
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta konumuz: Fast and Furious 9. Bölümü gösterimde iken Fast and Furious Evrenini konuşmak istedik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda Fast and Furious evreninden bahsedeceğiz.
Hızlı ve Öfkeli serisi ta 2001 yılından bugüne 9 bölüm yaptı ve her biri sevildi, izlendi, yüksek ya da düşük notlar da alsa hiç fark etmedi ve gişenin en böyle aranan, sevilen,
geniş kitlelerin ilgi duyduğu filmlerini karşımıza getirdi.
9 tane bölüme sahip olmak birçok seriye bugüne kadar nasip olmamıştır sinema tarihinde.
O nedenle Fast and Furious'ın baya özel bir seri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Ve ilginç biçimde...
Yine her seride pek karşımıza gelmediği gibi, her seride olmadığı gibi oldukça da büyük bir dönüşüm ve değişim geçirdi arkadaşlar Hızlı ve Öfkeli serisi.
İlk filmle son filmi yan yana koyup izleseniz böyle aynı serinin parçaları olduğuna bile inanamayabilirsiniz gerçekten.
Bunun da bir sırrı var, bunun da bir açıklamı var.
Bundan da biraz bahsetmeye çalışacağız Fast and Furious'dan bahsederken.
Yani bahsetmesek olmaz gerçekten.
Ve evrenden, seriden...
Kabaca bahsettiğimizde zaten 9.
bölümün nasıl bir film olduğu az çok ortaya çıkacak.
Çünkü 9. bölüm ne yazık ki serinin en zayıf halkalarından bir tanesi bence.
Bundan sonra da devam edecek galiba zaten seri.
Bitecek gibi görünmüyor.
Çünkü ilgi hala yüksek seveni çok fazla bu serinin.
İlk bölümden başlayalım.
Şimdi nasıl bir filmdi?
Hızlı ve öfkeli. Sadece hızlı ve öfkeli.
2001 yılında karşımıza geldi ve genellikle arkadaşlar hemen her sene böyle karşımıza bu tip filmler geliyor diye düşünürüz aslına bakarsanız.
Hani bol aksiyonlu işte böyle yakışıklı karizmatik erkekler, hoş çekici seksi kadınlar böyle.
Hızlı otomobiller, patlama çatlama yasa dışı olaylar, polisler işte kanunun o tarafı bu tarafı gibi değil mi?
Yani ilk bakışta aslında bayağı klişe bir film gibi.
görünüyor hızlı ve öfkeli ama değil arkadaşlar.
Bu kadar çok sevilmesinin ve dediğimiz gibi böyle 20 yıla yayılan 9 bölüme yayılan bir seriye dönüşmesinin ince bir sırrı var arkadaşlar.
O da neydi biliyor musunuz? Pencere açtığı, bize anlattığı alt kültür arkadaşlar.
Nasıl bir alt kültür? Şehrin biraz böyle uzak mahalleleri diyelim.
Biraz daha uzak mahallelerinde yaşayan çok zengin olmayıp otomobillere hem eğlenceye hem yarışmaya otomobil modifikasyonlarına falan ilgi duyan Çok kanun dışı böyle yasa dışı
olmasa da biraz böyle sınırında yani biraz toplumun dışında biraz marjinal biraz farklı ama böyle ne diyelim saf katil hırsız falan da olmayan öyle
diyelim. Biraz toplumun dışındaki otomobil meraklısı gençlerin gece hayatlarına onların genel dünyaya bakışlarına falan.
pencere açan bir filmdi arkadaşlar.
Otomobil yarışçısı olmayıp da sokakta yarışan hani cadde yarışçısı denen bir kitle vardır.
Dünyanın hemen hemen bütün şehirlerinde bütün büyük şehirlerinde belki hatta belki de küçük şehirlerinde oraya da katabiliriz.
Otomobillere meraklı, motosikletlere meraklı, otomobil modifikasyonlarına meraklı.
