
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, yakın zamanda kaybettiğimiz usta yönetmen David Lynch'i ve onun bir temsilcisi olduğu Gerçeküstücülük Akımı'nı incelemeye ve özetlemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
sanatsal akımında sinemadaki en önemli temsilcilerinden bir tanesiydi.
Elbette bu programımızda David Lynch'den bahsederken de sürrealizm akımından da bahsetmek istiyorum.
Önce bir akımı anlatalım ondan sonra konuyu yavaş yavaş David Lynch'e getirmeye çalışalım.
Şimdi 1800'lerin ortasından sonra İşte bu modern sanat akımları ortaya çıkıyor ve geleneksel sanata karşı bir duruş olarak hani bir karşı duruş olarak ortaya çıkıyor elbette modern sanat.
Ve işte önce romantiklerle başlıyor.
Empresyonizm, ekspresyonizm, manifestolar dönemi diyebiliriz aslında buna sanat tarihinde.
Hemen hemen... Ortaya çıkan bütün sanatsal akımlar önce bir manifestoyla çıkıyor böyle.
Hani bu akım şudur, sanat şöyledir, böyledir.
Böyle bir metinlerle, bir açıklayıcılıkla çıkıyor hemen hemen bütün bu sanatsal akımlar.
Hemen hemen hepsinin ortak özelliği bir şeylere karşı durması.
Nereye kadar geliyor biliyor musunuz?
Aslında dadaizme kadar geliyor.
Dada da zaten neredeyse her şeye karşı olan bir sanatsalıkım diyebiliriz.
Hani biz her şeye karşıyız deyin siz işte dada da size karşı.
Ben de her şeye karşı olmaya karşıyım.
gibi neredeyse tanımı da yapılamayan bir karşıtlık gibi bir şey oluyor böyle dadaizm.
Gerçek üstücülük de dadaizmle bazı ortaklıkları olan tam da bir paydada tabii birleşemeyen bir sanatsal akıl olarak ortaya çıkıyor.
Şimdi genellikle gerçek üstücülüğün gelmiş geçmiş en meşhur sanatçısı kimdir?
Salvador Dali'dir değil mi?
Tabii resim sanatında zaten resim tarihinde en büyük...
Ressamlarından bir tanesi elbette.
Ondan dolayı çoğunlukla gerçek üstücülük deyince birçok sanat severinin aklına Dali gelir.
Ve çoğunlukla da gerçek üstücülüğün öncüsü de Dali olarak bilinir.
Ama öyle değil. Gerçek üstücülük akımını ortaya çıkaran ilk kişi ve gerçek üstücü manifestoyu yazan kişi de şair Andre Breton.
Andre Breton 1920'lerin başında...
1925 falan olması lazım yanlış hatırlamıyorsam.
İlk bu manifestoyu yazıyor ve en erken dönemde de bir Salvador Dali bir de Dali'nin en yakın dostu olan Luis Buñuel bu akıma sahip çıkıyorlar.
Hemen de hızlıca sürreyal eserler ortaya çıkarmaya başlıyorlar.
İşte gerçek üstücülük akımında sinemadaki...
ilk temsilcisi ve hatta diyebiliriz ki hani bugün için bile tüm tarihi için en büyük üstadı olarak biz Louise Bunuel'i kabul ediyoruz.
Şimdi gerçek üstücülüğünde Louise Bunuel'in de ilk filmi Endülüs Köpeği sinemadaki ilk gerçek üstücü film olarak karşımıza çıkıyor.
Ondan önce René Clair'in Perde Arası diye bir film var mesela şimdi.
O da gerçek üstücülüğün ilk örneklerinden bir tanesi falan olarak kabul ediliyor ama aslında değil.
O biraz da böyle dadaist bir film olarak da görülebilir.
Ben öyle görüyorum şahsen. Ben izlediğimde o tam gerçek üstücülük dediğimiz için birazdan size özelliklerini falan anlatmaya çalışacağım.
