
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, haftanın sinema gündemini konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
İşte gündemde küçük bir boşluk bulduk dedik ama bu üç hafta boyunca da birçok gelişme oldu.
Böyle bir gündemden koptuk gibi bir durum oldu.
Hemen bu hafta o açığı kapatalım değil mi?
Şimdi birincisi gösterime giren bir film var.
Bu önemli bir film denebilir.
1996 yılında Twister diye kasırga diye bir film gösterime girmişti.
Çok muhteşem falan bir film değildi ama baya bir rüzgar yaratmıştı.
Çünkü rüzgar üzerine bir filmdi, kasırga.
En azından bu felaket filmleri bir alt türdür ya.
Ara ara mutlaka örnekleri karşımıza gelir.
Tabii artık günümüzde biraz Roland Emmerich sayesinde çok daha ölçekli felaket filmleri görüyoruz.
Yani böyle dünyayı insanlığı yok edebilecek büyüklükte felaketlerden bahseden filmler izliyoruz.
Ondan dolayı bu 96 tarihli Twister filmi hani bugün için biraz küçük çaplı bir felaket filmi gibi gelebilir size ama güzel bir film değil.
Hatırımızda kaldı yani felaket filmleri başlığı altında.
İşte aradan neredeyse 30 yıl geçtikten sonra Twisters yani Kasırgalar adıyla.
bir film daha gösterime girdi.
Şimdi tam olarak devam filmi değil ama neticede onun adını kullanıyor.
Onun tavrını kullanan bir film olduğu için terbest bir devam filmi diyelim.
Kasırgalar filmi gösterime girdi ve gördüğüm kadarıyla gayet puanları falan da yüksek.
İyi bir film gibi görünüyor.
Böyle felaket filmlerine, felaket aksiyonlarına ilginiz varsa Kasırgalar filmini izleyebilirsiniz.
Şu an gösterimde olan önemli filmlerden bir tanesi de Sessiz Bir Yer Birinci Gün diye bir film.
Şimdi bunun da kısa bir geçmişi var.
Ondan bahsetmeye çalışayım.
Sessiz Bir Yer daha önce iki kez yapıldı.
A Quiet Place diye. John Krasinski bu iki filmi yönetmişti.
John Krasinski kim? Eşi kendisinden çok daha meşhur.
Hani kendisi de bunun şakasını yapıyor zaten.
John Krasinski Emily Blunt'ın eşi olarak anılıyormuş birçok yerde.
İşte Emily Blunt'ın da başrolünde oynadığı için tabii o film bayağı böyle geniş kitlelerce izlendi, sevildi.
Bir post apokaliptik bilim kurgu denebilir.
Sesi hassas olan canavarların dünyayı esir aldığı bilinmez bir gelecekte geçiyor.
Sessiz olduğunuz sürece hayatta kalabiliyorsunuz ama çıt çıkarsanız korkunç bir canavar gelip sizi öldürüyor.
Baya diyorum post apokaliptik bir tür kıyamet senaryosu denebilir bunun için.
İki tane film yapıldı ikisi de sevildi yani.
Bence çok da iyi filmler değildi ama keyifli bir seyirlik vaat ediyor diyoruz ya.
O tip filmlerdi bunlar bence ama gördüğüm kadarıyla geniş kitleler daha yüksek puanlar vermiş.
Daha çok sevmişler böyle. Puanlar çok yüksek çünkü internette.
İşte bu iki filmin devamı yapıldı.
Artık hatta kadroda filmi ortaya çıkaran Emily Blunt ve John Krasinski yok.
Yani başka yönetmen başka oyuncular.
Gördüğümüz kadarıyla bunun en başını anlatıyor.
Yani bu sese tepki verip insanları öldüren yaratıkların ilk ortaya çıktığı dönemleri falan anlatıyor böyle.
Bir korku gerilim filmi aynı zamanda bilim kurgu.
