
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, sinemanın gündemini ve Avatar: Ateş ve Kül filmini inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda haftanın sinema gündeminden ve elbette gösterime girdiği anda da sinemanın tüm gündemini etkisi altına alan Avatar,
Ateş ve Kül filminden bahsedeceğiz.
Çok kısa iki haftanın sinema gündemi başlığı paylaşacağım.
Bir tanesi ne yazık ki çok üzücü ve gerçekten şok edici bir haber.
80'lerin ve 90'ların en sevilen, en çarpıcı yönetmenlerinden bir tanesidir.
Kariyerinde gerçekten unutamadığımız, çok sevdiğimiz çok sayıda film var.
Ve ne yazık ki geçtiğimiz hafta Rob Reiner ve eşi Michelle Singer Reiner...
Evlerinde ölü bulundular.
Onların ölümlerinden de öz oğulları Rick Rayner'ın sorumlu olduğuna dair de şüpheler var.
Polis soruşturması devam ediyormuş.
Henüz kesin bir açıklama yok.
Yani gerçekten çok üzücü, çok şok edici.
İnsanlar ne diyeceğini bilemiyor tabii ki.
Farklı farklı haberler var, spekülasyonlar var.
Neyse evet yani işin bu tarafı çok sıkıcı ama Rob Reiner'ın ne kadar büyük ve önemli bir yönetmen olduğunu hemen size kısaca hatırlatmaya çalışayım.
Mesela Jack Nicholson'la Tom Cruise'un başrolünde oynadığı A Few Good Men, Bir Kaç İyi Adam diye muhteşem bir askeri hukuk politik gerilimi vardı.
Çok iyidir gerçekten. Ve hatta yakın dönem hani modern dönem romantik komedilerin en güçlü başyapıtlarından biri olarak kabul edilen When Harry
Met Sally filminin yönetmenidir mesela.
Müthiş bir filmdir gerçekten.
Bana bir tane romantik komedi söyle onu izleyeyim.
Dese bir sinema sever arkadaşım bana.
When Harry Met Sally'i izle derdim yüksek olasılıkla.
Misery Stand By Me.
This is Spinal Tap.
Spinal Tap'ten ayrıca bahsetmem lazım ama uzun olur yani.
Oraya girersem konu çok uzar.
Yani özetle gerçekten Rob Reiner'ın efsane ve unutulmayan çok sayıda filmi vardır.
Aynı zamanda oyuncudur, aynı zamanda yazardır, aynı zamanda yapımcıdır.
Yani hepten bir...
Filmmaker olarak kabul edebiliriz.
Her zaman saygıyla ve sevgiyle anılacaktır diye burada belirtmiş olalım.
Geçtiğimiz hafta Steven Spielberg'in yeni filminin...
Fragmanın yayınlandığı Disclosure Day.
Disclosure açıklama gibi bir tam çevirisi var Türkçe'de.
Yani açıklama günü gibi çevirebiliriz ama herhalde hani Türkçe'deki adı böyle olmaz herhalde.
Dağıtımcılar farklı bir isim verebilirler gibi geliyor bana.
Ve tanıtımlarda Steven Spielberg'in yeni UFO filmi.
diye bir belirteç görüyoruz.
Şimdi Steven Spielberg tamam tanıtmaya anlatmaya gerek yok ama özellikle yeni UFO filmi diye bir belirteç varsa orada bir durmak lazım.
Neden? Çünkü Steven Spielberg kariyerinin en erken dönemlerinde yani 70'lerin sonunda 80'lerin başında E.T.
ve Üçüncü Türden Yakınlaşmalar diye uzaylı temalı iki film yapmıştı.
Ve bu filmler uzaylı temasının sinema tarihindeki en önemli yapıtları olarak kabul görmüş filmlerdi.
Yani bu bağlamda hatta şöyle söyleyeyim biraz daha detay vereyim.
