
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta en ayrıksı tür olan korku sinemasını, türün geçmişini ve bugününü konuştuk. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar. Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda korku sineması üzerine konuşacağız.
Sizi biraz korkutmaya çalışacağım.
Ancak bunu muhtemelen başaramayacağım.
Çünkü günümüz sinema severini bir korku filmiyle, bir korku öyküsüyle ya da bir korku sohbetiyle korkutmak gerçekten çok güç.
Bunun nedenini programımızın içerisinde açıklamaya çalışacağım.
Şimdi korku türü arkadaşlar sinemanın bütünü içerisinde biraz ayrıksı, biraz farklı bir konuma sahip.
Neden? Şöyle ki sinemanın geçmişine baktığımızda sinemanın tarihine baktığımızda sık sık korku sinemasıyla karşılaşıyoruz arkadaşlar.
Korku türü gerçekten köklü bir geçmişe sahip, çok sayıda alt türe sahip ve sinemanın belirli dönemlerinde değişimler yaşamış, dönüşümler yaşamış.
Belli korku sineması alt türleri öne çıkmış ve gerçekten önemli sinemacıların korku sinemasına ilgi duyduğunu görüyoruz.
Ayrıca sadece korku sineması yapıp kendisine yer edinmiş sinemacıların olduğunu da görüyoruz.
Ve korku sineması hem metin olarak, senaryo olarak, öykü yapısı olarak hem de görsel olarak yani sinematografik olarak sinemanın tarihine önemli katkılar yapmış türlerden bir tanesi
önemli bir tür korku sineması.
Ama bir yandan da korku sinemasının hem bugün hem de geçmişte entelektüel kitle tarafından böyle nasıl diyelim biraz mesafeli yaklaşılan bir tür olduğunu görüyoruz.
Biraz dışlanmış bir tür olduğunu görüyoruz.
Mesela Oscar'larda en az ödülü alan türlerden bir tanesi korku sineması.
Korku sineması Oscar'larda pek kendini gösteremiyor.
Bu kadar başlığı üretmiş olmasına rağmen.
Şimdi ortada bir çelişki var değil mi?
Neden böyle? Hem önemli bir tür korku sineması ancak entelektüel kitle tarafından biraz dışlanıyor.
Neden? Buna benim getirdiğim açıklama yaklaşık olarak şöyle arkadaşlar.
Entelektüel kitle ve dediğimiz gibi hani Oscar'ları aslında entelektüel kitleye hitap eden bir oluşum olarak kabul etmek doğru değil tabii ama neticede Oscar komitesi sinemacılardan oluşuyor.
Sinemanın entelektüellerinden oluşuyor.
Ve normal şartlarda geniş kitlelere hitap eden, geniş kitleler tarafından sevilen filmlerin de Oscar'larda daha çok kutsandığını, sevildiğini görüyoruz.
Ama bir yandan da daha çok...
Günlük hayata, günümüz dünyasına, gerçek dünyaya mümkün olduğunca dokunan türlerin, günlük hayatla, gerçek dünyayla bağlantılar kuran türlerin Oscar'larda daha çok kutsandığını, daha çok
tercih edildiğini görüyoruz.
İşte korku sineması da bu açıdan muhtemelen en arkada kalan türlerden bir tanesi.
Sinemayla ilgili genel bir söylem vardır arkadaşlar.
Şöyle ki, ya gerçeğe çok yakın fantaziler ya da fantaziye çok yakın gerçekler sinemanın konusu olabilir diye.
İşte korku sineması bu iki taraf arasında konumunu herhalde en kolay en rahat biçimde belirleyebileceğimiz türlerden bir tanesi.
Biz sinema severler bir korku filminin başına geçtiğimizde hani bir fantezi izleyeceğimizi biliriz değil mi?
Yani çok gerçekçi bir şey aramayız.
Korku filmlerinde karşımıza gelen hemen hemen hiçbir şey günlük hayatta karşımıza gelmemiştir.
O nedenle korku sineması günlük hayatla zayıf bağlar barındıran bir tür olduğu için Gerçek dünyadan da kopuk bir tür olduğu için herhalde çok ciddiye alınmıyor, çok önemsenmiyor ve entelektüel
kitle tarafından biraz mesafeli yaklaşılıyor diye düşünüyorum ben.
Ancak bir yandan da madem korku sineması bu kadar hani gerçek hayatta kopuk hani biraz böyle...
Uzayda bir cisim, boşlukta bir cisim gibi bir tür.
Ama bir yandan da çok ciddi seveni var, severleri var, başyapıtları var.