Bu tip öykülere ilginiz varsa Sessiz Bir Yer birinci gün filmini izleyebilirsiniz diyorum.
Şu an gösterimde olan bir başka ilginç film Beni Ay'a Uçur adıyla gösterime girdi bizde.
Fly Me To Boom yani hemen hemen tam çevirisi İngilizceden.
Şöyle ki tarihsel bilim kurgu filmi denebilir.
Güzel Scarlett Johansson başrolü de zaten Scarlett Johansson oynuyorsa o film önemlidir değil mi?
Elbette belli bir izleyici kitlesini çekecektir.
Filmin ilginç bir öyküsü var.
İşte 1950'lerde yani Amerika ilk defa işte uzaya açılma maceraları yapılıyor.
Nasıl kuruluyor vesaire işte Ay'a bir yolculuk yapılacak.
Bunun planlamaları yapılıyor falan ama bu yolculuk başarısız oluyor ama çok da böyle bir şeyler vaat edilmiş.
Halk tüm dünya bekliyor böyle işte Amerika Ay'a gidecek falan diyor.
Ya biz bu işi yapamadık, beceremedik.
Hani yalandan bir ayı iniş filmi çekelim.
Hani şimdilik yutturalım sonra bakarız duruma falan diye bir plan yapılıyor böyle.
Bunun üzerine bir bilim kurgu komedi filmi denebilir.
İşin içerisinde aşk öyküsü falan da var.
İlginç bir film. Puanları fena değil yani orta üstü gibi görünüyor.
Ondan dolayı hani bu tip öykülere ilginiz varsa bu filmi izleyebilirsiniz.
Sevimli bir proje gibi göründü bana yani.
Şu an gösterimde olan en önemli filmlerden bir tanesi aslında Yorgos Lantimos'un son filmi Kinds of Kite.
kan film festivalinde de gösterilmişti.
Puanları Yorgos Lanthimos'un eski filmlerine göre o kadar da yüksek değil.
Ve arkadaşlar aslında sizden özür dilemem lazım.
Yani şimdi benim gidip bu filmi izlemiş ve size anlatıyor olmam lazım ama.
İnanın ki daha önce de söyledim.
Yorgos Lanthimos'u hiç sevmiyorum.
Hatta sevmemek bir yana onun üzerine bayağı negatif fikirlerim de var.
Yorgos Lanthimos'un göründüğünden başka bir şey olduğunu düşünüyorum.
Bu filmi de er geç izleyeceğim.
Size bir şeyler söyleyeceğim. Bir nevi görev sorumluluğuyla bu filmi izleyip üzerine bir şeyler söylemem gerekiyor.
Ama bir de filmin süresini görünce 2 saat 45 dakikalık bir...
Yorgos Lanthimos filmi inanın bana böyle eziyet gibi geliyor ama en azından şu an gösterimde olduğunu eski filmleri kadar yüksek notlar almadığını yani kötü yönde eleştirildiğini ama yine
de elbette yakın dönemin en önemli yönetmenlerinden biri olan Yorgos Lanthimos'un filmi olduğu için tabii eğer Yorgos Lanthimos'u seviyorsanız ona ilginiz varsa Merhamet Hikayeleri şu an gösterimde izleyebilirsiniz
hatırlatmış olayım.
Şimdi 2024'ün en önemli filmlerinden bir tanesi olan ve geçmiş programlarda birçok kez bahsettiğimiz Inside Out 2 hala gösterimde ve birçok kez biz sinematristlerde bahsettiğimiz
gibi bu sene hani gişe getirileri çok kötü gidiyor diyorduk.
Yılın merakla beklenen birçok filmi beklenen hasılat rakamına ulaşamadı diyorduk.
Hani Inside Out 2 yüksek olasılıkla yılın en çok izlenen filmlerinden bir tanesi olacak diyorduk ve şu anki kişi başarısına bakarsak bırakın yılın en çok izlenen filmi olmayı Pixar'ın bugüne kadar
en fazla hasılat yapan filmi oldu.
