
Bu hafta sinemanın gündemini ve yılın en aykırı ve rahatsız edici filmlerinden biri olan Rosebush Pruning'i inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
İzlediğiniz için teşekkürler.
Neden bahsedeceğiz?
Filmi hiç duymamış olabilirsiniz.
Son birkaç haftadır hatta aydır zaten sinema salonlarında çok önemli filmler gösterime girdi.
Ve biz de genellikle bunları kod edindik.
Yüzümüzü dijital dünyaya doğru çevirmenin zamanı gelmişti zaten.
Tam ben bu kaygıya düştüğüm anda 21 Ağustos tarihinde Mubi'de işte bu film gösterime girdi.
Hemen tanıtımları yapıldı.
Bir fragman ortaya çıktı ve sosyal medyada da hemen sinema severler bu filmi konu edindiler.
Onun için de bunu konu etmek istedim ve üçüncü ve en önemli sebep de şu ki Gül Budama filmi çok sıradışı bir film.
Çok rahatsız edici bir film.
Ara ara bu tip filmleri de konu etmemiz lazım.
İşte bunun da herhalde zamanı gelmişti.
Ondan dolayı bu hafta Gül Budama filminden detaylıca bahsedeceğiz.
Ve peşinen de şunu söyleyeyim film evet çok rahatsız edici bir film ancak bence iyi bir film.
Film linç ediliyor diyeceğim hani rahatsız edici filmlerin linçe uğraması hiç şaşılacak bir şey değil.
Yani bu filmi yapan sinemacılar için linçlenmek ya da hakaretlere uğramak bir nevi ödüldür yani onlar gayet memnundur bundan.
Ve çok kötü bulundu yani filmin tüm sinema ortamlarındaki puanları yerle bir.
Ancak dediğim gibi ben bu fikre hiç katılmıyorum bence gayet iyi bir film neden onu iyi bir film olarak gördüğümü de tabi sizinle detaylıca paylaşmaya çalışacağım ancak ondan önce yine kısaca bir haftanın sinema gündemine göz atalım.
Hala sinemada en çok konuşulan filmler işte Örümcek Adam, Odiseyler.
Son iki haftada iki önemli film gösterime girdi demiştik.
Yine bunları hatırlatayım.
Bir tanesi Ruhlar Bölgesi Aramızdalar filmi.
Bu filmin hasılatı 70 milyon dolar geçti.
Maliyeti de 25 milyon dolar civarıydı zaten.
Yani gişede fena olmayan bir başarıya imza atmış gibi görünüyor zaten hala gösterimde.
Ve 100 milyon doları yüksek olasılıkla geçecektir.
Oak Caddesi'nin sonu filmi de son 1-2 haftada dikkat çeken filmlerden bir tanesi.
Onun da asılatı 100 milyon dolara ulaştı ve eleştirel notlarda ortalama üstü yani genel olarak beğenilmiş, sevilmiş gibi görülüyor.
Ve bu hafta gösterime giren en önemli film ise Ridley Scott'ın son filmi The Dark Stars.
Ve daha ilk hafta itibariyle filmin eleştirel notları hiç de iyi değil.
İşte büyük üstad Ridley Scott'ın daha önce birçok kez dile getirdiğimiz sorunu şu ki çok üretken fazla üretken her yıl illa bir film yapıyor.
Son 10 yılın içerisinde yaptığı filmleri şöyle bir baksanız hiçbir filmi böyle çok çarpıcı çok güçlü iyi değil.
Haftanın gündemi içerisinde Ridley Scott'a tekrar geleceğiz onun için şimdilik bir kenara atalım.
Son olarak şunu da hatırlatayım hasılat listelerinde bir değişim yok arkadaşlar.
Hala Örümcek Adam birinci sırada 2.2 milyar dolar asıl atla.
Odisey 1.4'ü de geçti 1.5 oldu tamam güzel.
Onun dışında geçtiğimiz hafta andığım sıralama Oyuncak Hikayesi 5, Michael ve Süper Mario filmi halen yılın en çok izlenen 5 filmi konumundalar.
İlk ve en önemli acil haberimiz Cem Yılmaz.
Cem Yılmaz benim bu programı yaptığım gün itibariyle bir göğüs ağrısı şikayetiyle acilen hastaneye kaldırılmış ve ne yazık ki damar tıkanıklığı sebebiyle bir kalp krizi geçirdiği anlaşılmış.
Hemen hastaneye sevk edilmiş ve yoğun bakıma alınmış.
Sizin bu programı dinlediğiniz gün itibariyle bu haber tabi güncelliğini kaybetmiş olabilir ama belki de o zaman taburcu olmuş olur.
Umuyorum öyle olur. Şimdiden Cem Yılmaz'a acil şifalar dileklerimizi iletiyoruz.
