
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Film tavsiyeleri serimizin ikincisinde birbirinden farklı 6 drama filmi ile karşınızdayız. Bu hafta tavsiye türümüz drama. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda film tavsiyelerine, film seçkilerine devam ediyoruz ve seçtiğimiz tür drama.
Drama örnekleri vereceğim size drama tavsiyelerinde bulunacağım ama inanın o kadar zorlandım ki bu filmleri seçmekte.
Normalde her programda 5 film tavsiye etmeyi düşünüyordum ama bu program biraz daha uzun olacak 6 tane film tavsiye edeceğim size.
Küçük bir istisna yaptım ve inanın...
Dediğim gibi seçmekte çok zorlandım.
Çünkü drama neticede oldukça geniş bir tür.
Yani içerisinde suç öyküleri de olabilir, aldatma öyküleri de olabilir, bilim kurgu da olabilir, aksiyon da olabilir, suç öyküsü de olabilir.
Yani drama aslında başka birçok türle, hatta belki en fazla türle Türk kaynaşmasına giren ana türlerden bir tanesi.
Onun için dediğim gibi çok zorlandım ama ancak 6 taneye indirebildim.
Ve bu kadar zengin bir filmografi içerisinde de şuna dikkat ettim.
Vereceğim filmlerin her biri başka bir ülke sinemasının ölçüsü.
O açıdan daha da güzel ve zengin bir seçki yaptığıma inanıyorum.
Hemen zaman kaybetmeden film tavsiyelerimize geçelim.
İlk vereceğim drama örneği 2011 Fransız yapımı Tomboy arkadaşlar.
Tomboy o kadar ilginç bir film ki, o kadar enteresan bir film ki.
İzlediğinizde umarım izleyebilirsiniz.
İzlediğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Tomboy arkadaşlar biraz kimlik bunalımı ve biraz da cinsel kafa karışıklığı üzerine diyeyim bir film aslında.
Çünkü filmde gerçekten çok genç, çok yani çocuk böyle ergenliğe yeni adım atan yaşlarda harika bir çocuk karakterimiz var.
Ve bu o kadar sevimli, o kadar tatlı bir çocuk ki.
Yani onun öyküsünü izliyoruz.
Onun kısmen yaşadığı bir kimlik ve cinsi kafa karışıklığını demeyelim ama yanlış anlaşılmasın, cinsiyetiyle bağlantılı olarak ya da cinsel tercih ile bağlantılı olarak
bir arkadaş, bir dost seçmeye çalışmasını ve bu süreçte yaşadığı hem kargaşayı hem de bizim mahalle baskısı dediğimiz, başka ülkelerde farklı şekillerde
isimlendirilen, ben siz daha rahat anlayın diye söylüyorum, yaşadığı baskıyı, bu karakterin yaşadığı baskıyı ve İçerisinde bulunduğu bu baskı halinin, bu sosyal ve biraz
da yaşının getirdiği dediğim gibi kafa karışıklığının yansımalarını bize anlatan bir film.
O kadar iyi bir film ki, o kadar ince bir film ki, o kadar dramatik, o kadar böyle hüngür hüngür alacaksınız demiyorum demek istemiyorum.
Belki de alarsınız bilmiyorum ama o kadar etkileyici, o kadar böyle insanın duygularının derinliklerine hitap etmeyi başaran bir film ki.
Gerçekten şaşırıyorsunuz.
Çok düşük bütçeli bir film.
Az oyuncusu olan bir film.
Böyle profesyonel oyuncularla biçimlenmiş çok üstün profesyonel performanslara sahip bir film değil.
Biraz daha böyle doğaçlamaya dayalı oyunculuklarla süre giden bir film.
Ve gerçekten filmin görseli de sinematografik tarafı da çok özenli ve çok iyi ancak...
Genel böyle hani Fransız film olduğu için biraz daha böyle sanat sineması kapsamında tırnak içinde anılması beklenebilecek bir film belki ama değil.
İnanın ki değil. Aksine gayet dinamik bir film.
Şıkır şıkır akıyor gidiyor yani böyle hiç insanı sıkmıyor.