Tam bir gerçek üstücü film gibi gelmiyor ama Endülüs Köpeği hemen hemen bütün özellikleriyle hem metniyle hem görselliğiyle gerçekten sinema tarihinin ilk gerçek üstücü filmi olarak kabul edebiliriz
Endülüs Köpeği'ni. Ki hani genellikle bir başyapıt olarak kabul edilmiştir.
Neden? Tabii ki yani sürrealizm akımının sinemadaki ilk örneği ister istediği kadar iyi kötü olsun hani kötü demek bile garip çünkü ilk örnek olduğu için elbette biz onu bir başyapıt olarak kabul ediyoruz.
Yapılış yılı 1929.
Louise Bunuel ondan bir yıl sonra 1930'da Age Door diye bir film yapıyor.
Altın Çağ bizdeki tam çevirisiyle.
Bence Altın Çağ filmi Endülüs Köpeği'nden çok daha iyi bir film.
Gerçekten çok iyi bir film ve hala bana göre sinema tarihinin en iyi gerçek üstü filmi Altın Çağ.
Bugün bile etkileyici bir film ve...
Başka bir açıdan da çok özel ve çok güçlü bir film.
İşte bu açıyı size açıklayabilmek için bu noktada gerçek üstücülüğün tanımını yapmak lazım.
Yaklaşık olarak gerçek üstücül sanatın tanımı bilinçle bilinçaltını birleştirmeye çalışan ve biz insanoğlunun kendi gerçeklik algımıza uymayan hem
görsel olarak hem de metin olarak bir gerçeklik ve tutarlılık inşa etmeyip Bunun dışına çıkan sanatsal yapıtlara biz gerçek üstücülük diyoruz.
Sürrealist filmler bunun dışına niye çıkıyor?
Yani amaç ne? Olay ne?
Neden gerçek üstücü?
İşte bu noktada tanımdaki bilinçaltına hitap etme amacı ortaya çıkıyor.
Gerçek üstücü sanat bizim mantığımıza, gerçeklik algımıza değil bilinçaltımıza hitap etmeye çalışıyorlar.
Temel mantık bu. Şimdi...
Endülüs köpeği dedim ya mesela Endülüs köpeği bir kadının gözünü jiletle kesilmesi planıyla açılır mesela.
Şimdi bu hiçbir mantığa uymayan, bilince uymayan bir şey.
Hani günlük hayatta hiçbir zaman görmediğimiz bir imgi o.
Hani neredeyse bizim yüzümüze böyle bir tokat atıp bizim bilincimizi ve gerçeklik algımızı kırmaya çalışıyor.
Ancak evet tamam bir başyapıtları Endülüs Köpeği filmi ama bana göre çok da iyi bir film değildir.
Neden? Çünkü oradaki o gerçek üstücülük işte avucun içinden çıkan karıncalar, odanın içerisinde eşyaları iple çeken bir adam, palisülasyonlar, işte gözün
jiletle kesilmesi falan filan.
Şimdi bunlar tamam bizim algımızı kırıyor, sıra dışı bir yapı oluşturuyor ama altından çok da bir anlam.
Bilinçaltımda nasıl bir duygu en azından oluşturmaya çalışıyorsun gibi bir soruya ben bir Endülüs Köpeği filminde çok da bir cevap bulamadım.
Şimdi o ilk örnektir hani öyle devam etseydi gerçeküstücülük böyle bir akım olarak kabul ederdik biz ve hiçbir şekilde bizim mantığımıza hitap etmez altından hiçbir anlam çıkmaz
bir akımdır derdim.
Ve Endülüs Köpeği'ni ve ondan sonra gelecek ona benzer filmleri öyle kabul ederdik.
İşte az önceki sohbete dönüyorum.
Altın Çağ filmi de gerçek üstücü bir film.
Ama onun bütün gerçek üstücülüğünün altından bir anlam çıkıyor.
Endülüs Köpeği'nde böyle bir anlam çıkmadığını düşündüğüm için Altın Çağ filmini daha iyi bir sürrealist film olarak kabul ediyorum.
