
Haftanın Gündemi, Bu Haftalık Bu Kadar 10 Gösterime Giren Eski Filmler
21 Mayıs 2025 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, haftanın sinema gündemi ve Bu Haftalık Bu Kadar dosyamızda da eski filmlerin tekrar gösterime sunulması üzerine konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Sevilen filmler, başyapıtlar bir süredir tekrar gösterime sokuluyordu ancak son zamanlarda tekrar gösterime giren eski filmlerin sayısı arttı.
Hatta bazı haftalarda 6-7 eski filmin sinema salonlarında tekrar gösterime girmiş olduğunu gördük.
Yeni bir eğilimi gösteriyor biraz.
Sektörle ilgili bazı fikirler veriyor bize.
Ve biz sinema severlerin de film izleme dinamikleri üzerine de yeni açılımlar anlamına geliyor.
İşte bugün bu konu üzerine biraz sohbetleşmek, bazı biriken fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ancak ondan önce haftanın gündeminden kısa bir iki başlığım var.
Hemen onları sıralayayım.
Ondan sonra esas konuma geçeyim.
Bu hafta Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden, senaristlerden biri olan Ali Özgentürk 80 yaşında hayata veda etti.
Çok değerli bir isimdi.
Türk sinema tarihinin en önemli filmlerinden bir tanesi olarak kabul edilen Selvi Boylum Al Yazmalım filminin senaristiydi.
Onun dışında yakın dönemden Balalayka, Daha eski dönemlerden Bekçi ya da ilk filmi olan Hazal'ın yönetmeniydi.
1945 Adana doğumluydu.
Atıf Yılmaz, Yılmaz Güney gibi Türk sinemasının önemli yönetmenlerinin asistanlığını yapmıştı ve ilk film Hazal ile de San Sebastian Film Festivali'nde büyük
ödülü almıştı. Buradan kendisini saygıyla anıyoruz diyelim.
Bu haftanın bir başka önemli gündemi ise Cannes Film Festivali elbette geçtiğimiz hafta perdelerini açmıştı.
Şu anda da devam ediyor hem gösterimler, sohbetler, röportajlar tüm sinema dünyasının gözü kulağı Cannes'da diyebiliriz.
Bu hafta özellikle geçtiğimiz haftada belirttiğimiz çıplaklık ve kılık kıyafetle ilgili yasaklar çokça konuşuluyor Cannes Film Festivali'nde ve bir de Amerikan Başkanı Donald Trump
'ın Amerika dışında yapılan filmlere Uygulanacak olan vergi kısıtlaması da Cannes Film Festivali'nin önemli gündem maddelerinden bir tanesi.
Gerçekten uygulanacak mı ya da sektörden bu vergi uygulamasına karşı bir direniş olacak mı olmayacak mı ben takip etmeye çalışacağım ve bir gelişme olursa da sizlerle paylaşmaya
çalışacağım arkadaşlar. Evet bu hafta...
Benim gözüme çarpan önemli başlıklar bu kadar.
Kısa bir haftanın gündemi yaptık bu hafta.
Evet bu hafta da böyle olsun.
Şimdi gelelim esas konumuza.
Şimdi evet eski filmler tekrar gösterime giriyor dedik.
Bundan memnun olan bir sinema sever kitlesi olduğu bir gerçek.
Ve bu normalde yani.
Buna eleştirecek değilim.
Çünkü elbet çok önemli filmleri, görsel olarak özellikle güçlü filmleri, duygusal bağımız olan filmleri bizler zaten tekrar tekrar izliyoruz.
Ki ben geçmiş sinematristler...
filmleri tekrar izlemek üzerine de ayrıca bir program yaptım.
Bunun dinamiklerini biraz özetlemeye, açıklamaya çalışmıştım.
Hani neden filmleri tekrar tekrar izleriz diye.
Şimdi burada da evet sevdiğimiz filmleri tekrar büyük perdede, beyaz perdede izleme şansına erişiyoruz.
İlk bakışta evet bu güzel bir şey aslında.