Aslında çok da zengin olmayan yani gidip böyle Ferrari'ye işte 500 bin doları verip böyle Ferrari'yi alıp Otoyolda 300'e 350'ye çıkmayıp kendi garajında, kendi tamirhanesinde eline anahtarı tornavidayı
alan, 50'yi üstü başı motor yağıyla, benzinle, mazotla kirlenen.
Kendi otomobillerini kendileri yapan, tamir eden, modifiye eden yani otomobili sadece bir eşya gibi kullanmayıp onu bir nevi böyle hem ailesinin hem hayatının bir bireyi
gibi gören, ona ruhunu sevgisini aşılayan, ondan duygusal olarak da yani otomobillerden duygusal olarak da beslenen bir kitle vardır.
Gerçekten vardır. Bu kitle vardır arkadaşlar.
Bu kitleye pencere açan, onların hayatını ve dünyasını anlatan bir filmdi arkadaşlar Hızlı ve Öfkeli.
O açıdan çok özel bir filmdi.
İlk filme bakarsanız çok yüksek bütçeli bir film değil arkadaşlar.
Aslında biraz B filmi gibi.
B filmi ne? Yani çok yüksek bütçeli, çok yüksek teknik işçilikli, çok meşhur oyuncuların oynadığı, çok meşhur bilinen yönetmenlerin yönettiği filmlerden değildi ilk film.
Biraz daha düşük bütçeli, biraz daha düşük teknik işçilikli, dediğim gibi B filmi gibi görünen, biraz daha çiğ, biraz daha derin karakter incelemelerinden çok böyle tiplemelere yer veren.
Yani işte mekanikten anlayan çocuk, işte çok seksi kız.
Esas adam, iyi otomobil kullanan, yakışıklı, karizmatik esas adam.
İşte onun yanında en sevdiği, güvendiği ama ondan daha az konuşan dost falan gibi böyle daha çok tiplemelere yer veren, herkesin filmin içerisinde belli bir görevi üstlendiği falan bir filmde böyle çok derin
karakter incelemeleri yoktu en başta filmde.
Şimdi bu gençler ne dedik?
Tam böyle yasa dışı tipler olmasa da biraz toplumdan uzakta böyle biraz farklı biraz itilmiş de denebilir biraz böyle.
Toplumun genel anlayışının biraz dışında kalmış.
Kendine has dünyalar inşa etmiş.
Kendine has hayatları yaşayan gençlerde bunlar dedik ya.
Bunların arasında bir tane polis karakteri.
Giriyor arkadaşlar. Gizli polis, sivil polis karakteri giriyor ve her ne kadar tam yasal iş tipler değil bunlar desek de arasında en azından bir tanesi ve onun ekibi Dominic Toretto karakteri başroldeki yani esas
adam dediğimiz Vin Diesel'ın oynadığı karakter aslında filmin sonunda ortaya çıktığı gibi hırsızlıkla yapan bir tipmiş.
Bunu daha sonra öğreniyoruz biz.
Bizim polis karakterimiz ne yazık ki çok genç yaşta vefat edip tüm sinema alemini böyle yasa boğan Paul Walker'ın oynadığı Ryan karakteri, gizli polis karakteri bu ekibin içerisine giriyordu.
Bu hırsızlıkları ortaya çıkaran çeteyi yakalamaya çalışıyordu.
Filmin esas şeyi buydu yani çekişmesi oydu.
İlk filmde bunların arasına giriyordu ancak onların yasa dışı faaliyetlerini belgelese de görse de o insanların gayet böyle kendilerine has dünyaları olan çok duygulu, onurlu,
dürüst, aslında düzgün insanlar.
olduklarını sadece toplumun biraz dışında oldukları için aslında göründükleri kadar da böyle serseri tipli veya kötü tiplemeler olmadığını onların da kendi içerisinde bir yaşam dinamikleri olduğunu fark edip
aslında onların onurlu insanlar olduklarını fark edip onlara karşı bir sıcaklık bir dostluk bir yakınlık hissediyordu ve onları kanuna teslim etmiyordu edemiyordu öyle söyleyeyim yani ilk filmin çekişmesi
buydu şimdi biraz spoiler vermiş olduk ama 20 yıl önce Ki bir film için artık spoiler vermenin bir önemi olmaz diye düşünüyorum.
