
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta "Eskimeyen filmler" dosyasının ilk bölümünde sizlerleyiz. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar. Sinematris''e hoş geldiniz.
Bir süredir görüşemiyorduk.
Ne yazık ki servis sağlayıcı ile ilgili bir teknik sıkıntımız vardı.
Yeni program yükleyemiyorduk ama bu sıkıntıyı aştık ve şimdi programlarımıza devam ediyoruz.
Yakın zamandan beri film tavsiyelerinde bulunuyoruz.
Biliyorsunuz bazı gözden kaçmış, yakın dönemde yapılmış ve gayet iyi olan böyle zımba gibi olan filmleri size tavsiye etmeye çalıştık.
Keyifli bir seri oldu. Ona devam edeceğiz zaten.
Daha tavsiye edeceğimiz birçok film var, birçok tür var.
Ancak bir yandan da son yılların sinemasına fazla eğildiğimize dair de ben bir hisse kapıldım.
Bunu dile getiren dinleyici arkadaşlar da oldu.
Biraz daha eskiye gitmek istiyorum ama çok da değil.
Bir yandan eskimeyen filmler diye bir dosya yapacağım bundan sonra ve size...
2000'ler öncesine ait ancak günümüzde de hala sinema severlerin keyifle izlediği, tekrar tekrar izlediği unutulmayan birer böyle başyapıt mı diyelim şaheser mi diyelim aslında eş anlamdadır
bunlar ama hala çok sevilen ve eskimeyen birçok film var gerçekten ve geniş izleyici kitlesinin de bu filmlere hakim olduğunu pek düşünmüyorum.
Hani belki duymuşsunuzdur ha şu film iyiydi ha işte onu ben izleyemedim ya kaçırdım gibilerinden bir şeyler söylüyorsunuzdur belki olabilir.
Benim de öyle filmler var tabii hani birçok.
sinema severin ya da sinema yazarının eleştirmeninin de kaçırdığı izleyemediği filmler oluyor.
Ben biraz daha eskiye böyle 90'lara, 80'lere hatta belki 70'lere kadar gidip günümüzde de hala keyifle izlenebilen bir türlü eskimeyen, eskiyemeyen tekrar tekrar izlenen, tekrar tekrar sevilen
ve aslında bugünün sinemacılarının da sinemacı olmalarında büyük pay sahibi olmuş filmlere bir pencere açmak istiyorum.
Bir köprü kurmak istiyorum buradan.
Bugünkü programımıza Eskimeyen filmlerle başlayacağız.
Size 3 tane... 90'lı yıllarda yapılmış ve hala keyifle izlenen ve anılan filmden bahsedeceğim.
Bu filmleri hem hatırlatacağım hem tanıtacağım.
Eğer izlemediyseniz de mutlaka tabi izlemenizi tavsiye edeceğim.
Dediğim gibi film tavsiyelerimiz daha güncel filmlere ait film tavsiyelerimiz devam edecek ama bir yandan da bu filmlerin böyle bir dönem diyelim hani bir dönem öncesine de bir pencere açmak da çok keyifli ve besleyici
bir sohbet olur diye düşünüyorum.
Sözü uzatmadan filmlerime geçeyim arkadaşlar.
İlk anacağım ve hiçbir şekilde eskimediğini düşündüğüm, izlemeyen arkadaşların da mutlaka izlemesini tavsiye edeceğim film.
1996 yapımı Coen Kardeşler filmi Fargo.
Fargo o kadar özel bir film ki arkadaşlar.
O kadar özel ki yani bugün için tabii açın izleyin diyorum.
Hiç eskimemiş bir film.
Daha dün yapılmış gibi. Çok hani ince teknik işçiliği var.
Sinematografize iyi, oyunculukları iyi.
Her şey iyi. Zaten çok iyi bir film.
Başyapıt seviyesinde bir film. Ama onun sinema tarihinin de baya böyle özel çok güzel filmlerinden biri yapan birkaç tane özelliği var.
Onları çok kısaca size anmak istiyorum.