Steven Spielberg'e kadar sinema tarihinde uzaylı dediğimiz tipleme hemen her zaman...
Korkutucu, istilacı, savaşçı bir imge ve olgu olarak çizilmişti.
İşte Steven Spielberg'in E.T.
ve 3. Türden yakınlaşmalar filmleri dost uzaylı kavramını sinema tarihine kazandıran filmlerdi.
Ve işte Spielberg de uzaylılara ve UFO kavramına yaptığı katkılar düşünüldüğünde işte bu son filmi Disclosure deyin.
hayli önem arz edeceğini ben şimdiden tahmin ediyorum ve bekliyorum.
Kısa ama çarpıcı bir fragman olmuş.
Merak eden arkadaşlar baksınlar diye burada anmış olayım.
Evet bu haftanın kısa sinema gündemleri bunlar.
Şimdi gelelim Avatar Ateş ve Kül filmine.
Öncelikle şundan bahsedeyim.
Şimdi bu kadar büyük bir proje, bu kadar önemli bir yönetmen James Cameron tabii.
Avatar Ateş ve Kül filmi bekleneni verdi mi?
Şu an için rahatlıkla söyleyebiliyorum evet ilk hafta sonu 88 milyon dolar hasılatla listenin ilk sırasına yerleşeceği o kesindi de yine de baya
iyi bir hasılat yaptı.
Bu 88 milyon dolar tabi Amerika'daki hasılatı.
Tüm dünyadaki hasılatı ise yaklaşık 345 milyon dolar oldu.
Bu zaten neredeyse filmin maliyeti.
Film yapım maliyetini daha ilk hafta sonu hasılatıyla çıkarmış gibi görünüyor.
Puanlar da gayet yüksek.
Bu bağlamda daha şimdiden filmin hem eleştireli anlamda hem de...
En azından ilk hafta sonu hasılatı itibariyle Gişere'de başarılı olduğunu söyleyebiliriz.
Şimdi size evrenden bahsetmeme gerek var mı arkadaşlar?
Herhalde Avatar'ın ilk ya da ikinci bölümünü izlemişsinizdir.
Avatar ile James Cameron yepyeni bir evren yarattı.
Pandora, inanılmaz bir coğrafya, inanılmaz bir canlılık.
İlk film orman, ikinci film deniz.
Burada da ateş ve kül, hep farklı ortamlar, atmosferler var.
işgalci bir dünya ve işgalci bir insanlık var.
Naviler diye Pandora gezegeninin yerel bir ırkı var.
İşte karbon temelli bir kemik yapıları olan son derece güçlü, son derece doğayla bütün yaşayan bir kendi kültürleri, inanışları, dilleri, sosyaliteleri ve onun üzerine de Avatar Suyun
Yolu filmiyle bu evreni, bu kültürü neredeyse ilk filmdeki kadar da genişletti.
Kimi sinema severlerin ikinci filmin ilk filmin gerisinde kaldığını düşündüler ama ben bu fikre katılmıyorum.
Şu bağlamda katılmıyorum.
İlk film bana göre en iyisi ve aslına bakarsanız her zaman en iyisi olacak.
Neden? Çünkü elbette Avatar 2009 yılında gösterime girdiğinde daha önce biz öyle bir şey görmemiştik arkadaşlar.
Bu bağlamda Avatar'ın ilk bölümünü...
bir başyapıt ve sinema tarihini adını altın harflerle yazdırmış bir film olarak görebiliriz.
Bunda sıkıntı yok. Elbette ikinci film ilk filmin gerisinde kalacak.
Çünkü ikinci film gösterime girdiğinde daha önce Avatar diye bir şey yapılmıştı.
Yani öyle düşünün.
Bizdeki etkisinin ve gücünün ilk film kadar olması elbette mümkün değil.
Evet ilk filmde...
Jack Sully bir askerdi.
Karşı tarafa geçmişti.
Bir naviye dönüşmüştü.
Neytiri ile evlenmişti.
