
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
2000'lerin en önemli yönetmenlerinden Christopher Nolan sinemasını özetledik ve onun son filmi Tenet'i incelemeye çalıştık.
Transkript
Selamlar arkadaşlar, sinematçıza hoş geldiniz.
Bu hafta küçük bir değişiklik yapıyoruz program akışımızda.
Normalde bu hafta size sunacağımız programı kaydedip hazırlamıştık.
Ancak bir yandan tabii ki sinemanın gündemiyle hem biz ilgileniyoruz hem de gündemin nabzını programlarımızda da tutmak istiyoruz.
Onun için bu hafta Christopher Nolan ve son filmi Tenet'in Rüzgar'ı bildiğiniz gibi tüm dünya sinemalarında esiyor.
Açılış hafta sonu 53 milyon dolar hasılat yaptı.
Bu çok iyi bir rakam zaten. Ve aynı zamanda bilindiği gibi de pandemi süresince dünyadaki sinemaların Hemen hemen hepsi kapalıydı.
Bizde de kapalıydı tabi sinemalar.
Ne yazık ki çok özledik sinema salonlarını ve açılışı da Tenet'le yapmak bizim için de eminim ki birçok sinema sever için de çok keyifli olmuştur aynı zamanda.
Bugün Christopher Nolan'ı konuşalım.
Aynı zamanda biraz Tenet'ten bahsedelim.
Ben dün filmi izledim.
Bayağı da keyif aldım elbette ama iyi kötü yönde söylemek istediğim bazı şeyler olacak ama ondan önce biraz Christopher Nolan'dan bahsedelim.
Christopher Nolan dünya sinemalarına aslında Bir çok kişi Batman projeleriyle, Batman üçlemesiyle Christopher Nolan'ı tanıdı ama ondan önce Christopher Nolan ne kadar değerli bir yönetmen olduğunu göstermişti
aslında. Hangi filmiyle?
Özellikle Memento filmiyle.
2000 tarihli Memento filmi benim...
Şahsi fikrime göre sinema tarihine de adını yazdıracak kadar önemli ve değerli bir film, bir başyapıtı aynı zamanda.
Ancak bunun dışında da neredeyse Christopher Nolan'un bugüne kadar yaptığı bütün filmler hem yüksek hasılat rakamlarına ulaştığı hem de teknik olarak, tematik olarak, sinematografik olarak çok başarılı filmlerdi.
Genel olarak 2000'ler sonrası dünya sinemasının sanırım en değerli, en tanınan, en bilinen, en otör yönetmenlerinden bir tanesi olmakta zorlanmadı Christopher Nolan.
Çok Christopher Nolan'a has tarafları var.
Filmlerinin arasında gerçekten belli bir bütünlük var.
İlgilendiği temalar var.
Belli sinematografisi, kurgusu, akış dinamikleri var.
Çok kendine has bir yönetmen ama kendine has olmayı başarırken aynı zamanda çok geniş kitlelere hitap etmeyi de başarıyor.
Filmleri hep ilgi görüyor.
Hem entelektüel camiadan hem de genel izleyici kitlesinden bayağı saygı ve sevgi gören yönetmenlerden bir tanesi.
Şimdi nedir Christopher Nolan sinemasını ayırt edici kılan şey?
Dünya sinemasında Christopher Nolan'ın yeri ne?
Christopher Nolan en başta özellikle öykü kurgusu ve zamana dair bir saplantılı bir yaklaşımı var.
Zaman algısıyla oynamayı çok seviyor.
Hem gerçek zamanla hem sinemasal zamanla.
Nasıl? Şöyle filmleri hemen hemen şöyle bir düşündüğümüzde hiçbirinde tam olarak doğrusal öyküleme görmüyoruz.
Öykünün bir başı, bir sonu, bir ortası, bir tekrar başı, biraz daha ortası, ondan öncesi, ondan sonrası sürekli böyle bir karmakarışık zaman kullanımı, öykü kurgusu kullanımı var Christopher Nolan'ın.
Ancak bunu yaparken kafaları da pek karıştırmıyor.