Şimdi haftanın bir başka önemli gündemi internette bomba gibi patladı ve yine konu Tom Cruise arkadaşlar.
Yine geçtiğimiz haftalarda bahsetmiştim.
1990 tarihli Tom Cruise'un başromunda oynadığı ve Tony Scott'ın yönettiği Yıldırım Günleri diye bir otomobil yarışı filmi vardı.
Onun devam bölümü galiba yapılacak diye haberler gelmişti.
Ben de bunu sizinle paylaşmıştım.
Ancak işte bu karmaşaya Tom Cruise bir son verdi ve tüm sosyal medya hesaplarından aynı anda kısacık bir video paylaştı.
Eğer hani görmediyseniz bir tıklayın görün çok güzel.
Yeşil bir NASCAR arabasının önünde Tom Cruise ve bu belli değildi bu videoyla belli olmuş oldu.
Yıldırım Günleri'nin devam bölümündeki rol arkadaşı Anne Hathaway olacak. Anne Hathaway de Zendaya'yı geçecek gibi görünüyor. Her sene 3-5 proje artık. Yani çok sevdiğimiz bir oyuncu ama umarız yüzünü eskitmez ama biraz oraya doğru gidiyor.
Evet yani Yıldırım Günleri filminin başrolünde Tom Cruise ile birlikte Anne Hathaway olacak.
Tatlış tatlış gülüşüyorlar böyle espriler, beyaz dişler falan.
Tamam klasik anladık güzelsiniz çok sempatiksiniz.
Ve filmin 2028 yılında gösterime gireceğini de tabi burada duyuruyorlar.
Bakalım süreci takip etmeye devam edeceğiz.
Şimdi çok önemli bir fragman paylaşıldı arkadaşlar.
Ben zaten Cannes Film Festivali üzerine yaptığım programda bu filmden, bu ödülden, yani filmin yönetmeninden bahsetmiştim.
Christian Mungiu.
Çok önemli bir yönetmendir.
Burada detayına inmeyeceğim.
Onun son filmi Fjord'un Fragmanı geldi.
Yüksek olasılıkla da çok iyi bir filmdir diye tahmin ediyorum.
Film 9 Ekim'de gösterime girecek ve ben de bu filmi izleyip sizlerle fikirlerimi paylaşmaya çalışacağım.
Evet şimdi sohbete Ridley Scott'tan başladık. Ridley Scott kısa süre önce Los Angeles Times gazetesine bir röportaj vermiş ve orada birçok konuya girmiş birçok şey söylemiş falan ama ben biraz süzerek size özellikle şu konuda söylediklerini aktarmak istiyorum.
Şimdi Ridley Scott biliyorsunuz Alien serisinin hem yaratıcısı hem yönetmeni.
En son bir Prometheus'u yapmıştı.
Bir de Alien Covenants diye bir film yapmıştı.
Şimdi bu filmler genel olarak başarılı oldu.
Puanları da fena değil iyi.
Hasılatları da fena değil iyi.
Ancak çok iyi değil.
Bunun üzerine Alien Romulus diye en son yeni bir film yapılmıştı.
Ve yapımcısı yine Ridley Scott'tı.
Ama yönetmenlik koltuğunu Fede Alvarez'e devretmişti.
Ve film 80 milyon dolara mal olup yaklaşık 360 milyon dolar hasılat yapmıştı.
Bakınız Elin Romulus'un yani Ridley Scott'ın yönetmeyip de yönetmenliğini başka bir yönetmene devrettiği
ve bütçesinin de diğer kendi yönettiği filmlere göre biraz daha kısıtlanmış olduğu film
kendi yaptığı filmlerden daha başarılı oldu.
Şimdi bakınız burada bir durum var.
Neden biliyor musunuz?
Şöyle ki Ridley Scott kendi yaptığı Alien Covenant filminde yani son Alien filminde filmin ucunu açık bırakmıştı.
Yani bu ucu açıklıktan yola çıkarak bir devam filmi çekmesini zaten bekliyorduk.
Bu bir. İkincisi de iki filmde de yani hem Prometheus filminde hem de Alien Covenant filminde Michael Fassbender'ın canlandırdığı David diye bir yapay insan karakter vardı.
Ve bu karakter üzerine Ridley Scott iki filmde de gerçekten çok yatırım yaptı.
Ve hatta son filmde David bütün film neredeyse o karakter üzerineydi.
Filme David öyle bir damga vuruyordu ki artık bundan sonra yani bir şeyler yapılırsa herhalde David karakteri üzerine yapılır demiştik zaten.
İşte Ridley Scott kendi filmlerinde hem ucu açık öyküler yazıyor hem de David karakterine çokça yatırım yapıyor.