Zaten Coen kardeşlerin birçok filminde ya ilerleyen programlarda eskimeyen filmlerinde başka Coen kardeşler filmlerinden de bahsedeceğiz.
Çünkü Coen kardeşler gerçekten zamansız bir sinema yapan sinemacılar arkadaşlar.
Yani 1980'lerde yaptıkları bir filmde 2015'te atıyorum yaptıkları bir film arasında İnanılmaz bir bütünlük var.
Çok kendilerine has bir sinema yapıyorlar ve bu zamansızlığı da bu istikrar sayesinde biraz aşabiliyorlar.
Zaten hani filmleri arasında da çok büyük ölçek ve bütçe farklılıkları da yok.
Yani hani bir 5 milyon dolara yaptıkları film var diyelim bir de 200 milyon dolara yaptıkları film yok.
Öyle bir şey yok. Hemen hemen benzer ölçekte, benzer duyguda, benzer tatlı filmler yapıyorlar.
Onun için de filmografileri baya bir bütünlük arz ediyor böyle.
Fargo bana göre Coen kardeşlerin oldukça da zengin sinematografik kariyerlerinin, sinema kariyerlerinin en değerli filmlerinden bir tanesi.
Yani en değerli 2-3 filminden bir tanesi Fargo.
Fargo filminin özelliği ve onu en özel kılan şeyi söyleyeyim şimdi size.
Tabii filmle ilgili spoiler vermek istemiyorum ama.
Bu bir polisiye arkadaşlar.
Bir suç işleniyor ve bir polis suçluları yakalıyor.
Yani temel bir polisiye film öyküsü.
Ancak Fargo'nun özel tarafı ne?
Şimdi polisiyede biz nasıl tiplerle karşılaşırız genelde?
Yani suçlular... Bir hani kanunun suçlu tarafı değil mi?
Bir de kanun tarafı yani polisler tarafı.
Kanun gönüllüleri diyelim bunlara.
Kimileri profesyonel olsalardı tabii.
Elimizde yaklaşık olarak böyle bir karikatür ya da bir karton deriz biz böyle.
Hani yapay anlamında değil de köşeleri, sınırları biraz belli bir suç tiplemeleri vardır değil mi?
Suçlular nasıl olur? Gangster olur, hırsız olur, katil olur, kiralık katil olur vs.
Az çok böyle bildiğimiz bir tiplemedir değil mi suçlu?
Ve tabii polis de öyledir biraz.
Polis de az çok tanıdığımız bir tiplemedir.
Polisiye sinema tarihinde karşımıza çıkan belirgin polis karakterler vardır.
İşte Fargo bu açıdan sinema tarihinin en müstesna, en sıradışı örneklerinden bir tanesi arkadaşlar.
Filmde karşımıza gelen hiçbir karakter...
Polisiye türünün geleneksel karakterlerine benzemiyor arkadaşlar.
Çok farklı. Çok sıra dışı.
Yani şöyle söyleyeyim.
Suçlular hiç de genelde polisiye filmlerde karşımıza geldiği gibi böyle güçlü kuvvetli çok inanılmaz planlar yapan işte peşindeki kanun güçlerinden üstün zekaları ve becerileri
sayesinde sıyrılıp kaçan böyle işte atıyorum 10 tane soygun yapmış ve yakalanmamış falan böyle karakterler değil.
Polisler de normalde bu suçluların üstün yeterliliklerine ve becerilerine karşı mücadele edebilecek tipler olurlar genelde değil mi?
Hani işte güçlü kuvvetli, eli silah tutan, koşturan, hoplayan, zıplayan hani böyle bir suçluyu ensesinden tutup böyle kolunu kıvırıp işte kelepçeyi takıp işte konuşmam hakkına sahipsin diye başlayıp böyle değil mi?
İşte buradaki polis karakteri de hiç öyle bir polis karakteri değil.
Çok farklı, çok sıra dışı bir polis karakter var karşımızda.
İnanılmaz tatlış, inanılmaz hoş ve hem sevimli hem de ama bir yandan da işinde çok ehli böyle ya.
İşinin de en profesyoneli böyle mertebesine çıkmış bir polis karakter var.