Diyorum izlediğinizde orada da birçok gerçeküstücü, imge, garip, olay akışı, hiçbir tutarlılığa ya da bilinç algısına uymayan birçok şey göreceksiniz.
Ama hepsinin altında da bir anlam da olduğunu göreceksiniz.
Ondan dolayı gerçeküstücülük hani...
tamamen böyle bir zıvanadan çıkmışlıktır yani hiçbir anlam çıkmaz böyle hani saçma sapanlıklar silsilesi hayır öyle değil bu gerçek üstücülüğün altından çoğu zaman bir anlam
en azından bir duygu çıkar bu noktada şöyle küçük bir parantez açayım Gerçek üstücülüğün tanımına baktığınızda biraz böyle fantastikle ya da fanteziyle bir ortaklık olduğunu düşünebilirsiniz,
zannedebilirsiniz. Yani atıyorum Yüzüklerin Efendisi gerçek üstücü mü?
Ya da işte ne bileyim Harry Potter gerçek üstücü mü?
İşte Matrix, Star Wars gerçek üstücü mü?
Hayır. Fantezi ya da bilim kurguda kendi içinde bir tutarlılık ve gerçeklik vardır.
İşte sürreyal sanatta ve sinemada...
Kendi içinde de tam bir tutarlılık yoktur.
Yani ne geleceği belli olmaz.
Bu anlamda gerçek üstücü filmlerin içerisinde her an her şey olur arkadaşlar.
Hiçbir tutarlılık ve mantıksal bağlantı beklememelisiniz gerçek üstücülük içerisinde.
Ancak bu şekilde özetleyebilirim.
Şimdi az sanatçısı ve yönetmeni vardır sinema tarihinde.
Evet öncüsü ve en güçlü örneği Louis Bunuel'dir.
Onun dışında da David Lynch'tir aslında.
Hani geniş kitlelere kendisini duyurabilmiş ve bir etki yaratabilmiş en büyük iki tane gerçek üstücü yönetmen sayabiliriz.
Tabii diyorum onun dışında başka yönetmenlere var ama ya işte mesela Jan Svanmajer var veya Alejandro Jodorowsky var ama hani bu isimleri bile geniş kitleler bilmez.
Baya böyle gerçek üstücüde çok ilgisi olan veya belirli bir kitle diyeyim.
Bu yönetmenleri ve diğer gerçek istücü yönetmenleri bilir.
Şimdi David Lynch 1970'li yıllarda sinema yapmaya başlamış Amerikalı bir yönetmen.
Tam bir sanatçı ya.
Yani sadece yönetmen...
Demek de pek doğru olmaz.
David Lynch aynı zamanda bir ressam, aynı zamanda ne bileyim mobilyada tasarlıyor, mutfak eşyaları tasarlıyor, aynı zamanda müzik yapıyor falan filan bir sürü şey yapan bir adam.
Gerçek bir özgür zihin diyebiliriz onun için.
IMDb'ye baksanız yüzden fazla eser üretmiş bir yönetmen ama çok fazla kısa film yapmış.
Hani biraz daha böyle geniş kitlenin, tüm dünyanın ulaşabildiği uzun mesajları düşünürseniz çok da fazla filmi yok.
Uzun mesajların içerisinde herhalde ben iki tanesini izlemedim diyebilirim.
biliyorum. Bir Inland Empire'ı ne yazık ki bir türlü izleyemedim.
Yani hani üzerinden 20 yıl geçmiş olmasına rağmen ki hani en son yaptığı uzun metraj da bildiğim kadarıyla o zaten.
Bir onu bir türlü izleyemedim.
Fırsatım olmadı. Bir de onu en meşhur eden aslında uzun metraj değil TV dizisi.
Twin Peaks, İkiz Tepeler.
Bir de o diziyi bir türlü izleyemedim ama onun dışındaki filmlerini izledim.
Şöyle bir filmografisini karşıma alayım.
Şimdi ilk filmi 1977 tarihli Eraserhead.