Ama bunu bir kenara bıraktı nedense ve bunun üzerine yaptığı diğer proje Alien Romulus projesi de çok başarılı oldu.
Şimdi Alien Romulus mu devam etsin Sayın Scott?
Alien Covenant ve David karakterine yapılan yatırımın üzerine mi gidilsin?
Böyle çift başlı bir durum çıktı ortaya.
İkisi de olur arkadaşlar.
Yani Alien gerçekten efsanevi bir evren.
Yine de devam ettirilmesi gereken filmler.
Onun için yani Ridley Scott'ı şimdi böyle bir yol ayrımı bekliyor.
Ama hemen tabi Hollywood'da bu konuda bir şeyler fısıldanmış.
Hemen herkes şunu demiş yüksek olasılıkla.
Hem Ridley Scott'ın kendi filmlerinin devamını içeren hem de Alien Romulus'u içeren bu iki projeyi bir araya getirebilecek bir senaryo yazılabilir.
Harika fikir.
Bu bence olur.
Çalışır.
Bakalım bunu takip edeceğiz.
Benim gözüm gerçekten Ridley Scott'ta ve Alien evreninde ya işte sayın Scott, sayın üstadımız arkadaşlar bu yaşlanan sinemacılarda yani çok yaşlanan ağaçlar çok meyve verir ya böyle aman ben ölüyorum bol bol tohumlarımı saçayım gibi bir içgüde olur ya işte bu yaşlı çınarlar bunlar böyle oluyorlar.
Martin Scorsese'de de aynı şey var. Woody Allen'da da aynı şey var. Ridley Scott'ta da aynı şey var. Hatta Stephen Spielberg'de bile aynı şey var. Çok proje üretiyorlar. Bu ne yazık ki üzücü. Bunun takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Bir başka önemli gündem.
Şimdi Social Network filmi.
Biliyorsunuz Facebook'u anlatan film çok başarılı olmuştu.
David Fincher enfes bir yönetmenlik sergilemişti.
Neticede Social Network filminin bir devamının yapılacağı zaten açıklanmıştı.
The Social Recording adıyla bu filmin işte fragmanı yayınlandığı, oyuncu kadrosu, bir sürü detay detay harika bir film geliyor gibi görünüyor.
Filmin senaristi Aaron Sorkin'di.
İlk filmin bu kez Aaron Sorkin yönetiyor.
Yani David Fincher artık yönetmeyecek.
Hem yazacak hem yönetecek isim Aaron Sorkin olacak.
Ancak beni üzen bir detay var.
İlk filmde Facebook'un sahibi Mark Zuckerberg'i Jesse Eisenberg canlandırmıştı.
Ve bence yani hem yüzü çok oturmuştu.
Yani bana Mark Zuckerberg dediğinizde ya Mark'ın suratı gelmiyor.
Jesse'nin suratı geliyor aklımda.
o oluşuyor yani. Gerçekten nefis
bir performanstı ve
çok harika bir eşleşmeydi.
Ancak bu filmde Mark Zuckerberg'ü
artık Jesse Eisenberg'ın
yerine Jeremy Strong
oynayacak. Jeremy Strong
iyi oyuncudur. Çok da güzel
oynar. Ama diyorum Jesse Eisenberg
o kadar özdeşleşmişti ki
onun için yani neden
böyle bir karar aldın? Neden
Jesse canlandırmıyor marka arkadaşlar?
Buna gerçekten çok üzüldüm ben ama
Neyse bakalım bunu da buradan paylaşmış olayım.
Evet bu arada tabii filmin gösterime giriş tarihini hemen size hatırlatayım.
9 Ekim'de gösterime girecek.
Çok da fazla zaman yok.
Bir de şunu da hatırlatayım.
Şimdi filmin öyküsünden bahsetmeyeceğim.
O zaman uzun uzun anlatırım ama filmin en önemli karakterlerinden bir tanesi de
Anor filmiyle en iyi kadın oyuncu Oscar'ını alan
hatta biraz çirkeflik yapayım mı arkadaşlar?
Demi Moore'un elinden alan dersem çok fena bir dedikodu yapmış olur muyum?
Olurum herhalde ama olsun yaptım bile artık yapacak bir şey yok.
Mickey Madison Scream serisiyle onu daha çok tanımıştık.
Özellikle Anora filmindeki başrolündeki performansıyla en iyi kadın oyuncu Oscar'ını almıştı.
Bence biraz abartılıyordu diyorum ben Demi Moore'un alması gerektiğini düşünüyordum ama neyse.
Neticede o da bir yıldız yani gerçekten genç bir yıldız iyi bir oyuncu.
İşte bu filmde de başrolde ve çok önemli bir rolde arkadaşlar.