Artık çoluk çocuğa karışmışlardı.
Ama peşlerinde...
Quaritch vardı. İşgalci insanların askeri gücünün albayıydı, yöneticisiydi.
Hem kendi görevini yapıyordu ama bir yandan da baş karakterimiz Jake'le, Jake Sully'le çünkü onun kendi askeriydi yani bayağı kendi emrinde çalışan bir onbaşısıydı.
Ayrıca bir mesleki de düşmanlığı var ona.
Ve Jake insanları karşı tarafa geçip yenince Quaritch için Jake bir haindi zaten.
Yani her şekilde...
cezasını çekmesi gereken bir kişiydi.
Bu bağlamda ikinci bölümde artık kendisinin peşinde Quaritch olduğu için ve baskısı da çok arttığı için Jake Neytiri'yi ve eşini ve çocuklarını alıp kendi kabilesinden uzaklaşıp
deniz navilerinin yanına giriyordu.
Orada bir başka macera yaşıyorlardı ve Quaritch'i tekrar yeniyordu.
Ancak burada ilginç bir durum vardı.
Ortada Bir karakter daha vardı.
Bu bölümde de hayli önem arz eden bir karakter.
Kim bu karakter?
Spider karakteri.
Spider karakteri Quaritch'in gerçek oğluydu.
Yani biyolojik oğluydu ama onu Jake ve Neytiri büyütmüşlerdi diyelim.
Öyle söyleyelim. Daha da detayı var ama oraya girmeyeceğim.
Neyse işte şimdi artık bu bölümde ikinci kez Jake ve Neytiri Quaritch'i mağlup düşürdükten sonra...
Artık Quaritch biraz insan tarafında prestij kaybediyor diyelim.
Yani ikinci kez Navi'leri yenemedi, Jake'i yenemedi.
Gerçekleştirmesi gereken görevi gerçekleştiremeyip mağlup düştü.
Tabi şimdi ilk bölümde de, ikinci bölümde de insanlar yenildikleri için biraz güç kaybetmiş durumdalar.
Ama kapitalizmin gücü tükenir mi?
Elbette tükenmez. Pandora'ya insanlar yepyeni bir şehir kurmuşlar.
Kocaman o şehri büyütmüşler.
Yeni askeri birlikler gelmiş.
Yeni insanlar gelmiş. Ve insanlar daha da güç kazanarak ve yeni bir askeri liderle.
Bu askeri lider Ardmore diye bir karakter ama filmde çok da önemli bir karakter olmadığı için ondan detaylıca bahsetmeme gerek yok.
Yeni bir askeri liderle tekrar insanların üzerine geliyorlar.
Şimdi Quaritch biraz şey kaybetti ya artık güç kaybetti ya.
Şimdi onun yeni bir güce ihtiyacı var.
İşte bu güçte bu filmin de gerçekten en parlak, en güçlü karakterlerinden biri Oana Chaplin'in canlandırdığı Varang diye yepyeni bir Navi klanının
lideri. Bu noktada şunu belirtmek lazım.
Şimdi biz ilk filmde Neytiri'nin klanını tanımıştık ve bu klan ormanda daha doğrusu devasa bir ağacın üzerinde yaşıyordu.
Yani bunlar orman Navileriydi.
İkinci bölümde biz başka bir Navi klanıyla tanışıyorduk.
Deniz Navileri'ydi.
Daha çok denizsel yaşıyorlardı.
Denizsel bir kültürleri vardı.
Bütün klanlar farklı bölgelerde yaşıyor ve yaşadıkları coğrafyaya göre farklı kültürler de inşa etmiş olmalarına rağmen bazı konularda hemfikir
olmuyorlardı. Çatıştıkları konular oluyordu ama...
Pandora'nın ortak inanışı, ortak bir tanrısı diyelim Eyvah diyorlar ya yine de bir ortaklık vardı bu klanlar arasında.
