
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bir çok sinemasever, filmleri tekrar izlemekten büyük keyif alıyor. Bunun nedenini hiç düşündünüz mü? Bu hafta, filmleri tekrar izleme konusunu incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Bir süre izlemediğim zaman özlediğim ve tekrar izlemeye ihtiyacı duyduğum filmler var.
Kendimi böyle görünce acaba bir ben miyim böyle dedim ama elbette değilimdir dedim ki yakınımdaki çevremdeki sinema sever dostlarımla sinema konuştuğumuzda Konunun açıldığını da gördüm birçok kez.
Birçok sinema sever, birçok filmi tekrar tekrar izliyorlar.
Ve hatta eksi sözlükte bunun üzerine bir başlık açıldığını da gördüm.
Dakikalarca film araştırıp eskileri tekrar izlemek diye birçok kişinin de bunu yaptığını o başlıkta da görmüş oldum yani.
Şöyle bir okudum, göz gezdirdim.
Nadir rastlanan bir şey değil.
Birçoğumuz bunu yapıyoruz. Peki neden?
Bu gerçekten çok güzel bir konu.
Neden filmleri tekrar tekrar izliyoruz?
Neden bazı filmler geniş kitlelerce tekrar tekrar izleniyor, unutulmuyor?
Bunun üzerine de bir fikir cimnastiği yapmaya çalıştım.
Çok zor bir konu olduğunu gördüm.
Yani sadece iyi filmler tekrar izlenmiyor.
Birçok iyi film var ki izliyoruz.
Aa evet güzelmiş diyoruz ama tekrar dönmüyoruz o filme.
Hatta bunun tam tersi biçimde bazı filmler var ki aslında o kadar iyi de değil.
Mükemmel bir film değil, bir başyapıt değil, sinema tarihine bir iz bırakmış bir film değil.
Ama biz o filmi tekrar dönüp izleyebiliyoruz.
Peki sizce nedir bir filmi tekrar tekrar izleten şey?
Hangi filmleri tekrar izliyoruz?
Bu filmleri nasıl ortaklıkları var ya da o filmleri nasıl bir başlık altında toplayabiliriz?
Dediğim gibi gerçekten bu bence ilginç bir konu.
Üzerine fikir muhakemesi yapılabilecek bir konu.
İşte bu hafta da biraz bundan bahsetmek istiyorum.
Filmleri çok farklı başlıklar altında değerlendiriyoruz.
İşte bence tekrar izlenen filmler diye de...
Bir grup var. Bu grubun kendine bazı özellikleri var.
Şimdi hepiniz belki bu fikirlerime katılmayabilirsiniz.
Ben kendi görebildiğim kadarıyla tekrar izlenen filmleri özetlemeye çalışacağım.
Birincisi izleyicisiyle duygusal bağ kurma başarısına ulaşan filmler tekrar izleniyor.
Şimdi bu duygusal bağ meselesi biraz flu bir konu aslında.
Yani nasıl bir duygusal bağ?
Ne anlamda duygusal bağ?
Şöyle ki... Filmler tabii ki belli öykülere sahiptir, belli konuları işlerler, düşünsel meselelerle ilgilenirler, bazı sorular sorarlar, hatta bazen bazı cevaplar verirler.
İşte bu sorulan sorular ya da verilen cevaplar hepimiz için ortak bazı meseleler üzerine önemli lafla ediyorsa bir film, o filmi tekrar izlemek mümkün oluyor.
Çok kaba konulardan örnek vereyim.
Mesela işte aşk, sevgi, aile, çocuk sahibi olmak, kariyer, işte hayattan bir şeyler beklemek için bunlar hepimizin meseleleri değil mi?
Hepimizin hayatında belli bir derece var olan meseleler bunlar.
Bu meseleler üzerine çok bilindik, çok klişe şeyler söyleyen filmler çok da tekrar izlenmiyor.