Hatta ve hatta diyebiliriz ki belirli türlerin hayranlarını düşünürsek, belirli tür sinemalarını seven sinema severleri düşünürsek hiçbir türün severi korku sineması severler kadar
da kendi türlerine bağlı ve sadık da değiller arkadaşlar.
Bu çok ilginç bir nokta.
Bunu da şöyle açıklıyorum. Normal şartlarda bir film türünün en vasat ve kötü örneğini bile keyifle ve ilgiyle izliyorsanız siz o türün gerçekten bir severisinizdir arkadaşlar.
İşte korku filmi severlere bakarsak türün en klişe, en sıkıcı, en renksiz örneklerinin bile korku sineması severlerce ciddiye alındığını ve merakla, sevgiyle izlendiğini
görebilirsiniz. Bunun çok sayıda örneği vardır.
Korku sinemasını sevmeyenler de gerçekten neredeyse hiç sevmezler.
Tam olarak sevmezler.
Korku filmlerine hemen hemen hiç ilgi duymazlar.
Bu açıdan korku sineması gerçekten sinema dünyasında en kalın çizgilerle kendisine alan ayırmış türlerden bir tanesi.
Yani atıyorum bir dram seven bir sinema sever.
İçerisinde dramatik ögeler olduğu takdirde bir aksiyon filminde seyredebilir ya da bir bilim kurgu filminde seyredebilir.
Ancak korku sineması çok kendine has bir sinema.
Köşeleri çok belirgin bir sinema.
Normal şartlarda başka türlerle bağlantılar kuracak olsa da hani tür kaynaşmalarına bazen katılıyor olsa da yine de kendi dünyasına en bağlı türlerden de bir tanesi olduğunu iddia edebiliriz.
Hatta bununla ilgili şöyle bir not da şöyle kısa bir bilgi de vereyim size arkadaşlar.
1990'lı yıllardan itibaren daha çok sinema üzerinden sinema yapma akımının ortaya çıktığı daha çok Tarantino ve Coen kardeşler Tim Burton gibi sinemacıların öne çıktığı dönemlerden sonra sinemada
bir tür kaynaşması türlerin saflığını yitirip birbirleriyle bağlantılar içermesi akımı ortaya çıkmıştı.
Sinema tarihçileri, sinema yazarı ustalarımız bundan o yıllarda çok bahsetmişlerdir.
Saf tür kalmadı artık denirdi 90'lı yıllardan sonra 2000'li yıllarda.
Günümüzde ise bunun etkilerini gerçekten çok daha fazla görüyoruz.
Hani saf tür film gerçekten çok az karşımıza geliyor.
İşte korku sineması Kendisini biraz bu eğilimin dışında tutmuş türlerden bir tanesi.
Elbette yine başka türlerle bağlantılar kuran korku filmleri de var, yok değil.
Ancak yine de kendi içerisindeki dünyaya en fazla bağlı türlerden de bir tanesi korku sineması.
O açıdan da biraz sinemasal eğilimlerden kendisini uzak tutup kendi tarihi içerisinde kalan, kendisini biraz farklı alanlara doğru yönlendiren türlerden bir tanesi olarak da Anabiliriz
korku sinemasını. Şimdi şu konuya tekrar dönmek istiyorum.
Hani dedik ya ya gerçeğe çok yakın fantezi ya da fanteziye çok yakın gerçek.
Bu noktada da arkadaşlar korku sineması entelektüel camiayla ilişkisinde olduğu gibi bir çelişki daha barındırıyor.
O da şu. Normal şartlarda biz sinema severler hani şimdi izlediğimiz filmlerin neticede tabii bir film olduğunu yani kurumaca olduğunu biliriz değil mi?
Hani gerçekleri izlemiyoruz biz neticede.
Ancak genel olarak diyebiliriz ki izlediğimiz bir film bizim duygularımıza ya da aklımıza, düşüncelerimize ne kadar dokunursa, bizi ne kadar etkilerse, bizi ne kadar düşündürürse yani hem mantıksal
olarak, zihinsel olarak hem de duygusal olarak biz o kadar o filmden etkileniriz değil mi?
Bize dokunmasını isteriz neticede bir filmin.
Ancak korku sineması çok farklı bir noktada duruyor dedik ya.
Onun gerçek olmadığını biliyoruz.
Günlük hayata çok az dokunacağını biliyoruz.
Bize belli bir sürelik işte 1,5-2,5 artık süresi ne kadarsa filmin bir deneyim yaşatacak.
Ve ondan sonra bitecek ve bizim hayatımızda neredeyse hiçbir önemi kalmayacak bir filmdir çoğunlukla korku filmi.
Ancak buna rağmen korku filmi izleyen dediğimiz gibi ciddi bir kitle var.