Çok böyle derin felsefi veya psikolojik veya böyle sanatsal açılımlara, incelemelere girdiğini düşünebiliriz belki Fransız filmlerinin çoğu zaman.
Bu inanın hiç öyle bir film de değil.
Yani dünyanın herhangi bir ülkesinde çekilmiş olabilecek bir film gibi görünüyor gerçekten.
Ancak çok ince bir film gerçekten.
Yani ben çok seviyorum bu filmi.
Herkese de tavsiye etmeye çalışıyorum.
Çok dramatik bir film. Dediğim gibi işin cinsel kimlik ya da cinsel tercih ya da gençlerin yaşadığı sosyal, kültürel, cinsel baskılar üzerine de harika sözler söyleyen bir film.
Çok keyif alacağınıza inanıyorum.
Çok duygulanacağınıza inanıyorum.
Böyle filmle çok güzel bir dramatik, duygusal diyalog kuracağınıza inanıyorum.
Çok keyifli bir film gerçekten. İzlemenizi hararetle ve şiddetle öneririm.
İkinci filmin bir Japon filmi arkadaşlar.
Confessions, itiraflar tam çevirisiyle.
Bu biraz daha tomboy gibi değil.
Evet bu da bir dram. Gerçekten çok dramatik bir film ama biraz böyle hem gizem öyküsü hem de biraz suç öyküsüne kayan bir film.
Öyle söyleyeyim. Film bir lisede başlıyor.
Bir öğretmenin sınıfına yaptığı konuşmayla başlıyor.
Yani çok çarpıcı bir film. Tabii ki çok iyi bir film.
Yoksa seçkimi almazdım.
Gerçekten çok etkileyici, çok güçlü bir film.
Biraz da sarsıcı bir film aynı zamanda ama en başta zaten film ilk bir 10 dakikasında böyle ya biz ne oluyoruz diyeceksiniz.
Yani bir öğretmen sınıfa konuşma yapmaya başlıyor.
konuşma böyle hiç yani gayet normal başlayan konuşma yavaş yavaş tedirgin bir duyguya evriliyor böyle ve sonra da hiç inanamayacağınız bir konuşmaya dönüşüyor.
Ya ne oluyoruz biz diyorsunuz.
Yani normalde bir öğretmenin sınıfına yapacağı yani asla yapmayacağı bir konuşmaya dönüşüyor.
Yani normalde bir öğretmenin yapacağı bir konuşma değil bu ve hem geri dönüşlerle hem böyle karmakarışık bir zaman kullanımıyla çok etkileyici karakterlerle etkileyici görsellerle biraz işin içerisinde böyle görsel efektler
falan da var. Korku demeyeyim ama hem aynı zamanda gerilim firimi hem de suç öyküsü hem de taş gibi bir dram gerçekten.
Sizi çok etkileyeceğine inanıyorum.
Çok biraz daha böyle yani normalde dramalarda çok karşımıza gelmez böyle bir yapı ama burada biraz daha böyle insanın zemininin ayaklarının altından kaydığı bir yapı var.
Böyle ne oluyoruz gibilerinden işin içerisinde sürprizler var.
Karmaşık bir yapı var. Kim kabahatli, kim haklı, kim doğru, kim iyi, kim kötü.
Biraz böyle bulanık yani.
Bulanık sularda gidiyoruz filmi izlerken.
Ve aynı zamanda dediğim gibi suç öyküsü biraz içinizi de acıtabilecek bazı anlar da var.
Çok hassas kalp bir insansanız.
Bu filmi biraz daha dikkatli izlemenizi öneririm.
Hemen sıradaki tavsiyeme geçeyim.
Bu bir Kuzey Kore filmi.
Kore sineması malum. Son yıllarda artık yani dünyanın en güçlü sinemasını yapan ülkelerden bir tanesine dönüştü Kore.
Ve gayet de iyi bildiğiniz bir yönetmenin filmi.
Chan Wook Park'ın filmi Old Boy.
İhtiyar Delikanlı filmiyle Türkiye'de çok tanındı bu yönetmen.
İnanılmaz bir yönetmen.
