
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda Denis Villeneuve ve en önemli 5 filmini inceledik.
Transkript
Selamlar arkadaşlar, ben Görkem.
Sinematris''e hoş geldiniz. Bu haftaki programımızda son yılların en önemli yönetmenlerinden biri olarak kabul edilen Donnie Villeneuve'den bahsedeceğiz.
Dönü Villam'ın yönetmenliğinin üstlendiği Dune projesi yakın zamanda gösterime girecek ve filmle ilgili beklentiler gerçekten çok yüksek.
Hem bu proje öncesi Villam'ı biraz daha tanıyalım istedik hem de Dönü Villam'ın yönettiği bazı filmler son yıllarında en öne çıkan en sevilen parlak projelerinden bazılarıydı.
Hem de o filmlerden bahsedeceğiz hem de Dönü Villam'ın sinemasının günümüz sinemasındaki ayırt edici tarafını anlatmaya ve incelemeye çalışacağız.
Şimdi Donnie Villeneuve Hollywood'da film yapıyor arkadaşlar.
Baya Hollywood gişe sinemasının içerisinde bulunuyor aslında.
Hollywood'daki büyük gişe şirketlerinin bütçesiyle film yapıyor.
Ancak sinemasının günümüz gişe sinemasıyla uyumlu olduğu, onun bir parçası olduğunu söylemek oldukça zor.
Otör yönetmen diyebiliriz aslında Villeneuve'e.
Otörü ne için kullanıyoruz? Biz aslında yaratıcı yönetmen olarak kullanıyoruz.
Projelerinin hemen hemen tüm ayrıntılarını kendisi belirleyen, kendisine has sinema yapan, hani şey denir ya bir filmin bir karesini, bir kadrajını, bir sahnesini izlediğiniz anda onun yönettiğini anlarsınız diye
tanımladığımız yönetmenlerden biri olduğunu söyleyebiliriz Villeneuve'un.
Sinemasının birkaç ayırt edici tarafı var.
Bunlardan bir tanesi...
Günümüz gişe sinemasının akış dinamiklerini, formüllerini pek kullanmaması.
Nasıl yani? Şöyle söyleyelim.
Örneğin geçtiğimiz haftalarda Christophe Nolundan bahsetmiştik ya.
Filmleri hızlı akar, çok akıcıdır, hiç sıkmaz izleyiciyi dedik.
Mesela Dönüvill'in öyle değil.
Filmleri biraz daha sakin başlıyor, biraz daha sakin akıyor.
Yani sıkıcı diyemeyiz.
Belli bir akış dinamiği, belli bir ritim kullanıyor tabii ki.
Ancak gişe sinemasının temel akıcılığını...
Temel o hızını, o hareketliliğini Villeneuve filmlerinde görmüyoruz.
Ancak tabii bunu sadece bir akış dinamiği olarak bize sunmuyor.
Villeneuve pek de akıp gidecek öyküler de, senaryolar da kullanmıyor arkadaşlar.
Biraz daha an an ilerleyen ve anlattığı öykünün ayrıntılarını, düşündürücü ya da duygusal tarafını bize deneyimletmeye çalışıyor.
Bir sakin akıyor böyle ki projeyi biz biraz daha dikkatle izleyelim, dikkatle...
Dinleyelim söylenenleri, replikleri, karakterlerin içerisinde bulduğu durumu daha iyi anlayalım istiyor ve buna da uygun öyküler anlatıyor aslında.
Nedir genel olarak Villeneuve'ın öyküleri?
Belli ortaklıkları var arkadaşlar.
Şöyle söyleyebilirim. Villeneuve çoğunlukla filminin merkezinde bir karakteri, bir ya da iki olduğu da var ama genellikle bir karakteri merkeze alıyor.
Bu karakter pek öngörülemez bir mücadelenin içerisine giriyor.
Karşısına bir sorun bir problem çıkıyor.
Bu karakter söz konusu sorunu kendi bakış açısıyla kendi penceresinden inceleyip değerlendirip çözmeye çalışırken filmin ortalarında falan ya da sonlarına doğru bunun yanlış bir bakış
olduğunu yanlış bir yaklaşım olduğunu fark ediyor.
Kendisini içerisinde bulunduğu sürecin bir parçası olarak konumlandırıyor ve o zaman söz konusu sorunu çözmeyi başarıyor.
Hemen hemen bütün filmlerinde bu yapı var arkadaşlar.