Ancak ben bu girişimin Hiç de iyi bir şey olduğunu düşünmüyorum ve özellikle de iki ayrı açıdan bunun çok problemli bir şey olduğunu düşünüyorum.
Bu sebepleri açıklamadan önce size şöyle küçük bir sinema tarihi özeti yapmak istiyorum.
Biz sinemaya gidiyoruz, salonlarda film izliyoruz.
Onun dışındaki seçeneğimiz ne?
Evde film izlemek değil mi?
Bugün için dijital platformlar var.
Sinema tarihinin erken dönemlerinden bugüne kadar zaten...
Evde film izleme, evde sinema tüketme sinema salonlarının en büyük rakiplerinden bir tanesi olmuştu.
Birincisi mesela televizyon.
Sinemanın ilk büyük rakibi televizyondu.
Bir teknoloji olarak 1920'lerin sonunda 30'larda icat edilmişti.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 1950'lerde ise artık yaygın kullanıma geçmişti ve sinema salonlarının ilk büyük rakibi olarak ortaya çıkmıştı diyebiliriz.
Televizyondan sonra 1980'li yıllarda video teknolojisi, video home system açılımı olarak VHS kasetler, video kasetler ortaya çıkmıştı ve biz sinemayı
video kasetler ile evde deneyimleyebiliyorduk.
Bunun üzerine tabii söyleyecek çok şey var ama ben bu video üzerine kısa bir özet geçmeye çalışayım size.
Şöyle ki... Şimdi video teknolojisiyle zaten salonlarda gösterime giren filmler gösterimlerinden sonra video kasetleri basılıp piyasaya veriliyordu.
Yani siz bir filmi video kasetinden alıp evinize izleyebiliyordunuz, arşivleyebiliyordunuz ve tekrar tekrar izleme şansına erişiyordunuz.
Bu bir. İkincisi de şöyle bir konu vardı ki video çok ilgi gören bir teknoloji olduğu için Hollywood'da Sadece video piyasasında izlenmek üzere
de filmler üretilmeye başladı 80'lerde.
Bu filmler daha çok B filmi diye adlandırılıyorlardı.
A filmi sinemalarda gösterime giren görece daha yüksek bütçeli, daha...
detaylı ve özenli teknik işçilikli ve aynı zamanda daha büyük yıldızların yani tüm dünyaca tanınan film yıldızlarının oynadığı filmler anlamına geliyordu.
İşte video piyasasına verilen filmlere ise B filmi deniyordu ve bu B filmleri Daha düşük bütçeli, daha basit teknik işçilikli, o kadar özenilmemiş,
o kadar çok fazla para ve teknik harcanmamış, daha ucuz görünen filmlerdi ve aynı zamanda o kadar da parlak sinema yıldızlarının rol almadığı filmlerdi bunlar.
Hani bir parantez aslında B filmi denen kavram sadece video ile ortaya çıkmadı.
Yani sinema tarihinin videodan önceki dönemlerinde de A-B ayrımı vardı ama bu ayırımın en gün yüzüne çıktığı 80'lerdi diyebiliriz.
Video teknolojisi bu kadar fazla ilgi görünce B filmleriyle meşhur olan başka sinemacılar, oyuncular, yönetmenler ortaya çıkmıştı.
Yani B filmleri kendince ayrı bir grup olmuştu diyebiliriz.
Ayrı bir dünya olmuştu.
Peki videodan sonra ne olmuştu?
90'lardan sonra ise CD ama nasıl?
İki ayrı teknolojiyle.
Birincisi VCD, Video CD diye isimlendirdiğimiz.
son derece düşük kapasiteli olması sebebiyle de düşük görüntü kalitesine sahip bir video formatıydı VCD.
Ondan dolayı kısa bir süre kullanımda kaldı diyebiliriz.
Bir dönemi biz VCD ile geçirdik.
Şimdi doğruya doğru bir VCD dönemi vardı ama ondan kısa süre sonra hem bir teknoloji olarak icat edilen hem de bol bol filmlerin pazarlandığı, piyasaya verildiği ve arşivlendiği
teknoloji olarak DVD'nin çıkması elbette VCD teknolojisini ortadan kaldırdı ve DVD ile film izlemek, almak, kiralamak, arşivlemek gerçekten çok çarpıcı
bir yenilik teşkil etti.