Harika bir polis karakter. Hiç söylemeyeceğim yani.
Haklarında hiçbir şey söylemek istemiyorum.
Ama ısrarla ve hararetli tavsiyelerimi size iletiyorum buradan tüm enerjimle.
1996 yapımı.
Coen kardeşlerin Fargo filmi izlememiş arkadaşlar için o kadar özel, o kadar ince bir film ki ve bence çok da düşünsel, çok da güzel mesajlar içeren ve bunu çok
tatlı bir dille böyle çok alttan alta veren en azından dikkatli gözler için diyeyim bir film.
Filmin o tarafına da izlerken şöyle bir dikkat etseniz bir baksanız hani bu film biraz duygusal olarak da hani ya da ahlaki olarak da ya da Beslenebileceğimiz gerek mantıken,
gerek felsefi olarak, gerek duygusu olarak bu filmden beslenmemizin de nasıl bir pencereden açıldığını, bize nasıl bir beslenme sağladığını da bir dikkat etmenizi rica ediyorum bu filmi izlerken.
Neyse sözü çok uzatmayayım.
96 yapımı Fargo Koyan Kardeşler filmi çok özel ve sinema tarihinin nadede eserlerinden bir tanesi.
Eskimeyen filmlerden bir tanesi.
Hararetle izlemenizi tavsiye ediyorum arkadaşlar.
Bir başka filmim bunu da birçok sinema sever duymuştur mutlaka ama hala izlemeyen ciddi bir kitle olduğunu düşünüyorum ben.
1995 yapımı Michael Mann filmi The Heat arkadaşlar.
Heat yine evet bugün biraz suç öykülerine böyle polisiyeye biraz girdik gibi oldu.
3 tane polisiye suç öyküsünden bahsedeceğim.
Ama Fargo biraz daha işin polisiye tarafına kayan bir film.
Ya da ortada diyelim böyle hem suç öyküsü hem polisiye film ama Heat bu açıdan yine sinema tarihinde çok müstesna bir film.
Zaten yine muhteşem bir film.
Çok sinemasal teknik taraflarından size bahsetmeme gerek yok.
Bu anlıklarım hep yani sinemasal olarak çok iyi filmler ama daha çok öyküleri, konuları ve tutturdukları tavır açısından daha da özel filmler.
The Heat arkadaşlar sinema tarihinin muhtemelen...
hem az önce Fargo'da bahsettiğim gibi hem suçlu tarafına, suç tarafına hem de adalet, kanun ve polis tarafına en eşit biçimde pencere açan ve iki tarafın da öyküsünü
tek pakette, tek bir filme sığdıran En önemli filmlerden bir tanesi.
Şimdi Michael Mann arkadaşlar çok değerli bir yönetmen.
90'larda çok aslında 80'lerde parladı.
70'lerde sinema yapmaya başladı.
80'lerde parladı. Televizyonda çok önemli değerli dizilerin yapımcılığını yaptı ve yönetmendini yaptı.
Sinemada da çok değerli filmleri var ve suç öyküleri ve polisiye öyküler üzerine de çok kayda değer filmler yapmış bir yönetmen.
Yani suç olgusunu İyisiyle kötüsüyle doğrusu ile yanlışı ile bize anlatan ve suç dünyasının ve aslında suçluların sinema tarihinin genelinde anıldığı gibi öyle pür
kötü adamlar ahlaksız pislik yeren çelifler olduğu iddiasına biraz karşı duran aslında suç dünyasının ya da suç dünyasına girmenin ya da suç dünyasının içerisinde bulunan bir birey
olmanın bazen insanların çok da böyle Elinde olmayan sebeplerle olabileceğini ya da insanların biraz bu noktaya sürüklendiğinin ya da bu dünyada var olmanın da bambaşka
bedelleri olduğunu bize gösteren yönetmenlerden bir tanesi.
Tabi bunu yaparken kimseyi aklamıyor yani bu insanlar suç dünyasına istemeden sürüklenmiş o yüzden bunlar da iyi insanlardır falan gibi bir ahlaki bir mesaja soyulmuyor.