Ve genellikle onun filmlerinde o gişe filmlerindeki pürüzsüzlüğü, o arınma hissini hani işte iyiler kazanır, kötüler kaybeder, herkes hak ettiğini bulur yapısını pek göremiyoruz.
Çok mutlu ayrılamıyoruz onun filmlerinden.
Her zaman karamsara ayrılmıyoruz belki.
Canımız sıkılmıyor. Yani atıyorum bir Michael Haneke sinemasından bahsetmiyoruz.
Ama pürüzsüz bir yapı da yok Dönebilme'nin filmlerinde.
Ve genellikle kazanan kaybeden...
gibi bir yapı da yok. Sadece iyiler kötüler değil.
Sadece güçlü olan da kazanmıyor.
Kim kazanıyor? İçerisinde bulunduğu süreci en iyi analiz eden kişi kazanıyor gibi bir de ilginç bir denge durumu var biliniyor filmlerinde.
En önemli filmlerini ben şöyle çıkardım.
Scario, Prisoners, tutsak filmi Blade Runner 2049, Incendious ve Arrival filmleri bana göre filmografisinin En öne çıkan 5 filmi.
Şimdi biraz bunlardan bahsedelim.
Zaten az önce bahsettiğim Villeneuve sinemasının ana hatların da bu filmlerin hemen hepsini de görüyoruz.
Şimdi Scario projesinde Emily Blunt başrolde oynuyordu.
Yine de çok iyi bir kadrosu var.
Benicio Del Toro, Josh Brolin gibi çok değerli Hollywood'un değerli oyuncuları işin içerisindeydi.
Burada... Çok sıkı bir kadın kahramanımız var, bir ajanımız var.
Eli tetiğe ve silahı çok alışkın, çok güçlü, çok iradeli bir karakter.
Bu karakter sınır ötesi operasyonlar yapan başka bir ekibin içerisinde, başka bir projeye, başka bir operasyonun içerisine girmek zorunda kalıyor.
Ve orada bambaşka bir dünya ile tanışıyor.
İşte az önce bahsettiğim Villeneuve sinemasının yapısı bu.
Bir karakter var. Sempati duyduğumuz bir karakter.
Beğendiğimiz, seveceğimiz bir karakter bu.
Ancak içerisinde bulunduğu durum oldukça farklı.
Onun için yabancı bir dünyaya giriyor.
Ve içerisine girdiği dünyanın bambaşka kuralları var gerçekten.
Pek spoiler vermemeye çalışıyorum.
Ve onun yaşadığı o gerilimi, onun yaşadığı o yabancılık hissini.
Villeneuve'un hemen hemen bütün filmleri bu var arkadaşlar.
Hemen hemen hepsinde var. O karakterin yaşadığı o yabancılığı, o tanımadığı dünyaya girdiğinde insanın yaşayacağı o yalnızlık ve güvensizlik hissini yönetmen.
Bu filmde o kadar iyi veriyor ki.
İnanın ki hani değme gerilim filmine taş çıkartacak bir performans çıkarıyor burada Villeneuve gerçekten.
Ve Scario'da şöyle de bir yapı var.
Kim iyi kim kötü kim haklı kim haksız diye belki belirleyebiliyoruz.
O alanlar o bölgeler çok belirsiz değil ancak çok güzel bir yapı vardır.
İyi kötü değil de her karakterin herkesin kendi açısından haklı olduğu hatta içerisinde bulunulan durum ve pozisyona göre neyin iyi neyin kötü olduğunu tam da belirleyemediğimiz
bir dünya sunuyor bize Scario gerçekten.
O nedenle hem bir polisiye ajan aksiyon filmi olarak Ama aslında bir gerilim filmi olarak izlemek lazım bu filmi ki normal şartlarda bu öyküyü normal bir Hollywood gişe sinemacısına verseniz böyle
aslan gibi en az işte 10-15 tane aksiyon sahnesi olan ortalığın patladığı, çatladığı, yıkıldığı böyle işte arabaların birbirini kovaladığı falan gayet eğlenceli bir aksiyon filmi karşımıza çıkabilir.
İşte hayır. Villeneuve'un farkı burada.
Villeneuve gayet aksiyon filmi olabilecek bir öyküyü bize...
Bir gerilim filmi gibi çok daha tedirgin edici sahnelerin birbirini izlediği bir proje olarak çekmiş ve bağlamış gerçekten.
Oldukça etkileyici bir film Scario.