Şu an için hasılatı 1.3 milyar dolar sınırına geldi.
Bu gerçekten çok iyi bir rakam yani.
İzlemeyen var mı bilmiyorum hani benim çevrende bile eşim dostum arkadaşlarım.
Ne yapıyorsunuz bu akşam görüşelim mi?
Valla bu akşam insana da auto gideceğiz.
Cevabını aldığım oldu Whatsapp'tan yani.
Herkes izledi diyebilirim.
Bilmiyorum siz hala izlemediyseniz.
Buradan yine hatırlatmış olayım film hala gösterimde.
Çok da iyi bir film, çok da tatlış, çok harika bir film yani gerçekten.
İzleyip de pişman olan ya da çok da izlememize gerek yokmuş diyen pek görmedim.
Onun için buradan tekrar Inside Out 2'nin en çok başarılı olduğunu hem de halen gösterimde olduğunu hatırlatmış olayım arkadaşlar.
Yakın zamanın en çok konuşulan projelerinden bir tanesi diyelim Gladiator 2.
Ridley Scott'ın meşhur tabii filmi yani sandalet filmlerinin, tarihsel aksiyon filmlerinin gelmiş geçmiş en başarılı, en güçlü örneklerinden bir tanesiydi Gladiator.
Ve onun devam projesinin yapılacağı bayağı zamandır konuşuluyor işte açıklandı falan.
Ve sonunda Gladiator 2'nin fragmanı gösterime girdi ve fragmanın nasıl ilgi göreceği yani izlenme rakamı elbette.
Bu filmi duyulan heyecanın tansiyonunu gösteriyordu yani eğer fragman çok çok izlenirse herhalde film dergi şeylerde başarılı olur gibi bir beklenti vardı.
Aslında fragman bayağı izlendi.
İlk haftada 13 milyon gibi bir izlenme rakamına ulaştı.
Bu fena bir rakam değil.
Ancak aynı zamanda eleştirildi de.
Şimdi yakın zamanda Ridley Scott bir sürü film yaptı yani.
İşte en son Napolyon'u yaptı.
Çok gösterişli filmler yapıyor Ridley Scott.
Bütçeler çok yüksek. Efektler, kostümler, setler gerçekten çok büyük.
Çok ölçekli filmler yapıyor ama puanlara falan bakarsak çok da iyi değil.
Dramatik olarak biraz zayıf filmler.
Sever yollarda sorunlar var.
Biz bu filmi niye izledik ki falan.
Birkaç patlama çatlama set gördük.
Ama başka da bir şey yok diyen çok sayıda izleyici oluyor Les Scott filmleri için ve buna ek olarak da...
Eleştirilecek bazı tarafları oluyor.
Yani işte Napolyon'u çok da doğru yansıtmadı.
İşte çok da tarihi iyi anlatmıyor bu film falan diye böyle eleştiriliyor.
İşte Gladiator 2'nin fragmanının müziği eleştirildi.
Jay-Z ve Kanye West'in No Church in the Wild adlı rap şarkısı fragmanda kullanıldı.
Ya tarihsel bir aksiyon filminin fragmanında gayet güncel bir rap şarkısının kullanılması birçok sinema sever tarafından eleştirilecek.
Bir nokta olarak görüldü ya bu ne saçmalık böyle şey olur mu diye.
Ve yapım şirketi de gerçekten bundan rahatsız oldu.
Bunun üzerine açıklamalar yaptı.
Hani tamam fragman izlendi ama daha Gladiator 2 fragman aşamasından en azından garip karşılanan ya da eleştirilen bir film oldu.
İşte bundan dolayı filmin kişisi etkilenir mi bilmiyorum ama şimdiden eleştirilen bir film olduğu için.
Şimdi ben kendi adıma söyleyeyim zaten Gladiator 2'nin yapılacağını duyduğumda direkt şunu söyledim.