Bu meseleler üzerine ciddi, benzersiz ya da bilinenin bir tık ötesinde...
bir şeyler söyleyebilen filmler bence tekrar tekrar izleniyor.
Bakınız şöyle bir örnek vermeye çalışacağım.
Sinema tarihinin en büyük filmlerinden bir tanesi olan Godfather'ı düşünelim.
Birçok programımda da hep Godfather'dan örnek veriyorum ama hepimiz izlemişizdir, hepimiz biliyoruzdur diye özellikle Godfather'dan örnek vermek istiyorum.
Şimdi Godfather tekrar tekrar izleniyor.
Neden tekrar tekrar izleniyor?
Orada çok net bir Aile kurum var.
Şimdi bir suç filmidir tabii. Öncelikle suç filmleri altında onu anarız ama Godfather filmine örnek verdiğimizde bu film ne üzerinedir diye sorduğumuzda işte gücün yozlaştırıcılığı falan denir ama ikinci
sırada bir aile filmi.
Sadakat üzerine film, bu aile maneviyatının ve sadakat duygusunun kaybedilmesi üzerine bir film olduğu da sıkça söylenir.
Bu çok önemlidir Godfather'da.
Şimdi aile hepimiz için belli derecede önemli bir kavram değil mi?
İşte Godfather'da özellikle birinci bölümde o ailenin birbiriyle olan uyumu, sevgisi, saygısı, bütünlükleri muhteşem bir tablo yaratır Francis Ford Coppola bize.
Sonra o tabloyu...
yavaş yavaş dağıtmaya ve yozlaştırmaya başlar.
İşte o yozlaşmayı izliyor olmak bizim hepimizin karşılaşmak istemediğimiz bir tablodur o ya da o ailenin büyük zorluklara rağmen bir arada duruma sadakatini,
bağlılığını göstermesi bize iyi hissettirir.
Ancak yasa dışı işlerle uğraşmak, ahlaken, pürüzlü tiplere dönüşüp de Kalyona ailesinin o aile birliğini kaybetmesi durumu gerçekten bizim ...aslında duygularımıza
dokunur ve hem kötü hissettirir...
...ama aynı zamanda işte Michael Carleone'nin, Al Pacino'nun canlandırdığı...
...genç, en küçük kardeş karakterinin o aileyi tekrar bir arada tutma...
...işte babasına sahip çıkma, annesine, abisine sahip çıkma o duyguları...
...hepimizle, hiçbirimiz hani elimize silah alıp bir şeyleri korumak zorunda kalmıyor olsak da...
...bizim o duygumuzu, o aile kavramı duygumuzu onu bir arada tutmak için elimizden...
gelin her şeyi yapacağımız hissini bence tetikliyor olması mesela Godfather'ı tekrar tekrar izlenebilir bir film haline getiriyor.
Başka bir filmden örnek vermek istiyorum.
Muhteşem bir film yani. Bence hani Godfather seviyesinde önemli bir film ki hatta 20.
yüzyılı kapatıp 21.
yüzyılı açan ve 90'ları bitirip yeni bir dönemin de açılmasına önayak olan filmlerden olduğu iddia edilmiştir.
birçok sinema yazarın tarihçisi tarafından diyelim, David Fincher'ın Dövüş Kulübü filmi.
Tekrar tekrar izlenen filmler listelerinde mutlaka Dövüş Kulübü'nün adına rastlarız.
Gerçekten Dövüş Kulübü olağanüstü bir film.
Peki sizce Dövüş Kulübü filmi neden tekrar tekrar izleniyor?
Bence Dövüş Kulübü filminin tekrar tekrar izlenmesinin çok net, açık bir sebebi var.
21. yüzyılın büyük şehirlerinde yaşayan kapitalist sistemin Ve metropol paradigmalarının tüm zorluklarına, tüm dayatmalarına, tüm köleleştirmelerine
mi dersiniz? İnsanın makineleştirmesine mi dersiniz hani bu sistemin?