İşte şimdi Avatar Ateş ve Kül filminde yepyeni bir klanla tanışıyoruz ve bu klan...
Hırsız, haydut, yağmacı ve bugüne kadar gördüğümüz tüm klanların aksine Eyvah'a, Pandora'nın ortak temel kutsalına
saygı duymayan barbar bir klanla tanışıyoruz arkadaşlar.
Bu klanın adı Monk One klanı.
Renkleri farklı, kültürleri farklı, çığlıkları bile farklı.
Her açıdan bambaşka bir klan.
Son derece ürkütücüler.
Pandora'nın...
benimsediği genel gelenekleri, ahlakı, tavrı, yaklaşımı, kültürü hiçbir şekilde barındırmayıp bunun tam karşısında yer alan bir klan.
Çok iyi yani bir kere burada bizi vurdu gerçekten ateş ve kül.
Çünkü bugüne kadar hep böyle o Pandora gezgini ay ne güzel doğayla bir aradalar.
İşte yeşiller, maviler, binbir türlü bitki hayvan falan filan.
İşte o kadar da harika değilmiş demek ki Pandora.
Onun da bir karanlık tarafı varmış.
İşte Avatar Ateş ve Kül filmi bize Varang karakteriyle ve Mank Wan klanıyla...
Pandora'nın karanlık yüzünü gösteren film oluyor.
Şimdi baş kötü karakterimiz Quaritch artık kendi tarafında biraz güç kaybediyor ya.
Ona yeni bir müttefik lazım.
Bu sohbeti burada kesiyorum.
Birazdan tekrar buraya bağlanacağız.
Jake ve Neytiri artık deniz klanı ile birlikte yaşıyordu.
Ve onların yanında bir nevi evlat edindikleri spider karakteri vardı.
Ancak o bir insan. Navi bedenine bir avatara girmiş bir kişi değil.
Pandora'nın atmosferi normal insanların nefes alıp vermesine uygun olmadığı için de Spider sürekli maskeyle yaşamak zorunda kalıyor.
Zaten filmin başında küçük bir ek sahneyle James Cameron böyle şeylere çok dikkat eder.
Yani mutlaka önemli noktaları böyle vurgular.
Küçük bir sahnede belirtiliyordu zaten.
Spider'ın yani maskesinin şarjı bitiyor mesela işte.
Hani hemen maske bulunması lazım.
Nerede maske getirin aman boğuluyor falan gibilerinden.
Yani Neytiri ile Jack Sully diyorlar ki.
Bakın Spider tamam bizim çocuğumuz okey ki bir parantez açayım.
Neytiri sevmiyor Spider'ı yani Jack Sully kendi evladı gibi görüyor ama Neytiri bir türlü göremedi onu.
Neyse Jack Sully diyor ki biz Spider'ı kendi insanların arasına yollayacağız.
Bu böyle olmaz. Burada maskeyle falan yaşanmaz.
Çocukları itiraz ediyor falan.
Bir ters düşüyorlar böyle.
Olmaz falan diyorlar. Babalarına kızıyorlar.
Sonra o zaman biz götürelim Spider'ı diyor.
Ama burada olmaz diyor yani.
Böyle olmaz. Bu şekilde kabul ediyor.
O sırada da devasa bir hava klanı diyebiliriz herhalde.
İşte tam bundan bahsedecektim.
İlk film Orman Klanı.
İkinci bölüm. Deniz klanı ve şimdi de hava klanı diye inanılmaz uçan araçlara sahip çok muhteşem tasarımlarla yepyeni naviler görüyoruz bu filmde.
Bunlar çeşitli yiyecekler, içecekler, mallar falan getirmişler anladığımız kadarıyla.
Bir tür seyyahlar, tüccarlar böyle.
Onlarla birlikte Spider, Jack, Sully ve Nater'i hep birlikte toplaşıp bunların gemisine binip Spider'ı insan tarafına götürmek üzere yola çıkıyorlar.