İzlemenizi öneririm. Zaten bu bahsedeceğim filmlerin hepsini izlemenizi öneririm de.
Scario biraz daha farklı bir aksiyon gerilim filmi olarak karşımıza çıkıyor.
Çok da iyi biçimlendirilmiş. Çok iyi oynanmış.
Çok iyi yazılmış. Neredeyse hiçbir eksiği bir problemi olmayan bir film olarak göründü bana.
Ben çok keyif aldım izlemekten.
Villum'un diğer ilginç ve öne çıkan projelerinden bir tanesi Prisoners.
Bizde tutsak olarak arz-ı endam ettiği yanlış hatırlamıyorsam.
Burada da bir aile, iki aile diyelim daha doğrusu.
Onların çocuklarının kaçırılma yüküsü bu arkadaşlar.
Ve ilginç biçimde söz konusu kaçırmanın kim ve kimler tarafından...
diyeyim yapılıp yapılmadığı çocukların gerçekten kaçırılıp kaçırılmadığı kaçırıldıysa kimin tarafından kaçırılıp kaçırılmadığı konusunda bir belirsizliğin içerisine düştüğümüz ve tabi bu olayın peşine de bir polis
Jack Gyllenhaal ve Hugh Jackman oynuyor filmde.
Gayet iyi performanslar veriyorlar.
Hugh Jackman kaçırılan çocuğun ebeveynli babasını oynuyor.
Jack Gyllenhaal da olayı araştıran polisi oynuyor ve çözümsüz çözülmesinin pek de mümkün olmadığı bir kaçırma öyküsü bu gerçekten.
Yine Scario'daki gibi gayet sürükleyici böyle hani eğlenceli demeyelim tabii bir çocuk kaçırma öyküsü eğlenceli olamaz ama hani en azından sürükleyici hiç sıkmayan ve macera dolu
diyelim öyle diyelim. Macera dolu bir film ortaya çıkabilecekken burada yine kan dondurucu, çok gergin, çok insanı Biraz iten aslında, insanı çok tedirgin eden filmin içerisine girmekte
zorlandığımız, kendimizi karakterlerin yerine koymakta zorlandığımız bir proje çıkarıyor karşımıza.
Hani bir gerilim filmi denebilir aslında Prisoner's için.
Ancak bir yandan da normal şartlarda kimin iyi kimin kötü olduğu dengesinde bu film biraz daha net bölgeler sunuyor bize.
Ama insanların buradaki karakterlerin karşısına çıkan sorunu çözme açısından tercih ettikleri yöntemler...
Pek gerçekten kabul edilir ya da onaylanır gibi değil ancak kendinize o karakterlerin yerine koyduğunuzda onların ne yapabileceğini tahmin etmek de çok güç.
Yani hepimiz bir film izleriz ve filmin sonunu tahmin etmeye çalışırız ya hani şu olacak bu olacak şu karakter kötüdür kesin ama şimdi iyi görünüyor gibi böyle bir öngörülerde bulunuruz değil mi hepimiz?
Bunu çoğumuz yapıyoruz yani her zaman değil ama birçok film için yapıyoruz.
İşte o biraz zor hani filmin beklentilerimizi aştığı karakterlerin neyi nasıl çözeceği konusunda ne kadar iradeli ya da ne kadar...
Ya da filmin başında bize sunduğu bulmacaların cevaplarını tahmin edip çoğunlukla çıkardığımız olur ya böyle.
İşte Villeneuve filmlerinde de bu pek öyle değil.
Prisoners'da gerçekten sonunun ya da karakterlerinin nasıl hareket edeceği konusunda yapacağımız tahminleri oldukça boş çıkaran bir film olduğu için de çok başarılı olarak kabul edilebilir.
Ondan sonra hangisinden bahsedelim?
Blade Runner 2049'dan bahsedelim.
Tabii Blade Runner üzerine baş başına bir program yapabiliriz.
Blade Runner aslında Descartes'in 1980 yılında yaptığı ve sinema tarihinin de, bilimkurgu sineması tarihinin de...
En önemli ve en değerli filmlerinden bir tanesi olduğunu düşündüğümüz.
Hemen hemen tüm sinema yazarları ve birçok sinema sever bu konuda hemfikirdir muhtemelen.
Ve özellikle de nedense sağda solda sürekli görüyorum Blade Runner üzerine.
Hem Blade Runner 2049 hem Blade Runner üzerine yapılan incelemelerde, sohbetlerde.
Hiç adı anılmayan bir olgu var, bir alt tür var.