Bu film yani ilk filmden de daha fazla gündem yaratabilir.
Çokça konuşulabilir.
Çünkü öyküsü çok yani ilk filmin de ötesinde bir öyküsü var bence.
Dediğim gibi bugün detayına girmeyeceğim.
Çok uzun konu o.
Film gösterime girdiğinde ayrıca bu proje üzerine konuşacağız.
Evet bu haftanın sinema gündemi yaklaşık olarak böyle.
Gelelim Gül Budama filmine.
Şimdi iki tane uyarı yapacağım arkadaşlar.
Birincisi programın başında gördüğünüz artı 18 uyarısı.
Bu haftaki sohbetimizin hani bu anına kadar artı 18'lik bir şey olmadı ama bundan sonra iğrençleşeceğiz.
Haberiniz olsun hassasiyeti olan arkadaşlara uyarmış olayım.
Ve bir de spoiler kaygısı gütmeyeceğim filmi izlemeyi düşünen arkadaşlar varsa ve öyküsünü duymak istemeyen sohbetin bundan sonrasını filmi izledikten sonra dinlesinler.
Bütün detaylarına da gireceğim onu da belirtmiş olayım.
Şimdi öncelikle şunu söylemem lazım ya film gerçekten iğrençliklerle dolu.
Ortalama bir izleyicinin bu filme sabretmesi hayli zor ve özellikle tabii ahlaki hassasiyetleriniz varsa bu filmden uzak durun.
Ancak bu şartlar altında bir yani genel yorum yapacak olursam filmin son derece detaylı bir senaryosu var.
Çok derin alt metinleri var
Çok zengin yan öyküleri var
Karakterleri çok derin
Kabaca ben bir öyküsünü size anlatayım
Vurgulamak istediğim noktalara girdiğimde
Ayrıca detaylar vereceğim
Şimdi karşımızda 5 kişilik bir aile var
Bu ailenin annesi ölmüş
Baba ve 4 çocuk var
En büyük karakter tabi baba
Tracy Letts'in canlandırdığı bir baba karakter
Ondan sonra en büyük abi
Jamie Bell'in canlandırdığı Jack, onun bir küçüğü Colin Turner'ın canlandırdığı Ed, onun bir küçüğü tek kız evlat ve kız kardeş olan Riley Q'un canlandırdığı Anna ve en küçük erkek kardeşi Lucas Gage'in canlandırdığı Robert diye bir karakter.
Bu ailenin bütün karakterleri yani cinsel olarak tamamen sapık karakterler hemen hemen hepsi eşcinsel hadi bunu bir kenara attık hepsi ensest ilişkide bulunuyorlar.
Türlü türlü fetişler falan yani hiçbir şekilde genel ahlaki yargılara göre kabul edilebilir karakterler değiller.
Filmin ilk yarım saatinde bunu açık olarak bize göstermiyor film ama bir gerilim atmosferi var.
Filmin ilk yarım saat 40 dakikasında ve ondan sonra da gerçekten bu ailenin her türlü iğrençliğe bulaşmış bir aile olduğunu zaten görüyorsunuz.
Film de bunu açık ediyor zaten.
Bu karakterlerin arasında tek bir tane görece normal karakter var.
En büyük abi olan Jamie Bell'in canlandırdığı Jack.
O eşcinsel herhangi bir eğilimi yok.
Hiçbir şekilde ensest bir ilişkiye girmiyor yani ailenin diğer bireyleriyle.
ve hatta onun zaten filmdeki tüm yapıyı her şeyi alt üst eden özelliği şu ki aile dışından görece normal bir kadınla bir ilişkiye başlıyor.
Bu noktaya geleceğiz. Önce kısaca bir karakterleri tanıtayım.
Jack en büyük abi görece normal karakter.
Onun bir küçüğü olan Ed karakteri Colm Turner'ın canlandırdığı ve bu karakter aslında bu filmin esas baş karakteri, merkezdeki karakteri ve aynı zamanda anlatıcımız.
Bize dış sesle filmde olan bitenleri, öykünün bütün detaylarını ve öyküyle ilgili kendi kişisel yorumlarını anlatıyor.
Öyküde de çok kilit bir rol oynuyor. Birazdan anlatacağım.
Onun bir küçüğü Anna, ailenin tek kadın bireyi.
Onun sıra dışı özelliği diğer kardeşleriyle ve babasıyla cinsel yaklaşımda bulunduğuna dair ihmalar var.
Ve eğer öyleyse de hiç şaşırmayız zaten ki filmin ilerleyen kısımlarında bu tip yaklaşımlarda bulunduğunu öğreniyoruz.
Ve en küçük erkek kardeş Robert ise o da bir eşcinsel ve en büyük abi olan Jack'e aşık.