Çünkü DVD'nin kapasitesi çok yüksekti.
VCD'ye göre 7 kat falan daha yüksekti ve bu yüksek görüntü kalitesi anlamına geliyordu zaten.
Ve bu da tabii önemli ve değerli filmlerin arşivlenmesi için de gayet yeterli bir...
hafıza anlamına geliyordu.
DVD halen devam ediyor.
Yani tabii o zamanlara göre çok daha azaldı ama halen gayet iyi ve kaliteli bir arşiv ve saklama yöntemi olduğunu söyleyebiliriz.
Şimdi DVD piyasaya çıktıktan sonra şöyle bir şey ortaya çıkmıştı.
Yani sinema tarihinin başka hiçbir döneminde olmayan bir şey ortaya çıkmıştı.
Şimdi DVD'lerin kapasiteleri yüksek ya.
Bir film dosyasını DVD'ye yazdırıyorsunuz.
Ancak bunun yanında O filmle ilgili başka birçok görsel materyali de DVD paketine sığdırabiliyordunuz.
İzlediğiniz filmle ilgili yapım notları, çekim arkası görüntüleri, belgeseller, hatta o filmin farklı kurguları.
Yani izlediğiniz film, atıyorum işte 2 saat, 2 saat 20 dakikalık bir kurgusu daha var.
Onu da biz DVD paketine koyuyoruz.
İşte Director's Cut ya da Alternatif Final.
İki ayrı finali var bu filmin.
Sizin izlediğinizin dışında bakın bir de şöyle bir finali var gibi çeşitli opsiyonlarla DVD paketleri zenginleştiriliyordu ve bu DVD döneminde geniş kitleler gerçekten
bu ek materyalleri...
Çok ilgi duymuşlardı yani DVD'yi cazip kılan taraflardan bir tanesi de buydu diyebiliriz.
Şimdi DVD'den sonra DVD'nin ötesine geçen diyeyim ya da hani DVD'yi biraz kenara iten yeni bir şey çıktı.
Ne çıktı? 2010'lardan sonra falan elbette dijital platformlar.
Netflix diyebiliriz elbette bunun öncüsü ve halen de en güçlü adası.
Onun dışında başka bir sürü dijital platform çıktı ortaya.
Biz artık evimizde bu dijital platformları kullanarak daha çok film deneyimliyoruz diyebiliriz.
Şimdi az önce dedim ya Hollywood.
Video kasetlerle de insanlara ulaşıyordu.
Yani televizyon sinemaya tam bir rakipken yani sinemanın müşterisini çalıyorken video kasetler tam olarak sinemanın müşterisini çalan bir kitle olmadı.
Daha çok Hollywood'u geliştiren, güçlendiren işte dedim ya B filmi yapan yeni sinemacılar ortaya çıktı.
Başka film şirketleri falan çıktı.
Biz tüketicilere ulaşması için yeni bir kanal ve yoldu o.
Yani Hollywood'u aslında destekleyen bir şeydi.
Ondan sonraki DVD teknolojisi de yine aynı şekilde Hollywood'u güçlendiren ve tüketicisine ulaşabilmesi için başka bir yol teşkil eden bir teknolojiydi.
Bu da çok güzel. Ondan sonra işte dijital platformlar çıktı, Netflix çıktı.
Bu önce bir rakipti biliyorsunuz.
Hollywood'un yani sinema salonlarının tabii salon işletmeciliğinin de çok önemli bir rakibiydi.
Bu arada yapım kısmının artık çok rakibi sayılmaz.
Çünkü Hollywood Netflix'te ve diğer dijital platformlarla da zaten artık iş birliği içerisinde.
Yani Hollywood'da üretilen birçok film dijital platformlarda da gösterime giriyor.
Ama sinema salonlarının elbette rakibi.
Tüm bu dijital platformlar.
