
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta sinemanın gündemine kısa bir ara verip sinemaseverlerin ve eleştirmenlerin sinema üzerine nasıl bu kadar farklı fikirlerde olabildiği konusunu incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Çok eski bir kavgadır.
Ta yani muhtemelen sinemanın tarihiyle aynı tarihe sahip bir problemdir bu.
Hangi film iyi, hangi film kötü, hangisini seviyoruz, hangisini sevmiyoruz?
İnsanlar filmlerle ilgili neden bu kadar farklı fikirdeler?
Hani sinema severler zaten kendi aralarında birbirlerinin hani zevklerini eleştiriyor olsalar da o sohbetler çok da ileriye gidemiyor.
Çünkü herkes der ki ben bu filmi sevdim, beğendim kardeşim bitti nokta.
Kimse kendi sinemasal zevkini...
Konu o kadar kolay kapanmayabiliyor çünkü sinema yazarı bir film üzerine bir yorum sunacaksa, bir eleştiri sunacaksa bunu
biraz daha sistematik, biraz daha belli disiplinler kapsamında, belli bir film kültürünün ışığında yapar ve genellikle de Sinema severlere göre sinema yazarları ve eleştirmenlerin filmler
üzerine tespitleri biraz daha isabetli olur, biraz daha güvenilir olur ve bundan dolayı da eleştirmenlerin kendi arasında tamamen zıt fikirde olmaları çok daha garip ve kabul
edilemez bir olaydır gibi bir algı vardır sinema severler arasında.
Bu fikir ayrılıklarından dolayı Sinema yazarlarının genel sinema sever kitlesi içerisindeki saygınlıkları ya da güvenleri son derece sıkıntılıdır.
Açıkçası daha kısa ifadeyle sinema severler sinema yazarlarına çoğunlukla güvenmezler, onların fikirlerine çok da saygı duymazlar.
Bunun da temel sebebi...
Birinin bir filme iyi derken diğerinin kötü demesidir.
Basılı yayınlarda bir yıldız tablosu vardı.
Hala bir yerlerde çıkıyor mu bilmiyorum.
Belki bazı internet siteleri yine yapıyordur ama ben hani uzun süredir denk gelmiyorum.
O an gösterimde olan filmleri böyle dizerlerdi dergiler.
Üst sıra hani yukarıdan aşağı y ekseni diyelim.
X ekseninde de yatay düzlemde de sinema yazarları sıralanırdı.
Ve her sinema yazarının hangi filme ne yıldız verdiği bir tablo şeklinde bize sunulurdu.
Hani ben 2000'lerde işte 90'larda 2000'lerin başında falan o yıldız tablolarını böyle çok merakla izlerdim takip ederdim.
Çok sevdiğim böyle değer verdiğim eleştirmenler hangi filme hangi yıldızı vermiş.
Hani bakayım sevdiğim sinema eleştirmeni ile fikrim uyuşuyor mu falan diye.
Ve o yıldız tablolarını incelerken fark ederdik ki gerçekten bir filme 5 yıldız veren 4 yıldız veren sinema yazarı da var.
Ama aynı filme 1 yıldız 2 yıldız veren sinema yazarı eleştirmen de var.
Diyorduk ki ya arkadaş nasıl oluyor bu?
Diyorum hani biz sinema severiz hadi bizim fikirlerimiz sadece bizi bağlıyor ama sinema severlere, geniş kitlelere fikirlerini, bilgilerini sunan ve fikirlerine güvendiğimiz sinema yazarları nasıl bu kadar zıt
fikirde olabilirler? İşte o yıldız tablolarındaki farklı yıldızlar ve sinema yazarlarının bu kadar farklı fikirde olmasının temel sebebi sinema severlerle aynı sebep.
Tüm sinema yazarlarının filmleri incelerken ve değerlendirirken dikkate aldığı Farklı kıstaslar ve farklı film eleştirisi türleri var.