Yani kendi abisine aşık ve onu sürekli cezbetmeye çalışıyor, tahrik etmeye çalışıyor.
Kendisiyle sevişmesini sağlamaya çalışıyor.
Şimdi babanın da bir cinsel sapıklığı var.
Hadi onu da söyleyeyim filmin sonunda ortaya çıkıyor o ama
kendi çocuklarıyla direkt cinsel ilişkiye girmiyor ama
çocuklarının kendisini sevişme dışındaki farklı yollarla tatmin etmesini istiyor
ve bunu çocuklarından bir şekilde alıyor.
Şimdi en büyük abi dedik görece normal olan Jack dedik ya
Jack karakterinin de aslında bir sıra dışı cinsel eğilimi var.
Buna bir fetiş diyebiliriz.
Regil kanıdan tahrik oluyor.
Kadınların adet kanından tahrik oluyor.
Ve bu görece bu tablo içerisinde en normal karakterin cinsel fetişi.
Yani aslında onun da tırnak içinde bir anormalliği var.
Bunun da sonra anlamı var.
Yani çıkacak size söyleyeceğim.
Bunu da belirteceğim.
Şimdi bu aile İspanya'nın dağlarında devasa çok harika bir malikanede yaşıyorlar.
Annelerinden kendilerine büyük bir miras kalmış.
Yani hiçbirinin çalışmasına falan gerek yok.
Bu evin içerisinde bir arada yaşıyorlar.
Ve bakınız şuna da dikkat çekmek istiyorum.
Baba tabii ki ailenin baş sapığı hem baba olduğu için de baş sapık diyebiliriz ona.
Ondan sonra yukarıdan aşağı Jack, Ed, Anna ve Robert diye çocuklar küçüğe doğru gidiyor ya yaşlarına göre.
Bu yaşlara göre en büyükten en küçüğe doğru en az sapıktan en sapık çocuğa doğru da bir dizilim var gibi.
bilmiyorum hani senaryoda özellikle böyle bir vurgu var mıydı ama ben buna dikkat ettim.
Öyle gibi göründü bana.
Burada şunu da belirtmem lazım ki
filmin beyin takımı bu ailenin bu sapıklığını, bu sıra dışılığını olumlamıyor.
Hani bu aile normaldir canım ne olacak işte böyle insanlar da olabilir falan gibi bir tavır yok asla.
Jack karakteri görece hiçbir sapıklığı yok ama
neticede bu insanlar onun ailesi ya
ailesini böyle kabul etmiş gibi görülüyor.
Onları da böyle ne yapayım kabul etmeye çalışıyorum gibi bir tonda Jack.
İkinci abi Ed ise kendisi bir eşcinsel ama kendi aile bireyleriyle bir yakınlığa girmiyor asla.
Onun işte Yunanistan'da başka bir tatile gitmiş orada başka bir doktor erkekle bir ilişki yaşamış falan.
Onunla hala haberleşme halinde kendi ailesiyle bir ensest yakınlığa girmiyor.
Evet aile bir şekilde iyi kötü doğru yanlış hani sabrediliyor veya sabredilemiyor.
Bir aile hayatı sürdürürlerken en büyük abi görece normal dediğim Jack Marta diye bir kadınla ilişki halinde sevgililer.
Ella Fanning'in canlandırdığı Marta ve bu Marta karakteri görece normal bir kadın.
Yani gayet hani heteroseksüel Jack'i seviyor hoşlanıyor onunla sevişiyorlar falan.
Gayet normal güzel sürdürdükleri bir ilişkileri var
Ne dedim Jack'in tek bir fetişi var
Hani adet kanına cinsel çekim duyuyor
Ama işte Martha'da mesela adet gününde sevişiyorlar
Ve Martha'da kendi adet kanını parmağına alıp Jack'in ağzına sokuyor mesela
Hani sevdiği erkek bundan hoşlanıyor ya
Hani bunu yapmakta da bir beis görmüyor ama
Bu bağlamda Jack ve Martha ilişkisinin de tırnak içinde görece çok da normal olduğunu iddia edemeyiz belki ama en azından bu öykünün içerisinde çok da sıra dışı ve garip görünmüyor arkadaşlar ama bu görece cinsel anormalliklerin ne anlama geldiğinin de bir açılımı var bence onu birazdan söyleyeceğim.
Şimdi Jack Martha ile birlikte oluyor ya onun bir küçüğü olan Ed baş anlatıcı baş karakterimiz abisinin aile dışından bir kadınla ilişkisi olduğunu öğreniyor ve gelip bunu aileye söylüyor.
Diyor ki Jack bir sevgilisi var Martha diye.
Şimdi babası da diyor ki yok canım diyor yani Jack bizimle yaşıyor bizim aramızda hayatını sürdürüyor olması lazım.
