baskının ötesine geçer.
Ondan dolayı çok da fazla zarar görmeyiz gibi.
Tamamen bakın şu an akıl yürütüyorum.
Duyduğum bildiğim bir şey falan yok.
Bir fikir yürütme olarak bunları söylüyorum.
Ancak her şekilde bu bir sektör refleksi olacaksa da bunun altındaki niyetin Daha çok popülist olduğunu düşünüyorum ben.
Yani bir tepki gösterme ya da bir tespit yapma ya da ülkenin panoramasını çıkarma, bir resmini çıkarmak gibi bir niyetten çok bundan bayağı ekonomik olarak faydalanmaya çalışılma eğilimi görüyorum.
Ben ondan dolayı çok da samimi bulmuyorum ve tüm bunları da toplayacak olursam kendi adıma söylüyorum.
Kendi sinemama kırgınım biraz.
Beni anlatmıyor Türk sineması.
Kendimi ortalama bir Türk vatandaşı olarak elbette ülkemdeki her türden politik diyorum ekonomik kültürel sosyal gelişmeden etkilenen hayatının bunların biraz paralelinde biçimlendiği bir vatandaş
olarak tanımlayacak olursam kendimi.
Kırgalım sinemama diyorum beni anlatmıyor benim dertlerimi anlatmıyor benim çevremdeki insanların dertlerini anlatmıyor.
Ekonomik kriz mesela çok ciddi bir ekonomik kriz içerisindeyiz değil mi?
Son 2-3 yılda iyice ay yok açıkta son yıl artık dayanılmaz hale geldi diyoruz tüm haberler tüm sosyal medya bundan bahsediyor mesela.
Türkiye'de ekonomik krizle ilgili ya da söz konusu iktidarın ekonomi politikaları ile ilgili ne kadar tespit içeren filmler üretimler yaptı Türk sineması?
Yok böyle bir şey. Bildiğimiz kadarıyla yok yani.
Bunun ötesinde söz konusu sektör refleksi kavramında sadece politik ya da kültürel değil, sosyal yapı, ülkedeki kutuplaşma en önemli noktalardan bir tanesi.
Sürekli bunu anıyoruz değil mi?
Türkiye kutuplaştı. Bunun üzerine ne kadar film biliyoruz, ne kadar sektör refleksi başlığı altında anılabilecek projeden bahsedebiliriz.
Gerçekten çok az değil mi?
Çok az varsa da hani gözden kaçıyordur.
Etkili değiller yani güçlü değiller.
Ondan dolayı diyorum sinemama biraz kırgınım, üzgünüm sinemamın beni anlatmadığını, beni temsil etmediğini düşünüyorum.
Ondan dolayı yine baştaki sohbete bağlayacağım.
Yani sinemada bir sürü Türk filmi gösterime giriyor.
Ancak yani neredeyse diyebilirim ki benimle çok da alakası yok o filmlerin.
Ne beni eğlendirmeyi vaat ediyorlar, ne beni anlatmayı vaat ediyorlar, ne de benim içerisinde bulunduğum sektör refleksi kavramıyla kendimi bağdaştırabileceğim konulara giriyorlar, öykülerden bahsediyorlar.
Yok böyle bir şey yani. Ancak inanın ki sinema tarihinde o kadar büyük sektör refleksi örnekleri var ki bunun üzerine ayrı bir program yapmam gerekir.
Yani çok fazla şey söylenebilir.
Bugün girmeyeceğim sinema tarihine ancak bu çok önemli bir konudur.
Güçlü bir konudur. Üzerine araştırmalar yapılması gereken ki yapılıyor.
Çok küçük bir parantez açayım diyorum.
O da ayrı bir konu. Ben bazı akademik ortamların yayınların takipçisiyim.
Arada bir bana doktora tezleri falan geliyor.
Yani okuyorum işte Türk dizilerindeki kadını, rolü işte Türk aile yapısı dizilerde sinemada nasıl işleniyor falan diye akademik çalışmalar geliyor benim karşıma.
Onları okuyorum, inceliyorum. Yani aslında akademisyenlerimiz bunun üzerine çalışıyorlar.