Yani neredeyse David Lynch'in bütün sinema anlayışını, gerçek üstücülüğünü içeren bir film.
Zaten bir öğrenci projesi olarak falan ortaya çıkıyor ama böyle 5 sene falan sürüyor.
Çekimi tüm hani son haline gelmesi.
Tabii o zaman daha çok amatör bir sinemacı David Lynch.
İşte bütçesi yok, ekibi yok, hiçbir şey yok.
Devasa bir çekim süreciyle bir şekilde 1977'de Eraserhead karşımıza geliyor.
Şimdi Eraserhead neredeyse imgeler bütünü.
Bir karakterimiz var.
O imgeden imgeye, mekandan mekana ve duygudan duyguya savruluyor.
Hani neredeyse Eraserhead'i böyle anlatabilirim.
Ondan sonra 1980'de Elephant Man yaptı.
Fil adam. Biraz daha tutarlı, çok deformasyonlu bir yüze sahip bir engelli karakterin biraz kabuslarını, biraz son derece kısıtlı ve sınırlı hayatını anlatır.
Çok iyi bir filmdir bence yani.
Ondan sonra 1986'da Mavi Kadife'yi yaptı.
Görece normal filme benzeyen bir film diyebiliriz.
Burada Amerika'nın küçük bir kasabasındaki bir suç öyküsü diyebiliriz.
İşte bu noktadan sonra biraz daha anlatmaya başlıyor David Lynch ve genel olarak filmlerini size şöyle özetlemeye çalışayım.
Suç öyküsü imgeleri ve detayları barındıran bir öykü anlatır David Lynch.
Ama bu öykünün içerisindeki karakterlerin çevrelerine ve hayata bakışlarını algılarını...
Kıran bir şeyler olur filmde mutlaka.
Ve biz izleyiciler de izlediğimiz bu suç öyküsünün hangi kısmı gerçek, hangi kısmı hayal, hangi kısmı rüya, hangi kısmı kandırmaca, hangi kısmı gerçek hayatın
bir parçası ya da hangi kısmı bizim karakterlerimizin çarpık algısı olduğunu bir türlü anlayamayız.
Karakterler kişilik değiştirir.
Karakterler birbirinin yerine geçer.
Öykünün hangi kısmı başı, hangi kısmı sonu, hangi kısmı ortası biz bir türlü anlayamayız ve bir zaman kırılması da vardır mutlaka David Lynch'in filmlerinde.
Kendi içinde bir tutarlılık sunuyor gibi görünür.
Biraz zorlamanız lazım.
Filmin öyküsünü...
Hangisi başı, hangisi sonu, kim kimin yerine geçti, kim kimin öyküsünü sürdürdü falan gibi böyle bir zihninizi zorlarsanız.
Hani sanki böyle bir tutarlılık ve doğrusal bir öykü yapısı kurabiliyor gibi görünürsünüz.
Ama o yakaladığınız öyküden ve tutarlılıktan da bir türlü emin olamazsınız arkadaşlar.
Ondan sonra 1986'da Mavi Kadife'yi yaptı.
1990'da... Vahşi Duygular diye bir film yaptı.
Wild at Heart diye. Şimdi bence o pek iyi bir film değildi.
Onun da çok seveni vardır böyle.
Çok iyi bir film olduğu düşünülür ama...
Bence çok da iyi bir film değil.
Haa unuttum. En büyük hayal kırıklığı 1984 tarihli Dune arkadaşlar ama Dune en son Donnie Villeneuve yaptı biliyorsunuz.
Muhteşem bir uyarlama yaptı Donnie Villeneuve.
İşte David Lynch 1984 tarihinde Dune'un bir uyarlamasını yapmıştı ama ne yazık ki bu film de hiç de iyi değildi.
1997'de Lost Highway kayıp otoban filmini yaptı.
David Lynch'in en iyi filmi kayıp otoban olabilir.
Gerçekten çok iyi bir film.
Biraz hadi bunun öyküsünden bahsedeyim.
Filmin başında bir saksafoncumuz var.