İlk filmin temel çekişmesi buydu.
Güzel bir diyorum aslında güzel bir film.
Çok iyi bir film değildi arkadaşlar. Teknik işçilik olarak o yılların başka aksiyon filmlerine falan baktığımızda onların yanında hızlı ve öfkeli serisi biraz geride kalır.
Hızlı otomobiller vardı.
Çok güzel aksiyon sahneleri falan vardı ama...
genel bir gişe sineması gerekliliklerini düşürürsek onların yanında biraz eksik kalıyordu aslında film.
Normal bir gişe izleyicisi için hızlı ve öfkeli çiğ bir filmdi arkadaşlar.
Devamında ikinci bölümde Dominic Toretto karakteri yoktu.
Paul Walker'ın polis karakteri başka bir suç öyküsünün içerisinde süre gidiyordu.
Üçüncü bölümde ise Tokyo Drift artık orada...
Yani bu iki karakter bile yoktu.
Otomobil kullanma konusunda çok yetenekli ve buna çok meraklı sokak yarışçısı karakterlerine pencere açıyor dedim ya film.
İşte üçüncü filmde bu ruhu Tokyo'ya taşıyordu ve bambaşka bir karakterle onu taşıyordu.
Ve Amerika'da iyi sürücü böyle hani iyi bir sokak yarışçısı olarak görülebilecek bir karakterin oraya gidip orada bambaşka bir otomobil sürme felsefesi mi diyelim artık drift, driftçilik
deniyor buna. Orada bayağı amatör bir yarışçı olarak kalıp oradaki otomobil kullanma ve yarışma kültürüyle uyumunu anlatan bir filmdi Tokyo Drift.
O da iyi bir filmdi bence. Başka bir doku sunuyordu.
Başka bir otomobil ruhu filmi denebilir onun için ama o da gerek oyunculuk olarak, gerek karakter analizleri olarak, gerek kurgu olarak, sinematik işçilik olarak falan.
Aslına bakarsanız yine dönemin A sınıf aksiyon filmlerinin yanında zayıf olarak kabul edilebilecek bir filmdi.
İlk 3 film dediğim gibi bu dünyaya pencere açan biraz daha bağımsız ruhlu biraz daha kendine has bir doku sunan filmlerde arkadaşlar.
Ancak 4.
filmden sonra bütün bu doku değişti.
Nasıl değişti? 4.
filmden sonra artık bir evren kurmuştu ya.
Bu karakterler gayet işte onurlu, ahlaklı aslında dışarıdan böyle it kopuk serseri gibi görünseler de biraz bizim ağzımızla.
Aslında öyle tipler olmadığını film bize göstermişti, tanıtmıştı.
Ve bir süre sonra bu karakterler aralarında da artık bir polis var neticede.
Paul Walker'ın karakteri onları yakalamak için, onları kanuna teslim etmek için aralarına girmişken onları seviyordu, onlarla dost oluyordu.
İşte baş karakterin kız kardeşine aşık oluyordu, onunla evleniyordu falan.
Hani onlar da bunun polis olduğunu daha sonra öğreniyorlardı ama onun da çok onurlu, böyle güzel bir insan olduğunu, güvenilir bir insan olduğunu öğrenip onları aralarına kabul ediyorlardı falan.
Bunlar yani çok böyle güzel bir ekip oluyordu sonunda yani bu insanlar.
Ve ondan sonra başka başka karakterler işin içerisine giriyordu.
Eski bir düşman işte daha önce yarışılmış başka birinin kardeşi falan gibi böyle.
Başka karakterler başka kötü adamlar işin içerisine giriyordu.
Ve başka karakterler işin içerisine girerken bu karakterler sadece kötü de olmuyordu.
Bir bölümde onları yakalamaya çalışan başka bir polis karakter.