Gerçi filmleri genel gişe sineması filmlerine göre daha zor anlaşılır filmler çoğunlukla.
Ancak yine de bu karmaşık kurgu kullanımını, karmaşık öykülemeyi çok ustaca başarıyor, çok ustaca yapıyor ve filmlerini anlamak zor olsa da aslında temalarını pek elinden bırakmıyor, hiç
anlaşılmaz bir sinema yapıyor denecek seviyeye pek vardırmıyor ve bu karmaşık öykülemeyi de aynı zamanda bizim dramatik yapı dediğimiz, akış dinamiği dediğimiz, sinemada akış dinamiği dediğimiz olguya
da çok iyi sığdırıyor.
Filmleri hep güçlü başlıyor, güçlü ilerliyor, tansiyon hemen hemen hiç düşmüyor ve iki buçuk saatlik bir filmini bile hiç sıkılmadan rahatça baştan sona izleyebiliyoruz.
Tansiyonun düşmemesi derken aynı zamanda işin sadece aksiyon tarafına yönelmiyor.
İşin dramatik tarafını da karakter dramı ya da hangi konuyu işliyorsa diyelim.
Onun tematik tarafını da öne çıkarmakta pek fazla zorlanmıyor.
Aynı zamanda teknik olarak da çok güçlü bir yönetmen.
Gerçekten çok üstün bir yönetmen.
Sinema adına ne varsa yani görsellik, efekt, ses ya da oyuncu yönetimi ya da kurgu, kadrajları, ışıkları, açıları, ölçekleri.
Teknik olarak o kadar üstün ve güçlü bir yönetmen ki bütün filmi tek başına çektiğine neredeyse ikna olacağız diyebiliriz.
O seviyede iyi bir yönetmen teknik olarak.
Aynı zamanda neredeyse bütün ekibiyle birlikte çalışıyor.
Hemen hemen filmlerin büyük çoğunluğunda.
Kardeşi Jonathan Nolan zaten bir senarist.
Memento'yu o yazmıştı mesela.
Muhteşem bir senaryosu vardır Memento'nun.
En iyi senaryo Oscar'ına da aday olmuştu yanlış hatırlamıyorsam.
Ve aynı zamanda yapımcısı kendi eşi.
Görüntü yönetmeni kurgucusu hep aynı kişiler ve belli bir ekiple çalışıyor.
Tabi belli bir ekiple çalıştığı zaman da filmlerine kendi damgasını, kendi sinemasal algısını aktarmakta ve uygulamakta hiç de zorluk çekmiyor.
Hani filmografisine baktığımızda hangi filmler öne çıkıyor desek belki sinema seneler arkadaşlar arasında tam olarak fikir birliği olmayabilir ama gerçekten çok büyük ve son zamanlar için çok önemli ve değerli filmler yaptı.
Memento ilk... Aslında adını duyurduğu filmdi.
Çok küçük bütçeliydi. 5 milyon dolar bütçeli bir filmdi Memento.
Ondan önce ya ben mesela Christopher Nolan'ı seven bir sinema sever olarak onu Memento'da ilk tanımıştım ve hayran olmuştum gerçekten.
Ondan sonra Insomnia diye bir film yaptı.
Bir yeniden çevirimdi bu ve kadrosuyla da ki normal kadrosuyla da çok iyiydi.
Yani Al Pacino, Hilary Swank ve Robin Williams başrollerdeydi filmde.
Yan rollerde çok etkili ve güçlüydü.
Yeniden çevrindi bu ama yine Christopher Nolan kendi damgasını filme vurmakta hiç zorlanmamıştı.
Aslında Christopher Nolan'ın filmografisine baktığımızda Insomnia pek öne çıkan filmlerden biri değildir.
Gördüğüm kadarıyla yani sinema severler pek bu konuda değil ancak ben Insomnia'nın çok iyi bir film olduğunu düşünüyorum.