Ya abi ne gerek var? Yani neticede her film alıcısı olacaktır, belli bir boşluğu dolduracaktır elbet.
Hani Gladiator zaten önemli bir film, sevilen bir film ki bana göre iyi bir film olmasına rağmen hem tarihteki hem de göstereme girdiği dönemdeki aldığı payeyi de hak eden bir film değil bence.
Yani diyorum kötü bir film demiyorum ama böyle bir sinema tarihi başkapıtı falan da değil yani öyle görülüyor ilginç biçimde.
Hani bu devam filmini...
Ya çok da gerek yoktu diye karşılayan ciddi bir sinema sever kitlesi de var gerçekten.
Ondan dolayı yani diyebilirim ki Gladiator 2'nin ortaya çıkışı fragmanı hani süreç şu an biraz böyle ortada ilerliyor yani çok da şey değil.
Hani böyle of harika bir şey geliyor herkes böyle merakla bekliyor diye bir şey yok.
Onu şimdiden söyleyelim. Bakalım bundan sonra nasıl haberler çıkacak bu filmle ilgili.
Ya da gösterime girdiğinde nasıl bir seyir izlenecek.
Bunu elbette ben takipçisi olacağım.
Filmi de hani o zaman yüksek olasılıkla izlerim.
Programlarımızda o filmden de bahsederim diyorum.
Yine yakın zamanda çokça konuşulan bir fragman ve proje var.
Brad Pitt'in başrolünde oynadığı F1 filmi.
Şimdi Brad Pitt'i elbette hepimiz çok seviyoruz değil mi?
Hangi projede yer alsa o proje konuşuluyor.
Şimdi Formula 1 de çok önemli bir organizasyon.
Yani spor dünyasının en büyük, en pahalı, en güçlü organizasyonlarından bir tanesi.
Ve dönem dönemde sürekli otomobil yarışları üzerine, F1 üzerine sürekli böyle şeyler yapılıyor.
Yani filmler yapılıyor artık buna çok alıştık.
İşte Brad Pitt'in başrolünde oynadığı F1 filminin fragmanı da çokça paylaşıldı, çokça konuşuldu.
Önemli bir yönetmen.
Joseph Kosinski'yi en son nereden hatırlıyoruz?
Tom Cruise'un başrolünde oynadığı ve yapımcılığını da üstlendiği Top Gun Maverick filminden hatırlıyoruz.
Top Gun Maverick filmi gişede gerçekten çok başarılı olmuştu.
Sadece gişede değil hem Oscar'larda hem eleştirel anlamda çok başarılı olmuş bir film.
Gerçekten nefis bir filmdi yani.
İşte o filmde de Joseph Kosinski baya bir itibar kazandı.
Bu adamın yaptığı filmlere bir göz atmak lazım dedik.
İşte F1 filmi de hem yönetmenleri Joseph Kosinski'ye üstlendiği için hem de başrolünde Brad Pitt olduğu için Önemli projelerden bir tanesi, beklediğimiz projelerden bir tanesi.
Gerçi daha biraz gösterime girmesine var.
2025'in yaz aylarında gösterime girecek ama şimdiden konuşulmasına, hani bakın duyuruyoruz, geliyoruz ha aklınızın bir köşesinde olsun diyor yapımcılar.
Baya bir PR çalışması olduğunu görüyoruz.
Ben de buradan hatırlatmış olayım.
İlgi duyan arkadaşlar fragmana göz atabilirler.
Süreci takip etmeye devam edeceğiz.
Şimdi son bir iki haftada çokça konuşulan projelerden bir tanesi de bu Saptans projesi.
Subtiles projesini ben geçtiğimiz sinematristlerde anmıştım.
Ne zaman anmıştım?
Cannes Film Festivali üzerine yaptığım programda anmıştım.
Çünkü Subtiles filmi Cannes Film Festivali'nde en iyi senaryo ödülünü almıştı.