İşte tam bu sırada da...
Korkutucu navi karakterimiz Varang yağmacı ve katil kabilesiyle birlikte bu hava navilerine saldırıyorlar.
Bunların gemileri yere düşüyor ve Jack Sally, Neytiri ve çocuklar hepsi bir şekilde ayrı düşüyorlar bu saldırıdan sonra.
Ve bu noktada Jack Sally'nin peşinde kim var?
Aynı zamanda Quaritch var.
İşte bahsettiğim artık insan tarafındaki gücünü biraz olsun kaybeden Quaritch.
Bu yağmıcı ve katil klanın lideri olan Varang ile iş birliği yapıyor.
Bak diyor sen bütün bu diğer navilerin düşmanısın.
Okey. Bu arada Varang'ın da çok güzel bir öyküsü var.
Yani neden öyle... ürkütücü bir naviye dönüşmüş.
Neden? Biri orman navisi, biri deniz navisi, biri hava navisi de bu neden bir ateş navisine dönüşmüş?
Bu filmde onun güzel bir öyküsü var.
Onu göreceksiniz izlediğinizde.
Kovalec Varanga diyor ki sen diyor senin olayın ne?
Ateş değil mi? Her şeyi yakıp yok etmek istiyorsun değil mi?
Okey. Ben diyor sana silah getireceğim.
Sen de benimle iş birliği yapıp Jack Sully'e ve o Klanlara karşı benimle savaşacaksın.
Şimdi bakınız burada enfes bir yan öykü var.
İnsanlık tarihinde ülkeler her zaman hep bu söylenmiştir.
Yani hepimizin bildiği bir tarihsel bilgidir bu.
Silah teknolojisidir.
Ülkeleri yayılmacı yapan ya da yayılmacılıklarında başarılı yapan.
Silah tüccarlığı, silah satışı ve en gelişmiş silaha sahip olan kazanır, yayılır ve düşmanlarını alt eder.
İşte burada Quaritch karakteri Pandora'nın en savaşçı klanına ateşli silah veriyor.
Şimdi onların biliyorsunuz sadece ok ve yay.
Hiçbir teknolojileri yok.
Bu yönde bir talepleri, merakları falan da yok zaten Navilerin.
Quaritch bu bağlamda yani Navilere ve Pandora'ya öyle zehirli bir Katkı yapmış oluyor arkadaşlar.
Gerçekten filmin o anlarında benim böyle tüylerim diken diken oldu.
Yani bu kadar cennetsi bir coğrafyanın bir cehenneme döneceğini görebiliyoruz yani.
Buradan görebiliyoruz. İşte onun başlangıcının da bu nokta olduğunu film öyle güzel anlatıyor ki.
İşte bu bağlamda burada Quaritch ile Varang yani kötü insan karakterimizle kötü Navig karakterimiz bir araya geliyorlar.
Ve Jack Sully ve Neytiri'ye karşı yani galip gelinmesi çok daha zor bir savaş açıyorlar.
Bundan sonra öykü inanın inanılmaz zenginleşiyor.
Öyküyü bir kenara atalım filmin güzel güçlü taraflarından kısaca size bahsetmeye çalışayım.
Şimdi bir kere temel sinema gerekliliklerinde yani kurgu, kadraj, işte renk, görüntü yönetimi falan.
Sinemayı bir araya getiren tüm teknik bileşenlerin hepsi mükemmel seviyede iyi.
Sinemanın 130 yıllık tarihinde bu noktaya gelindi.
Bu bir. İkincisi James Cameron'ın ta geçmiş filmlerinde de yani işte Abyss'larda, Aliens'larda, Terminator'larda falan da çok özen gösterdiği çok önemli bir bileşen
olan tasarım meselesi burada artık Yani Avatar'da zaten bize ilk büyülen şey o değil miydi?
O Pandora'nın coğrafyası değil miydi?
O canlı çeşitliliği değil miydi?