Tabii öyle bir iddiası yok ancak sadece resmediyor bize işte bu hırsızdır, bu da polistir ve bu dünya adalet, suç ve yani suçları kovulama dünyasıdır gibi bir pencere sunuyor.
Ancak işin suç tarafına da böyle açıklayıcı ve o insanları anlamaya çalışıcı bir pencere açması o kadar besleyici ve o kadar düşünsel oluyor ki.
İşte Heath de Michael Mann'in bu temel yaklaşımını yani neredeyse adamın tüm fikirlerini ya da tüm sinema yapma motivasyonunu özetleyen filmlerinden bir tanesi.
Özelliklerini öne çıkarmayı başardığı filmi aynı zamanda kariyerinin de en başarılı filmlerinden bir tanesi.
Belki de en başarılısı gerçekten. Burada bir hırsızımız var.
Robert De Niro, bir polisimiz var Al Pacino, yanlarında tabi başka çok çok değerli oyuncular var.
Hırsız bir bankayı soyacak ya da işte bir hırsızlık yapacak diyeyim.
Polis de bunun peşine düşecek, onu yakalayacak ya da yakalayamayacak belki.
Bunların mücadelesini izliyoruz.
3 saatlik bir film, destansı bir film ve o güne kadar karşı karşıya gelmemiş iki baba oyuncuyu ve bu filmden de önce birçok suç öyküsü ve polisiye film...
Bu filmlerdeki rolleriyle tanınmış çok ama çok önemli iki resmen sinema tarihi efsanesi olan Pacino ile De Niro'yu da aynı masaya oturtup konuşturmuş.
Daha önce Godfather filminde aynı filmde yer almışlardı ama karakterleri gereği, rolleri gereği hiç karşı karşıya gelmemişti bu iki dev oyuncu.
Sinema tarihinde ilk kez bu filmle karşı karşıya geldiler.
İnanılmaz bir sahneyle. Harika bir sahneyle.
Bu çok anılmıştır tabi.
Hani bunun paradileri yapıldığı birçok yerde anıldığı konuşuldu.
Artık bilinen bir şey aslında ama.
Dediğim gibi hala The Heat'i izlemeyen sinema severlerin olduğunu biliyorum.
Ve şöyle de ilginç bir.
Filmle ilgili çok fazla not var arkadaşlar.
Hani anlatsam sadece Heat'in üzerine iki tane rahat program yaparız ama.
Şunu da belirtmeden geçmek istemiyorum.
Film işte 3 saatlik falan film.
Kocaman bir film. Yani bir diyorum destansı bir film böyle.
Ve filmde işte hırsız karakter Robert De Niro, polis karakter Al Pacino.
Film Michael Mann'in her iki tarafa da tam olarak eşit ağırlık sunma çabasıyla öyle bir biçimlendirilmiş ki iki karakterde yani işin polis tarafı da hırsız tarafı
da filmde eşit olarak bulunması için yönetmen.
De Niro'nun ve Al Pacino'nun ekranda göründüğü zamanı tam olarak eşit tutmuş.
Yanlış hatırlamıyorsam 46 dakika mıydı 43 dakika mıydı neydi.
Yani iki bu dev oyuncu da iki taraftaki birbirine rakip olan iki oyuncu ekranda tam olarak aynı zamanda görünüyor.
Ve hem işin polis tarafındaki o mesleğin polislik mesleğinin polislerin özel hayatına aile hayatlarına işte eşleriyle ilişkileri dostlarıyla ilişkileri çocuklarıyla ilişkilerini pencere
açıyor. Hem hırsız olmanın yani bir suç dünyasının içerisinde var olmanın insanın özel hayatlarına nasıl bedeller ödetmek zorunda kaldığını da bize aynı zamanda resmediyor.
Ve tabii ki suç dünyasında olmanın nasıl bir yaşam.
Ve nasıl bir final diyelim son diyelim hazırladığını da anlatma açısından gösterme açısından çok iyi bir film.
Çok duygulu bir film. Yani filmde polisin tarafını tutmuyorsunuz yani öyle söyleyeyim.