Bunu düşünmemin nedenlerinden bir tanesi de zaten hani genel Christopher Nolan sinemasına göre zaten teknik olarak iyi kurgusu, oyunculukları, öyküsü vs.
her şey belli bir seviyenin zaten üzerinde.
Gözden kaçan bir tarafı var, çok iyi bir tarafı var.
Polisiye sineması üzerine de çok iyi bir örnek.
Polisiye klişeleri üzerine de bir şeyler söylemeye çalışan bir film ve polislik olgusunu işte profesyonel yıllanmış polis ya da daha genç biraz daha yolun başında olan polis, suçlu polis ilişkisi
vesaire gibi bu türün dinamikleri içerisinde de gezinen, bunlar üzerine bir şeyler söyleyen, bazı oyunbazlıklar yapan da bir film de aynı zamanda.
Yani çok uzatmayayım Insomnia'yı ama Insomnia aslında anıldığından daha değerli bir film bence.
Ondan sonra Batman 3'lemesine girişti.
Şimdi Batman 3'lemesi üzerine birkaç şey söylemek istiyorum.
Aslına bakarsanız Batman bilindiği gibi Christopher Nolan yaparken bile çok da yeni bir malzeme sayılmazdı.
DC'nin çizgi roman evreni ta 1900.
Kırklara dayanan bir tarihi var.
Ondan önce de Tim Burton'un 1989'da yaptığı Batman filmi gerçekten çok büyük etki yaratmıştı sinema dünyasında.
Hem yüksek hasılat rakamına ulaşmıştı hem de teknik olarak en azından oyular için çok çok iyiydi.
Michael Keaton'un Batman performansı çok iyiydi.
Christopher Nolan şöyle bir iddiayla Batman 3 demesine girişmişti.
Biraz gerçekçi, daha ciddi.
biraz daha günlük hayata ya da bizim bildiğimiz dünyaya biraz daha fazla uyum sağlayan, biraz daha tanıdık, biraz daha dinamiklerini bildiğimiz, iç yüzünü tanıdığımız bir Batman portresi çizmeye çalışmıştı.
Özellikle Batman Begins'de.
Ondan sonra da devamında Dark Knight gelmişti.
Tabii merhum Heath Ledger'ın...
Unutulmaz Joker performansıyla en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar'ını kendisi vefat ettikten sonra akademi kendisine vermişti zaten.
Dark Knight zaten unutulmaz bir filmdi.
İnanılmaz bir filmdi. Hala adı anılıyor bilindiği gibi.
Yakın zamanda Joaquin Phoenix'in Joker'i de tabii bunu bir anlamda tazelemiş oldu.
O da iyi bir filmdi belki ama...
Hitler'cının Joker'i tabii unutulmazlar arasında çoktan girmişti.
Ondan sonra da Dark Knight Rises yaptı üçlemenin son halkası olarak.
Bence o kadar iyi bir film değildi ama yine kötü diyemeyiz herhalde o kadar teknik ve sinemasal üstünlüğün yanında.
Ancak ondan sonra da baktığımızda bu üçleme genel olarak daha ciddi ve gerçekçi çizgi roman uyarlamalı olarak sinema dünyasına, sinema tarihine katıldı.
Ve ondan sonra...
Özellikle Christopher Nolan bu girişiminden sonra çizgi roman dünyasında biraz daha bir hafif böyle bir gerçekçilik, bir gerçeğe kayma, bir ciddiyet, bir tematik derinlik durumu ortaya çıktı gibi bir hava
var aslında. Hani ilk bunu Christopher Nolan yaptı gibi anan sinema severler ve sinema yazarları da var.
Ne kadar doğrudur, ne kadar yanlıştır emin değilim.
Bunun için ayrıca bir araştırma yapmak gerekli ama payı olduğu kesindir.
Hem de önemli bu payı olduğu kesindir.
Ondan sonra da yine hatırlayacaksınız işte...
İnception, Prestige, Interstellar.
Onun üzerine Dunkirk yaptı.
Şimdi bu filmlerin hepsi yine teknik olarak da çok üstündü.
Hikaye kurguları da çok üstündü.