Çünkü neticede orada bir ayırım var.
Yani bizler sinema severler filmleri ya salonda izleyeceğiz ya evde izleyeceğiz değil mi?
Burada bir rekabet durumu var.
Şimdi kısa bir tarih özeti sundum size.
Bunu da neden yaptım?
Şöyle bir durum var. Videoyla birlikte yeni bir şey çıktı ortaya.
Ne çıktı? Filmleri tekrar izleme şansına eriştik biz sinema severler olarak.
Bakınız bu çok şeyi değiştirdi.
Evet yani normalde bir filme birden çok kez gidebilirsiniz.
Yani sinema salonunda ne bileyim gittiniz bir film izlediniz.
Ben yarın bu filme bir daha geleyim.
Yani sinema salonunda o film gösterimde kaldığı sürece o filmi birçok kez izleyebiliriz.
Ancak video kaset ya da DVD teknolojisi çıkmadan önce biz sinema severler hiçbir şekilde arşiv yapamıyorduk.
Film biriktiremiyorduk.
Filmleri tekrar izleyeceksek de...
Bunu gösterimde kaldıkları süre içerisinde yapabiliyorduk.
Yani istediğimiz zaman tekrar izleyemiyorduk.
Ve buna ek olarak da evinde film biriktirmesi bir sinema severin büyük bir şey değil midir?
Hepimizin evinde mutlaka birikmiş filmler yok mu?
Bir şekilde yani hangi teknolojiyle olursa olsun fark etmez.
Evimizde film var değil mi arkadaşlar?
Hepimizin. Eminim ki var yani benim evimde hiç film yok diyen bir sinema sever olduğunu artık ben pek ihtimal vermiyorum gerçekten.
İşte bu ne şekilde oldu?
Evet video kasetle, DVD ile ve tabii ondan sonra çıkan dijital platformlara da evimizde depoladığımız film diyebiliriz.
Neticede tıklayıp açıp oradaki film arşivinden istediğimiz an, kendi gönlümüzün istediği an faydalanabiliyoruz.
Tabii bu noktada şunu da belirtmek lazım.
Şimdi bir de bu işin...
Korsan tarafı var değil mi?
Elbette var. Bir, torrent diye bir...
Teknoloji var elbette. Biz istediğimiz an internetten yasa dışı yollarla film indirebiliyoruz.
Ayrıca online film izleme siteleri var.
Bunu da biliyorsunuz elbette.
Kullanıyorsunuz ya da kullanmıyorsunuz ama geniş oranda kullanıldığını hepimiz biliyoruz.
Bunlar da bir şekilde bizim için film arşivi demek.
Yani sayısız film her an kullanıma açık durumda.
Yani bunları da katarsak, katmakta ben bir beis görmüyorum.
Evet hepimiz aslında film arşivine sahibiz arkadaşlar.
Yani filmleri istediğimiz zaman tekrar tekrar izliyoruz.
Bakınız bu çerçevede iki tane noktaya dikkat çekmek istiyorum.
Şu an anlattıklarımın kaba özeti olarak.
Bir, gelişen sinema teknolojileri ve yapımcıların bize ulaşma kanallarının bize sağladığı şeyler ne?
Birincisi evde izleyebilmek yani illa salona gitmek zorunda olmamak.
İki, tekrar tekrar izleyebilmek, depolayabilmek ve arşivleyebilmek.
Bu iki olanak gelişen teknolojilerle, farklı medyumlarda ve farklı iletişim kanallarıyla bize sağlanmış olanaklar bunlar.
Tamam buraya kadar okey miyiz?
Şimdi şunu bir düşünelim.
Biz film arşivliyoruz dedik ya bir şekilde.
İşte yapımcılar bize diyor ki sana çok sevdiğim filmleri evde izleme artık.
Gel ben sinema salonunda sana bunları tekrar sunacağım.
En başta söylediğim gibi evet bu çok güzel bir şey gibi görünüyor değil mi?
Bence değil. İki açıdan bu çok büyük sorun teşkil edecek bir girişim arkadaşlar.