Önemli bir ödül elbette.
Filmin yönetmeni Caroline Ferga bir Fransız yönetmen 2017 yılında The Revenge, İntikam diye bir film yapmıştı.
Fena bir film değil. Kısa
Ya ben izlemiştim, sevmiştim yani güzel bir filmdi.
Oradan tanıyoruz daha çok Carolyn Fergat ve özellikle Cannes Film Festivali'ndeki en iyi senaryo ödülüyle elbette yani itibarı tanınırlığı bayağı da arttı.
Ve ben Cannes Film Festivali programında bu film üzerine yaptığım yorumda özellikle şöyle söylemiştim.
Şimdi bir Fransız yönetmen yönetiyor, Cannes Film Festivali'nde ödül alıyor film.
Hani biraz daha böyle tırnak içinde sanat filmi tarafında anılan bir film gibi geliyor insana değil mi?
Ancak filmin başrolünde...
Hollywood'un sevilen ve bayağı da yıllanmış iki yıldız oyuncusu yer alıyor demiştim.
Kimdi bunlar? Demi Moore ve Dennis Quaid.
Bayağı böyle Hollywood'la özdeşleşmiş isimlerdir bunlar.
Ki ben severim yani Dennis Quaid çok iyi bir oyuncudur.
Demi Moore biraz şüpheli bir tiptir böyle.
Yani sinema tarihinin en kötü filmleri.
Listelerinde geçmiş bazı filmlerde de başrol oynamışlığı vardır Demi Moore'un.
Ne kadar iyi bir oyuncudur ya da ne kadar prestijli bir oyuncudur o biraz tartışmalı ama çarpıcı ve önemli bir isim mi?
Elbette yani. İşte The Subtance filminin başrolünde bu iki oyuncunun olması ilginç gelmişti yani.
Ancak esas çarpıcılık filmin fragmanı paylaşıldığında ortaya çıktı.
Çok çarpıcı bir fragman ve filmin öyküsü de çok ilginç gerçekten.
Yani hani neden Cannes Film Festivali'nde en iyi senaryo ödülünü aldığını ve neden bu filmin bu kadar çok konuşulduğunu gerçekten ben fragmanı izleyince anladım.
Dedim harika ya çok iyi.
O filmi mutlaka izleyeceğim ben yani.
Üzerine de bir şeyler söylemeye çalışacağım.
Görsel olarak da inanılmaz çarpıcı ve hoş görünüyor.
Ve öykü olarak da çok iyi görünüyor.
Hani öyküyle de ilgili fikir veriyor zaten şey yani fragman.
Fragmanı hani izlerseniz filmin öyküsünü daha az çok anlayabilirsiniz.
Öneriyorum arkadaşlarım tekrar anayım The Substance filmi küçük bir aramayla zaten karşınıza gelecektir.
Mutlaka bu filme göz atmanızı tavsiye ediyorum.
Bir başka ilginç haber çarpıcı olarak isimlendirebileceğimiz projelerden bir tanesinin çekileceği duyuruldu.
Hangisi biliyor musunuz? The Platform projesinin devamı.
Platform filmi sarsıcıydı değil mi?
2019 yılında yapılan fantastik böyle distopik bilim kurgu post apokaliptik bilim kurgu gibi bir şeydi.
İlginç bir filmdi. Nerede nasıl ne şekilde olduğu bilinmeyen devasa bir bina var böyle her katta yaşayan insanlar var.
En üst kattan aşağı doğru böyle kocaman ve üzerinde çok leziz yemeklerin olduğu bir sofra böyle aşağı doğru asansör gibi yavaş yavaş katlardan iniyor.
Hani her katta işte 10 dakika duruyor sen orada yemek yiyorsun.
Sonra bir alt kata iniyor sofra o kişi yiyor bir alt kata iniyor o kişi yiyor.
Hani bir anlamda herkes sadece karnını doyuracak kadar yiyecek olsa o sofra tüm katlardaki herkesi doyuracak kadar zengin bir sofra.
