
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, yılın öne çıkan filmlerinden, en iyi animasyon oscarının sahibi Soul'u inceledik ve animasyon sinemanın rengarenk dünyasına renkli bir bakış atmaya çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda animasyon dünyasından bahsedeceğim size biraz.
Bu sene Soul filmi en iyi animasyon Oscar'ını aldı.
Çok güzel bir filmdi, çok keyifli bir filmdi, neşeli bir filmdi.
Her yıl böyle güzel filmler karşımıza çıkarıyor.
Yani animasyon stüdyoları, animasyon çalışanları, animasyon şirketleri mutlaka böyle öne çıkan, parlayan, böyle geniş kitlelere kendisini sevdiren bir filmle mutlaka karşımıza geliyor.
Bir tane film değil, birçok film yapılıyor ama böyle öne çıkan, Animasyon filmler hemen hemen her sene bir iki tane karşımıza geliyor.
Bu filmlerin inanın ki inanın ki bütçeleri ve hitap ettiği kitle o kadar geniş ve o kadar büyük ki yani 150 milyon dolara falan mal oluyor.
Yani bir Avengers filmi o paraya mal oluyor.
Düşünün biliyor musunuz? Ya da hani 150 milyon dolar gibi veya 100 milyon dolar gibi, 120 milyon dolar gibi, 160 milyon dolar gibi bütçeler Hollywood için bile en parlak, en yüksek beklentilerle yapılan filmlerin bütçeleri
bu kadar oluyor. Yani bir yılda ya atıyorum 3-5 tane hadi en fazla 10 tane 1000 film yapılan, 800 film yapılan bir endüstride En yüksek bütçeli 8-15-15 en
fazla atıyorum filmin sahip olduğu bütçeler ve bunlar ve bunların bir tanesi mutlaka animasyon oluyor hemen hemen her sene.
Aslında animasyon dünyası öne çıkan geniş coğrafyalarında anılan izlenen filmler değil gibi görünüyor.
Böyle çok marjinal bir...
Alan gibi görülüyor sinema içerisinde ama inanın ki değil.
Çünkü akıtılan para da çok büyük.
Çalışan, kadro, emek, şirket.
Çok geniş bir alan aslında animasyon.
Göründüğünden çok daha geniş bir alan.
Biraz bundan bahsedeceğim.
Biraz animasyon dünyasından bahsedeceğim.
Soul filminden de bahsetmek istiyorum aslında.
İyi bir filmdi, keyifli bir filmdi.
En iyi animasyon Oscar'ını aldı ama aslında çok o film üzerine konuşmaya gerek yok.
Çünkü yakın zamanda ortaya çıkan animasyon filmler artık...
Arkasında belli bir tarih barındırdı.
Belli bir böyle bir gelişimi var yani animasyon sinemanın.
Ta 1910'lardan 20'lerden başlayan bir dünya aslında.
Bu hani animasyon sinema tarihiyle birlikte gelişmiş bir alan ama özellikle CGI dediğimiz CGI hani Computer Generated Images tam çevirisiyle hani bilgisayarda yaratılan imajlar gibi
bir şey çıktı karşımıza.
90'lı yıllardan sonra bilgisayar teknolojilerinin, görsel bilgisayar teknolojilerinin gelişmesiyle Çok daha farklı bir platforma terfi etti diyeyim yani öyle söyleyeyim.
Çünkü artık hani daha gerçek görüntü biraz daha böyle organik diyelim.
Hani tam çizgi değil, çizgi film değil.
Böyle bildiğimiz çizgi film gibi kalemle yapılmış bir şey değil yani.
Daha bir üç boyutlu böyle daha gerçekçi bir yapı ortaya çıkardı.
Ama sanıldığı gibi de...
gerçek görüntüyü de yani gerçek dünyayla eş görüntü verme iddiasını da baya bir süre önce yani 15 yıl önce falan terk etti biraz ondan da bahsedeceğim.
Yani evet bugün animasyondan bahsedeceğiz şimdi hemen kendimi tutamıyorum konuya giriyorum böyle ayrıntılara giriyorum ama çünkü şuradan başlamak istiyorum öncelikle ayrıntıya girmeden önce.
Şimdi animasyon deyince aklımıza hangi şirket geliyor önce hangi böyle animasyon kaynağı böyle memba musluksu kaynak hangisi geliyor?