Birincisi şu. Neticede Hollywood, şimdi biz müşteriyiz.
Bizi dediğim gibi sinema salonlarıyla, dijital platformlarla, DVD'lerle falan bir şekilde ürettiklerini bize sunuyor.
Ancak işin bir de üretim kısmı var.
Yani sinema severlere nasıl ulaştığı konusunu bir kenara atın.
Üretmek var. İşin mutfağı var.
Bu mutfağı Hollywood'un içerisinde belli bir...
Bütçe talep eden bir çalışma.
Yani önce Hollywood bir kere bir üretecek.
Sonra tanıtacak.
Sonra satacak. İşte bütün bu bahsettiğim teknolojiler satma ve dağıtımla alakalı şeyler.
Üretimle alakalı şeyler değil.
Üretmek zorunda Hollywood.
Peki neden eski filmler tekrar tekrar gösterime girdi?
Çünkü Hollywood zaten son 20 yıldır özellikle 90'ların sonu 2000'lerin başı son parlak dönemdi diyebiliriz.
Yani en az 20 yıldır Hollywood çok ciddi bir fikir ve proje üretme sıkıntısı çekiyor ve gelirler düşüyor.
Gelirler düştüğü için Hollywood daha çok tedirgin oluyor.
Çok büyük bütçeli filmler para kazanamıyor falan.
Ondan dolayı Hollywood yeni yeni projeler üretip bizleri tekrar film izlemeye çağıracağına eski filmleri tekrar bize sunarak bir cazibe
yaratmaya ve buradan para kazanmaya çalışıyor.
Yeniden gösterime giren filmler eğer çok para kazanırsa ve bu yapım şirketi için bir gelir anlamına gelirse o zaman bu film şirketi toplam bütçesinin bir
kısmını eski filmleri restore etmek Tanıtmak tekrar gösterime sokmaya harcayabilir ve bundan dolayı da yeni yeni fikirler, yeni yeni projeler, yeni
ve genç nesil yönetmenler parlak ve çılgın fikirler üretmeye daha az bütçe ve daha az payı ayıracaktır.
Hani biz yeni filmler yapıyoruz izlenmiyor, sevilmiyor ya da riskli ya da yeni bir yönetmen geldi parlak yeni nesil bir yönetmen çıktı o yönetmene yatırım yapmak riskli bir şey neticede.
Ama her gösterime giren eski film iyi para kazanırsa ben niye yeni yönetmene yatırım yapayım ki?
Eski filmleri tekrar gösterime sokarım.
Çok küçük bir maliyetle onları dijitale aktarırım, 4K'ya aktarırım, seslerini, efektlerini düzenlerim.
Bu şekilde tanıtırım.
En son Godfather öyle yapıldı.
Bakın 4K Godfather.
Star Wars'lar tekrar gösterime girmişti.
İşte dijital düzeltmeler yapıldı.
Efektleri yenilendi, sesleri yenilendi diye bize o şekilde tekrar satılmıştı ve bu filmlerin hepsi tekrar izlendi.
İşte bu Hollywood için eğer güvenilir bir gelir kapısı anlamına gelirse Hollywood...
Yeni yönetmenler, yeni filmler, yeni projeler çıkarmaya daha az enerji, para ve payı ayıracaktır arkadaşlar.
Ve Hollywood'tan da yepyeni sinemacıların ortaya çıkmasını engelleyecek demeyeyim.
Tamamen engellemez elbette ama biraz olsun azaltacak bir faktör olacaktır.
Bakınız bu bir. Peki ikinci sıkıntı nerede?
İkinci sıkıntı şurada.
Evet Godfather tekrar gösterime girsin.
Star Wars tekrar gösterime girsin.
İşte Interstellar, ucuz roman.
Tamam gerçekten bunlar sinema tarihi başyapıtları arkadaşlar.
Bunları büyük perdede izlemek evet keyifli olabilir.
Ancak siz sanıyor musunuz ki tekrar gösterime giren filmler sadece gerçekten tekrar izlemeye değer başyapıtlar ve değerli filmler olsun?
Sinema tarihi...