Suçlu ya da polis fark etmez.
Hepsi bedelleri diyor.
Hepsinin hayatlarının iyi kötü kolay zor tarafları var.
Ve biraz daha hani ilahi mukadderat içerisinde herkes üstlenmek zorunda kaldığı rolü oynuyor bu filmde.
Gerçekten çok incelikli bir film.
Çok değerli bir film. İzleyen arkadaşlar vardır ama eğer izlemeyen arkadaşlarımız varsa 1995 yapımı Michael Mann filmi The Heat'i mutlaka ve mutlaka izlemenizi öneriyorum.
Eskimeyen bir başyapıt arkadaşlar.
Bugün anacağım son film yine bir suç dünyası filmi.
Ancak bu kez ortada polis, molis yok.
Tamamen suç dünyasının içerisindeyiz.
Şimdi suç öyküleri deyince böyle gangsterler işte mafya falan deyince ilk aklımıza hangi film gelir?
Godfather gelir değil mi?
Elbette. Coppola'nın 1972 yapımı Godfather filmi sonra işte Godfather 2 yapıldı sonra Godfather 3 yapıldı ve hatta yakın zamanda Godfather 3'ün yeni bir kurgusunun tekrar karşımıza geleceği
haberini aldık. Hem çok sevindik, heyecanlandık.
Biraz da tedirgin olduk.
Yani böyle bir şeye gerek var mıydı? Zaten karşımıza bir başyapıt seri var yani Godfather 3'lemesi diye.
Bilmiyorum yani Coppola bir şeyler düşünüyorsa, bir şeyler yapmak istiyorsa tabii her şekilde hayranlığımızı dizginleyemediğimiz bir sanatçı olarak ne yaparsa yapsın tabii ki büyük ilgiyle ve sevgiyle izleyeceğiz, takip edeceğiz ama biraz da tedirgin
olmadık değil. Evet Godfather'dır.
İlk bizim böyle suç öyküler üzerine filmler deyince aklımıza gelen film.
Ama arkadaşlar Godfather'ın Yanına bir tane daha filmi yazmakta biz hani sinema yazarları az çok sinema tarihiyle ilgilenen arkadaşlar hiçbir beis görmüyoruz.
1990 yapımı Martin Scorsese başyapıtı Goodfellas arkadaşlar.
Goodfellas Godfather ile birlikte sinema tarihinin en büyük, en değerli, en güçlü suç öykülerinden bir tanesi olarak anılır.
Ve aslında Godfather'a rakip olarak da görülmez.
Apayrı bir başyapıttır.
Hemen nedenini size çok kısaca söyleyeyim.
Godfather filmi suç dünyasının yani mafya dünyasının beynini anlatan bir filmdir arkadaşlar.
Söz konusu suç örgütlerinin en üst kademedeki kişilerini, oradaki dünyayı, onların psikolojik hayatlarını, duygusal hayatlarını, aile ilişkilerini içerisinde bulundukları dünyanın onların
omuzlarına verdiği yükü anlatan bir filmdir Godfather.
İşte Goodfellas söz konusu suç dünyasının, mafya dünyasının daha çok alt tabaka insanlarla günlük hayatta biz yani normal insanların diyeyim suç dünyasında yer almayan
insanların bile karşısına gelebilecek yani bir anlamda sokaktaki açılımlarını bize anlatan filmdir Goodfellas.
Goodfellas'taki karakterler...
Godfather'daki karakterlerin askerleridir.
Öyle söyleyeyim size kabaca.
Çünkü Godfather'daki karakterleri biz faniler, suç dünyasının içerisinde olmayan insanlar göremeyiz bile, görmeyiz bile.
Onların atıyorum belki işte hara çaldığı ya da yönettiği, onların egemenliğinde olan restoranlara atıyorum gidip bir bire içen insanlarızdır.
Biz belki de hiç o dünyadan uzağızdır.
İşte Goodfellas'taki karakterler biraz daha görece normal insanlar.
Ama suç dünyasına girmişler.
İren insanlar, suç dünyasının içerisinde yer alan insanlar ama biraz alt tabaka insanlar.