E bu da bir tezat oluşturmuyor mu?
Yani madem bizi günlük hayatımızı çok az etkiliyor.
Madem bizi düşünsel olarak ya da duygusal olarak az etkileyecek ya da az inandıracak kendisini.
Ama ilgiyle onu izliyoruz.
Burada da küçük bir çelişki ortaya çıkıyor.
Bu çelişkiye de şöyle bir açıkçası.
açıklama yapabiliriz diye düşünüyorum.
Bize yaşattığı duygulanmanın nevi arkadaşlar, çeşidi.
Korku. Korku çok farklı bir duygu, farklı bir his.
Bu anlamda korku sineması günlük hayatımıza en az dokunan türlerden biri olmasına karşılık günlük hayatımızda da neredeyse yani ya da çoğunlukla diyeyim hiç hissedemediğimiz
bir duyguyu hissetmemize ve yaşamamıza olanak veren türlerden bir tanesi arkadaşlar.
Genel olarak hani Farklı projelere, farklı fikirlere, farklı öykülere ya da farklı sinematografilere daha çok ilgi duymamız beklenir ya.
Hani bir şeyi ne kadar çok deneyimlersek o kadar alışırız artık ve bizim için çarpıcılığını yitirir.
İşte korku sineması da bu açıdan ayrıksı bir noktada duruyor arkadaşlar.
Çünkü başka hiçbir projede, başka hiçbir sanat eserinde diyeyim ya da günlük hayatımızda deneyimleyemediğimiz, karşı karşıya gelemediğimiz bu duygu.
Korku çoğunlukla ve aynı zamanda sinemada bunu görsel bir deneyimle bize yaşattığı için korku sineması oldukça boşluğu doldurulamaz bir tür haline geliyor.
Ama burada yine başka bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz ki yine sinema olması hani hem en son sanat en güçlü sanat olarak sinemayı kabul ediyoruz genel olarak.
İşte sinemada biz korkuyu deneyimliyoruz.
Sinemada korkuyu deneyimliyor olmamız çok güçlü bir etki yaratıyor.
Ancak sinema hele hele bu kadar uzun bir tarihe, bu kadar fazla alt türe ve deneyime sahip olan sinema artık öylesine öykü akış dinamiği olarak olsun, temel
motifler olarak olsun, karakter galerisi olarak olsun.
O kadar fazla gerekliliğe ve klişeye sahip bir alan ki korku sineması da sinemanın gerekliliklerine kendisi...
Sinemanın gerekliliklerine uymaya çalışırken...
Bizimle bağlantısını da yitirmeye başlıyor arkadaşlar.
Şimdi biraz karışık anlattığım gibi oldu ama konuyu hemen özetleyeceğim.
Şöyle bir örnek vereceğim size.
Bir an için bu sohbeti bir kenara bırakalım.
Şöyle bir şey düşünelim. Sabah kalktık, hazırlandık, evimizden çıktık.
Bir toplu taşıma aracına bindik diyelim ki.
Metroya bindik, minibüse bindik, otobüse bindik, vapura bindik neyse.
Yanımıza geldi birisi oturdu.
Bir an... Dönüp biz ona baktık ve o da bize baktı ve onun gözlerinin kıpkırmızı olduğunu gördük.
Atıyorum çok klişe bir korku filmi sahnesi yazmaya çalıştım size sizi korkutmaya çalışacağım demiştim ya.
Şimdi böyle bir sahne yaşadığımızı düşünelim.
Herhangi birimiz böyle bir şey yaşayacak olsak muhtemelen orada hani...
Kalp krizinden ölür müyüz diyelim ya da vapurdaysak bir anda boğaza atlarız mı diyeyim ya da metrodaysak bir anda imdat konunu çekeriz mi diyeyim ne diyeyim.
Yani hani korku filmlerinde yüzlerce binlerce kez gördüğümüz artık bizim için çok klişe haline gelmiş birçok motifin günlük hayatta bir an karşınıza geldiğini düşünün.
Yani bir mezarlığa girebilir miyiz arkadaşlar gece?
Düşünün ki çok ıssız bir işte bir akrabamıza gittik.
Atıyorum çok basit bir senaryo yazıyorum şu an.
Bir akrabamıza gittik köyde bir büyüğümüzün, büyükannemizin, işte teyzemizin, halımızın bir akrabamızın yanına gittik.
Bir taşraya gittik, bir ilçeye, bir köye gittik.
İşte kaldığımız evin yanında bir orman var ıssız, sessiz.
Orada da bir mezarlık var falan artık böyle bu kadar korku sahnesinden bahsediyoruz artık.