Hani tam bak böyle metaforik bir anlam.
Hani dünyadaki tüm kaynakları eşit olarak paylaşacak olsak dünya hepimize yeter ama bizim açgözlülüğümüz sebebiyle En alt kattakiler aç kalıyor gibi aslında çok güncel
ve gerçek bir tema ile yola çıkan bir filmdi.
Ben fazla metaforik bulduğum için çok da beğenmemiştim ama çarpıcı ve önemli bir film olduğunu söyleyebiliriz.
İşte bu filmin devam filminin yapılacağı açıklandı.
Platform 2'nin 4 Ekim'de Netflix'te gösterime gireceğini buradan duyurmuş olalım.
Şimdi sizinle paylaşacağım haber aslında ta 2021 yılından bugüne kadar.
Birçok kez üzerine gelişmeler paylaşılmış bir öykü.
Alec Baldwin, Hollywood'un gayet tanınan, bilinen, meşhur yüzlerinden bir tanesi.
Bir filmde Alec Baldwin elindeki silahın patlamasıyla mı diyeceğiz, nasıl diyeceğiz, bunu nasıl isimlendireceğim bilmiyorum ama öyle söyleyelim.
Elindeki silahın patlaması sebebiyle The Rust filminin görüntü yönetmeni Halina Hutchins ölmüştü.
Bundan dolayı da Alec Baldwin istemeden birinin ölümüne sebep olma gibi bir suçla 3 yıldır yargılanıyordu.
Ya çok garip bir durum, garip bir olay.
Bunun üzerine ne süreceğim ben gerçekten bilmiyorum.
Alec Baldwin'in eline içinde mermi olan gerçek bir silahı kim veriyor da Alec Baldwin bu silahı ateşliyor da sette görüntüye öğretmen oluyor.
Filmlerde gerçek silah mı kullanılıyor arkadaş?
Bu nasıl bir şey ben anlamıyorum. Tarihte zaten ta işte 90'lı yıllarda Bruce Lee'nin oğlu Brandon Lee gerçek bir mermiyle hayatını kaybetmişti.
Yani bu olay çok travmatik bir olaydır gerçekten sinema tarihinde.
Ve bundan dolayı...
Herkes şunu diyor işte sette önlemler alınmalı falan filan.
Ben de şu soruyu soruyorum ki ya arkadaş gerçek gönüllü oyuncak silah yok mu ya?
Bu ne kadar saçma bir şey.
Ne kadar garip bir şey. Ya da Alec Baldwin'in eline gelen silahın gerçek olup olmadığını anlayamıyor mu?
Ya da arkadaşlar Matrix'in çekimlerinde 100 kişi falan ölmesi lazım.
Yani her sene bir sürü çok silahlı film yapılıyor.
Nasıl oluyor arkadaş bunu?
Son gelen habere göre Baldwin üzerine yönlendirilen suçlamalar düşmüş.
Yani Alec Baldwin suçlanmamış.
Aynı zamanda Baldwin filmi yapımcısı olduğu için herhalde aileyle bir şekilde bir anlaşmaya vardılar.
Bakın bu sohbette tabii hem yapımcı olduğu için hem de söz konusu silahı tutan kişi Baldwin olduğu için ilk suçlanacak ve tırnak içinde linçlenecek kişi Baldwin olsa da öyle
görünse de daha doğrusu şu noktayı vurgu yapmaya çalışayım.
Alec Baldwin Amerika'nın en büyük silah karşıtı kişiliklerinden bir tanesi aynı zamanda.
Amerika'daki silahlanmanın karşısında duran çok sayıda sivil toplum örgütüne üye olan bu konuda çok sayıda etkinlikte yer almış ve aynı zamanda özel hayatında böyle son derece sevilen
saygı duyulan inanılmaz erdemli bir adam.