Başyapıt dolu yani çok sayıda film var.
Elbette bu yapımcılar öncelikle bizim hatırladığımız sevdiğimiz evimizde arşivlediğimiz filmleri bize beyaz perdede gösterme olanağı sunacak.
Ancak bunlar tüketildikten sonra o kadar da değerli olmayan filmler de tekrar gösterime girmeye başlayacak.
Birer başyapıt olup gerçekten çok iyi filmler olup da...
geniş kitlelerce bilinmeyen filmler tekrar bize tanıtılıp gösterime sokulmaya başlanacak ve sinema tarihi derya deniz arkadaşlar bitmez.
Tekrar gösterime girecek filmlerin miktarı çok fazla.
Ve bir süre sonra da bu yapım şirketleri elbette şunu yapacaktır.
Ucuz romanı izlettik, Interstellar'ı izlettik, Star Wars'u, Godfather'ı onu bunu tamam.
Sonra bakın şöyle bir film vardı bu çok iyi bir filmdi.
Siz belki hatırlamıyor olabilirsiniz ama bakın biz bunu tekrar gösterime sokuyoruz.
Bir gelin bakın keşfedin demeye başlayacaklardır.
Hatta inanıyorum ki çok da değerli olmayan geniş kitlelerce çok da sevili...
beğenilmeyen ama belli bir kesimin de ilgisini çekebilecek filmlerde tekrar sinema salonlarında gösterime girecektir.
Neden girmesin ki? Yani bunu engelleyecek olan şey ne olabilir?
Hiçbir şey olamaz.
Tekrar gösterime giren filmlerde artık bir filtre uygulanmasına gerek kalmayacak.
Bir maliyeti yok ki yapım şirketleri için.
4K'ya aktar işte sesini bir şeylerini bir şeyini düzelt rengini düzelt.
Bunlar çok büyük maliyetler değil.
Hele hele Hollywood için yapım şirketleri için çok küçük maliyetler.
Tüm dünyada zaten dağıtıma çıkıyorlar.
Yani binlerce on binlerce salonu çıkarıyorlar.
Yani her salona o salonun maliyetinin biraz ötesinde izleyici gelecek olsa Hollywood yine bundan para kazanacak.
Bundan dolayı da şöyle bir durum ortaya çıkacak.
Çok sayıda salona sahip sinema komplekslerini bir düşünün.
Bunlara her uğradığımızda ya da bilgisayara girip hadi illa sinema salonuna gitmemiz şart değil.
Bilgisayardan hani bu hafta gösterimde neler var diye şöyle bir tıkladığımızda biz her hafta atıyorum gösterimde 15-20 film varsa Bunların en az 3-5 tanesinin
illa eski filmler olduğunu ve aslında pek de tekrar beyaz perdede izlemek için bizde heyecan yaratmayan filmler olduğunu görmeye başlayacağız bir süre sonra.
Bir film yapacağına...
10 eski filmi tekrar 4K'ya aktarıp işte tekrar gösterime sokabilir.
Çok küçük bir maliyet yani.
Bundan dolayı da biz sinema severler zaten sinema dünyası çok fakir demiyor muyuz?
Yani izleyecek film yok, parlak film yok, Hollywood iyi fikir, iyi film üretemiyor.
Yeni ve çarpıcı fikirler üretemiyor diye şikayet etmiyor muyuz?
Zaten biz bundan şikayet ederken...
gösterimlerin bir kısmı da illa eski filmlere ayrılacak.
Bu bir alışkanlık haline gelecek yani.
Ve bana bunu düşündüren şeylerden de bir tanesi de ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Onu da belirtmek isterim. Bu DVD'ler zaten öncelikle önemli filmlerinde sinema tarihinin geçmiş dönemlerine ait başyapıtların da paketleri çok zengin oluyordu böyle.
Yani bir Star Wars DVD'si aldığınızda aman yarabbim kaç DVD onu zaten bir sürü tekrar tekrar DVD'leri yapıldı.
Yani Star Wars'un 10 DVD'lik böyle bir paket falan satılıyordu yani.