Saksafon üstadımız, müzisyenimiz var.
Ve onun çok çekici Patricia Arquette'in canlandırdığı bir eşi var.
Onun kendisini aldatıyor mu aldatmıyor mu falan diye böyle biraz şüpheleri olduğunu falan seziyoruz.
Filmin bir noktasında bu baş karakterimiz kendi karısını öldürüyor, hapse atılıyor ve hücrede bu karakter başka bir karaktere dönüşüyor.
İşte size gerçek üstücülük, işte size David Lynch.
Nasıl artık hani nasıl anlıyorsanız anlayın.
Bu ürünü izleyin. Anlayabiliyorsanız anlayın.
Tabii ki anlayamıyoruz. Anlayamayız.
Bunun çünkü hiçbir mantıksal açıklaması yok.
Hatta şöyle bir parantez açayım bu noktada.
Genelde şey olur ya sinemacılar hani bu numarayı çok yapar.
Karaktere böyle bir travma yaşatır.
Onun gerçeklik algısı değişir değil mi?
İşte burada öyle değil.
Karakter hücrenin içerisinde ya.
Oradaki gardiyanlar da diyor ki ya bu hücredeki adam değişti başka birine dönüştü.
Yani David Lynch sadece o karakterin bir travma yaşayıp hani mesela işte bir şekilde karısını öldürdü sonra hapse düştü şimdi bu bir travmadır ya mesela.
O karakterin gerçekliğe ve hayata bakışını değiştirebilecek bir olaydır bu.
Hayır işte David Lynch buna izin vermiyor.
hiçbir travma yaşamamış gayet böyle kurumsal hani memur işte ne bileyim yüzbaşı gardiyan falan karakterlere de o repliği mutlaka sarf ettiriyor yani bu hücredeki adam değişti başka biri bu nasıl olur ya
falan gibi böyle sahneler geçiyor filmde sonra biz o hücre daha genç bir karaktere dönüşüyor bu arada daha genç bir adam o adam Bunun öyküsünü izliyor.
Hani o adam bayağı hapisten çıkıyor.
Neticede şimdi o değil ya. Hani sanki müzisyen karakter hapisten kaçmış da başkası oraya düşmüş sanki gibi bir durum oluyor böyle.
O oradan çıkıyor.
Tamirciymiş bu adam. Otomobil tamirhanesine gelip işini yapmaya devam ediyor.
Sonra bir mafya babası bu adama gelip arabasını tamir ettiriyor.
İşte o müzisyenin kendisini aldattığından şüpheleniyor olabilecek olan işte o kadın.
Bu mafya babasının sevgilisiymiş meğersem.
Hani sanki o yükünün öncesini izliyoruz.
Ve bu karakter orada o mafya babasının sevgilisini görüyor.
Ona aşık oluyor. Onunla sevişmeye başlıyorlar falan.
Yani bir şekilde mafya babasını aldatıyor kadın.
Okey. Sonra o mafya babasını öldürüp kaçıyorlar.
Bir noktada bizim o hani başka bir karaktere dönüştü dedim ya.
Hücrenin içerisindeki müzisyen.
Sonra o müzisyene geri dönüşüyor o karakter.
Hadi buyurun. Tam gerçek üstücü bakın.
Tamam bir öykü var. Tutarlı ve mantıklı bir öykü değil.
Ama kendi içinde bakın bir şey de var yani.
İşte o karakter ona dönüşüyor öncesi sonra tekrar ona dönüşüyor.
Bir tutarlık inşa ediyormuş gibi görünüyor.
Çok iyi bir filmdir.
Hani ister kabul edin etmeyin bu nasıl oluyor anlayın anlamayın fark etmez.
Görselliği, öyküsü, karakterleri her şeyi bence Kayıp Otoman gerçekten müthiş bir film yani.
Ve David Lynch'in...
Sinemasını özetleyen yani onu tanımak için görkem hangi filmini izleyelim diye bana soracak olsanız ben kayıp otoban derim.
Ondan sonra 1999 tarihli Stride Story geldi.