Pixar geliyor değil mi? Animasyon yönetici çoğumuz Pixar stüdyosuna hemen hemen artık az çok konuyla ilgili veya hani güncel sinemaya, gişe sinemasına az çok böyle Hollywood'a biraz ilgili olan sinema severlerin hemen hemen hepsi artık Pixar'ı bilirler.
Pixar animasyon meşhur oldu artık böyle hepimiz için çok önemli.
Pixar'dan ne gelse aslında bir pozitif bir kafayla böyle bakıyoruz, izliyoruz.
Hani karşımıza güzel bir şey geleceğini umuyoruz ve Pixar aslında bu payeyi de hak ediyor.
Çünkü gerçekten o kadar güzel filmler karşımıza çıkardı ki Pixar.
Çok kısaca size Pixar'ın tarihinden bahsedeyim.
Pixar nasıl ve nerede kuruldu biliyor musunuz arkadaşlar?
Pixar'ın aslında kurucusu ve ilk sahibi George Lucas.
Star Wars filmleriyle sinema tarihine giren ve asla çıkmamak üzere giren George Lucas.
Lucasfilm onun kendi yapım şirketi.
Star Wars filmlerinin efektlerini yapan bir stüdyo kuruyor kendisine böyle.
Çünkü Star Wars filmleri de görsel efekt açısından sinema tarihinde çok önemli bir...
Köşe taşıydı yani. O zaman için en gelişmiş, en ileri efektleri biz Star Wars filmleriyle görmüştük.
Star Wars'un yapıldığı Lucas filmi, George Lucas'ın sahibi olduğu Lucas filmin çatısı altında kuruluyor.
Bu efekt şirketi olarak. Efekt departmanı diyelim hatta şirketi bile demeyelim.
Departmanı olarak kuruluyor. Ta 1970'lerin sonu yanlış hatırlamıyorsam.
1980'de falan kuruluyor. Ondan sonra Pixar'ı kim satın alıyor biliyor musun?
Steve Jobs satın alıyor. Ya bu adamın her yerde eli olur mu ya?
Steve Jobs. 1980'lerin ortasında burayı satın alıyor.
O zamanlar Apple var mıydı? Ben tam bilmiyorum.
Şimdi benden daha iyi bilen arkadaşlar vardı herhalde değil mi?
O zamanlar Apple'ı falan kurmuştur herhalde.
Niye kuruyor ki? Ne alakası var?
Pixar'la Apple arasında bir bağlantı bilmiyorum.
Şimdi bak çıkaramadım. Neyse arkadaşlar siz kendi çıkarsamanızı yapabilirsiniz.
Ben kabaca tarihinden bahsedeyim.
Steve Jobs alıyor şirketi.
1980'lerin ortasıydı diyorum.
85 ya da 86 olması lazım.
Steve Jobs alıyor ve şimdi şöyle Pixar tabii gelişiyor.
O zamanlar artık yavaş yavaş bilgisayar teknolojileri yavaş yavaş ama tabii ki bugünkü gibi değil ama yavaş yavaş başlıyor.
90'lı yıllardan sonra özellikle artık bilgisayarda yavaştan böyle şey yapmaya yani animasyon yapılabilecek kalitede böyle görseller oluşturulmaya başladıktan sonra Walt Disney arkadaşlar.
Oradan Walt Disney'e geçeceğim.
Aslında siz en çok Pixar'ı hani daha çok seviyorsanızdır, daha çok biliyorsunuzdur diye tahmin ediyorum.
Aslında ben de öyleyim. Çoğumuz öyle ama aslında sinema dünyasında, animasyon dünyasında bu işin miladı en büyük okkalı üreticisi yani yapımcısı, yönetmesi falan Walt Disney'dir.
Walt Disney zaten görsel üretici olarak bir hareketli fotoğraf üreticisi olarak ve bunu animasyon yapan bir kişi olarak sinema tarihinin en büyük işçiliklerinden bir tanesi.
Walt Disney hep vardı yani.
Yani sinema tarihinde ta 1942'de özellikle Bambi diye bir film yapmıştı.
O zaman inanılmazdı.
Bugün açın izleyin Bambi'yi.
Hala mükemmel bir film arkadaşlar.
Mükemmel bir animasyon filmi.