Yani ben Alec Baldwin için nerede bir haber duysam özel hayatıyla ilgili nerede bir yorum görsem herkes bayılıyor adama çok seviyor yani müthiş bir insan harika bir insan.
İroniye bakar mısınız?
Silah karşıtı bir kişi.
Elinden çıkan bir kaza kurşunuyla kendi ekip arkadaşını öldürüyor yani.
Bakar mısınız zaten hani adam ne zaman bununla ilgili bir yorum yapsa bir röportaj verse veya mahkemede falan konuşma yapsa adam hüngür hüngür ağlıyor böyle yani.
Tüm fotoğraflarda ağlıyor yani adam.
Şunu demeye çalışacağım yani Alec Baldwin'i eleştirmek bir anlamda da çok garip bir ironi yani.
Adam nefret ediyor silahtan yani öyle bir insan.
Ama işte bakınız artık.
Diyorum hani bu davayı nereden tutsanız elinizde kalıyor gerçekten.
Çok garip bir dava yani.
Üzerine yorum yapmakta gerçekten zorlanıyorum.
Sadece hani şu kadarını söyleyeyim.
İşte kaza kurşunuyla ekip arkadaşı görüntü yönetmeni öldüren Alec Baldwin'in üzerine yapılan suçlamalar son davada düşmüş artık.
Yani bir yargılama falan filan bir şey olmayacak.
İşte aileyle de anlaşmaya varılmış vesaire.
Ha son olarak şu notu belirteyim.
Söz konusu görüntü yönetme Halina Hutchins'in eşi.
Bir açıklama yapmış demiş ki hani hiçbir şekilde ben veya hani biz aile üyeleri olarak Goldfine'i veya yapım şirketini suçlamıyoruz demişler.
Bunun bir kaza olduğu çok belli bir kasıt olduğunu asla düşünmüyorum falan demiş.
Elbette çok uzuncu bir olay ama ben diyorum çok böyle aklıma yatmayan beni çok ikna etmeyen bir sürü şey var bu davada gerçekten.
Hani bu mesele biraz ilginizi çekiyorsa neymiş ya bu falan diyorsanız siz de diyorum bir internet aramasıyla davanın detaylarına ulaşabilirsiniz diyorum.
Bu hafta artık son olarak çok ilginç bir projeden bahsedeceğim.
Çok efsane bir projenin hani bilmiyorum devamı mı yeri yeniden çevireyim galiba.
Devamı değil ama hangi film biliyor musunuz arkadaşlar?
Emanuel. Emanuel ne?
Şimdi tabii genç arkadaşlar ilk defa duyuyor olabilirler bunu ama benim gibi işte 80'lerde 90'larda çocuk olmuş genç olmuş her sinema sever bu projeyi biliyordur.
Emanuel filmi 1974 tarihli bir erotik dram aşk filmi diyebiliriz Emanuel için.
Ama bir kült filmdir.
Şimdi ne olacak diyorsanız hani sinema tarihinde bir sürü erotik film var değil mi?
İşte şöyle Emanuel'in bir özelliği var.
Emanuel filmi popüler romantik aşk filmiyle erotik film böyle biraz arasında kalan bir projeydi böyle.
Yani hani sinematografik olarak gişe filmi açısından da hatta belki de sanatsal da değer taşıdığı düşünülen bir filmdi.
Şimdi bunun üzerine ben bir program yapmak istiyorum.
Yani sizinle bu konuyu paylaşmak istiyorum.
Şöyle ki şimdi sinema tarihinde neticede cinsel içerikli, erotik ya da pornografik bir sürü film var değil mi?
Ama pornografik içerikli filmlerle ilgili...
Çok ciddi kısıtlamalar var.
Yani popüler filmlerin gösterimi girdiği salonlarda erotik ya da pornografik filmler görmüyoruz değil mi?
Elbette. Normal bildiğimiz dağıtımcılar bu filmlerin dağıtımlarını üstlenmiyorlar.