Oradan bir ses geldi.
Gece 2'de biz yatağımızda uyuyamadık, kitap okuyoruz veya işte telefonumuzla internette geziniyoruz diyelim ki.
Oradan bir ses geldi.
Allah aşkına hangimiz evden çıkıp...
O mezarlığa doğru yürürüz ya da o karanlık ormana doğru yürürüz.
Düşebiliyor musunuz bunu?
Artık korku sineması geçmişinde o kadar fazla klişe barındırıyor ki.
Ve aynı zamanda sinema bir yandan da hem akıcı olmak zorunda, öykü ilerlemek zorunda, karakter dönüşüm yaşamak zorunda.
Böyle bir şey gerçek hayatta dokunmasını çok beklemiyoruz.
Biz korku sinemasının, korku filmlerinin bir fantezi izlediğimizi biliyoruz.
Biz kendimizi ne kadar filmin içerisinde görebilirsek, ne kadar bir filmin içerisindeki karakterle özdeşleşebilirsek ve hem duygusal hem mantıksal olarak yakınlaşabilirsek kendimizi o
kadar filmin içerisinde hissederiz ve filmi de o kadar etkili buluruz, o kadar çok severiz, o kadar çok beğeneriz değil mi?
İşte korku sinemasında karşımıza gelen klişeler, olaylar, öyküler ya da ortaya çıkan korkutucu durumlara karşı, korkutucu etkenlere karşı karakterlerin verdiği tepkiler artık o
kadar klişeleşmiş durumda ki hiçbir inandırıcılığı kalmamış durumda.
Ve hani tamam gerçek değil korku türü ama artık mantıklı da değil, mantıklı olmasına gerek yok dersek o zaman da tamamen kopuyoruz arkadaşlar korku sinemasından.
Tamamen bir fan, çizgi film izliyormuş gibi bir şey oluyoruz böyle.
Tamamen bir çizerin çizdiği ve hiçbir gerçekçilik barındırmayan, çok basit, çok hiçbir etkileşime girmediğimiz bir film haline geliyor izlediğimiz korku filmi.
Ne yazık ki. İşte o nedenle de belki de artık en başta dedim ya artık sinema severleri korkutmak çok güçlü diye.
tamamen bir fantezi izliyor haldeyiz korku filmi izlerken.
Korku filmi severler de zaten artık sıra dışı bir şey izliyormuş.
Sinemanın farklı alanlarında karşısına gelmeyen deneyimlerle karşılaşıyormuş gibi korku sinemasına ilgi duyuyorlar.
Ve aynı zamanda yine az önce söylediğim konu entelektüel kitlenin ya da sinemanın biraz daha seçkin kesiminin ödüllerin, oscarların vesairelerin çok da ilgi göstermediği bir türe dönüşüyor.
Ve aynı zamanda da sinematografik olarak güçlü Güçlü bir tür olsa da yani korku sineması hani bir izleyiciyi bir filmle korkutmak çok güçlü bir sinematografi gerektiriyor neticede.
Hani oyunculuk olarak zor ve güçlü olmak zorunda mekanlar, ortamlar, ışıklar hangi tür olursa olsun başka birçok türe göre daha fazla çalışılmış, daha güçlü bir atmosfer ortaya çıkarılmış olmak
zorunda korku türünde.
E madem görsel olarak da bu kadar güçlü bir tür olduğu halde...
Neden tamamen fantastik bir tür halinde?
Korku kaynağı günlük hayatta yok diye mi?
Ben buna inanmıyorum aslında arkadaşlar.
Yani tamam günlük hayatta biz vampir, zombi, öcü, şeytan, hayalet vs.
görmüyoruz. Ancak bunun temel nedeninin günlük hayata çok az dokunuyor olması değil.
Hem sinema tarihinden gelen bir deneyimle hem de günümüz sinemasının temel gereklilikleriyle yani öykü işte akıp gitmesi lazım, hiç sıkmaması lazım, heyecan vermesi lazım gibi
gerekliliklerin gölgesinde kaldığı için korku sineması bugün için tamamen inandırıcılığını ve günlük hayatla ve aynı zamanda sinema severle bağlantısını tamamen koparmış durumda.
Tabi bu sorunlu durumdan kurtulmayı başarmış filmler var.
Yok değil. Yakın zamandan hemen bir tane örnek vermek istiyorum.
İspanyol yapımı Rek filmi arkadaşlar.
Tam bu bahsettiğim korku sinemasındaki bu açıktan...
Yola çıkarak yapılmış ve film gibi duruyordu zaten.
Bir televizyon sunucusu bir belgesel yapıyor.