Ve sadece şimdi çocuk filmi gibi düşünürüz ya.
Hani herkes öyle söyler. Genellikle çocuklara hitap eden bir alandır animasyon sinema veya çizgi film.
Öyle biliriz. Kesinlikle öyle değil arkadaşlar.
Walt Disney'in yaptığı Bambi filmi 1942'de.
Ya işte ormanda bir ceylan ve annesi falan övüyor ya.
Ceylan yavrusu yalnız kalıyor.
Annesinin ölümünü seyrediyor falan böyle.
Walt Disney'in sineması, Walt Disney animasyonları sadece çocuklara hitap eden ve çocuklara böyle eğlenceli bir dünya sunma amacında olan bir stüdyo olmamıştır.
Bir yaratıcı olmamıştır Walt Disney.
Çocuklara hayatın en acı taraflarını, en böyle sarsıcı, üzücü taraflarını da anlatan bir anlatıcı olmuştur aynı zamanda.
Ve Walt Disney ile yapılan hani röportajlarda falan böyle Walt Disney'in misyonunda, hem görsel misyonunda.
Sinematografik misyonunda hem de felsefi misyonunda işin metin tarafına da baktığımızda çoğunlukla çocukların hayatın her alanına sadece eğlence, komedi, hadi güldük
eğlendik yaşasın günümüzü güzel geçirdik.
Hayır böyle değil. Çocukların hayatın en acımasız taraflarına, en karanlık taraflarına, üzücü taraflarına da ilgi duyan varlıklar olduğunu düşünen bir kişilik olarak bunu her zaman sinemasına ve animasyonlarına
da yansıtmış bir kişidir.
Bu açıdan çok, bu gözden kaçan bir şeydir arkadaşlar.
Bakın Walt Disney ile ilgili ya da çizgi dünyayla ilgili.
Çünkü Walt Disney animasyonlarında her zaman hayatın acı tarafları da çocuklara anlatılmıştır.
Bu güzeldir, keyiflidir.
Yani vakfak amca Donald Duck çok zengin bir kişiliktir ama çok cimridir, pintidir falan böyle.
Çocuğa anlatılacak... Bir şey mi yani?
Çok zengin ve çok cimri bir adam.
Yok vardır yani onun filminde böyle bir ayrıntı da vardır.
Şimdi Walt Disney ta geçmişten beri animasyonları yapıyor geliyor yani.
Çok ciddi paralar kazanıyor zaten.
Çok çok büyük bir şirket yani.
Hollywood'un en büyük şirketlerinden bir tanesi.
Ve... Artık 90'lı yılların ortasında falan yavaş yavaş böyle Pixar'la iş birliği yapmaya başlıyor diyeceğim ama ondan önce, ondan önce de başarılı olmuş bir film var.
90'larda özellikle Güzel ve Çirkin diye bir film yaptı.
Hani o bildiğimiz çok güzel kadın ve kocaman bir aslanın aşkı vardır ya böyle.
O çok ilgi görmüştü, çok sevilmişti.
O zamanlar hem büyük bütçeli bir filmdi ve...
Çok da geniş kitlelere hitap eden, iyi para kazanan bir film oldu.
Daha sonra Aladdin'in Sirli Lambası.
Çok bilinen bir filmdi. Yine Disney'in yaptığı çok sevilen, bilinen.
Ve CGI deyince Pixar'la Disney'in de tam böyle iş birliği yaptığı ve böyle sinema tarihine böyle damgasını vurduğu film hangisiydi?
Eminim biliyorsunuzdur.
Oyuncak hikayesi arkadaşlar. Toy Story.
1995 tarihli.
Ondan sonra Pixar ve Walt Disney sürekli bir iş birliği halinde böyle.
Ondan sonra 2000...
Dillerin ortasında Kayıp Balık Memo hatırlayacaksınızdır.
Kayıp Balık Memo filmi bayağı sevilmişti.
Bayağı 2004 tarihli yanlış hatırlamıyorsam çok sevilen bir filmdi.
İyi bir filmdi. Ondan sonra Incredibles yaptı.
İnanılmaz Ayla yaptı. Wall E yaptı.
Çok sevilen bir film oldu. Daha yakın zamanda Tersius Inside Out diye bir film yaptı.
Ben animasyon tavsiyelerinde bahsetmiştim.