Öyle söyleyeyim. Ancak film yine Martin Scorsese'nin benzersiz, olağanüstü sinematografisiyle özellikle 90'lı yıllar için Biraz şaşırtıcı grafik şiddet gösterebiliyor.
Yani çok kanlı bir film arkadaşlar Goodfellas.
Öldürme sahneleri, şiddet sahneleri, dövüş sahneleri öyle zaten bir aksiyon filmi değil.
Yani bir suç filmi ama kesinlikle bir aksiyon filmi değil.
Ve ilginç biçimde Scorsese sinemasında genel olarak öyledir.
Şiddet gösterileri ya da şiddet eylemleri iki tarafın birbiriyle mücadelesi şeklinde cereyan etmez.
Yani bir karakter gider birini öldürür konu kapanır biter.
Sahne bitiverir. Bir mücadele yoktur ortada.
Biri birine resmen haddini bildirir ya da onu öldürür.
Böyle şok edici bir şiddet kullanımı vardır.
Biraz kanlıdır. Biraz insanı tedirgin eder gerçekten ama şiddeti hem toplumsal hem de anlattığı dünyanın içerisindeki anlama açısından bize sunan bir sinemacı Martin Scorsese.
Dediğim gibi yine diğer filmler gibi kutfalasa bile iki tane ayrı program yapılabilir ama...
O dünyayı çok iyi anlatıyor.
İnsan arası ilişkileri çok iyi anlatıyor.
Suç dünyasına biraz böyle kendi istekleriyle giren insanların garip bakışlarını, neden o dünyaya ilgi duyduklarını, neden o dünyaya
meyil ettiklerini bize anlatıyor.
O insanları dediğim gibi yine Michael Mende olduğu gibi aklamıyor yani.
Öyle bir niyeti yok Martin Scorsese'nin hiçbir şekilde ama...
Hani o kadar da böyle dışarıdan bakıldığı gibi Allah kahretsin siz ne biçim insanlarsınız siz denecek bir dünya olmadığını suç dünyasının ortaya çıkmasının ve suç dünyasına meyil eden insanların hep hem sistemle
ilgili hem kültürle ilgili hem toplumsal sıkıntılarla ilgili hem sosyal ilişkilerle ilgili yani bir sürü alt metni olduğunu insanların bu dünyaya ilgi duymasının insanların yani
Normal insanların bizim hiç de umursamadığımız ve gözden kaçırdığımız sebepleri olduğunu böyle sayfa sayfa, sahne sahne, an an anlatan bir film.
Ve onlarla bizi özdeşleştirirken onları aklamamayı da başarıyor.
Yani onları anlıyoruz, duygularına ortak oluyoruz ama tabii ki onlara hak vermemeye devam edebiliyoruz.
Bu anlamda Martin Scorsese gerçekten nefis bir incelemeci.
Özellikle Goodfellas filminde.
İnanılmaz başarıyla bunu yapıyor.
Goodfellas'a benzer başka filmler de yaptı zaten.
Çok benzeyen. Casino çok benziyor.
Wolf of Wall Street çok benziyor birçok açıdan.
En son yaptığı ayrışman filmi bile Goodfellas'a çok çok benzeyen bir film.
O nedenle Martin Scorsese'nin Goodfellas'ı genel olarak bilinen bir film.
Hiç bilinmeyen bir film sayılmaz.
Bir gizli başyapıt sayılmaz.
Ama hala Goodfellas'ı izlemeyen birçok sinema severinin yine olduğunu biliyorum.
Duymuş olsa da. Eğer izlemediyseniz arkadaşlar 1990 yapımı Martin Scorsese'nin Goodfellas'ını mutlaka ama mutlaka izlemenizi ve sinema tarihinin eskimez başyapıtlarından birini
daha deneyimlemenizi hararetle öneriyorum.
Evet bugünlük programımız bu kadar.
Eskimeyen filmler dosyasını açtık.
3 tane farklı polisiye suç öyküsünden bahsettim size.
Bir dahaki programımda başka sapasağlam eskimeyen filmlerle karşınızda olmaya çalışacağım.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