Ne diyorsanız deyin bir anlamda Büyükşehir yalnızlığı başlığı altında anılan birçok konuyu mükemmel biçimde özetlemiş ve bundan bir tür isyan, bir tür terörizm
yaratıp, şimdi niyetlenmesi demeyeceğim elbette yani Büyükşehir'de yaşayıp da Metropol paradigmalarına, kapitalist sistem dayatmalarına karşı bir isyankar hislere kapılan her insan bir terörizm yaratmak
istiyordur demiyorum ama en azından kendi içinde öyle bir duygusu vardır bence o kitlenin.
İşte o film içimizdeki o isyankarı yakalayabildiği için bence çok geniş kitlelerin duygularını yakaladı, hayatlarına dokundu.
Ondan dolayı bence mesela Dövüş Kulübü filmi tekrar tekrar izlenecek bir film.
İzleniyor da zaten. Hala da unutulmadı.
Yine az önce söylediğim meseleye dayanıyor.
O duygusal bağ.
Film geniş kitlelerin ortak bir duygusunu yakalıyor.
Ama yine onu söylüyorum.
Elbette bu konuları işleyen başka filmler yok mu?
Var. İşte neden bu filmler?
İşte o duyguyu ya benzersiz biçimde yakalıyor ya da bir adım öteye götürüyor.
Yani o duyguyu yakalayan filmlerden.
daha güçlü, daha çarpıcı bir biçimde sinema sallaştırdığı için bizim için o film önce oluyor ve tekrar tekrar izlenecek filmlerden bir tanesi oluyor.
Şimdi bu duygusal bağ önemli noktalardan bir tanesi.
Başka bir noktadan örnek vermeye çalışacağım size ki bu belirtmek istediğim nokta da tam da benim alanıma çalışmaktan çok keyif aldığım alana giriyor, sinema tarihine giriyor.
Şöyle ki... Benim gerçekten sinema tarihi çalışmayı isteme sebeplerinden bir tanesi de tam da bu işte.
Tam olarak bu. Ne biliyor musunuz?
Bazı filmler belli bir dönemi belli bir sosyal, kültürel, psikolojik dokuyu ya da hayatımızın belli bir zamanını temsil eden filmler olması.
Bakınız sinema tarihinde birçok film kendi döneminin eksiksiz bir temsilcisi olarak kabul edilmiştir ki sadece yani bu özelliğiyle başyapıt olmuş çok sayıda film var.
İşte Dövüş Kulübü bunlardan bir tanesi.
Bu filmleri izlediğinizde bir anlamda zamanda yolculuk yapıyor gibi oluyorsunuz.
Yani bugünün sosyal, kültürel, ekonomik, politik atmosferinden kurtulup filmin anlattığı dönemin yine sosyal, politik, kültürel, ekonomik dokusuna bir
nevi yolculuk yapmış gibi oluyorsunuz.
Bu açıdan sinema tarihinin en fazla tekrar ziyaret edilen zaman dilimlerinden bir tanesi 80'lerdir.
80'leri temsil eden çok sayıda film yapıldı.
Ve özellikle de 80'lerin filmleri kült film dediğimiz film türünün ya da grubunun diyelim en güzel örneklerinden bazılarının çıktığı bir dönem.
80'ler deyince aklımıza gelen birkaç filmi size saymaya çalışayım.
Geleceğe Dönüş, Kahvaltı Kulübü, Beter Böcek, Polis Akademisi serisi 80'lerde başlamıştı.
Terminatör 80'lerde yapıldı.
Elm Sokağında Kabus, Hayalet Avcıları, Batman ilk bölüm.
80'lerde yapıldı. Top Gun, 80'lerde yapıldı.
Flashdance, 80'lerde yapıldı.
Bakın bu filmlerin hemen hepsi, Poltergeist, Kötü Ruh, 80'lerde yapıldı.