Öyleydi. 2'de bu daha da ileriye geçmişti.
3'te daha da ileriye geçmiş.
Sürekli zenginleştiriyor Cameron Pandora'yı.
Sürekli zenginleştiriyor.
Yeni renkler, yeni araçlar, yeni naviler, yeni canlılar.
Tüm bunları ek olarak...
Bir sürü öyküyü aynı anda anlatıyor.
Bir sürü baş karakter var.
Bir sürü yan öykü var.
Ortada bir öykü var.
Yani merkez bir öykü var ama yandaki öyküler de o kadar güçlü ki onlar da ayrı bir film öyküsü gibi zengin ve uzunlar.
Artık bu filmde arkadaşlar yani 3 saat 20 dakika baş karakterimiz Jack Sally ayrı bir öykü yaşıyor.
Neytiri ayrı bir öykü yaşıyor.
Çocuklar ayrı bir öykü yaşıyor.
Quaritch ayrı bir öykü yaşıyor.
Varang ayrı bir öykü yaşıyor.
Spider karakteri ayrı bir öykü yaşıyor.
İnsan tarafındaki o şehirde başka öyküler yaşanıyor.
En az 5 film var Avatar Ateş ve Kül filminde arkadaşlar.
Ve bunları o kadar güzel, o kadar dengeli, o kadar kusursuz bir dramatik yapıda ve metin içeriğinde anlatıyor ki mükemmel bir anlatımı var film.
Her açıdan çok iyi bir film.
Şimdi geleyim filmin zayıf tarafına ya da hani Avatar'ı sevmeyen hangi açıdan sevmeyebilir ve kendince haklı olabilir?
O konu da şu. Avatar ve tabii ki James Cameron'ın kendisi de böyle.
Klasik ve geleneksel sinemanın bir yönetmeni ve takipçisi.
Kuramsal olarak, anlatım olarak hiçbir yenilik yok filmde.
Geleneksel sinemanın...
Çok düzgün, çok iyi teknik işçilikli, harika bir devamı, temsilcisi.
İlginç olan her şey tasarımlarla alakalı.
Bunu ben Avatar filminin bir kötü tarafı olarak göremiyorum.
Ama görenlere bir şey diyemiyorum.
O sizin tercihiniz ya da sizin bakış açınız, sizin beklentiniz diyorum.
Yani sinemadan yenilik...
Farklılık, yepyeni anlatım biçimleri, bambaşka senaryo yapıları, yönetmenlik tercihleri falan bekliyorsanız hayır adresiniz Avatar değil.
Çünkü James Cameron hep öyleydi zaten yani geçmişte de öyleydi 1980'lerde de öyleydi.
Klasik ve geleneksel sinemanın kusursuz dramatik yapının bir takipçisi hatta onu...
İleriye taşıyan bir yönetmen yani bu geleneksel sinemayı en iyi yapan yönetmenlerden bir tanesi ki gişede bu kadar başarılı olmasının sırrı da bu zaten.
Dağısı bağlamında Avatar Ateş ve Kül mükemmel bir film bence.
Hiçbir eksikliğini göremedim.
Bu bağlamda vaat ettiği her şeyi fazlasıyla karşımıza getiren klasik dramatik yapının ve geleneksel sinemanın bugün için zirve örneği olmuş.
Mükemmel bir film. Yani anlatacak çok daha fazla şey olabilir ama bunlar detay olur.
İlk filmi ve ikinci filmi bence çok da iyiydi diyorsanız bile sadece ilginç tasarımlarını, bu zengin coğrafyasını ve görselliğini ve özellikle az önce belirttiğim
Pandora'nın karanlık yüzünü ilk defa karşımıza getiren film.
olması sebebiyle Avatar Ateş ve Kül filmini izlemenizi tavsiye ediyorum arkadaşlar.
Evet bu hafta sinemanın gündemiyle birlikte Avatar Ateş ve Kül filmini incelemeye ve sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