Ve bir anlamda da bakıldığında hem bilim kurgu hem suç öyküleri hem polisiye...
Belli türlerde çalışıyor Christopher Nolan ama aslında yaptığı filmlerin hiçbiri o türün merkezinde olan filmler değil aslında.
Türün iyi örnekler arasında anılabilir ama tüm klişeleri içeren filmlerden değil hiçbiri.
Dediğim gibi az önce bahsettiğim Insomnia biraz istisnadır.
O da polisiye klişeleriyle biraz oynayan bir filmdir.
Şimdi genel olarak Christopher Nolan sinemasını özetlemiş olduk.
Evet gerçekten çok iyi bir yönetmen.
Çok değerli bir sinemacı. Ancak sinemasının bence zayıf yanları da yok değil.
Bir ileri giden, bir geri giden bu karmaşık hikayeleme, karmaşık öykü kurgusu olayı için güzel bir fikir buluyor çoğu zaman Christopher Nolan.
İşte Memento'da hafızasını kaybeden baş karakter ya da Inception'da.
rüyadan rüyaya girme ve geçme durumu ya da Interstellar'da yaşanabilir öte gezegenler arayan insanların macerasını anlatırken gezegene yaklaşıldığında çok büyük bir kütleye yaklaşıldığında oradaki zamanın
farklı akıp dünyada ya da gezegenin dışındaki uzay gemisinde bekleyen kişi için zamanın çok farklı akması gibi yine zaman kaymalarına neden olan, bunlara olanak veren daha doğrusu fikirler buluyor Christopher Nolan ve
bunu hem psikolojik, sosyal, belki kültürel bir Platformda inceliyor gerçekten.
Ancak filmlerinin büyük çoğunluğunda ne yazık ki filmin ortasından sonra hatta sonlarına doğru tematik, dramatik olarak oldukça derinlik sunan bu fikri incelemeyi
ve araştırmayı bir anda bırakıp bilindik bir Hollywood gişe filmine dönüşen sahneler ve bir final yazıyor genellikle.
Şimdi bu aslında bir zayıflık.
Bunun en net görüldüğü örneklerden bir tanesi bence Inception filmidir.
Inception muhteşem bir dünya kurmuştu hatırladığınız kadarıyla.
Hatırlayan arkadaşlar, izleyen arkadaşlar hatırlayacaklardır.
İnanılmaz bir dünya kurmuştu.
Belki o dünya üzerine onlarca bile film yapılabilirdi.
O kadar zenginli. Ancak filmin son kısmında hani resmen herhangi bir teknik olarak iyi olsa da tabii ama filmin başındaki o düşünsel duygusal derinliği bir kenara bırakıp Bitmek
bilmez aksiyon sahneleriyle bence filmin o muhteşem dünyasını ve çok zengin fikrini biraz sabote ediyordu aslında.
O nedenle Christopher Nolan aslında o tematik derinliği, o duygusal dramatik derinliği, ilginç sinemasal uygulamaları haklı çıkarmak için hani çok da aslında ilgilenmeden öyle sinemi buluyor, ortaya
çıkarıyor. Hani maksat ilginç bir kurguya.
Zemin hazırlasın diye mi bunlarla uğraşıyor?
Yoksa gerçekten söz konusu tematik derinlik onu ilgilendiriyor mu?
İşin dramatik, duygusal, sosyal, psikolojik tarafı onu ilgilendiriyor mu?
Diye şüpheye düşüyor insan gerçekten.
Bence Memento, Christopher Nolan bugün için bile hala en iyi filmidir.
Orada mesela bunu bırakmıyordu.
Filmin en başında da en sonunda da o filmin baş karakterinin özellikle dramatik derinliğini, işin duygusal tarafını hiçbir zaman elden bırakmıyordu.
Ondan sonraki filmlerin hepsinde bunu tam olarak görebildiğimizi düşünmüyorum ben şahsen.
Bu Christopher Nolan'ın biraz yumuşak karnı oluyor.
Biraz zayıf tarafı oluyor bana göre.
İşte bu noktada da Tenet'e gelirsek.