Şimdi de şunu söyleyeceğim.
Bana göre David Lynch'in en iyi filmi Stride Story.
Neden? Birazdan eleştireceğim noktalara takılmayan tek film.
Çok iyi bir film.
Yani hiçbir gerçek üstücü tarafı yok.
Bakınız her şeyini anlayacaksınız.
Baştan aşağı tamamen tutarlı dümdüz bir öykü anlatıyor ve harika bir öykü anlatıyor.
Hiç bahsetmeyeceğim konuyu uzatmamak için.
Bana göre en iyi filmi çünkü diyorum ben tüm bu gerçek üstücü kırılmaları falan biraz kendi içinde eleştireceğim ama birazdan bir filmini daha anayım.
Ondan sonra da elbette hani kimine göre de David Lynch'in en büyük en harika filmi olan 2001 tarihli Mulholland Try, Mulholland çıkmızı filmi.
Evet Kayıp Otoban'a düzdüğüm bütün övgüleri aslında bu filme de düzebilirim.
İyi bir filmdir. Kayıp Otoban'a ek olarak biraz Hollywood eleştirisi de var.
Burada da Naomi Watson canlandırdığı genç hevesli bir oyuncu adayı kendi memleketinden işte köyünden kasabasından Hollywood'a gelir.
Burada yine gayet sarmal bir hikaye.
İşte aldatmalar, kandırmalar, işte seks, işte uyuşturucu, alkol falan filan algıyı kıracak her şey var.
Burada da bir karakter onun yerine geçiyor.
O onu aldatıyor. Bu bunu bir şey yapıyor falan.
Böyle karmakarışık yine bir suç öyküsü.
Yine bir algı kırılması.
Blunt Drive da çok iyi bir filmdir.
Bence Kayıp Otoban hem daha iyi bir film hem de David Lynch'i daha iyi anlatan bir film.
Şimdi hem David Lynch ile ilgili hem de gerçek üstücülükle ilgili kendi sanat sever, sinema sever fikirlerimi sizinle paylaşmaya çalışayım.
Şimdi ben gerçek üstücülüğe ve David Lynch'e biraz gıcık oluyorum arkadaşlar.
Neden biliyor musunuz? Bakınız şimdi bunu uzun uzun anlatabilirim ama basit bir benzetim yapıp derdimi anlatmaya çalışayım.
Godfather'ı, Seven'ı...
Yurttaş Kane'i, ne bileyim işte Ben Hur'u, Rüzgar gibi geçtiği hani tutarlı düzgün hani geleneksel sinema örneği diyebileceğim muhteşem başlıklıkları bir düşünün.
Bu muhteşem eserlerin yönetmenlerinin filmin bir noktasında o filmdeki bütün tutarlılığı bozan bir şey yaptıklarını düşünün.
Yani gerçek istocu bir Godfather düşünsenize yani ne bileyim işte Michael Carleone.
Clemenza'nın yerine geçiyor.
Bir anda öykü başka bir şeye dönüşüyor falan.
David Lynch harika bir şeyler yaratıyor böyle.
Çok zaten harika yani.
Sonra onu bizim gayet keyifle gayet merakla izliyor olma ruh halimizi bozup yani böyle Mona Lisa'yı böyle sarı boyaya
bandırılmış bir fırçayla böyle bozuyor parçalıyor yani.
O gerçek üstücülüğün O yapı bozumunun altından tamam güzel duygular çıkıyor ama çoğu zaman bir anlam çıkaramıyorum ben.
Yani hatta tutarlı bir duygu da çıkaramıyorum.
Diğer gerçeküstücü yönetmenlere bakarsak, bir Louis Bunuel'e bakarsak, bir Jodorowsky'e bakarsak, bir Svanmayer'e bakarsak onların filmleri gerçeküstücü olmazsa
Bir şeye benzemez zaten yani zaten o öyküler o karakterler o filmler gerçek üstücü olmak zorunda ancak öyle olurlarsa iyi film olabilirler.
