
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda 3 dalda Oscar adayı olan ve yılın sürpriz filmi olarak kabul edilebilecek Coda filmini konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, sinematiste Görkem'le birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda yılın en öne çıkan, en sevilen...
En ilginç, en değerli yani nasıl övsek bilemiyorum.
Gerçekten en iyi diyelim, en iyi filmlerinden bir tanesiyle karşınızdayız.
Koda filminden bahsedeceğiz bugün.
Geçtiğimiz hafta Oscar adayları üzerine yaptığımız programda zaten anmıştık.
Ancak bu filme ayrıca bir program yapmak istedim.
Çünkü dediğim gibi çok özel bir film, çok iyi bir film.
Yılın en öne çıkan filmlerinden bir tanesi ki buna karşılık gayet de düşük bütçeli, gayet de kendi içinde mütevazi.
Dünyanın her ülkesinden çıkabilecek diyebileceğimiz gayet sevimli bir komedi dram aslında bu film.
Başka birçok özelliği var bugün zaten bahsedeceğim onları da sizden ama aslında ilk bakışta bu kadar da öne çıkacak bir filmmiş gibi görünmüyor ancak gerçekten çok ince çok hassas noktalara temas
edebilen çok ilginç mesajları olan çok derin alt metinler içeren alt metin bile demeyelim aslında kendi metni bile gayet değerli olan ancak bütün bu değerli mesajları işte metinleri vesaireleri
Tamamen de duygusal ve çok insani, çok böyle bizden yani izleyicisiyle çok sıkı fıkı, sıcak bir iletişim kuran bir filmde bu kadar bir derinliği ve mesajları eritebilmiş,
çok sıcak, çok harika bir film Koda.
Şimdi en başta Koda ismi nereden geliyor?
Hemen ondan bahsedeyim. Koda, Children of Deaf Adults İngilizce yani tam çevirisiyle sağır yetişkinlerin çocukları tamlamasının kısaltılmışı.
Koda kelimesi hani yapay bir kelime aslında.
Normalde böyle bir kelime yok.
Bu bir kısaltma ancak artık bir kısaltma olarak bir kelimeleşmiş durumda.
Yani bir kelime olarak kabul edilmiş durumda.
Çünkü sağır yetişkinlerin, sağır ebeveynlerin çocukları bir anlamda incelenesi bir konu teşkil ediyor.
Hatta sosyal bir sorun anlamına geliyor.
Çünkü neticede engelli insanların topluma adapte olması, sosyal ilişkileri insanlığın ve medeniyetimizin önemli problemlerinden bir tanesi.
Bu konuda hassasiyetler var.
Özellikle de sağır insanların apayrı bir durumu var.
Çünkü sosyal iletişimde neticede hani konuşmak değil mi?
Konuşmak, dinlemek, insanlarla iletişim kurmanın ilk yolu konuşmak ve duymak tabii ki gereklilik.
Ve sağır insanlar da bunu yapamadıkları için çevreleriyle ayrı bir iletişim kurma, bir haberleşme dinamiği oluşturuyorlar.
Ve bunun üzerine de sağır bir ailenin eğer sağır olmayan bir çocuğu olursa...
O çocukla da aile arasındaki iletişimde, insanlar ne diyeceğiz bunlar bir aile bireyleri.
Bu konuda da ayrı hassasiyetler ve dinamikler ortaya çıkıyor.
O anlamda Koda filmi incelenesi bir konu üzerine yazılmış bir film, çekilmiş bir film oluyor.
O nedenle Koda filmi bu açıdan çok önemli bir film.
Aynı zamanda çok da enteresan da bir öyküsü var, konusu var aslında.
Hani fikir olarak bile çok iyi zaten.
Hemen onu söyleyelim. Filmde anne, eş ve...
Erkek çocukları 3 bireyin, 3 aile bireyinin sağır olduğu.
Diğer aile bireyinin ise kızın da sağır olmadığı ve bunun üzerine muhteşem bir sesi olup biz şarkıcı ya da bir ses sanatçısı bir müzisyen olmak istediği bir filmle karşı karşıyayız.
Filmin ana cümlesi, filmin ana fikri zaten çok güzel değil mi?
Yani sağır bir ailenin şarkıcı bir kızı.
Bu zaten dramatik, zaten düşündürücü, zaten incelemeye hazır bir fikir.
Aynı zamanda şunu da söyleyelim.