Çalışmıyor değiller ama... Akademik dünya gerçekten halktan Türkiye'de çok kopuk olduğu için bu çalışmalar değerli ya da belge niyeti taşıyor olsalar da aslında halkla alakaları yok.
Yani halka ulaşmak istiyorsanız elbette bir şeyde sinema yapacaksınız, film yapacaksınız, insanlara bu filmleri duyuracaksınız.
İşte o zaman biz buna daha bir sektör refleksi diyebiliriz.
Bu da olmadığı için sinema tarihindeki bu önemli örneklerin yanında ne yazık ki Türk sinemasını pek de anlamıyoruz.
Son olarak şu noktayı dikkate çekerek konuyu bağlamaya çalışacağım.
Şimdi Yeşilçam'da böyle değildi.
Şimdi birçok sinema sever hani ah ah nerede o eski filmler nerede Yeşilçam eskiden Türk sineması çok iyiydi diye iç geçiriyorlar.
Bunu biliyorum ben o fikirde değilim yani Türk sinemasının kötüye gittiğini düşünmüyorum.
Bugünün Türk sinemasının Yeşilçam'dan daha iyi daha güçlü bir sinema olduğunu düşünüyorum.
Ancak o zamanlar popülist filmler yani işte Kemal Sonallar'ın Şener Şenler'in filmleri böyle geniş kitlelerin izlediği filmlerin içerisinde bol bol politik mesajlar, kültürel mesajlar, sosyal
mesajlar, insanların içerisinde bulundukları ekonomik durum, her türden kültürel çalkantı o filmlerin içerisinde olurdu.
Hatta filmlerin büyük çoğunluğu zaten...
Bunların üzerine olurdu.
Ancak elbette o filmler popüler filmlerdi.
Yani para kazanmak için yapılan, kalıcı olması o gün için çok da hedeflenmeyen ki hepsi kalıcı oldu diyebiliriz.
Hani son derece böyle.
Bugünün Recep Yevediğinden hallice filmlerdi yani.
Çok da farklı konumda olan filmler değillerdi.
Ancak... Hepsi sektör refleksi başlığı altında anılıp saygı duyulabilecek ve özenilebilecek filmlerdi.
İşte bugün yok onlar.
Evet o açıdan Türk sinemasının kötüye gittiğini ben de kabul ederim hatta iddia da ederim.
O zamanlar bu vardı işte şimdi yok.
Yeşilçam'da gerçekten vardı ve bu harika bir şeydi.
Bugün için bile yani işte Kemal Sunal'ın Kiralık ev arayıp da ya işte bir evin aylık kirası bir memur maaşı kadar demek ki bir memurun bir ev kadar değeri yok bu ülkede gibi
replikleri savurduğu.
Bunlar tabi çok direkt mesajlardı böyle hani günümüzde artık bu tip replikler böyle filmin mesajının çok açıkça hani çok böyle direkt bir şekilde izleyiciye sunulması pek de estetik ve hoş görünmeyebilir.
Antepıtık bulabiliriz ama bu başka.
bu yani iyilik kötülük ayrı bir konu yani ama mesaj olarak konu olarak vardı böyle bir şey ve çok iyiydi artık yok dediğim gibi ben bu açıdan Türk sinemasında kırgınım üzülüyorum hani
umarım bu değişir diyorum hani bu nasıl değişir ne yöne değişir nasıl olur çok da hani bunun üzerine bir Öngörüde bulunmak zor ancak Türk sinemasının özellikle bu açıdan çok ama çok zayıf olduğunu bu noktada belirtmekten
geri duramayacağım.
Yine sohbetin başına döneyim.
Büyük bir seçim yaşadık ve Türkiye yeni bir politik atmosferi, yeni bir yola girdi gibi görünüyor.
Çok uzun süre önümüzde seçim olmayacak taa 2028'e kadar.
Şimdilik bir soluk alalım ve Türkiye'nin girdiği bu yeni politik atmosferi hep birlikte takip edelim diyorum.
Evet bu haftalık bu kadar sinemanın gündeminden birkaç haber paylaşmaya çalıştım.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