Yani o kadar çok 80'lere...
Efsane olup da aslında çok da iyi olmayan bir sürü film de var.
Dedim ya iyi film esas kıstas değil tekrar tekrar izlemek için.
Bir dönemi, bir dokuyu, bir ruhu temsil ediyor olması da bazı filmlerin tekrar izlenmesi için yeterli bir sebep oluyor.
Zamanlı yolculuk yapıyorsunuz.
Yani bugün açıp da 80'lerin bir filmini izlediğinizde o yılları...
Yani resmen kokusu burnunuza geliyor yani o dokuyu diyorum o duyguyu tekrar yaşıyorsunuz.
Tabii sadece 80'ler değil 50'li yıllar mesela bu açıdan yine gayet güçlü bir dönemdir.
Özellikle Amerikan sinemasının tabii dünya sinemasında aslında en önemli, en güçlü, en harika, en unutulmaz yönetmenlerinden bir tanesi olan Billy Wilder mesela ben çok severim.
1950'ler sinemasının en muhteşem örneklerini yapmış yönetmenlerden bir tanesi.
Bazıları sıcak sever, sunset bulvarı, yaz bekarı gibi filmleri Bill Wilder 1950'lerde yapmıştı ve bugün o filmleri açın izleyin.
Yani filmler iyiymiş, kötüymüş, öyküleri iyiymiş, kötüymüş falan onları bir kenara atın.
Zaten hepsi iyi filmler ama.
1950'lerin kılık kıyafetleri, ev tasarımları, sosyal ilişki biçimleri, psikolojisi, ruhu o kadar güzel filmlerde anlatılmış ve sinemaya aktarılmış ki
bugün bir Bill Wilder filmi izlemek direkt olarak 1950'lere yolculuk etmek oluyor.
İnanın ki filmleri çok dikkatli, çok içine girerek izlerseniz bu yıllara dönmek, 2020'lere dönmek zor olabilir gerçekten.
O derece... Etkileyici oluyor bu filmleri izlemek.
İşte hani başka dönemlerden de örnek verilebilir tabii ama benim en çok aklımda kalan dövüş kulübünün temsil ettiği, Matrix'in temsil ettiği 90'ların sonu hani 90'lar filmleri diyebilirim.
80'ler filmleri ve özellikle de 50'ler filmleri.
Son bir kıstastan daha bahsetmek istiyorum.
Biraz hani klişe olacak belki de yani çok akla gelebilecek bir şey belki ama gerçekten önemli bir şey.
Benzersizlik. Başka filmlerde bulabildiğiniz duyguları, düşünselliği, iletişimi bulamadığınız filmler elbette daha özel oluyor.
O filmleri tekrar tekrar izlemek daha anlaşılır bir şey oluyor.
Birçok film ortak konuları işliyor elbette.
Yani tamamen benzersiz, hiçbir şeye benzemeyen filmler var ama aslında o filmlerle yüksek olasılıkla duygusal bağ kurmamız daha da zor olacaktır.
Ancak benzer konuları işliyor olsa da benzerlerinden gayet farklı işleyen filmler özellikle tekrar tekrar izleme ihtiyacı hissettiriyor.
Buna şöyle bir örnek vermek istiyorum.
Bilmiyorum sizin için geçerli mi ama benim için çok geçerli olan bir film bu.
Tekrar tekrar izleme açısından.
Çanvuk Park'ın Old Boy filmi, ihtiyar delikanlı filmi çok güçlü bir film.
Ana teması zaten bunun üzerine bir üçlemesi var Çanvuk Park'ın.
İntikam üçlemesi diye geçiyor.
Oldboy filmi mesela çok bariz bir intikam filmi.
Şimdi sinema tarihinde çok sayıda intikam filmi var elbette.
O açıdan Çanvuk Park'ın filmi izleyicisine anlattığı öykü bağlamında büyük bir farklılık içermiyor olması lazım değil mi?