Bu filmler geniş olarak gösterime girmiyor.
Onlar ayrı kanallardan tüketicisine ulaşan filmler, cinsel içerikli filmler.
Ama bazı filmler var ki cinsel içerikli filmle popüler filmin biraz böyle arasında kalıyor.
Yani o sınırı bulandıran filmler oluyorlar.
İşte Emine Noel geniş kitlelere ulaşmayı başarmış popüler bir filmdi.
Hatta diyorum sanatsal olarak da önem arz ettiği düşünülen bir filmdi.
Ancak aynı zamanda erotik bir filmdi yani cinsel içerikli bir filmdi böyle.
Yani çocuğunuzu alıp gidemezdiniz yani böyle aileyle izlenecek falan bir film değildi.
Ondan dolayı Emanuel bizde daha çok hisli duygular olarak bilinen film hem bu özelliğiyle hem de böyle ilginç sinematografisi, ilginç oyunculukları, ilginç öyküleri falan.
Baya çarpıcı bir filmdi yani.
70'lere damga vurmuş bir filmdi.
Kolay kolay da unutulmadı yani.
Bugün hala ben Emanuel filmini anıyorum.
İşte Emanuel filminin bir yeniden çevriminin yapılacağı açıklandı.
Baya da sarsıcı oldu.
Bir fragman gösterime girdi ve filmde tanıdık isimler de var.
Mesela Hollywood'un sevilen oyuncularından biri olan Naomi Watts filmde mesela.
Çok ilginç yani Naomi Watts'ı böyle bir projede görmek enteresan gerçekten.
Ve hemen işte film festivalinde işte San Sebastian film festivalinde ilk gösteriminin yapılacağı duyuruldu.
Film Hong Kong'da çekilmiş falan filmin yapım notları ile ilgili gösterim ile ilgili birçok haber var.
Bilmiyorum yani şimdi ne desem hani izleyin arkadaşlar mutlaka diyemiyorum ama enteresan bir film olacak gibi görünüyor.
Ben izlemeye çalışacağım.
Nasıl bir yorum yapacağım?
Gerçekten ben de çok merak ediyorum.
Şimdi şöyle bir eleştirmen görüşü olarak bana 1974 tarihli Emine Ölü sorsanız vasat ya da vasat aldı bir film derim dürüst olmak gerekirse yani.
Ben şimdi o zamanlarda bir çocuk kafası yani izlediğimde.
Çünkü çok çarpıcı gelmişti. Bir de çok yani gencecik bir erkek çocuğuyum yani.
Neticede erotik içerikli.
Böyle başrolü de Sylvie Crystal var.
Baya hani hoş çekici, seksi bir kadın böyle.
Elbette bende iz bırakmış bir filmdir yani.
Ama hani ben çok çocuk kafasıyla izlemiştim.
Bir yetişkin kafasıyla bir izleyeyim bakayım.
Nasıl bir film diye tekrar izlemiştim.
Bence vasat ya da vasat aldı bir film olduğunu düşünüyorum yani.
İyi bir film olduğunu düşünmüyorum zaten.
İnternetteki puanlarına bakarsanız böyle çok da yüksek değil yani.
İnsanların böyle çok harika bir film diye izlediği bir film değil.
Ama işte bakın bunu isimlendirmek zor.
Yani diyorum bunun üzerine ayrıca konuşmak lazım.
Bir çarpıcılığı var.
Filmin bir duygusu var böyle.
İşte öyküsü iyidir.
Dramatik yapısı iyidir. Görüntü yönetimi.
Yani film eleştirisi disiplinleri altında bu filmi incelemek doğru bir bakış gibi değil.
Bu filmde başka bir şey var.
Başka bir duygu var. İşte yeni çekilecek olan Emmanuel filmini de ben böyle bir başka kafayla izleyip sizinle paylaşmaya çalışacağım.
Eğer ilginiz varsa hani bu sohbeti...
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