Bütün çekim arkaları, farklı kurgular, atılan sahneler o kadar zengin oluyordu ki o DVD içeriği.
Tamam şimdi Star Wars bir başyapıttır.
Yani onun DVD paketinin zengin olması Star Wars severleri çok mutlu edecektir.
Bunu anlıyorum ama bir süre sonra...
Şimdi hiç demeyeyim tabii hani her filmin seveni var yani herhangi bir şimdi isim vermeyeceğim zaten tabii belli filmlerin hayranı olan arkadaşlarımı kırmak istemem ama görece çok da değerli olmayan çok da böyle bir sinema tarihi
başçapıtı falan olarak görülmeyen filmlerin de Farklı kurguları, alternatif finalleri, çekim arkaları falan.
Yani sanki yapım şirketleri olağanüstü bir film yapmış da böyle çok geniş kitleler o filmin işte yapım belgesellerini, alternatif kurgularını, alternatif finallerini, çekim
arkalarını sanki çok merak ediyormuş da onlara hizmet veriyormuş gibi hemen her filmin çok zengin DVD paketlerini izleyicilere sunmaya başladılar.
Niye? Çünkü ellerinde öyle materyal varsa DVD'ye bas sat.
Çok büyük bir maliyet değil ki alan alsın yani.
Ama o DVD'ler pazarlanırken bakın işte şu filmin yeni bir DVD'sini çıkardık içinde bu kadar materyal var.
Ya o film ne kadar büyük ve önemli bir film ki tekrar DVD'sini satıyorsunuz.
Ama işte seven elbette sinema severler oluyor.
Kimin neyi beğenip seveceğine ya da arşivleyeceğine yorum yapmak haddimiz değil ama işte aynı şey sinema salonlarında da olacaktır.
Bu hafta vizyonda neler var diye şöyle bir tıklayıp açıp baktığımızda gösterimde o kadar galip filmlerle karşılaşacağız.
Ben eminim ki şunu diyeceğiz yani.
Ya bu film tekrar niye gösterime giriyor ki?
Ya bu film o kadar değerli bir film mi ki tekrar gösterime giriyor?
Bunu diyeceğimize inanıyorum.
Ama evet bunu dememizin bir anlamı olmayacak.
Çünkü o filmin de bir alıcısı mutlaka olacak.
İşte... Bu kanal ve yol açıldıktan sonra da yapım şirketleri tüm sinema tarihini binlerce on binlerce filmi tekrar sinema salonlarına sokmayı
bir girişim ve maliyeti gayet düşük bir para kazanma yöntemi olarak görecekler.
İşte bugün Godfather'ın ucuz romanın tekrar gösterime girmesi bunun yolunu açıyor arkadaşlar.
Yani diyebilirim ki Sinema salonları fakir, yeni yeni projeler üretilmiyor, parlak yönetmenler çıkmıyor, Hollywood'tan çok da iyi filmler gelmiyor.
Bundan sonra daha da kötü olacak çünkü Hollywood başka bir para kazanma yöntemi buldu arkadaşlar.
Eski filmlerin tekrar gösterime sokulması.
Evet bu konudaki fikirlerim, beklentilerim yaklaşık olarak böyle.
Bilmiyorum bu öngörülerim, bu endişelerim gerçek olur mu?
Ama Marvel filmlerinde hani mesela sürekli birbirine benzemesi eleştiriliyor ya.
Yapım şirketleri biraz garantici davranmaya çalışıyor.
Tutan bir formül tekrar işler diye bekliyorlar.
Ve genellikle de haklı oluyorlar.
İşte madem gösterime giren eski filmler izleniyor ve seviliyor.
Yapımcılar bize diyecek ki bir filmi tekrar izlemek mi istiyorsunuz?
Evdeki arşivden izlemeyin.
Gelin biz size sinema salonda bunu tekrar gösterelim.
Ve insanlar da gidiyor.
Bundan sonra da artık tekrar film izleme için yeni bir teknolojimiz ve olanağımız var arkadaşlar.
Hangisi? Elbette sinema salonları.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