Çok sevilen bir film. İşte artık günümüze kadar geldi.
The Soul filmini en son yaptılar.
Ve çok başarılı oldular.
10 milyar dolara falan varan bir hasılatı var bugüne kadar.
Tüm Pixar filmlerinin çok büyük bir sürü.
10 tane falan Oscar'ı var.
İşte Grammy'ler, Mremi'ler. Bir sürü ödül almış bir stüdyo.
Çok başarılı bir stüdyo. Hala da hız kesmiyor.
Böyle teknolojiyin son noktasını hep Pixar temsil ediyor.
Çok başarılı, çok güçlü.
Hayatımıza renk katan şirketlerinden bir tanesi.
Peki yalnız mı? Sadece Pixar ve Walt Disney var animasyon dünyasında.
Hayır arkadaşlar bir şirket daha var.
Bir tane. Şimdi başka küçük ufak tefek şirketler falan var ama bir tane Pixar ve Walt Disney'e ciddi rakip olan hatta bazı örneklerle onu geçen bir şirket var.
O kim? İlk aklınıza kim geliyor aslında?
Aklınıza kimse gelmiyor olabilir ama söyleyince e tabi olabilir diyeceksiniz.
Steven Spielberg arkadaşlar.
DreamWorks. Onun şirketi DreamWorks Animasyon.
Baya böyle 2000'li yılların hani böyle başlarından itibaren ya biz niye yapmıyoruz hani sıfır sıfır geçmişte çocuklara sıfır çocuklara demeyeyim ama çok çocuksu ruhlu bir adam böyle çok duygusal
bir adam. Ve tabii görsel efekt dediğimiz sinemanın böyle önemli alanlarından bir tanesini de en iyi kullanmış en güçlü kullanmış yönetmenlerden bir tanesi.
Jurassic Park filmi mesela bir filmde CGI teknolojisini ilk kullanan ve en başarılı biçimde kullanıp bütün dünyaya tanıtan ve olağanüstü bir...
Başarıyı imza atan Jurassic Park filmini Steven Spielberg yapmıştı arkadaşlar.
Ve tabii dediğim gibi çok başarılı olmuştu.
Çok sevilmişti. Animasyon yapması ve animasyon dünyaya adım atması da gayet anlaşılır bir şey.
Ta böyle 1990'ların sonunda falan başladı.
Dreamworks animasyon yapmaya.
Şeyden önce hani bu CGI'den önce bilgisayarda yapılan animasyonlardan önce 98 tarihli Mısır Prensi diye bir film yapmışlardı hatırlıyorum.
Çok sevilmişti. Çok da iyi bir filmdi.
Çok da iyi bir filmdi. Çok keyifli bir filmdi.
Bütçesi de yüksekti. Bayağı böyle geniş kitleye hitap edip çok sevilen, saygı duyulan bir film olmuştu.
Ondan sonra ilk böyle bilgisayarda yapılan hani dediğim gibi yine kağıt kalemle değil bilgisayarda yapılan ilk film Ant S arkadaşlar.
Karınca Z. Belki izleyen arkadaşlar vardır böyle biraz daha yaşı el veren arkadaşlar.
O da 1990'ların sonunda 98-99 gibi ülkemize gösterme girmişti.
Bence çok iyi bir filmdi. Yani dönemi için zaten harika bir filmdi.
Günümüz için bile hani bugün bile açıp izleseniz şey olarak hani animasyon olarak tabi biraz amatör görünür.
Yani bugünün animasyonların yanında çok mütevazı kalır ama o zaman için baya büyük bir atılımdı.
Baya iyi bir filmdi. Sevilmişti.
Ama esas DreamWorks animasyonun Steven Spielberg'ün Şirketinin yaptığı animasyonların hem animasyon tarihini hem böyle sinema dünyasında yaptığı en büyük katkı ve en güçlü film Shrek'ti
arkadaşlar. Shrek filmiyle Dreamworks animasyon baya böyle hani Pixar'a ve Walt Disney'e ben sizin çok sağlam rakibinizim ve bundan sonra da böyle sizin rakibiniz olmaya devam edeceğim demişti.
Çok başarılı oldu Shrek. Ondan sonra Shark Tale köpek balığı hikayesini yaptı.