Çok iyi bir yönetmen gerçekten. Sanırım buradaki sohbetlerimizde geçtiğimiz programlarda ben zaten Çamvuk Park'tan bahsetmiştim.
Onun 2016 yapımı Handmaiden diye bir filmi bu.
Çok iyi bir drama. Çok iyi bir romantik film aynı zamanda.
Bir suç öyküsü aynı zamanda.
Bir gizem öyküsü aynı zamanda.
O kadar iyi bir film ki.
Kurgusu, yönetmenliği, oyunculukları öyküsü.
Yani filmi neresinden tutsanız böyle baş kapı seviyesinde bir film var karşınızda gerçekten.
Çok etkili bir film. Dramanın yanına en çok hangi türü koyacak oluruz diye düşündüğümüzde suç öyküsü denebilir.
Yani suç öyküsü drama. Ancak bir konuda sizi uyarayım.
Kesinlikle 18 yaşının altına tavsiye edilecek bir film değil.
Ve böyle çok ailenizle falan da izlemeye tercih etmeyebilirsiniz.
Baya hani cinsel pornografi içeren, lezbiyenlik içeren, zorlayıcı sahneler de var işin içerisinde.
Şiddet içeren sahneler de var.
İleri derecede cinsellik içeren sahneler de var.
O konuda uyarayım. Ama her şekilde çok iyi bir film.
Çok keyifli bir film ve sarsıcı bir film aynı zamanda.
Zaten Kore sineması intikamlar üzerine de biraz uzmanlık yapmış bir sinema olduğu için Handmaiden'da da bir intikam tarafı var işin gerçekten ama intikamdan çok...
Şimdi bu tanımı ben çok sevmiyorum ama biraz da kadın filmi arkadaşlar.
Yani kadın filmi derken kadın karakterlerin daha çok sürüklediği ve...
Biraz kadınların çektiği acılara ya da toplumsal baskılara ya da istismarlara da harika biçimde kapı açan bir film.
Çok keyifli bir film her şekilde.
Öneriyorum 2016 yapımı Handmaiden, Chanwook Park'ın filmi.
Hemen zaman kaybetmeden diğer örneğime geçeyim.
Bu film 2011 yapımı bir Amerikan filmi arkadaşlar.
Detachment, Tony Kaye'in yönetmenliğini yaptığı.
Bu filmi bilen arkadaşlar vardır mutlaka.
Bunu mu öneriyorsun? Az bilinen film.
Demeyin lütfen. Çok da bilinen bir film değil aslında ve Tony Kaye aslında bir belgesel yönetmen arkadaşlar.
Kariyerinde belgesel filmlere sıkça rastladığımız bir yönetmen.
Çok fazla uzun metraj filmi yok ama bir tanesi var ki eminim bunu hepiniz biliyorsunuzdur.
American History X.
Edward Norton'un oynadığı şu Nazi filmi vardı ya.
Edward Norton'un kel kafayla böyle kas yaptığı falan çok iyi bir filmdi tabii.
İşte aynı yönetmenin daha sonra yaptığı bir başka filme Detachment.
Nefis bir dram gerçekten çok iyi bir dram.
Çok kısaca öyküsünden bahsedeyim.
Amerika'nın çok böyle uzak, terk edilmiş, halkın çok böyle eğitimsiz, biraz daha böyle alt ekonomik tabakadaki ailelerinin yaşadığı bir mahallesindeki bir okula bir öğretmen
geçici olarak tayin oluyor. Geçici öğretmen.
Ve okul ne yazık ki berbat bir okul.
Yani eğitim seviyesi çok kötü, öğrencilerin durumları çok kötü, eğitim seviyeleri kötü.
Aynı zamanda suçun alıp böyle başını gittiği bir mahalle ve öğrenci ortamı orası hani...
Karmakarışık bir ortam gerçekten.
Öğrenciler ne yazık ki çok kaybolmuş tipler ve harika tipler bence.
profilleri sunuyor bize film.
Ve buraya gelen harika bir öğretmen.
Çok duygulu, çok dramatik, çok akıllı, çok zeki.