Aile dışından biriyle ciddi ve önemli bir ilişki yaşıyor olamaz.
Eğer öyle bir şey olacak olsa gelip bize söylerdi ve hatta işte sevgilisini bizimle tanıştırırdı.
Onun için böyle bir şey yoktur diyor.
Ancak ertesi gün Jack gelip diyor ki işte babacım sayın ailem benim bir sevgilim var ben yarın onu yemeğe getirmeyi istiyorum.
Sizlerle tanıştırmak istiyorum.
İşte burada Jack'in ailesinden tamamen ayrı ve bağımsız hareket ettiği, aile dışından biriyle gayet ciddi bir ilişki yaşamaya başladığı
Yani ailesinden bir şekilde ayrıldığı, kendisini ayrı tuttuğu gerçeği ortaya çıkıyor.
Ve aile bundan ciddi biçimde tedirgin oluyor.
Bunun üzerine ertesi gün Marta yemeğe geliyor.
Son derece gergin ve hani detayına inmek istemiyorum anlatsam.
Bir sürü harika burada replikler var.
Çok çift anlamlı falan.
Çok güzel sohbetler var.
Bir şekilde Marta'yı ailesiyle tanıştırıyor.
Ve artık Marta'yla işte şehirde de bir ev almış falan.
Evlenecek ve hani aileyi terk edecek.
Ve aile de bunu hiçbir şekilde istemiyor.
Bunun birçok sebebi olabilir.
O evde dönen türlü çeşit sapıklıkların başkalarının da öğrenebileceği durumu tabi ortaya çıkıyor.
Yani Jack neticede Marta ile artık karı koca oluyorlar.
Ona aileyi anlatabilir.
Başka birçok sebeple aile neticede Jack'in gitmesini istemiyor.
Ve Marta'yı da aralarına almıyorlar yani kabul etmiyorlar.
Ve baş anlatıcımız olan Ed Marta'ya yani abisinin sevgilisine bu ailede ne sapıklıklar nelerdeler dönüyor.
Yani bunu açıkça söylüyor biz sapık bir aileyiz ve senin görece normal zannettiğin sevgilin Jack bizimle kardeşleriyle ve hatta babasıyla da cinsel yakınlıkta bulunuyor.
Hani sen sevgilini temiz düzgün bir insan zannediyorsun ama o ne sapıklıklar yapmış biri.
Bak haberin olsun diye ailenin sırlarını Martha'ya açıklıyor ve aynı zamanda abisinin Martha ile kurduğu hani o ilişkiyi kurmak üzere olduğu evliliği sabote etmeye çalışıyor.
Ancak Jack hiçbir şekilde geri adım atmıyor ve ben evleneceğim Martha ile diyor.
Bu durumda Ed Jack'in abisinin bu tercihine saygı duyup bir süre sonra onu desteklemeye başlıyor.
Ve hatta babasının ve diğer kardeşlerinin Jack'in aileden ayrılmasını kabul etmeyeceklerini öğreniyor.
Yani belki de ne bileyim öldürecekler ya da belki Martha'yı öldürecekler ya da bir şekilde onların evlenmesini falan engelleyecekler.
Bunu fark ediyor Ed ve abisinin bu sapık aileden yani kendi ailesinden kurtulup Marta'yla sağlıklı bir yuva kurmasını desteklemeye başlıyor.
Bakınız Ed yani ikinci erkek kardeş fikrini değiştiriyor.
Dramatik bir dönüşüm yaşıyor ve bu gerçekten çok düşündürücü ve etkileyici.
Ve bunu nasıl yapacak peki?
Diğer iki kardeşi ve babası buna izin vermeyecekler ya onları engellemesi lazım.
Abisini çok seviyor zaten Jack'i.
Hani bu iğrenç ailede.
Hani ben kapıldım hani tırnak içinde ben de iğrencim.
Jack en azından kurtuldu.
Ben onu destekleyeyim diyor.
Ve Ed'in ilginç bir becerisi var.
Abisinin Jack'in sesini taklit edebiliyor.
Ve en küçük kardeş olan var ya Robert'ı arıyor telefonla.
Ve Jack'in sesiyle konuşuyor yani.
Büyük abisinin sesiyle konuşuyor.
Robert'a diyor ki.
Bak diyor.
Şimdi ben hani hiçbir ensest ya da eşcinsel yaklaşımım yok benim biliyorsun.
Ama hani sen bana aşıksın ya benimle sevişmek istiyorsun ya senden bir şey isteyeceğim.
Kız kardeşini ve babanı öldürürsen çünkü onlar benim hani ailenin dışına gitmeme izin vermiyorlar.
Onları öldürürsen seni mutlu etmek için onları öldürürsen seninle seks yaparım.