Çok sevildi. Kung Fu Panda iyi yaptı aynı şirket.
Çok sevildi biliyorsunuzdur.
Mutlaka duymuşsunuzdur. Ejderhanı nasıl eğitirsin diye bir seri yaptı.
Ya o kadar büyük bütçe.
Şimdi birçoğunuz belki duymamışsınızdır bile.
O neymiş ben hiç duymadım falan diyen arkadaşlar vardır belki ama arkadaşlar filmin bütçesi 165 milyon dolar.
Avengers kadar düşünebiliyor musunuz?
Çok büyük bütçe ve dünya çapında 500 milyon dolar hasılat yapıyor.
Bu şu demek o yılın en büyük filmlerinden bir tanesi oymuş.
Diyorum belki birçoğumuz izlememişizdir ama Ejderhan'ı nasıl eğitirsin?
Bayağı puanı falan da yüksek yani.
IMDB puanı veya hani internetteki böyle tüm dünyaya hitap eden kritik sitelerindeki, eleştiri sitelerindeki puanı falan da çok yüksek.
Animasyonu çok başarılı.
Acayip bir film yani. Hatta bu arada şunu da söyleyeyim.
Unuttum. Bu andığım filmlerin hem Pixar için hem Dreamworks için hemen hemen hepsi de Oscar'larda boy gösteriyor arkadaşlar.
Ya hani en iyi animasyon Oscar'ı dışında yani atıyorum en iyi müzik, en iyi ses tasarımı falan gibi böyle teknik dallarda bunların çoğu ya Oscar adayı olmuş ya da Oscar almış filmler.
Dreamworks... 90'ların sonunda yani 2000'lerden itibaren bu Pixar'a ve Walt Disney'e çok çift bir rakip oldu.
Böyle kafa kafaya gittiler hep. Yani bir sene onun filmi daha iyi oldu.
Bir sene o film yapmadı ötekinin filmi çok daha iyi oldu.
Ondan sonraki sene o öne çıktı falan böyle çok güzel bir rekabet var orada gerçekten.
Biz de böyle animasyon sevenler bu rekabetten faydalanıyoruz.
O ona geçti bu buna geçti falan derken.
Ya belki de hani çok umurumuzda değil tabii hangi şirketin hangi şirketten daha fazla para kazandı falan ama.
Bu rekabetten biz faydalanıyoruz yani öyle söyleyelim.
Gelelim bu seneki Soul filmine.
2020 tarihli diyorum.
En iyi animasyon Oscar'ını aldı.
Başka bir iki dalda da hani müzik dalında falan da adaylığı vardı.
Şimdi tam hatırlamıyorum aldı mı ama güzel bir film.
İyi bir film. Piyano hocası var.
Piyano öğretmeni. Müzik öğretmeni.
Ve tabii hayran yani.
Başka sevdiği bir sürü piyanistler var.
Grupta çalanlar falan var.
Böyle sağında sonunda bir sürü canlı müzik yapan insanlar var.
Ve jazz piyanisti. Öyle söyleyelim.
Ve aslında caz müziği biraz da siyahilerin müziğidir.
Yani 40'lı, 50'li, 60'lı yıllarda falan böyle.
İşte Los Angeles'ta, San Francisco'da böyle caz mekanlar, barlar vardır.
Böyle üç tane tip çıkıp böyle.
Hani o bir ahar güzel bir ortamdır böyle.
Dedektiflik filmlerinde falan da o atmosfere çok rastlarız böyle.
Hani biraz köhne bir bar böyle yerin altında.
Işıklar falan kısık bayağı loş böyle.
Üç tane tip böyle ağzında sigaralı bir tane böyle gitarist veya bir tane piyanist böyle önünde bir kadeh şarap böyle tatlı tatlı çalar falan.
Böyle sesler kısıktır. Öyle zangır zangır rock mekanları gibi değildir o caz mekanları.
Çok farklı bir havadır.
Çok keyiflidir. Hani cazın esas özelliğine doğaçlama değil mi?
Doğaçlama. Tabii piyano bir yandan akar böyle.
Bir yandan şey işte bas akar falan.
Güzel bir saksafoncu veya bir piyanist böyle pastaşırlar.
Güzel doğaçlama solo'lar atarlar.
Böyle çok keyifli. O atmosferi işte sol filminde hemen vermiş yani.