Adrian Brody'nin oynadığı sinema tarihinin en erken yaşta, en genç yaşta en iyi erkek oyuncu Oscar'ını alan oyuncusu.
Biliyorsunuz Adrian Brody'yi piyanist filmiyle almıştı.
Çok iyi bir oyuncu zaten Adrian Brody.
Gerçekten adamı izlemek, ne oynasa izlenecek oyunculardan bir tanesi.
Ve film de bu öğretmenin Bu kontrolsüz, bu böyle terk edilmiş ve suça hapsedilmiş mahallenin kaybolmuş gençleriyle kurduğu nefis bir diyalog filmi.
Bir öğretmen öğrencilerinde böyle bir yeni bir hani pencere açar ya hayatlarına böyle bir damga vurur.
Öyle bir öğretmen. Çok değerli bir öğretmen buradaki karakter ve çok iyi bir film gerçekten Detachment.
Çok duygulu bir film. Yüreğinizi de ağlayacak.
Bu filmde ağlayacaksınız arkadaşlar öyle söyleyeyim.
Ama bunu da duygu sömürüsü yaparak elde ettiğini de iddia edemeyiz filmin.
Yine bir filmin kurgusu biraz karmaşık böyle.
Biraz film garipsi sinematografilere başvuruyor.
Tony Kaye çok görselci de bir yönetmen aynı zamanda.
Çok güçlü bir hikaye anlatıyor olsa da çok enteresan sinematografik uygulamaları var.
Görsel uygulamaları var. Biraz böyle şey bir film.
Yani tek düze akıp giden...
bir film değil. İşin duygusal tarafını da görsel olarak bize çok iyi veren bir film.
Çok keyifli bir film gerçekten Detachment.
Sizi etkileyeceğine inanıyorum.
Eğer fırsatınız olursa mutlaka izleyin diye ısrarla üzerine bastırıyorum.
Hemen diğer filmime geçeyim.
Bu film de bir Rus filmi.
2014 yapımı The Fool.
Bayağı çevirisiyle hani aptal.
Salak ya da nasıl uygun görüyorsanız.
Başka bir yaş anlamlı kelime bulamadım.
Bir filmin adı Aptal olmaz pek ama çoğu kaynakta öyle geçiyor.
Aradığınızda bulabilmeniz için söylüyorum.
2014 yapımı Yuri Bikov'un filmi.
Yuri Bikov yakın dönemin Sovyet sinemacılarından bir tanesi.
Bu da çok iyi bir film. Biraz da farklı bir film.
Nasıl farklı bir film? Şöyle, buna benzer öyküler vardır aslında da.
Genç, yetenekli, zeki, akıllı, eğitimli ve onurlu bir gencin işin içinden çıkılmaz bir durumu fark edip insanların hayatını
kurtarma amacıyla çevresindeki insanları ki içerisinde bulunduğu toplumu koruma kurtarma amacıyla ürkütücü bir gerçeği fark etmesi.
Öyle söyleyeyim. Yani kabaca öyle öyküsünü size özetlemeye çalışayım.
Fark etmesi üzerine konulu bir şeyler yapmaya çalışması ve Fool bu karakter oluyor işte biraz hani.
Artık o bağlantıyı kurun.
Sus otur sana mı kaldı hani bir şeyleri kurtarmak gibi vardır ya bizim böyle bazı çevremizde duyduğumuz bir ne denir buna hani sus otur yerine gibilerinden bir uyarıya maruz
kalan bir karakter aslında bu bir yandan.
Ama bir yandan da yine onurlu bir insanın hani doğruyu yapma konusunda ahlaka sahip bir insanın bundan da vazgeçememesi üzerine bir film aynı zamanda.
Gerçekten çok dramatik bir film.
Çok keyifli bir film. Sovyet sinemasının o genel soğukluğu, o genel böyle yapısı burada biraz var.
Yani bir Amerikan filmi gibi değil ya da bir Fransız filmi gibi değil The Fool gerçekten.
Biraz farklı bir doku, biraz soğuk bir atmosfer ve aynı zamanda Sovyetlerin, şimdi neticede ben Sovyetler diyorum ama aslında Sovyetler değil tabii hani Sovyetler Birliği yıkıldı uzun yıllar önce.