Her sinema yazarının bir filme bakışı incelerken dikkate aldığı disiplinler, kıstaslar, sistematik yaklaşımlar gayet farklı.
Nasıl sinema severler kendi fikirlerini, kendi beğenileri çerçevesi içerisinde tutup işte ben bunu beğeniyorum arkadaş o kadar deyip konuyu kapatıyorlarsa inanın ki o sinema yazarları da aslında sinema severlerle
hemen hemen aynı şeyi yapıyorlar.
Arada elbette bir fark var.
Ondan da bugün bahsedeceğim.
Arada fark yok demiyorum ama en azından o fikirler o sinema yazarının penceresi ve o sinema yazarının bakışı bağlamında önemli ve değerli.
Ondan dolayı çok geçmişte sinema adresinin ilk programlarında ben yine eleştirmenler üzerine bir iki program yapmıştım ve orada şöyle bir cümle kullanmıştım ki hala aynı fikirdeyim ve bu sinema severlerin sinema yazarlarına
bakışında temel almalarını çok isteyeceğim bir bakıştır bu.
Hem fikir olmak zorunda değil sadece fikrini merak ettiğiniz kişidir.
Yani görken bir filme iyi ya da kötü diyorsa siz onunla aynı fikirde değilseniz bunun gerçekten neredeyse...
Hiçbir önemi yoktur.
Sadece Görkem sizin için acaba Görkem bu filmle ilgili ne düşünüyor diye sormanız gereken bir kişidir.
Yani eğer hani ben bunu soracağınız bir kişi olduysam zaten sinema yazarı olmuşumdur.
Zaten hatta iyi bir eleştirmen olmuşumdur.
İyi bir sinema yazarı olmuşumdur.
O mertebeye tırnak içinde eğer bu bir mertebeyse diyeyim en azından saygınlık anlamında zaten o saygınlığa ulaşmışımdır.
Hiçbir şekilde aynı fikirde olmamız gerekmiyordur.
Siz filmlere ve sinemaya farklı bakıyorsunuzdur.
Ben filmlere ve sinemaya farklı bakıyorumdur.
Şimdi peki bu sinemaya bir fark var dedim.
Şimdi oraya geleceğim. Arada bir fark var elbette sinema yazarlarıyla sinema severler arasında.
Bu fark ne biliyor musunuz? Sinema severler bir filmi izlediklerinde o filmi neden sevdiklerini ya da neden sevmediklerini izah etmek zorunda değillerdir.
Çoğunlukla zaten izah edemezler.
Çünkü buna zaten gerek yoktur.
Sinema yazarları ve eleştirmenler ise bir filmin neden iyi ya da kötü olduğunu düşündüklerini belli disiplinler altında sistematik bir şekilde izah edebilirler.
İster anlatarak, konuşarak isterse de yazarak.
Çok da fark etmez. Yani bir filmin iyiliğini, kötülüğünü, doğruluğunu, yanlışlığını, önemini, önemsizliğini belli disiplinler altında anlatabilen kişidir sinema yazarı zaten.
O kadar. Başka inanın ki...
Hiçbir farkı yoktur. Ha şimdi ama bunu böyle söylerken çok da hani sinema yazarlarını ya da eleştirmenleri çok da küçümsemiş olmayayım ya da basite indirgiye olmayayım.
Bir şeyleri o şekilde anlatmak, belli bir sistematik altında izah edebilmek inanın o kadar kolay bir şey değildir.
Bir sinema yazarı bence kaçınılmaz olarak hakim olması gerektiği bazı şeyler vardır her sinema yazarının.
Bir, sinemanın tarihini bilmesi gerekir.
İki, sinemanın kuramlarını bilmesi gerekir.
Üç filmlerin sinemanın nasıl yapıldığını mutfağını bilmesi gerekir.
Ve dört bu sohbet bağlamında en önemli nokta da bu film eleştirisi disiplinlerini bilmesi gerekir.