Diyor Ed Robert'a hani Jack ama Jack'in sesiyle konuşuyor bakın.
Yani kendi küçük kardeşini kandırıyor.
Yani Ed Jack'i aileden kurtarmaya çalışıyor ya bunun yolunun kendi kız kardeşini kendi babasını ve hatta erkek kardeşini öldürmek olduğunda kanaat getiriyor.
Ve gerçekten bu plan işe yarıyor.
Robert önce babasını öldürüyor sonra kendi kız kardeşini öldürüyor ve tam bu sırada da hatta kız kardeşini öldürmek üzereyken kız kardeşi anlıyor.
Arayıp Jack'ten yani en büyük abisinden hani artık aile dışına gitmiş olan abisinden yardım istiyor.
Diyor ki Robert beni öldürecek gel beni kurtar diyor.
Ancak telefonda Jack'e ulaşamıyor Martha'ya yani onun sevgilisine hani ailenin gelini diyeceğim.
Martha'ya ulaşıyor gel beni kurtar diye.
Eve Jack mi gelecek Martha mı gelecek diye biz merak ediyoruz.
İşte kendi kız kardeşini öldürüyor tam o sırada da Martha eve gelip Robert'ı öldürüyor.
Dramatik olarak bir boşalma yaşatıyor biz izleyeni.
Ve tabii farkındaysanız film aynı zamanda enfes bir suç öyküsü aslında.
Gayet zekice bir cinayet öyküsü.
Tamam sapıklık filmi deyip geçinmemesi gereken bir film.
Dramatik olarak ve suç öyküsü olarak gerçekten güzel.
Ette abisine diyor ki artık senin peşinde kimse kalmadı ben de gideceğim Yunanistan'daki sevgilimle bir hayat yaşayacağım yani.
Bu bağlamda bakın ilerleyen öykü boyunca
sanki görece kimin ne kadar sapık olduğuyla doğrusal biçimde karakterler bir akibete uğruyorlar.
Ve tüm bu dramatik yapıda şöyle harika bir şey var ve ben buna bayıldım arkadaşlar.
Yani filmi en çok sevme sebebim de bu zaten.
Ha önce şunu da belirteyim.
Hani Ed de ölmeyen diğer aile bireyi ya o da işte Yunanistan'daki sevgisinin yanına gidecek ya.
Şimdi Ed'in bir takıntısı var.
Araba kullanamıyor yani.
Öyle bir fobisi var.
sadece otostop çekerek seyahat edebiliyor
ve Yunanistan'a
gitmek üzere otostop çekerken
otostop çektiği arabalardan biri
gelip ona çarpıp onu öldürüyor.
Şimdi bakınız az önce
söylediğim
karakterlerin cinsel sapıklıklarına
göre
dramatik bir finale ermesi
dengesi var ya
Jack kabul edilebilir
cinsel sapık o mutlu oluyor gidiyor.
Diğer 3 karakter
kabul edilemez cinsel sapık
Hepsi ölüyor ve et de ikinci erkek kardeş yani anlatıcımız sanki ailesini kaybediyor yuvasını terk edip gitmek zorunda kalıyor falan yani göç etmek zorunda bütün sahip olduğu tüm hayatı bırakıp yepyeni bir hayata başlamak zorunda kalıyor.
Bu da kısmi bir cezalandırma ama onun cinsel anormalliği sanki filme göre senaryoya göre öyle bir dramatik denge kurulmuş ölmesine sebep olacak bir cinsel anormallik değilmiş gibi sunuluyor önce bize.
Yani ensest ilişkiyi türlü çeşit hani aile içi anormallikleri film ölümle cezalandırıyor dramatik denge olarak.
Ed'in eşcinselliğini ise kabul edilebilir bir cinsel anormallik olarak görüyor gibi görünüyor bakın filmin finaline kadar.
Ama onu da öldürüyor film.
Buradan da nasıl bir dramatik denge çıkıyor biliyor musunuz arkadaşlar?
Bilmiyorum ben bir bu anlamı zorladım da böyle bir alt metin ve anlam çıkardım.
Ama film evrimsel olarak kalıtımı ve insanın üremesini engellemeyen cinsel anormallikleri yani sadece en büyük abinin Jack'in cinsel fetişini diyelim kabul ediyor onu normal görüyor ve cezalandırmıyor.
Onun dışında evrimsel olarak üremeye ve genetik kalıtıma olanak vermeyen ve hatta bunu nasıl diyeyim baltalayan ve anormalleştiren neticede yani ensest üreme evrimsel olarak son derece sakıncalı bir şey ya eşcinselliği ve özellikle de ensest yaklaşımları film sert bir şekilde cezalandırıyor.
Bakınız bu denge çok hoşuma gitti benim.