Komünizm yıkıldı. Şu an Rusya aslında o ülkenin adı ama Sovyetler dememin özellikle sebebi var.
Şöyle ki filmde Rusya'da geçen bir film günümüzde geçen bir film ama Sovyet Rusya'dan yani Sovyetler Birliği'nden kalan çok fazla tortu ve etki var filmde.
O yüzden biraz Sovyet filmi diye simgeliyor arkadaşlar.
Komünist Sovyetlerin hala günümüz Rusya'sına bıraktığı.
İyi kötü diyeyim yani onu yargılamak çok bana düşmez aslında ama mirasın da çok ciddi biçimde etkilediği bir film bu arkadaşlar.
O nedenle Sovyetleri ve günümüz Rusyasını biraz tanımamıza, oradaki sosyal kültürel yapıyı, biraz bürokratik yapıyı, biraz genel ve yerel yönetimlerin halkla olan ilişkisini de güzel
veren, biraz inceleyen de bir film aynı zamanda.
Politik tarafı zaten gerçekten çok güçlü filmin.
Çok keyif alacağınıza inanıyorum.
Diğerleri kadar duygusal etkileşime girmiyor film bizimle.
Belki biraz Rus sinemasının yani Sovyet sinemasının etkisi de bu olabilir.
Ama yönetmenin de tercih ettiği bir şey bu biraz.
Çok dramatik duygulu bir film ama izleyicisiyle aynı duygusal bağı kurmaya çalışan bir film değil.
Bizi biraz daha böyle gözlemci konumuna sokan bir film.
Ama her şekilde izlemenizi hararetle önereceğim.
Diğer filmlerden... Diğer andığım filmlerden, dramatik filmlerden hiçbir eksiği olmayan ama farklı bir dokuya sahip, farklı bir duyguya sahip çok keyifli bir drama arkadaşlar.
5 tane film önerdim ve 6.sını da önereceğim arkadaşlar.
Bu hafta biraz daha süreyi çok fazla geciktirmek istemiyorum ama bir tane daha film önereceğim.
Bu da Amerikan filmi.
5 film de önerdim. Hepsi başka ülkelerin filmleriydi ve bu bir Amerikan filmi ve elbette bir gişe filmi değil.
Wintersbone diye 2010 yapımı Debra Granik'in yaptığı.
Amerika'nın yeni dönemin çok önemli yönetmenlerinden, dram yönetmenlerinden bir tanesi Debra Granik.
Ben kadın erkek yönetmen yakıştırmasını çok sevmiyorum.
Debra Granik bir kadın, kadın yönetmen ama kadın ya da erkek olması çok önemli değil.
Her şekilde çok iyi bir yönetmen Debra Granik.
Gerçekten çok saf.
dramlar yapıyor böyle. Dram filmler yapıyor.
Yani dramalar yapıyor. Çok keyifli bir film.
Winter's Moon Amerika'nın.
Şimdi Amerikan filmi deyince aklımıza belli kalıplar gelir ya böyle.
Hani gişe filmi.
Hani genellikle gişe sinemasının temel dinamiklerini yazan ülke Amerika olduğu için ama Winter's Moon hiç öyle bir film değil arkadaşlar.
Amerika'nın taşrasını olabilecek en taşrasını ama köylerinde mezralarında dağlarında yaşayan insanların hayatlarını şam dinamiklerini bize tanıtan kamerasını oraya sokan ve
orada da kısmen böyle bir suç öyküsü öyle bir ortama düşmüş ama kendi kardeşlerine ve hasta olan annesine bakmak zorunda olan genç bir kızın genç bir Amerikan kızının yaşadığı Biraz
suç öyküsünü, biraz dramatik bir durumu, işin içerisinden çıkılmaz bir durumu sırtlamaya çalışan genç bir Amerikan kızının öyküsünü izliyoruz bu filmde.
Gerçekten çok dramatik, çok böyle içleri parçalayan demeyeceğim.
Çok böyle duygu sömürüsü yapan bir film değil ama biraz psikolojik alt metinler var filmde.