Eğer bir sinema yazarı ya da eleştirmen bunları bilmiyorsa o az önce söylediğim sistematik ve belli disiplinler altında bir filmi inceleme girişimini gerçekleştiremez zaten bunu yapamaz yani.
Bir sinema severin incelemesine döner o.
O zaman da ne olur? O da geçerlidir, o da değerlidir, o da önemlidir ama ne olur biliyor musunuz?
Başkasını çok da ilgilendirmez o.
Herkesin kendi beğenisidir. Ben bu filmi seviyorum, sen sevmiyorsun.
E tamam abi bitti. Yani bir sinema yazarı sadece kendi beğenilerini ve kendi sinema sevgisini eleştirel bir iddiada ortaya sunamaz.
Yani sunsa da bunun çok da bir önemi ve değeri olmaz.
Söz konusu ayrımları...
Hani düşünmeye ve bu konu üzerine kafa patlatmayı beni en çok iten örnek neydi biliyor musunuz?
Bakın size çok küçük bir anımı anlatayım.
Bir zamanlar Popüler Sinema Dergisi diye bir dergi basılıyordu.
Türkiye'nin daha önce programlarda mutlaka anmışımdır.
Mehmet Açar'ın editörlüğünü yaptığı Popüler Sinema Dergisi çok değerli bir dergiydi.
Harika bir dergiydi gerçekten.
Yani çok uzun yıllar Türk sinema severlerini böyle harika biçimde böyle gani gani beslemiş bir dergiydi yani.
Çok iyiydi gerçekten. Onun en arka sayfasında bir röportaj sayfası olurdu.
Orada da... Hani önemli böyle kişiliklerle röportajlar yapılırdı.
Bir hafta, bir ay daha doğrusu pardon aylık bir dergiydi o.
Bir ay oraya çok büyük üstad, çok sevdiğimiz, saygı duyduğumuz Haldun Dorman konuk olmuştu.
Bir soruya şöyle bir cevap vermişti.
En sevdiğiniz yakın zamanda neydi falan gibilerinden bir soruydu.
Büyük usta diyordu ki hani geçenlerde tuttular elimden beni Yüzüklerin Efendisi'ne götürdüler.
O kadar kötü bir film ki diyordu Yüzüklerin Efendisi için.
O kadar kötü bir film ki.
Bir canavar bitiyor, bir canavar başlıyor diyordu.
Hani ikincisini asla izlemem.
Olabilecek en kötü yorumu yapıyordu.
Hatta ha pardon şunu da hatırlatayım.
Zülklen Efendisi'ne karşılık çok sevdiği, kendisini çok etkileyen, asla unutamadığı bir film örneği veriyordu.
Bisiklet hırsızları filmi örnek veriyordu.
Olağanüstü bir filmdir. İşte Vettore Descan'ın, İtalyan Yeni Gerçekçilik akamının en önemli filmlerinden bir tanesi olan.
Hani hemen bir parantaz açayım ben.
Yüzüklerin Efendisi'ni sevdiğimden de daha çok Bisiklet Hırsızları filmini gerçekten ben de çok severim.
Hani burada bir bakış farklılığı var.
Burada bir bakış açısı, bir pencere farklılığı var.
Yüzüklerin Efendisi'ni çok seviyorsunuz diye.
Haldun Normen'e kalkıp da sen de sinemadan ne anlıyorsun diyecek halimiz var mı?
Elbette yok. Demek ki hepimizin sinemadan beklentileri farklı.
Filmlere bakış açımız farklı.
Ondan dolayı da herkes kendince işte o film iyidir bu film kötüdür diyor.
Ancak az önce söylediğim gibi sinema yazarlarının aslında böyle bir hakkı yok.
Nasıl yok şöyle ki yok. Aynı disipliner açıdan baktığımızda sinema yazarlarının benzer fikirlere varmasını bekleriz.