Hayır işte orada bir fark var.
Fark da şu ki filmde çok şiddet var.
İzlemekte zorlandığınız çok sahne var filmde.
Şimdi bu bir uzaklaşma yaşatır değil mi genellikle izleyiciye?
Yani bir filmde şiddet pornografisi olursa o filmin geniş kitlelerce izlenip benimsenmesi zor olur değil mi?
Ama işte Oldboy'un ve özellikle Çanvuk Park sinemasının da özelliği bu.
Fazlaca şiddet içeriyor olmasına rağmen o kadar duygulu ve izleyicisiyle o kadar sıkı duygusal bağ kurabiliyor ki film.
Bütün o şiddetine hoyratlığına rağmen.
Filmi tekrar tekrar izlemek istiyorsanız çünkü çok duygulu yani her sahnesinde, her planında, her sekansında inanılmaz bir duygu yoğunluğu var.
Bilinmedik bir düşman tarafından 11 yıl boyunca hapsedilen ve sebepsizce sokağa salınan bir adam.
Şimdi çok yadırgatıcı bir şey yani hiçbirimizin çok şükür yaşamadığı bir şey bu.
Çevremizde de hiç böyle bir deneyim yaşamış bir insan görmemişizdir.
İşte film böyle bir karakteri anlatıyor mesela.
Ama o karakterin de duygusunu anlamamızı sağlamak için olağanüstü çaba sarf ediyor.
Şimdi yönetmen Çamuk Park o karakterle duygusal bir bağ kurmamızı beklemiyor olması lazım ya.
Bize çok uzak bir karakter o mesela.
Hayır işte yönetmen ona da çabalıyor.
Yani bize diyor ki bakın bu karakteri de anlayın.
Anlamaya çabalayın.
Hatta çabalamamızı gerek kalmıyor.
Filmi izlememiz yetiyor o karakteri anlayabilmek için.
Çavuk Park'ın zaten en büyük özelliklerinden bir tanesi bu.
En uç, en kabul edilemez durumlara düşen karakterleri bile ısrarla bize anlatıp onlarla duygusal bağ kurmamızı sağlamaya çalışıyor.
Şimdi bakın tam olarak az önce bahsettiğim mesele.
Tamam film benzer konuları işliyor olabilir ama benzersiz biçimde işliyor.
Bu da o filmi tekrar tekrar izleme ihtiyacı duyuruyor.
Nasıl? Çünkü yani o duyguyu başka hiçbir filmde alamıyoruz.
O yüzden işte o yönetmenin filmlerini ya da hani o filmi diyeyim örneğin İhtiyar Delikanlı'dan ben örnek vermeye çalıştım.
O filmi de tekrar tekrar izleyen çok fazla sinema sever olduğunu biliyorum da ondan dolayı özellikle onu da örnek vermeye çalıştım.
İşte benzeri olmadığı için o filmi tekrar izlemek istiyorsunuz.
Şimdi üç tane temel gerekçe sunmaya çalıştım kendimce.
Bunlar dışında tabii başka sebepler de sayılabilir.
Mesela elbette çok eğlenceli bir filmdir mesela.
Çok komiktir, eğlencelidir, keyiflidir.
İzlersiniz. Gayet yeterli bir sebep.
Yani çok böyle derin sinema tarihine falan girmemize de gerek yok tabii.
Çok daha basit sebepler de olabilir.
Onun dışında bazı filmler, bazı imgeleri, olguları ilk sinemaya aktarmış filmler oluyor.
Atıyorum Jurassic Park.
Dinozor meselesini...
dijital teknolojileri kullanarak gerçek hayata uygun biçimde karşımıza getiren ilk filmde mesela Jurassic Park.
Şimdi 93 tarihliydi yanlış hatırlamıyorsam.
O yıllar için zaten olağanüstü bir başarıydı yani her açıdan ama bugün açıp Jurassic Park'ı izlemek hala bence keyif verici bir deneyim oluyor.