Ve zaten filmin sonunda Jack ve Martha'yı yani sevgilisini bir havuzda yüzerken gayet mutlu bir tabloda görüyoruz.
Bakınız bu filmler hemen hemen hiçbir zaman iyi bitmez arkadaşlar.
Yani Michael Haneke'ler, David Cronenberg'ler, Lars von Trier'ler veya Yorgos Lanthimos'lar bunların hepsi görece biraz izlenmesi zor, rahatsız edici filmler yapan ve özenli yönetmenler ya böyle cinsel ya da şiddet pornografisi yapan ucuz yönetmenleri saymıyorum.
Onlar da var ayrı konuda.
Bunlar biraz daha saygın, güçlü, iyi yönetmenler.
Hepsinin filmlerinin düşünsel alt metinleri var.
Bu yönetmenlerin gerçekten hiçbirinin filmleri iyi bitmez.
kötü biter ve insanoğlu ile ilgili fikirleri her zaman olumsuzdur.
Yani insanı yerden yeri vuran yönetmenlerdir aslında.
İşte bu film öyle değil.
Bu film iyi bitiyor, iyimser bitiyor ve bakın az önce bir dramatik denge gözettim ya size.
Filmdeki bütün anormal karakterler ölüyorlar.
Yani film onları dramatik olarak cezalandırıyor.
görece normal karakteri de
mutlu bir sona ulaştırıyor.
Bakın bu benim neredeyse
hiç görmediğim şeylerden biri.
Bu tip rahatsız edici filmlerde. Bakınız
bu bir. İkincisi de şu.
Bakın bütün bu cinsel anormallikleri
bir kenara itip bir suç öyküsü
olarak da okursanız nasıl bir şey ortaya çıkıyor
biliyor musunuz? Filmin şöyle bir mesajı var.
Az önce dedim ya. Evrimsel
olarak sakıncalı tüm cinsel eğilimleri
film cezalandırıyor.
Bu cinsel anormallikler
kendi kendini yok ediyor. Bakın
bu sapık aileden kurtulup
sevgilisiyle evlenip güzel bir
hayat yaşamak isteyen Jack
bütün aile bireylerini öldürmüyor.
Hani diyelim ki aile Jack'i bırakmasın
veya gidip sevgilisini öldürebilirler
değil mi? Çok zengin bir aile.
Giderler bir kiralık katil tutarlar.
Bir şey yaparlar. Ne bileyim Martha'yı öldürürler.
Aaa trafik kazası geçirmiş. Değil mi?
Atıyorum yani. Neticede ailenin
Jack'in Martha'yla evlenmesini
engelleyecek gücü var.
Ama bakın bu aileyi kim yok ediyor? Ailenin kendi bireyi. Yani sapıklık kendi kendini yok ediyor. Bu bağlamda da filmden şöyle bir mesaj çıkıyor. O az önce bahsettiğim dramatik dengeyle tutarlı biçimde.
kötülük er geç kendi kendini yok eder.
Yani kötülük kalamaz.
Kötülük süremez.
Kötülük varlığını devam ettiremez.
İyilik varlığını devam ettirebilir.
İnsanlık iyilikle soyunu, neslini, evrimsel olarak genini
ya da ahlaki olarak varlığını sürdürebilir.
Gibi bir mesaj çıkıyor filmden.
Yani ahlaki olarak doğru bir noktada duruyor film arkadaşlar.
Bakınız bu sonuca varırken umarım çok esnetmemişimdir.
Bu kadar iğrenç bir filmden bu kadar güzel bir sonucun çıkması beni mutlu etti ama
yine de bir açık kapı bırakıyorum.
Filmi izlemeye eğer sabrınız yeterse ben mi zorladım acaba?
Lütfen benim bu mesajımı da bir test etmenizi rica ediyorum sizden ama ben filmden böyle bir mesaj aldım.
Film ahlaki olarak çok doğru bir noktada duruyor.
Filmin öyküsüyle ilgili çok detay var arkadaşlar.
Burada bitireyim yani çok uzattım bile ama herhalde yeterince tanıtabildim ve filmin neden başarılı ve iyi bulduğunu herhalde özetleyebildim.
Filmde başka birkaç sürpriz var ben hiç bunlara girmedim girmiyorum ama dediğim gibi eğer hani mideniz biraz sağlamsa eğer ahlaki hassasiyetleriniz çok yüksek değilse yani filmi izlemenizi tavsiye ediyorum.
Belirttiğim çerçevede tabi.
Dediğim gibi yani filmde bir sürü iğrençlik var.
Yani o iğrençlikler size dokunacaksa tabi uzak durun.
Onu da belirtmiş olayım.
Evet bu hafta sinemanın gündemini ve Rosebush Pruning filmini incelemeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