Bu çok ilginç hani insanların bunun üzerine konuşmaması.
Cyberpunk arkadaşlar. Cyberpunk bilimkurgu, bilimkurgunun sinemadaki ilk temsili ve ilk örneği.
İlk gerçek örneği en azından görsel olarak ilk gerçek örneği Ridley Scott'ın yönettiği Blade Runner filmiydi arkadaşlar.
Cyberpunk nasıl bir tür?
Hemen kısaca ondan da bahsedeyim.
Dünya üzerine etkilerini anlatan bir bilim kurgu alt türü aslında öncelikle edebiyatta ortaya çıktı.
William Gibson'ın Neuromancer romanıyla ortaya çıkan ilk olarak tanımlanan ve hani yapay dünyalar, yapay gerçeklik, yarı insan, yarı
makine, insanın makineleşmesi, makinenin biraz insanlaşması ya da duygusallaşması gibi temaları.
İnceleyen bir alt türdür Cyberpunk ki bana göre bilim kurgu dünyasının hani bilim kurgunun da birçok alt türü var tabi ama en böyle uzak ufuk değil de daha yakın geleceğini anlatan ve bizim karşımıza
getiren en değerli ve en önemli bilim kurgu alt türlerinden bir tanesi hatta film türlerinden bir tanesi diyebiliriz.
1980'lerde aslında evet Descott'ın Blade Runner ile ortaya çıktı ama çok değerli Cyberpunk örnekleri var Terminator'lar, Matrix'ler.
Hani bunların hepsi Cyberpunk örneği ve aslında otomatik olarak bilim kurgu sineması diyoruz bunlara ama aslında kendine ait bir yapı oluşturmuş bir alt tür gerçekten Cyberpunk.
Blade Runner filmi de, Descartes'in yönettiği Blade Runner filmi de bunun hem öncü hem de hala bugün için bile en değerli, en güçlü örneklerinden bir tanesidir.
İşte Blade Runner 2049 projesi Donnie Villeneuve'un yönetmenliğine karşımıza geldi ve...
Gerçekten bizi çok şaşırttı.
Birçok açıdan çok şaşırttı.
Şimdi öncelikli olarak zaten hani Blade Runner'ın devamını çekmesi bir yönetmene teklif edildiğinde yani muhtemelen o yönetmenin bugün için ulaşabileceği en yüksek kariyer basamağı o
olsa gerek diye düşünüyorum. Donnie Villeneuve bunu kaldıracak bir yönetmen miydi değil miydi birçok kişi emin değildi ama ortaya çıkan film...
Birçok kişi için hani benim için de öyle birçok sinema yazarı arkadaşım da benzer fikirdeydi ama hani öncüsünden daha iyi bir film değil Blade Runner 2049.
Ancak yine genel bir kanıya göre ben de o fikirdeyim öncüsünün altına ezilen bir film de değil ancak.
Zaten biraz şöyle küçük bir parantaz açayım bu noktada arkadaşlar.
Hangi film iyi, hangi film kötü tartışması çok anlamlı değil ama şöyle bir şey söylemek lazım.
Blade Runner, Ridley Scott'ın yönettiği Blade Runner o dönem için zaten çok çarpıcı, çok farklı ve bu nedenle de sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri olarak kabul edilir bir filmdi.
Blade Runner 2049...
Günümüz sineması için Ridley Scott'ın yönettiği Blade Runner'ın etkisine ve konumuna sahip değil, evet.
Ancak yine de hem öykü olarak, hem teknik işçilik olarak, hem görüntü yönetimi tercihleri, sinematografi tercihler olarak gerçekten çok iyi bir film.
Hani olağanüstü bir film desem bile pek abartılı olur mu bilmiyorum ama gerçekten çok iyi bir film.
Ve aynı zamanda çok da cesur bir film.
Az önce dedim ya Villeneuve ilçe sineması formüllerini uygulamıyor.
Blade Runner... Kurgu olarak ve anlatım olarak günümüz sinemasının neredeyse tam zıttı tercihlerle biçimlenmiş bilim.
Çok ağır akıyor, çok sakin akıyor.
Öyküsünü çok yedire yedire, çok yavaş yavaş böyle çok nasıl diyelim hiç o işe sineması formüllerine yaslanmadan anlatan çok ağır kurgulu bir film.
Yani neredeyse Tarkovski ya da Antonioni bilim kurgu filmi çekmiş gibi bir film var karşımızda.