Mesela işte Dwayne Johnson'ın oynadığı bir karakter.
Ne oluyordu? Daha sonra bizim karakterlerle iş birliği yapıyordu arkadaşlar.
Şimdi sürekli seri, madem seri oldu, madem dünya büyüyor, Fast and Furious evreni büyüyor, karakterler çeşitleniyor.
Bütçeler büyüyor. Teknik işçilik büyüyor.
Yeni yeni karakterler giriyor.
O baştaki bağımsız ve düşük bütçeli ruh 4.
filmden sonra baya böyle dönemin en güçlü aksiyon filmleriyle mesela işte Göremiş Tehlike serisiyle veya bir James Bond serisiyle veya bir DC ya da Marvel filmlerine yakın ölçeye,
bütçeye ve teknik işçiliğe ulaşmaya başladı.
En baştaki yapı bu değildi arkadaşlar bahsettiğim gibi.
Yani çok başka bir formata dönüştü.
Filmler daha güçlü, daha ölçekli, dediğim gibi daha teknik işçilikli ve gösterime girdiğinde yılın en büyük filmlerinin arasında anılan filmlere dönüşmeye başladı.
Çok daha fazla karakter vardı işin içerisinde.
Sürekli büyük sürprizler gördük.
Yani her filmde mutlaka büyük bir sürpriz gördük.
Daha önce bu ekibin yarıştığı diyelim bir karakterin işte abisi geldi yanımıza.
Onunla dövüştüler bir bölümde.
Sonra o karakterle iş birliği yaptılar.
Şimdi bakın sürekli yeni karakterler, sürekli yeni iyi adamlar, yeni kötü adamlar.
Seri büyüye büyüye, büyüye büyüye öyle bir hale geldi ki artık diyorum herhangi bir görevimiz tehlike ya da işte bir James Bond ya da bir Marvel filmi kadar büyük, zengin, ölçekli
ve pahalı birer gişe filmine dönüştü hızlı ve öfkeli bölümleri.
Burada işin rengi biraz değişti arkadaşlar.
Tam şöyle bir tartı sunmaya çalışayım size.
İlk filmlerde dediğim gibi daha bağımsız, daha düşük ölçekli, daha marjinal böyle kendine has bir dünyayı ve karakterleri anlatan biraz daha özel bir filmken, biraz
daha spesifik bir filmken ama hani öyleyken ama daha düşük bütçeliyken, teknik olarak biraz daha zayıfken, biraz daha B filmi havasındayken 4.
filmden sonra daha büyük bütçeli A sınıfı Çok daha zengin karakterli, zengin senaryolu, güçlü teknik işçilikli ancak baştaki bölümler kadar özgün
olmayan, belirli spesifik bir kültürü, alt kültürü ya da karakterleri anlatmayan, biraz daha genele hitap eden ve nasıl diyeyim çok da aslında kendini has öge barındırmayan
birer seriye dönüştüler. Şimdi bu noktada her Fast and Furious meraklısı yani hızlı ve öfkeli serisini izleyen, seven, Dönüştüler aslına bakarsanız.
Başta işte mahalledeki serserilerle caddede yarışan Dominic Toretto karakteri hayda dünyayı kurtaran böyle işte ne bileyim Amerika'nın en güçlü terörist polisleriyle iş birliği yapıp kötü adamları
alt eden bir karaktere dönüştü.
Şimdi nereden nereye?
Ha ama... Nereye dönüşürse dönüşsün hemen hemen serinin bütün filmlerinde çok hızlı araba kovalama sahneleri, görkemli aksiyon sahneleri, patlama işte çatlama falan yani böyle o görsel ihtişam,
o aksiyon filmi yapısı her zaman var.
Bunda sıkıntı yok ama doku değişti arkadaşlar, duygu değişti yani.
Hangisini daha çok seversiniz?
Hangisi size daha çok uyar?
Gerçekten bilmiyorum. İki tarafı da ben haklı görüyorum.