Ancak bence Lost Highway, Mulholland Drive, Mavi Kadife bu filmler gerçek üstücü olmasa daha iyi filmler olurlar.
Çünkü ortada nefis karakterler, nefis bir suç öyküsü, nefis bir psikolojik açılım, nefis bir atmosfer, zaten sürükleyici harika bir yapı var.
Yani diyorum sanki David Lynch mükemmel bir suç öyküsünü anlaşılmaz hale getiriyor böyle.
Son olarak da şöyle bir eleştiri dile getirmeye çalışayım.
Tutarsız hale getirse de getirmese de filmler zaten aynı duyguyu taşıyor.
Tutarsız hale getirerek sadece öyküyü tutarsız hale getiriyor.
Duyguyu değil. Hemen hemen David Lynch'in bütün öyküdür.
Film noir gibi.
Yani bir kara film gibi.
Kara filmde biliyorsunuz çoğu suçu öyküsüdür zaten.
Zaten bu bütün karakterler kötüdür.
Yani bence David Lynch filmlerini...
Gerçek üstücü yapmasa da aynı duygu çıkacak zaten.
Yani aynı anlam aynı mesaj çıkacak.
Sadece öyküyü tutarsız hale getiriyor gibi bir sonuca varıyorum ben David Lynch filmlerine baktığımda.
Ve tırnak içinde zahmet edip de hani öyküyü bozuyor dedim ya David Lynch.
Öykünün aslında nasıl süre gidiyor olduğunu bir mantık çerçevesine sığdırmaya çalışsanız da bir şey değişmiyor yani.
Ha Görkem'in mantık çerçevesi olmuş.
Ha Ahmet'in, ha Mehmet'in, ne bileyim ha Zeynep'in, ha Merve'nin bir şey değişmiyor.
Şöyle garip bir benzetim daha yapacağım.
Hani buna canım Görkem sen de diyebilirsiniz belki ama.
Coen kardeşlerin mesela Fargo filmini o senaryoyu ben David Lynch'e vermek isterdim.
Harika bir, ya inanın.
Ortaya Lost Highway çıkardı.
Çok benzetiyorum mesela ben Lost Highway ile ya da işte Mavi Kadife ile Coen kardeşlerin erken dönem suç öykülerini.
Atmosfer olarak benziyorlar.
Öykü akışı, o gerilim tonu, karakterleri falan gerçekten benziyor.
Sadece David Lynch'de biraz böyle işte yapı bozumu var.
Yani öyküyü bozuyor böyle tutarsız ve gerçek üstücü hale getiriyor.
Sarmal hale getiriyor David Lynch.
Coenler bunu yapmıyor.
Biraz mizah ekliyor o kadar.
Aradaki fark o kadar yani.
Yine sohbetin başına döneyim ben de David Lynch gibi.
Size sarmal bir program yapısı sunmuş olayım.
Yine başa döneyim. Evet gerçek üstücülüğün geniş kitlere ulaşabilmiş iki tane diyorum.
Öğretmeni vardır biri Louis Bunuel biri de David Lynch.
Elbette bu gerçek üstücülüğü sinema tarihinde taşıma gücü ve becerisiyle bile elbette David Lynch...
Müthiş bir yönetmen. Hani belki de bu filmleri az önce benim eleştirmeye çalıştığım gibi işte Seven'lar, Godfather'lar ne bileyim işte Yurttaş Kane'ler gibi geleneksel yapıda anlatsaydı da diğer geleneksel muhteşem yönetmenlerle
birlikte olarak anardık ama hani hangisi iyi hangisi daha kötü olurdu bilmiyorum artık.
Onun yorumunu size bırakıyorum.
Ama her şekilde elbette çok üzüldük David Lynch 2024'ün daha şimdiden en büyük kayıplarından bir tanesi oldu diyorum.
Üstadı tabii ki saygıyla, sevgiyle anıyoruz.
Umuyorum bugün özetleyebilmişimdir ve size biraz olsun tanıtabilmişimdir.
Evet, bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