Ama hem dediğim gibi teknik işçiliği, görüntü işçiliği, kurgusu, oyunculukları, sanat yönetimi efektleri.
O kadar kusursuz ve o kadar güzel bir film ki.
Gerçekten ben birden çok kez izledim.
Çok keyif alarak izledim Blade Runner 2049'u.
Çok iyi bir film olduğunu düşünüyorum.
Sinema tarihi içerisinde çok önemli bir konumda olduğunu iddia edemem.
Ancak Donnie William'ın gerçekten damgasını vurduğu, olağanüstü bir başyapıt olan Blade Runner'ın devamı olma görevini de bence gayet de böyle onurla üstlendiğini iddia edebileceğim bir film.
Cyberpunk bilim kurgu içerisinde de oldukça önemli bir konumda olup...
türünün de gerekliliklerini taşıyan bir film oldu.
Çok değerli bir filmdi gerçekten.
Onun için son yıllarında en önemli filmlerinden bir tanesi de Blade Runner 2049.
Şimdi biraz farklı bir bölgeye geçelim.
Insandius adlı bir film var.
Dönü filminin ve o da çok başka bir film.
Çok etkili bir film. Çok güçlü bir film gerçekten.
Bambaşka bir dünyaya gidiyoruz Blade Runner'dan.
Bu bir bilim kurgu değil. Bu Orta Doğu'daki Etnik, politik, dini savaşları ve çok sıra dışı, insanlık dışı atmosferi bize tanıtan bir ailenin
dramından yola çıkıp hani anneleri ölmüş iki kardeşin annelerin geçmişleriyle ilgili bazı gerçekleri öğrenme sürecine bizi sokan ve bu arada da bu kardeşlerin annelerinin
Orta Doğu'da yaşadığı çok sarsıcı, çok gerçekten hani yine spoiler vermemeye çalışıyorum.
Anlatılması güç eziyetleri, işkenceleri, anlamaları, çözmeleri ve araştırmaları sürecini anlatan bir film İnsan Diyiz.
Bir yandan da şöyle söyleyelim.
Aile içi dramı anlatıyor evet.
O bölgedeki sosyal kültürel politik durumu bize anlatıyor evet.
Ama bir yandan da sinematografik olarak da yine yani Dönemin Ev'in diğer filmlerinden altında kalmayan bir film.
Çok özenli bir film. Çok şık bir film.
Ve aynı zamanda...
Öykülemesi de çok karmaşık değil ama hani genelde şey olur ya bir karakter birçok filmde vardır bu.
Bir karakterle tanışırız ve o karakterin araştırdığı bir olayı inceliyorsak geçmişe dönerek o araştırılan olayın ayrıntılarını öğreniriz.
Burada da o bildiğimiz yapı var ancak.
Çok farklı aile ilişkileri var.
Çekilen çok farklı işkenceler, eziyetler, çarpıcı anlar.
Hem fiziksel hem psikolojik çok gerçekten hani bunların yani diyorum şu an söylemek istemiyorum.
Filmi izlememiş arkadaşlar için ama biraz sarsıcı bir film.
İnsanesi İçimdeki Yangın ismiyle bizde gösterilmişti.
Ve Dönüvillum'un sinemasının içerisinde biraz ayrıksız bir yerde duruyor.
Çünkü Dönüvillum'un bütün filmlerinde bir dramatik taraf, dramatik derinlik var.
İnsan dizisi de gerçekten bu dramatik taraf biraz daha öne çıkıyor.
Yani filmin finalinde öykünün tüm ayrıntıları ortaya çıktığında baya böyle bir dayak yemiş gibi filmin huzurundan ayrılıyorsunuz.
Dramatik olarak çok etkileniyorsunuz, çok üzülüyorsunuz gerçekten.
Üzüldük hepimiz filmi izlediğimizde.
Diğer filmlerden aşağı kalmayan hatta Villeneuve'in sinemasında en önemli ve en değerli filmlerden biri olarak da öne çıkabilecek kadar da iyi bir film İnsan dizisi.
Ve gelelim Arrival'a.
Arrival'da yine Villeneuve'un damgasını vurduğu son yılların en önemli, en değerli filmlerinden bir tanesiydi ve bana göre yönetmenin en iyi filmi.
Neden Arrival'a en iyi film yapan özelliği ne?
Birkaç şey arkadaşlar. Birincisi...
Sinema tarihinin yine bilim kurgu deyince uzaylı alt türü diyelim buna da.