Ancak farklı disipliner pencerelerden bakıyorlarsa da elbette farklı fikirlerde olması Son derece normaldir.
İşte Haldun Dorman her ne kadar bir sinema yazarı olmasa da sayısız sinema yazarını cebinden çıkaracak bir entelektüel bilgiye birikime tabii ki sahiptir.
Ve o da kendi penceresinden bakarak Yüzüklerin Efendisi'nde gayet de kötü diyor olabilir.
Yani bunda bir yanlış yoktur.
Onun sinemadan beklentileri bağlamında Yüzüklerin Efendisi gayet sıradan bir film olabilir.
Şimdi gelelim bu sinema yazarlığının bakış açılarına.
Hangi açılardan bakıyorlar?
Nasıl farklı sonuçları varıyorlar?
Bu noktada ben size film eleştiri disiplinlerini uzun uzun anlatmayayım.
Bir sürü var çünkü. Bu konuda da eğer ilgisi olan arkadaşlar olursa benim bildiğim Türkiye'de Türkçe olarak bu konuda yazılmış en iyi kitaplardan bir tanesi Zafer Özden'in yazdığı Film Eleştirisinde
Temel Yaklaşımlar ve Tür Filmi Eleştirisi diye bir kitap.
Gayet iyi anlatır. Biraz akademiktir aslında böyle günlük dile genel izleyici kitlesine hitap eden bir dili yok ama yine de konuya ilgi duyan arkadaşları yeterince aydınlatacak bir kaynaktır bu.
Burada uzun uzun anlatır.
Bir sürü film eleştirisi türü var arkadaşlar.
Şimdi bunların birkaç tanesini size saymaya çalışayım.
Mesela tarihsel eleştiri var.
Otel film eleştirisi var mesela.
1960'lı yıllarda bu ortaya çıkmıştı.
Fransız yeni dalgasıyla gösterge bilimsel eleştiri var.
Sosyolojik var, ideolojik film eleştirisi var, tür filmi eleştirisi var elbette.
Birazdan ona geleceğim.
O daha önemli bir eleştirel bakış açısı bence.
Şimdi şunu vurgulamaya çalışacağım.
Şimdi her sinema yazarı farklı açıdan bakıyorsa birisi ideolojik...
Biri tarihsel bakıyor, biri gösterge bilimsel bakıyor, biri ortada da bir salata gibi bir durum olacak değil mi?
Zaten şu an öyle. Peki biz iyi filmi, kötü filmi neye göre ayırt edeceğiz?
İşte orada da az önce söylediğim biraz daha önemli dediğim eleştirel bakış açısına geliyoruz.
Tür filmi eleştirisi. Çünkü çünkü bu noktada çok güzel bir hani hepimizi böyle bir çatı altında bir başlık altında toplayacak bir kuramsal yaklaşıma denk geliyoruz.
Hemen hemen bütün filmler belli türlerin başlıkları altında oldukları için belli türlerin altında belli eleştirel yaklaşımları çağırıyorlar arkadaşlar.
Siz eğer daha çok gişe filmlerini sizi eğlendirecek sizi hoş vakit geçirecek filmlere ilgi duyan bir Sinan'a severseniz.
O açıdan filme bakmaya çalışıyorsunuz ya da bakmanız tavsiye ediliyor.
Eleştirmenler de size tür filmi bağlamında hani o nasıl bir gişe filmi?
O genel izleyici kitlesinin beklentilerine cevap verme amacında olan nasıl bir film?
Klasik gişe filmi dediğim herhangi bir filmi.
Eleştirme disipliniyle daha entelektüel iddiası olan, daha düşünsel meselelerle ilgilenen, daha kuramsal iddiaları olan bir filme bakış açımız bizim sinema yazarlarının aynı olmuyor, aynı
olmaması gerekiyor.