Çok okkalı sosyal alt metinler var, politik alt metinler var.
Amerika'nın taşrasının terk edilmiş bölgelerindeki insanların yaşamlarını, hayatlarını.
Biraz şey de var işin içerisinde.
arasında böyle hani sosyal tabakalaşma oradaki hani bizdeki ağalık marabalık var ya bir arkadaşlar hani doğru bir bağlantı kurduğumu düşünüyorum ama hani her memlekette elbette zengin
veya daha fakir veya bir sosyal ekonomik kültürel tabakalaşma vardır da bu filmde bunu gerçekten o kadar güzel veriyor ki en alt tabaka en böyle tırnak içinde biraz gariban bir kitlenin yaşadıklarını
Amerika'nın taşrasında yaşadıklarını bize o kadar güzel veriyor ki ve bir suç öyküsü var işin içerisinde.
Amerika'nın taşrasında da hani işsizlik böyle artık hani insanların hayata tutunca hiçbir dalının kalmaması ve biraz suça sürüklenmesi ve itilmesi ve bu durumun da aileleri,
çocukları, evlatları, anneleri, eşleri nasıl etkilediği üzerine de gerçekten taş gibi bir film Wintersmoor.
Baş karakteri son yılların en güçlü böyle en sevilen genç kadın meşhurlarından, oyuncularından Jennifer Lawrence oynuyor.
Jennifer Lawrence'ı seven var, sevmeyen var belki.
Bu kadar da etkili, bu kadar da güçlü bir oyuncuyu düşünmüyorum normalde.
Hani X-Men serisinde oynadığı, çok böyle değerli filmlerde oynadığı.
Yakın dönemin en parlak Hollywood yıldızlarından bir tanesi Jennifer Lawrence.
Benim gerçekten en sevdiğim filmi ve en sevdiğim oynadığı karakter de bu filmde arkadaşlar.
Çok iyi oynamış. Gerçekten Lawrence o kadar iyi oynamış ki.
O Amerikan taşrasındaki kaybolmuşluğu, o acizliği, o...
tırnak içinde zavallılığı, acıma anlamında söylemiyorum.
Hani film karakterine çok acımıyor aslında.
Güçlü bir karakter veriyor bize ama içerisinde düştüğü durumda o genç Amerikan kızının düştüğü o şey yani bakın hani anlatmakta zorlanıyorum.
O kadar keyifli ki o dramatik yapıyı, o dramatik havayı o kadar güzel veriyor ki ve bir de filmde şunu belirtmeden geçemeyeceğim.
Yan karakterler de çok güçlü arkadaşlar.
Hani filmin oyunculukları ve karakterleri metni aynı zamanda.
Senaryosu inanın çok güçlü.
Filmin Hani başından sonuna böyle filmi izlediğinizde hiçbir karakter aslında iyi değil.
Bir anlamda da hiçbir karakter kötü değil.
Herkes içerisinde bulunduğu acımasız dünyanın ürünü bir anlamda.
Ve herkes aslında kendi içerisinde bulunduğu dünyanın gereklerine ve gerçeklerine göre hareket etmek zorunda kalıyor bir anlamda.
Ve film biraz da benim en sevdiğim yapı olan birbiriyle çelişen doğruların ya da birbiriyle çelişen gerçeklerin savaştığı bir film gibi ortaya çıkıyor.
Çok güçlü anlar var. Çok dramatik anlar var.
Çok etkileyici anlar var filmde.
Diyorum hani çok keyifli izleyeceğinize inanıyorum.
Dramatik ve böyle duygusal bağ kuracağınıza inandığım çok keyifli dramalardan bir tanesi Wintersmon.
Dediğim gibi 2010 yapımı. Evet 6 tane film tavsiyesinde bulundum arkadaşlar size.
Hepsi ayrı dokuda, ayrı ülkeden gelmiş, ayrı yapıdaki 6 film.
Hepsini de çok keyifle ve gönül rahatlığıyla öneriyorum.
Umarım siz de izlersiniz ve beğenirsiniz.
Bu haftalık bu kadar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Görüşmek üzere. Fikrinizden yayına, format, kayıt,
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