Film 2014 yapımı bir Fransız filminin La Famille Beliye filminin yeniden çevrimi.
O filmi izleyemedim. Ne kadar iyi bilmiyorum ya da hangisi daha iyi bilmiyorum ama Koda gerçekten muhteşem bir film olmuş.
Bir Amerikan kasabasında bir balıkçı kasabasındayız ve burada Rossi ailesi var yani.
Onun kızı da Ruby var Emilia Jones'un oynadığı.
Kızın sesi gerçekten inanılmaz.
Bir lise öğrencisi. Çok da sevimli, tatlış bir insan böyle.
Bir yandan ailesi de balıkçılıkla geçinen bir aile.
Bir yandan ailesiyle birlikte balıkçılık yapıyor.
Yani teknede çalışıyor. Bir yandan da tabii işte hem ergenlik sancıları hem neticede o yaştaki hemen her gencin yaşadığı sosyal problemler, kültürel problemler, işte okul, dersler vs.
Hani zaten bu kızın bir hayatı var ve aynı zamanda çok güzel bir sesi var.
İşte okulda hoşlandığı bir çocuk var falan.
Gayet hani bilindik bir yapı aslına bakarsanız.
Bunun üzerine şöyle bir sıkıntı var.
Ruby ailesinin çevresiyle olan tek haberleşme kanalı yani onların çevirmeni olmuş durumda.
Ailesi o kız olmadan neredeyse hiçbir şey yapamıyor.
Bir dertleri olduğunda bir sorunları olduğunda.
Çünkü çevresindekiler neticede sağır alfabesini hani o el hareketleriyle konuşmayı bilmiyorlar neticede.
Onun için Ruby buna yardımcı oluyor.
Tam o sırada da ailesinin balıkçılık sektörüyle alakalı bazı sıkıntıları oluyor.
Başka bir girişimlerde bulunmaya çalışıyorlar.
Yani ailenin Ruby'ye ihtiyacı.
İhtiyacı artıyor tam o dönemde.
Ve tam o dönemde de Ruby okulda seçmeli ders olarak koro'ya giriyor.
Koro'da güzel sesi güzel böyle tatlış lise öğrencileri var.
Ruby'de orada şarkı söyleyecek çok çılgın ve nefis bir müzik öğretmeni portresi var.
Filmde zaten bütün karakterler çok iyi, bütün oyunculuklar çok iyi.
Hepsi çok iyi yazılmış, çok iyi oynanmış.
Yani hangi karakterin öyküsüne takılsanız veya direkt karaktere takılsanız filmi çok keyifle izliyorsunuz.
Nefis bir müzik öğretmeni karakteri var ve Ruby'nin sesini duyuyor.
Hemen anlıyor zaten senin sesin çok iyi.
İşte üniversiteye girmeyi düşünür müsün?
O diyor işte ailemle çalışmak zorundayım.
Buna param yok vesaire. İşte sesin iyi bunu harcama gel ben sana yardımcı olacağım diyor.
Ve Ruby hayatının en böyle zor dönemlerinden birinde yani işte liseyi bitirip üniversiteye geçebilecek yaşlarda.
Yok ben üniversiteye gitmeyip ailemle mi yaşasam?
Balıkçılık mı yapsam hayat boyu?
Yok hayır oraya mı gitsem?
İşte ses sanatçısı mı olsam?
Ne yapsam? Malum hemen hemen her o yaştaki gencin yaşayacağı sıkıntılar ama Ruby'ninki biraz daha zor bir durum gerçekten.
daha sarsıcı, biraz daha önemli ve sert kararlar alması gereken bir karakter olarak çıkıyor karşımıza.
Şöyle bir durum var ki genel olarak filmleri incelerken, eleştirirken yani sistematik bir çalışma olarak film eleştirisi çabasında, çalışmasında bulunurken belli metotlarımız vardır.
İşte tür filmi eleştirisi, gösterge bilimsel eleştiri ya da feminist eleştiri ya da politik eleştiri.
Birçok farklı eleştirik disiplinler var.
Bir filmi eleştirirken çoğunlukla film belli bir şeyi çağırır.
Hani belli bir eleştirel yaklaşımı çağırır.
Biz de ona biraz ayak uydurmaya çalışarak filmi incelemeye çalışırız.
Şöyle bir durum var ki bir filmi hiç sıkılmadan, merakla, keyifle, her sahnesinde duygulanarak anlatılanları...