Çünkü tabii onun üzerine bir sürü Jurassic Park filmi yapıldı ama O dinozor hadisesinin artık hani hayatımızda dinozor diye bir şey var.
Yani bu Jurassic Park sayesinde oldu.
Hala filmler yapılıyor. Yapılmaya da devam edecek ki dinozor imgesi, korku ögesi, bir aksiyon ögesi, bir gerilim ögesi olarak sinema hayatımızda diyelim, sinema severlik hayatımızda artık kaçınılmaz bir olgu hale geldi.
İşte bu Jurassic Park'la başladı.
Bu da bir unutulmaz bir şey mesela.
Açıp bugün dediğim gibi Jurassic Park'ı ilk film izlemek gerçekten çok keyifli.
Mesela geleceğe dönüş.
Tekrar tekrar izlenen filmler üzerine bir program yapıp da Geleceği Dönüş'ü almamak gerçekten olmaz.
Olmaz yani kendimi affedemem bu filmden örnek vermezsem.
Geleceği Dönüş belki de sinema tarihinin en çok tekrar tekrar izlenen filmlerinden bir tanesi olabilir.
3 tane Geleceği Dönüş filmim var biliyorsunuz.
80'lerde başladı, 90'larda bitti.
80'leri temsil eden bir filmdir.
O kadar muhteşem, o kadar inanılmaz bir film ki.
Bugün açın izleyin.
Hani elbette 40 senelik film yani belli bir eskime payı var belki o başka ama o duygusunu, dokusunu, o heyecanını, o coşkusunu bir tık bile kaybetmemiş muhteşem bir film
olarak günümüzde bile hala yaşıyor.
Tekrar tekrar izleniyor, üzerine konuşulduğunu işte ne bileyim tweetler atıldığını, gifler, capsler paylaşıldığını falan görüyorum.
Yani unutulmaz bir film ve seri gerçekten geleceğe dönüş.
O film de benzersiz bir film hatta aslında sinema tarihi açısından da çok önemli ki.
Bilim kurgu ve komedi türlerini bu iki ana türü bir potada kullanabilmiş nadir filmlerden bir tanesi.
Yani bilim kurgu genellikle aksiyon olur, korku olur, gerilim olur veya işte savaş filmi olur falan.
Yani bilim kurgu komedi nadiren rastladığımız bir tür kaynaşması.
Bu açıdan da özel bir film zaten Geleceği Dönüş ama hani bunu bir kenara atın.
Bizimle kurduğu o duygusal bağ.
O eğlenceli tavrı, o sevimli karakterleri falan değil mi?
İnanılmaz bir film gerçekten Geleceğe Dönüş.
Ve tekrar tekrar izlenen filmler dosyasına mutlaka adı anılması gereken bir film.
Şimdi çok fazla filme örneği vermedim.
Çok fazla filme örneği verebilirim arkadaşlar ama hangisi size hitap eder?
Hangisi sizin tekrar tekrar izlediğiniz filmlerin arasındır?
Tabii bunu bilemem ama yaklaşık olarak konunun bu şekilde özetlenebileceğini düşünüyorum.
Sadece size şunu söyleyeyim.
dakikalarca film araştırıp tekrar eskileri izliyorsanız hiç de garip bir şey yapmıyorsunuz.
Bunu çok kişi yapıyor. Diyorum ben yapıyorum.
Çok sevdiğim filmleri tekrar tekrar izlemekten ben çok mutluyum dediğim gibi siz de bunu yapıyorsanız eğer hiç de garip bir şey yapmıyorsunuz.
Çok sayıda sinema severle aynı duyguyu paylaşıyor.
Aynı deneyimi tekrar yaşamak istiyorsunuzdur.
Bu durumu da sizinle paylaşmış olayım.
Kendinizi garip hissetmeyin yani bunu yapıyorsanız diyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