Yani elmayla armutu karıştırmak gibi hani hepsinin bizi besleme yöntemleri farklı, bizim o filmlerden beslenme kanallarımız farklı.
Ondan dolayı lütfen hemen hemen her filmi tür filmi açısından değerlendirmeye çalışalım.
İşte o zaman ne olacak biliyor musunuz?
Film bizi hangi eleştirel bakışa çağırıyorsa biz de mümkün olduğunca o açıdan o filme bakacağız.
O açıdan o filmi incelemeye, değerlendirmeye ve o filme yıldız vermeye çalışacağız.
Bu durumda nasıl bir şey ortaya çıkıyor biliyor musunuz?
Şöyle, eğer siz işte diyorum bir Marvel filmi izleme, bir Star Wars filmi izleme kafasıyla gidip Kuzeyden gelen bir İsveç sineması işte avantgardını izlerseniz elbette keyif almayacaksınız.
Elbette sizin için o film hiç bir anlam ifade etmeyecek.
Çünkü sizin sinemadan beklentilerinize cevap verecek şey zaten o değil.
Ama eğer biraz entelektüel, biraz avantgard, biraz farklı kuramsal açılımları olan, biraz incelemeci, işte psikolojik, böyle işte kuramsal veya işte...
Ne bileyim tarihsel ya da ideolojik bir inceleme istiyorsanız da bir Marvel filmi diyorum bir Star Wars filmi zaten size hiçbir şey vermeyecek.
İşte Haldun Dormen'i anladık değil mi?
Olay bu. Haldun Dormen'in sinemadan beklediği sınıf Güzgen Efendisi değil.
Bakın oradaki küçücük ve çabucak hani böyle kullanıp geçtiğim şu belirtece dikkat edin.
Tuttular elinden götürdüler Haldun Hoca'yı o filme.
İşte sorul orada. O Haldun Hoca'yı elinden tutup o filme götüren arkadaşta problem var.
Haldun Hoca'yı sen o filme niye götürüyorsun abi?
Haldun Hoca'nın sinemadan bakışı o değil adamın.
Beklediği şey o değil. Elbette bir tarihsel, fantastik, aksiyon, macera, serüven filminde elbette bir canavar bitip bir canavar başlayacak.
O türün olayı o zaten.
Star Wars'ta da öyle ne bileyim Harry Potter'da da öyle.
Bir canavar bitiyor bir canavar başlıyor.
Bir düşman bitiyor bir düşman başlıyor.
O kahramanın yolculuğu filmi zaten.
Kahraman bir noktadan başlayacak.
Bir yere doğru gidecek.
Karşısına engeller çıkacak.
Bu engeller canavar olur.
Başka bir düşman olur.
Kendi kankasıyla yaşadığı bir sorun problem olur falan.
Yani bunların hepsi o kahramanın karşısına çıkan engeller.
O kahraman da bu engelleri aşıp ödülüne ulaşacak.
Dukatı zaten format belli. O format bir senedir böyle, iki bin senedir böyle.
Yani yüz sene de değil yani sinemanın tarihiyle de başlamadı zaten o format.
Kahramanan yolculuğu çok eski bir format.
Şimdi bu durumda o kötü mü oluyor?
Hayır. Yine sohbetin başına geliyoruz.
Eleştirel disiplin. Sinemadan ne bekliyoruz?
Sinemaya hangi pencereden bakıyoruz?
Konu burada düğümleniyor.
Şimdi bu noktada başka bir hani bir belirteç daha var.
Bir pencere daha var arkadaşlar.
Bir bakış açısı daha var. O da çok önemli.
Şöyle ki hep filmleri eleştiriyoruz.
Filmler birbirine benziyor. Filmler birbirine benziyor.
Sinemadan yeni bir şey mi bekliyorsunuz?
Ya da daha önce defalarca kez izlemiş olsak da onların yeni açılımlarını mı görmek istiyoruz?
Şimdi bakın bu da çok önemli bir ayrım noktası.