Anlayarak, paylaşarak, hissederek bir filmi eksiksizce izleyebiliyorsunuz.
Zaten yüksek oranda o filmin teknik işçiliği, senaryosu, oyunculukları, görsel tasarımı, kurgusu vs.
zaten iyi oluyor.
Yani bir film bir açıdan kusurluysa o kusurlar ister istemez filmi izleme dinamiklerinizi etkiliyor ve o kusurlar...
Öne çıkmaya başlıyor, onları algılamaya başlıyorsunuz ve haliyle de filmi üzerine bir eleştiri yazarken veya film üzerine bir şeyler söyleyecek iken onlara takılıyorsunuz mecburen.
Bu filmde hiçbir rahatsız edici şey yok.
O nedenle... Teknik olarak, senaryo olarak diyorum, oyunculuk olarak, kurgu olarak kusursuz bir film.
Hiçbir problem yok. Çok nefis çekilmiş, çok harika oynanmış, çok doğru bağlanmış filmin dramatik yapısı yani akışı.
Hiçbir anında sıkılmıyorsunuz filmin.
Hiçbir kusuru yok neticede.
Kabaca öyle söylenebilir film için.
Canınızı sıkan hiçbir şey görmeyeceksiniz diye tahmin ediyorum.
Benim için öyle oldu. İşte bu filmin en güzel tarafı hem çok duygulu olabilirken Aynı zamanda filmin sosyal tarafı, engelli insanların çevreleriyle ilişkileri, kendi içerisinde
ilişkileri ve daha birçok düşünsel üzerine önemli bir şeyler söylenmesi beklenebilecek.
En azından böyle bir filmin o noktayı görmezden gelmeyeceğini tahmin ettiğimiz noktalara da harika dokunuşlar yapması, Filmde çok ince bir şey vardı.
İki tane çocuk var mesela.
Bir tanesi sağır olan abi karakteri.
Bir de daha küçük olan bizim başrolümüzdeki kız karakteri.
Abi kıza öyle ince bir şey söylüyor ki sen olmadığın takdirde biz insanlar bizi aptal gibi görecekmiş zannediyorsun diyor.
Yani sen olmasan sanki biz kimseyle bir bağ kuramayacağız, sosyal ilişki kuramayacağız, kimseyle iletişim kuramayacağız zannediyorsun sen diyor.
Bu çok ince bir şey.
Yani aslında sağır bir ailenin konuşabilen ve duyabilen bir çocuğunun bireyinin olması diğerlerinin hayatını kolaylaştırıyor gibi görünse de aslında belki de toplumla o ailenin
bağını azaltan bir şey oluyor mesela.
Çok ilginç bir nokta.
Bunu film çok güzel vurguluyor.
Zaten işin biraz da duygusal tarafı dedim ya.
Ruby karakterimiz başroldeki kız ailesini de elbette çok seviyor.
Yani ailesiyle işte arada bir tartışsa da bazı fikir ayrılıkları olsa da iç içeler.
O açıdan bir sıkıntı yok.
Ancak ailenin annesi çocuğunun yani Ruby'nin doğduğunda hastaneye sağır olup olmadığı üzerine onu muayene ettiği bir an varmış mesela.
Öyle bir anı anlatıyor. Üç bireyi de sağır bir aile.
Ailenin son bireyi aileye katılıyor.
O bireyin sağır olmasını ister mi istemez mi?
Düşündürücü bir şey. Belki de bencil bir şey.
Yani aile açısından bakarsanız bencil bir şey.
Tabii ki çocuğun bir engeli olmasın istemeli bir aile değil mi?
Elbette. Ama bir yandan bakarsanız da üç birinin engelli olduğu bir ailede engelli olmayan bir birey istensin ya da istenmesin bir ölçüde olsa ailenin diğer bireyleri
kadar o aileyle iç içe olamayacaktır.
Kaçınılmaz yani. İstemeden de...
ortaya çıkan bir durum. Bunun gibi başka birçok şey var.
Yani hem sosyal ilişkiler açısından, aile ilişkileri açısından başka birçok ince noktayı vurgu yapıyor film.
Gerçekten çok güzel. Zaten sağır bir ailenin müzisyen kızı deyince anne kızına diyor ki kör olsaydım resim mi yapacaktın diyor.
Yani o kadar güzel tespitler de var ki filmle ilgili.
Ve komik de aynı zamanda.
İnanın ki çok duygulu bir film olmasına rağmen Gerçekten muhteşem espriler de var.