Tak diye vermiş. Onu hemen alıyorsunuz.
Bu piyano hani şimdi bir baş karakter.
Piyano öğretmeni olan. Hani henüz caz dünyasına böyle adım atmakta olan bir karakter.
Yani tam atamamış. Bir gruba girip böyle güzel caz müzik falan yapmayı isteyen bir tipleme böyle.
Ve bunu işte öyle bir gruba girme durumları falan var.
Çok böyle filmi anlatmak istemiyorum ama.
Tam bir gruba girecek bunu.
Yani seçecekler hani. Seni seçmeye alıyoruz.
Gel bakalım bir çal. Eğer iyiysen seni bizim gruba alacağız.
Gibilerinden bir şeyler söylüyorlar.
Tam onu yapmak üzereyken gerisi de filmden izleyin.
Öyle söyleyeyim. Güzel bir film.
Müzikleri çok iyi. Animasyon kalitesi falan.
Zaten artık hani ister Pixar olsun ister Dreamworks animasyon olsun.
Animasyon kaliteleri açısından çok böyle eleştirilecek bir şey yok ortada.
Teknolojinin ve animasyon sinemanın son noktasını teşkil ediyorlar.
Çok keyifli izlemesi filmleri.
Tasarımları çok iyi. Karakterleri çok iyi.
Replikler, senaryolar gerçekten arkadaşlar.
10 numara 5 yıldız. Hiç hani otur filmi koy pat.
Bitiyor film ya. Seni film alıyor böyle hop götürüyor.
Arka kapıdan atıyor. Yani hiç böyle mekanda çok harika bir şekilde geziyorsunuz onun yarattığı dünyayı.
Ama biraz da şey var filmlerde.
Hani animasyon filmlerinin hemen hemen hepsinde.
Şimdi geniş kitlelere hitap ediyor dedim ya.
Bütün o teknik işçiliğiyle, müzikleriyle, tiplemeleriyle, esprileri falan da senaryoları biraz da yetişkin işi.
Yani sadece yetişkinlerin algılayabileceği, anlayabileceği bile çocuklara çok hitap etmeyen şeyler de var filmlerde.
Ama bir yandan da çok Nasıl diyeyim arkadaşlar?
Çok böyle formülüze senaryolar var.
Yani belli bir noktadan başlıyor, karakteri tanıtıyor, mesajlarını veriyor ve mesajlar biraz yetişkinlere hitap ediyor ya da hitap edebiliyor diyeyim olsa da biraz köşeli, biraz karton yani.
Böyle çok yaratıcı sayılmaz, çok formülüze filmler bunlar büyük çoğunluğu.
Hani izleyip hoş vakit geçirmeyi vaat eden ve bunu keyfiyle başaran ama kapattığınızda böyle çok da aklınızda...
Fazla bir şey bırakmayan filmler.
Yani gişe filminin tüm kalıplarını içeren ve bunu da daha çok tatlı tasarımlarla böyle çok sevimli tiplemelerle falan.
Yani atıyorum bir animasyon filmindeki kedi karakter baş karakterden daha çok aklınızda kalabilir.
Yani kedinin bir pizzacıdan pizzayı çalıp kaçması falan daha böyle eğlendiğiniz bir an teşkil edebilir.
Baş karakterlerin dertleri falan veya yaşadıkları macera çoğunlukla benzerlerine normal oyunculuğu kurmaca filmlerde de rastlayabildiğimiz şeyler oluyor çoğunlukla.
Böyle olsa da biraz animasyoncular şunu yapmaya çalışıyor.
Biraz fantastik dünyalar kurmaya çalışıyorlar.
Şimdi aslında onu başta söyledim bakın unuttum.
Tarihini anlatırken araya giremedim.
Şöyle söyleyeyim arkadaşlar. Normalde animasyon dünyası pek gerçek görüntüye ulaşma, gerçek dünyayla aynı görüntüyü sunma amacına bir ara sanki bu amacı gidiyor gibi oldu böyle 90'ların sonunda o oyuncak
hikayesi falan filmleri yapılırken artık animasyonculardan şöyle şeyler duyuyorduk.
İşte animasyon çok gelişti artık gerçek dünyaya yakın görüntü yakalayabiliyoruz falan gibi.
Böyle bir vaatler karşımıza geldi.