Yani Hızlı ve Öfkeli serisinin bölümlerindeki o bağımsız ruh, o daha çiğ doku, daha amatörce yapı ve belli bir kesme, belli bir alt kültürün öyküsünü anlatan filmler de kendi
içinde daha özel aslında.
Yani onları daha çok sevenler de kendi içerisinde haklı.
Ama yeni bölümleri, 4.
ve 5. filmden sonraki bölümleri yüksek bütçesi, daha zengin senaryoları, daha bol karakterleriyle, daha güçlü teknik işçiliğiyle baştaki filmlere göre daha başarılı
ve güzel veya daha sevilesi bulanlar da haklı bence.
Yani iki tarafa da ben hak veriyorum, iki tarafa da anlayabiliyorum çünkü.
Sebep, işte özetlediğim gibi iki tarafında ayrı güçlü tarafları var yani.
Ayrı açılardan cazibe sunuyorlar.
Direkt benim fikrimi soruyorsanız ben...
sondaki filmleri daha çok seviyorum.
Yani baştaki filmler çünkü bence teknik olarak gerçekten eksikliydi arkadaşlar.
Yani senaryolar çok daha fakirdi.
Karakter incelemeleri daha fakirdi.
Teknik işçilikler, işte görüntü yönetimi, kamera hareketleri, kurguları falan bence dönemi için bile bugün için zaten zayıf göründür.
Yani bugün ilk filmi izleseniz bayağı zayıf görünecektir size yüksek olasılıkla.
O kadar iyi bir film olduğunu düşünmeyeceksinizdir diye düşünüyorum.
Ben öyle düşünüyorum şahsen. Ama sonraki filmlerin diyorum başka Çok yüksek bütçelik işe filmlerinden hiçbir eksiği yok.
Yani atıyorum Hızlı ve Öfkeli 6 2012'di yanlış hatırlamıyorsam.
O yıldaki diyorum bir Avengers filmi ya da başka bir görev istedikleri filminden hiçbir eksiği olmayan film yok.
Çok güçlü bir film. Gerçekten çok izlemesi keyifli bir film.
Heybetli bir film yani öyle söyleyeyim.
O nedenle Hızlı ve Öfkeli amatörden daha profesyonele ne bileyim daha düşük bütçeden daha yüksek bütçeye daha az karakterden daha çok karaktere sürekli...
zenginleşen ve büyüyen bir evran oldu.
Ama bu oldukça da dediğim gibi o baştaki daha bağımsız, daha kendine has ruhunda kaybetti.
İki tarafı da kendi içerisinde haklı olarak düşünüyorum ben arkadaşlar.
Artık siz hani Hızlı ve Öfkeli serisinin izleyen ya da seven bir izleyiciyseniz artık kendi tarafınızı İstediğiniz biçimde seçersiniz.
O artık size kalmış. Şimdi 9.
bölüm ama arkadaşlar ne yazık ki işin tadının kaçtığı nokta olmuş bence.
Çünkü ne ilk 3 filmin o bağımsız ve daha kendine has dokusunu ve duygusunu barındırıyor.
Ne de 4. filmden sonraki o yüksek bütçeli iyi teknik işçilikle en azından zengin senaryolu.
Yapıyı barındırıyor. Çünkü şimdi neticede hızlı ve öfkeli serisi yani nasıl olursa olsun ister ilk bölümlerin dokusu duygusu olsun ister sonraki bölümlerin dokusu duygusu olsun.
Neticede bir aksiyon serisi değil mi arkadaşlar?
Aksiyon, gerilim, bol işte kovalamaca, bol patlamalar, teknolojik icatlar vs.
okey. Neticede her film...
Bir önceki bölümden daha fazla heyecan, daha fazla aksiyon sunmak zorunda hissediyor kendisini.
Genel olarak bu vardır zaten aksiyon serilerinde.
Ama artık seri o kadar çeşitlendi, o kadar zenginleşti, o kadar büyüdü ki 9.
da daha fazlasını sunacak bir şey kalmamış arkadaşlar.