Gece itfaiye çalışanlarının hayatlarına pencere açan bir program.
Genç bir kadın ekibiyle birlikte gidip itfaiyeciler nasıl çalışıyorlar, gecenin bu saati nasıl bir yangın bekliyorlar, nasıl bir durumdalar, nerede çalışıyorlar gibi bir projeydi bu.
Onlarla birlikte bir binaya gidiliyordu vesaire.
Orada işler, şimdi spoiler vermeyeyim izlemeyen arkadaşlar vardır.
Orada işler çığırından çıkıyordu.
Şimdi bu çok gerçekçi bir yapıydı ve Rex zaten 3 tane de bildiğim kadarıyla toplam 4 film yapıldı.
5.si yapıldı mı hatırlayamıyorum.
Onun üzerine 3 tane de devam filmi yapılmıştı.
Çok başarılı bir seri oldu gerçekten.
Tam da bu korku sinemasının bahsettiğim temel sıkıntılarına resmen ilaç gibi gelmiş bir filmdi arkadaşlar.
Şimdi bu gerçeklik ve ikna edicilik meselesinin dışında korku sinemasının düştüğü bir de şöyle bir tuzak var.
Sektörde daha çok Hollywood'da hatta Türk sinemasında da biraz böyle.
Korku sineması arkadaşlar biraz icra edilmesi biraz daha kolay sinematografik olarak ciddi gereklilikler barındırıyor olsa da bütçe olarak, yapım şartları olarak biraz daha ucuz, biraz
daha kolay yapılabilir bir tür olarak görülüyor.
Örneğin korku sinemasında yıldız oyuncu nadiren oynar arkadaşlar hatta istenmez olmaz.
Yani korku sineması kastı diyelim hani oyuncu seçimi biraz daha tanınmamış ve haliyle meşhur olmayan oyunculardan oluşması gerekiyor.
Aynı zamanda kalem olarak senaryo olarak korku sineması başka türlere göre biraz daha kolay yazılabilir bir tür arkadaşlar.
Ve aynı zamanda korku sineması kemik bir izleyici kitlesine sahip olduğu için Belirli türde belirli standartları tutturan bir korku sineması örneği yaptığınız takdirde harcadığınız
paranın en azından harcadığınız kadarının geri geleceğini garanti olarak görebiliyorsunuz.
Sektörde korku sinemasının böyle bir yeri var.
Ve biraz da dediğim gibi ucuza mal olduğu için yani atıyorum Türkiye şartlarında 1 milyon liraya hiç bugün için düşük bütçe sayılıyor zaten 1 milyon lira.
Hiç yıldız oyuncu içerisinde bulunmadan belirli şartlarda belirli klişelere sırtını dayayarak bir korku filmi yapıyorsunuz ve çoğunlukla da harcadığınız para gişede geri geliyor.
Bundan dolayı da korku sineması genç ve amatör sinemacıların yeni sinemaya başlayan yönetmenlerin genellikle kendisini ispat ettiği, rüştünü ispat ettiği türlerden biri haline gelmiş durumda.
Ancak bu düşük bütçe olayı ve klişelere sırtını yaslayarak harcanan paranın geri dönmesi planlamaları artık öyle bir seviyeye gelmiş durumda ki neredeyse bütün korku filmleri küçük bütçeli,
belirli oyuncularla süre giden, sırtını klişelere yaslayan ve belli alt türlerin altı.
bulunan neredeyse çoğunlukla birbirine benzeyen filmlere dönüşmüş durumda arkadaşlar.
Sinema tarihinde güçlü ve önemli korku filmleri var evet ancak son yıllarda çok nadiren güçlü ve ciddi etkiler bırakan korku filmleri görüyoruz ne yazık ki.
Bu da korku sinemasının hem sektördeki hem de sinema severlerin gözündeki değerini bir parça daha eritiyor diyelim ya da törpülüyor diyelim.
O nedenle korku sinemasını daha çok geniş kitleler değil, korku sinemasını seven sinema severler daha çok seviyorlar, daha çok ilgi gösteriyorlar.
Ve bu ortaya çıkan hem biraz çelişkiler hem de türün gereklilikleri ve aynı zamanda türün sinemanın geneliyle yaşadığı ilişki sebebiyle korku sineması bir süre daha...
uzayda ve boşlukta bir cisim olarak kalmaya devam edecek gibi görünüyor.
Ama olsun biz yine de arada bir korku filmi izleyelim.
Çünkü korku duygusunu sinemadan başka yaşayabileceğimiz, hissedebileceğimiz fazla mecra ve ortam yok arkadaşlar.
Evet bir dahaki programda görüşmek üzere.
Sevgiler. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