O zamanlar ben hatırlıyorum şaşırıyordum.
Allah Allah nasıl gerçek görüntü nasıl olur.
Çarpıcı geliyordu yani bu fikir o zamanlar için ilginç ve güçlü geliyordu.
Vay be hani işte oyuncular artık bitecek.
Hiç oyuncuya gerek kalmayacak.
Bütün oyuncular animasyonda zaten yapılabiliyor.
Bütün performanslar yapılabiliyor falan diye.
Valla arkadaşlar öyle bir şey yok.
Yıl 2021 hala oyunculara sinema dünyasının ihtiyacı var.
Hatta ara formüller bulundu işte böyle Avatar filmindeki gibi James Cameron bu konuda çok öncü bir kişilik gerçekten.
Ya da işte Yüzüklerin Efendisi'ndeki Gollum ya da işte King Kong gibi böyle animasyon karakterleri hep insanlar oynuyor artık.
Veya işte Maymunlar Cehennemi filmlerinde bunun en son teknolojisi uygulandı.
Animasyon teknolojileriyle insan performansı, oyuncu performansı bir araya getiriliyor.
Şimdi o da ayrı bir konu yani onun üzerine ayrı bir program yaparım size ama.
2001 yılında Final Fantasy The Spirit Is Within diye bir film yapılmıştı.
Eski filmlerde bahsettim yanlış hatırlamıyorsam.
Animasyon tavsiyelerinde bu film ilk sinema tarihinin böyle çok hani gerçeğe yakın, gerçeğe uygun hani insan gibi böyle yani hiç görmediğiniz kadar gerçek bir animasyon sunuyoruz size gibi
bir iddia ile karşımıza gelmişti ve ne yazık ki çok kötü bir filmdi.
Hani sadece bu filmin başarısızlığından mıdır tam bilmiyorum ama günümüzdeki animasyon dünyası istediği kadar gelesin, istediği kadar gerçek görüntüler sunma yeterliliğine ulaşsın.
Artık amaç bu değil arkadaşlar çünkü buna gerek yok.
Bir zamanlar böyle bir şeye kanmış herhalde animasyon dünyası.
Gerçeğe artık çok yaklaştık gibi bir kanala girmişti ama böyle artık buna hiç ihtiyacı olmadığı hatta görsel olarak ne kadar gerçeklikten kopuk olursa, ne kadar böyle karikatürüze olursa aslında o kadar neşeli, o kadar
keyifli bir dünya ortaya çıkıyor.
O nedenle animasyon dünyasının pek şeyi bu değil yani iddiası bu değil.
Çok geniş kitlelere ulaşan bir sinema olarak ne kadar gerçeğe yakın olursa o kadar iyi kazanır falan hiç böyle bir ihtiyaç olmadığı anlaşıldı yani gerçekten.
Animasyon dünyası bunu fark etti.
Artık gerçeğe yaklaşmaktansa...
fantaziye daha çok yaklaşmaya ve bildiğimiz gerçek oyunculuğu, setli, kurgulu sinemanın veremediği fantastik dünyaları, fantastik karakterleri, işte hayvanları, inleri, cinleri,
ruhları, perileri, öteki tarafı, ölüm sonrası dünyayı, diğer dünyayı anlatma ya da insan psikolojisini anlatma.
gibi insanın içerisinde süre giden dünyayı anlatma gibi böyle bambaşka dünyaları anlatmaya daha çok soyunduğunu daha çok niyet ettiğini iddia edebiliriz.
Böyle canavarları daha insani hale getirmek işte hayvanları karıncadan başladı olay veya işte Alaaddin'in sihirli lambasından mesela değil mi?
Hani animasyon dünyanın biraz fantastik olması Herkes daha memnun.
Onu görüyoruz. O nedenle gördüğümüz kadarıyla da hem Pixar hem DreamWorks bize çok böyle güzel animasyon, fanteziler sunmaya, gerçek dünyaya benzeyen dünyalar sunmaktansa daha da uçuk,
daha da kaçık, daha da ilginç, farklı tasarımlarla karşımıza gelmeye devam edecek gibi görünüyor.
Evet, animasyon dünyasını yine sinema dünyasının önemli bir alanı olarak izlemeye ve takip etmeye devam edeceğiz.
Evet önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere arkadaşlar.
Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