Sinema yazarları az önceki tür filmi eleştirisi bağlamında filmlerin büyük çoğunluğunu Bir parantez açayım.
Bu biraz da tarihsel eleştiriye girer aslında.
Yani bugün bizim izlediğimiz çok sayıda filmin zaten tarihsel kökleri var.
Belli türler sinemanın belli dönemlerinde ortaya çıktı.
Yani mesela gerilim sineması hiç kokla çıktı.
Ondan önce gerilim diye bir şey yoktu.
Korku 1920'lerde Alman dışı vurumculuğuyla çıktı.
Yani şimdi uzun uzun anlatmayayım.
Yani bunu bildiğim için ben Scream 6'nın korku sineması tarihinde hangi noktada bulunduğunu biliyorum.
Bir yenilik mi katıyor?
Bir farklılık mı katıyor? Zaten dönün dinleyin.
Hani ben Scream 6'yı anlattım.
Hani dinleyen arkadaşlar hatırlayacaktır.
Zaten o filmin korku sineması tarihinde nasıl bir noktada olduğunu ben size hatırlatmaya çalıştım.
Şimdi o film yepyeni bir film değil.
Bambaşka bir film değil. Ama korku sineması tarihi içerisinde bir şeyler getiriyor.
Bir şeyler katmaya çalışıyor.
Bu tarihsel eleştiri açısından bakarsak böyle.
Hani sağda solda görüyorum işte Twitter'da eksi sözlükte hiç yeni bir şey yok ya aynı zaten hiçbir farkı yok falan diye eleştiri düzen arkadaşlar var.
Şimdi o arkadaşlar o kadar yanılıyorlar ki çünkü zaten o filmler yepyeni bir şey getirme iddiasında değiller ki arkadaşlar.
O filmi o açıdan yargılayamazsın yani yargılarsın da bir geçerliliği olmaz senin yargının.
Elbette her sinema sever, sinemadan istediği gibi beslenir, istediği filmi sever, istediği filme gider, izler.
Bunda hiçbir sıkıntı yok. Ve eleştirmenler de farklı eleştirel disiplinleri, farklı bakış açılarını benimserler ve bu paralelde eleştiriler, yazarlar, konuşurlar, anlatırlar.
Burada hiçbir problem yok. Bütün bu sohbetle sorunlu ve sıkıntılı olan esas nokta ne biliyor musunuz?
Şurası. Sadece belli sinemasal...
Biz kutsayıp sevip onlara ilgi gösterdiğimizi düşünürsek ya böyle bir şey mümkün değil ama yani düşünün ki tüm sinema severler birleşti.
4,5 milyar sinema severler birleştik ve sinemaya dedik ki şöyle film yapın.
İşte bir noktadan sonra hangi sinemanın iyi, hangi sinemanın kötü ya da sinema...
İlla yepyeni bir şeyler mi sunmalı ya da illa belli gelenekleri takip mi etmeli bir yaklaşım tutturmaya başlarsak biz orada ne oluyor biliyor musunuz?
Orada iş sansüre biniyor.
Biz sinema yazarları ya da sinema severler sadece kendi beklentilerimizi ya da kendi bakış açımızı paylaşan filmleri kutsadıkça, onları iyi buldukça karşı
tarafa tırnak içinde Fark ettiyseniz konu kutuplaşmaya geliyor.
Ne yazık ki ülkemin yabancı olmadığı bir kavram bu.
Sinemada bu kutuplaşma gerçekten çok daha fazla söz konusu.
Herkes kendi sinemasal algısını kutsuyor.
Karşı tarafı kötülüyor.
Ve bu durumda da sinemacıları neredeyse biz sansüre itiyoruz.
Sen niye şunu yapıyorsun? O niye bunu yapıyor?
Sen niye bunu söylüyorsun? Bu film çok iyi.
E onda yeni bir şey yok ki. Sen bu filmi nasıl beğenirsin?