Böyle kahkahayı patlatacağınız harika anlar da var.
O anlamda işte sağır ailenin engelsiz kızı yapısını neredeyse sonuna kadar hani bundan faydalanmış.
Bu ilginç durumun, ilginç fikrin neredeyse tüm inceliklerini filme ve senaryoya aynı zamanda tabii oyunculuklara aktarmayı başarmış.
Çok incelikli, çok duygulu.
Gerçekten... izlemeyenin çok ciddi kayıpta olacağı bir film Koda.
Filmin yönetmeni Sian Heber daha önce duyduğumuz bir yönetmen değil.
Çok fazla filmi yok ancak nefis bir reji çıkarmış.
Çok doğru bir yönetmenlikle karşımıza gelmiş.
Ve Amerika'nın o kadar büyük ve şehirleşmiş işte kapitalizmin merkezi olan dünyanın en büyük gücü olan ülkenin taşrasında geçen öyküler gerçekten çok farklı bir yapı
sunuyorlar bize. Neticede işte Amerikalılar için şey denir ya yani işte Amerika ve dünyanın geri kalanı gibi bir yapı vardır.
Amerikalılarda dünyanın öncü ve en büyük gücü olmanın verdiği bir kibir vardır deriz ya hep.
İşte Amerika içerisinde de aslında böyle bir durum var.
Çünkü Amerika'nın taşrası büyük kent yaşantısından gerçekten çok uzaktır.
Yani Amerika'da devasa bir şehirde New York'tan, Washington'dan, ne bileyim Chicago'dan 100-150-200 km uzağa gittiğinizdeki yapı, oradaki kasabadaki, köydeki yapılar gerçekten...
Baya ilkeldir. Çok ciddi işsizlik sorunları vardır orada.
Kültürel sorunlar vardır.
Yani aslında Amerika'nın büyük şehirleri ve büyük şehir insanları dünyaya nasıl yukarıdan bakıyorsa aslında aynı şehir ve aynı insanlar kendi ülkesinin taşrasına da biraz öyle bakarlar.
Onun için Amerika'nın taşrasına geçen filmlerin büyük çoğunluğunda bu vurgulanır.
Film ona da nefis bir vurgu yapıyor.
Onun üzerine de... İnce bazı söylemler var filmde ya da hani zenginle fakir biraz daha entelektüel ve elit bir aileyle daha fakir böyle orta tabaka veya alt tabaka gariban aile arasındaki uçurumlar Amerika'da
veya önemli ülkelerde diyelim daha fazladır.
Film ona da güzel vurgular yapıyor.
Yani neresinden baksanız...
Gayet diyorum derin alt metinlere, alt mesajlara hatta buna bile gerek olmadan çok net bir üst mesaja ve metne sahip, düşündürücü, inceleyici, sarsıcı bir film koda.
Ancak buna karşılık duygusallığında da hiçbir şey kaybetmeyen karakterleriyle çok harika biçimde özdeşleştiğimiz tüm karakterlerin duygularını, çabalarını...
Hayallerini, meraklarını, sorunlarını, endişelerini, iliklerine kadar hissettiğimiz izleyicisiyle çok sıcak ve samimi bir iletişim kuran çok harika bir film olmuş.
Mutlaka izlemenizi öneriyorum.
Son olarak geçen hafta küçük bir vurgu yapmıştım.
Bu hafta da onu hatırlatayım.
Geçtiğimiz yılda Metal'in Sesi filminde sağır bir karakter en iyi yardımcı oyuncu dalında Oscar adayı olmuştu.
Bu filmde de... Ailenin babasını oynayan Troy Kotsur karakteri.
Gerçekte de sağır bir karakter.
Ve hemen bir parantez açayım. Zaten ailenin sağır olan 3 üyesi gerçek hayatta da sağır insanlar.
Ve nefis performanslar sergilemişler.
Troy Kotsur da bu ailenin babasını canlandıran oyuncu.
İnanın o kadar güzel, o kadar doğru, o kadar nefis bir performans sergilemiş ki.
Yani filmde o kadar güzel oyuncu ve karakterin arasında sadece Troy Kotsur'u izlemek bile keyif gerçekten.
Diyorum hangi açıdan bakarsanız bakın nefis bir film var karşınızda.
O nedenle gözüm kapalı Koda filmini izlemenizi öneriyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Bizdeki hafta tekrar görüşmek üzere, teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