Ben onu gördüm. Yani o kadar çok otomobil kovalamacı, o kadar çok patlama, o kadar çok işte bombalama.
Hani işte gemiler, uçaklar, işte motosikletler, otomobiller, tırlar, kamyonetler yani kullanılmadık taşıt kalmadı.
Savaşılmayan, yarışılmayan işte çöl, buz, cadde, sokak, otoyol hani hiçbir coğrafya kalmadı otomobil yarıştırılan.
Artık uzaya çıktılar arkadaşlar yani arabayla uzaya çıkılan bir film.
Fast and Furious 9. Neticede aksiyon serileri elbette gerçek hayatla tutarlı bir doku sunmazlar.
Neticede yarı fantasidir hepsi.
Bir ikna edici bir yapı sunmakla ilgili biraz rahatlardır.
Öyle söyleyeyim yani. Ama 8.
filme kadar en azından kendi içerisinde biraz tutarlıydı belki Fast and Furious evrene.
Ama 9. de arkadaşlar artık...
İyice fanteziye salmışlar.
Yani deli saçmasına dönmüş yani.
Artık tamamen zırvalamışlar.
Böyle arabayla uçağa vurmalar falan.
Arabayı fırlatıyorsun uçağa vuruyorsun sen atlıyorsun falan.
Ya abi yapmayın bu kadar da olmaz dedirten çok fazla şey var arkadaşlar.
Eski bölümlerde de böyle çok ikna edici olmayan aksiyon sahneleri vardı belki ama.
Neticede belli bir çizginin hani o.
Çizgi her sinema sever için ayrı bir noktadan geçebilir yani onu da kabul ediyorum ama en azından ben biraz daha böyle dikkatli bir izleyici olarak görürüm kendimi.
8. filme kadar hadi canım ya bu kadar da olmaz dediğim bir şey pek de olmamıştı yani yine belli sınırlar dahilinde kabul edebiliyordum ama 9.
film... Gerçekten deli saçması olmuş.
İkna olacak çok az izleyicinin olduğunu düşünüyorum.
Ve karakterler zenginleşirken artık yeni öyküler, yeni karakterler artık sunamamaya başlamışlar bence.
Yani 9. film serinin sunduğu genel aksiyonun, senaryo işte çeşitliliğinin, karakter çeşitliliğinin falan.
bayağı daha altında kaldığını düşünüyorum ben şahsen.
Bilmiyorum belki siz beğenirsiniz ama Fast and Furious serisinin 8.
film itibariyle ben tadının kaçtığını ve 9.
filmin serinin en zayıf bölümlerinden bir tanesi olduğunu düşünüyorum.
O nedenle artık böyle dünyayı kurtaran Dominic Toretto ve ekibinin böyle işte James Bond vari işte teknolojik icatlar, izleme sistemleri böyle çok yüksek teknolojiler, çok yüksek bütçeler,
paralar böyle terörist ekipler falan diye baya böyle dünyayı kurtaran bir ekibe dönüşmesi süreci belki kendi içerisinde...
Hani o işte caddede kendi modifiye ettiği arabasıyla gıcık olduğu adamla yarışan adamdan dünyayı kurtaran adama geliş öyküsü ne kadar ikna edici ne kadar güçlü
bilmiyorum artık diyorum. Onu size bırakıyorum ama 9.
da artık kurtaracak bir şey kalmamış gibi görünüyor arkadaşlar.
O nedenle çok parlak çok iyi bir film olduğunu düşünmüyorum.
Biraz vasat hatta kötüye çalan bir film olduğunu düşünüyorum 9.
bölümün. Bakalım siz ne düşüneceksiniz.
Evet arkadaşlar bu hafta Fast and Furious evrenini konuştuk ve Fast and Furious serisinin genel özelliklerini sıralamaya, özetlemeye çalıştık.
Bundan sonra artık 10.
11. kaçıncı bölüme kadar gider seri bilmiyoruz ama onlardan da eğer karşımıza gelirse programımızda bahsetmeye çalışacağız.
Evet bu haftalık bu kadar.
Tekrar görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