Birbirimizi ite ite...
Birbirimizi uzaklaştıra uzaklaştıra, birbirimizin zevklerini, bakış açılarını, sinema yapma yaklaşımını eleştire eleştire, dışlaya dışlaya, düşmanlaştıra düşmanlaştıra
resmen birbirimize sansür uygulamaya başlıyoruz arkadaşlar.
İnanın ki hele hele sosyal medyadan sonra bu biraz daha böyle oldu.
Yani sen onu nasıl beğenirsin diye bir eleştiri olur mu ya?
Bir sinema severe ya da bir sinema yazarına sen nasıl o filme yüksek not verirsin diye bir eleştiri yönlendirmek nasıl bir yaklaşımdır?
Olay inanın buraya kadar geldi.
O yıldız tablosuna baktığımızda benim beğendiğim bir filmi bir eleştirmenin beğenmediğini gördüğümde ben üzülüyordum.
Hay Allah ya diyordum ya. Kafamdan böyle bir şey geçiyordu.
İşte artık sosyal medya var.
Ben o adama küfredebiliyorum.
Nasıl sen bu filme bir yıldız verirsin?
Ne biçim adamsın sen? İşte olay oraya kadar gelmeye başladı.
Olay sansüre binmeye başladı.
Olay farklı bakış açılarını linçlemeye başladı.
Bu gerçekten çok tehlikeli bir şey.
Çok can sıkıcı bir şey.
Ortalık kaynıyor ya biliyorsunuzdur.
Mutlaka siz de sosyal medyada denk geliyorsunuzdur böyle şeylere.
İşte gelelim muhabbetin en başına.
Eleştirmenler neden farklı fikirde?
Çünkü farklı bakış açıları var, farklı eleştirel disiplinler var, insanların sinemadan beklentileri farklı, insanların sinemaya bakışları farklı ve bu çok normal bir şey.
Bunu ne zaman fark edeceğiz ya da bunu belki fark ettiğimiz halde ne zaman umursayacağız daha doğrusu öyle diyeyim.
Herkes bunun elbette farkındadır ama anlıyorum ki ben bunu çok da umursamıyoruz.
Birbirimizi dışlamaktan, birbirimizi linçlemekten, kutuplaşmaktan, düşmanlaşmaktan hiç de çekinmiyoruz.
Hatta bundan belki de keyif alıyoruz.
Çünkü biz ne kadar seçkin zevklere sahip olursak, insanların beğendiği şeyleri ne kadar beğenmezsek herhalde kendimizi o kadar daha entelektüel, o kadar daha elit, o kadar daha
seçkin hissediyoruz. Bunun da son derece tehlikeli ve aslında son derece saçma bir şey olduğunu düşünüyorum.
Her sinemacı diyeyim.
İstediği motivasyonla, istediği şekilde ve biçimde film yapma özgürlüğüne sahiptir, sinema yapma özgürlüğüne sahiptir.
Bunun belli kitleleri bizi, sizi, onları ilgilendirip ilgilendirmediği sinemacının zerre kadar umurunda olmamalıdır.
Ve her sinema severde öncelikle gerçekten ilgisini çeken, sevdiği, beğendiği, benimsediği sinemaya ilgi duysun diyorum.
O şekilde sinemayla ilgilensin diyorum.
İlgilenmediği sinemayı izleyip de bu kötü diyen sinema sever olaya son derece yanlış yaklaşıyor diye iddia ediyorum.
Ve hiç kimse kimseyi elinden kolundan tutup bir yere götürmesin diye önemli rica ediyorum.
Olmuyor çünkü yani gördüğünüz gibi olmuyor.
Çok yanlış bir şey. Tüm bu sohbetin sonunda da şunu iddia ediyorum ki ne olursa olsun sinema herkesi besliyor.
Ve herkesi beslemekte de özgür ve bunu yaparak da çok iyi bir şey yapıyor.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