Az önce Cyberpunk'tan bahsettik ya şimdi uzaylılarla ilgili filmler diyelim.
Bu da bilim kurgu içerisinde bir alt türü olarak anılabilir.
Yani insanların uzaydaki herhangi bir medeniyetle girdiğimiz bağlantı ya da bir keşif üzerine sinema tarihinde birçok film var tabii ve Robert Zemeckis'in yönettiği...
Mesaj filmi hatırlarsanız Contact orijinal ismi oldukça ayrıksız bir yerde duruyordu.
Hiç hani uzaylılarla biz bir araya gelmiyorduk da bir oradan buraya bir mesaj geliyordu.
Bir haberleşme durumu ortaya çıkıyordu.
Çok daha ciddi Carl Sagan çok tabii ki önemli bilim insanı Carl Sagan'ın öyküsünü yazdığı bir filmdi o.
İşte Arrival Contact filmine mesaj filmini biraz paralelleştirildi.
Burada uzaylılar dünyaya geliyorlar mesajdaki gibi değil ama Çok ciddi ve oldukça bilimsel olarak hani bilimsel gerçekleri demeyelim ama olaya hiç serüvenvari hiç macera
sunarmış gibi yaklaşmayıp aksine uzaylılarla karşı karşıya gelmemizi son derece tedirgin edeceği son derece gerilimli bir atmosferde veriyor bir film ve Uzayların dünyaya gelmesinin
öyle bir sebebi gerekçesi ortaya çıkıyordu ki iletişimin insanların iletişim için kullandığı dilin ve yazı dilinin aynı zamanda insanın düşüncesini.
Hayata bakışını ve düşünce biçimini belirlediğine dair bir hipotezden yola çıkan bir filmdi.
O kadar güzel anlatıyor.
O kadar dramatik tarafını es geçmeden işe hem bilimsel hem düşünsel olarak yaklaşıyordu ki film.
Filmi bitirdiğinizde gerçekten hani bir film bittiğinde böyle ufkum açıldı.
Hani hayata bakışım değişti dersiniz ya.
Hani bu filmde herkes için onun olacağını iddia etmem biraz abartılır olur ama benim için bu oldu.
Birçok sinema severi için ve sinema yazarı için de bunun olduğunu biliyorum.
En azından bahsettiği öykünün kurduğu yapının altını doldurmakta hiç ama hiç zorlanmayan ve gerçekten düşünsel tarafını hem bilimsel hem psikolojik ya da sosyal diyelim ya da dilbilimsel
diyelim dilbilimsel açıdan açıklayabilen ve altını doldurabilen bir film gerçekten.
Ve bunu da yine Villeneuve kendi kurgusu, kendi sinematografisi, çok kusursuz sinematografi, çok iyi oyunculuklar, çok iyi kurgu.
Hani sinematografik olarak çok başarılı bir film gerçekten teknik olarak.
Ve metin olarak da o kadar düzgün ve sinemanın anlatım dinamiklerine sığdırılmış durumda ki çok yekpare.
Tek parça böyle oturup şıkır şıkır izlediğiniz...
Sıkılmadığınız, an an düşündüğünüz, an an incelediğiniz, karakterlerin yaşadığı dramatik dönüşümleri ve çalkantıları an an deneyimleyebildiğiniz bir film gerçekten Arrival.
Yani Arrival'ın öyküsü de yine Villeneuve'un diğer filmlerinde de bahsettiğim gibi tamamen bir serüven öyküsüne, bir macera öyküsüne, bir aksiyona dönüştürülebilecekken işte Villeneuve'un hiç öyle yapmadığı ve işin hem dramatik
hem de düşünsel tarafını...
İnce ince işlediği ve bize sunduğu çok değerli projelerden bir tanesi Arrival gerçekten.
Çok da yüksek bütçeli bir film değil.
Dediğim gibi çok böyle gişe sinemasının örneği değil.
Çok serüven içeren bir film değil.
Bizi düşündüren ve duygulandıran bir film.
Ve yine dediğim gibi otor yönetmen olarak William'in imzasını atmakta zorlanmadığı bir film olarak karşımıza geliyor.
5 tane filminden bahsettim William'in.
Bunların hepsi gerçekten birbirinden değerli, birbirinden iyi projeler.
Bu nedenle de yönetmenin yeni projesi için iyimser beklentiler içerisindeyiz.
Yönetmen dosyalarımız devam edecek arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Başka bir programda görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