Tenet'te de Christopher Nolan diğer filmlerinde yani tüm filmografisinde karşımıza çıktığı gibi ilginç bir fikir var.
Spoiler vermek istemiyorum.
Daha film yakın zamanda göstereme girdi.
İzlememiş birçok arkadaş vardır.
Burada da ilginç bir fikir var.
Diğer filmlerindeki fikirler kadar doğurgan, güçlü ve ikna edici olduğu kanısında değilim ben.
Ancak yine de neticede bir açıklaması var.
Yani bilimsel ya da görsel olarak bizi ikna eden bir tablo sunuyor tabii ki film.
Bu ilginç fikirle ortaya çıkıyor film yine.
Yine karmaşık zaman kullanımı var.
Öncesi, sonrası hatta burada geriye gitme gibi şeyler var.
Neyse çok ayrıntıya girmiyorum.
Peki film nasıl? Christopher Nolan işçiliği, görselliği, sinemasal gücü hatta ölçeği ve ihtişamı açısından diğer filmleri hiçbir şekilde aratmayacak kadar zengin
ve güçlü bir film. Ancak bence hem duygusal olarak hem tematik olarak hem de senaryo olarak diğer filmlerin hemen hemen hepsinden daha zayıf bir film olmuş arkadaşlar.
Ve hani hayal kırıklığı kelimesini ben pek sevmem.
Çünkü bunun üzerine de bir program yapmayı düşünüyorum zaten.
Bunun üzerine bir sohbet gerçekleştiririz ilerleyen programlarda.
Bir sinema severin yani hepimiz belli beklentilerle belli isteklerle bir filme gidiyoruz ya.
Bir filmin huzuruna çıkıyoruz diyeyim.
Aslında ben bunu biraz sıkıntılı bir...
Film sinemacı ve seyirci ilişkisi olarak görüyorum.
Mümkün olduğunca temiz bir zihinle çok yüksek ön beklentiler olmadan bir filme gitmek gerektiğini düşünen sinema severlerdenim ve sinema yazarlarından biriyim ben ama o yüzden hayal kırıklığı demek istemiyorum.
Ancak gerçekten Tenet ister istemez bir Christopher Nolan filmi.
Hepimiz bunu biliyoruz yani o filme gidip de bunun bir Christopher Nolan filmi olmadığını hani herhangi bir film aa şurada Tenet diye bir film varmış hadi gidelim diyen gerçekten çok az sinema sever vardır diye tahmin ediyorum.
O nedenle Tenet gerçekten Christopher Nolan'ın filmografisinde ve genel sineması içerisinde çok zayıf kalmış.
Çünkü bahsettiğimiz ilginç sinemasal uygulamalara, farklı zaman kullanımlarına, farklı öykü kurgularına olanak veren fikri...
O kadar zayıf tutmuş ki yönetmen burada.
O kadar böyle ucundan böyle yani parmağının ucuyla böyle çok kenarından tutmuş ve aksiyona, patlamaya, çatlamaya, koşuşturmaya o kadar fazla enerji
ayırmış ki. İnanın filmin bazı anlarında aksiyonu izliyorsunuz.
Evet çok neşeli, çok heyecanlı, çok keyifli ama kim neyin peşinde olduğunu bile kaçırıyorsunuz.
Yani o kadar... İşin öyküsü ve tematik tarafı havada kalmış, açıkta kalmış gibi geliyor bana.
Ve aynı zamanda bilindiği gibi tüm filmleri tabii biz karakterlerin gözünden izliyoruz değil mi?
Yani sevdiğimiz karakterler oluyor.
Sevmediğimiz karakterler de olabilir tabii ki.
O başka bir şey ama neticede filmlerin hepsini biz karakterlerin üzerinden okuyoruz bir anlamda.
Ve bu filmdeki karakterler de gerçekten derinliksiz.
Onların neredeyse...
Tek bir başroldeki kadın karakteri istisna tutabilirim.
Bütün filmin tek dramatik derinlik sunan karakteri kadın karakterdi.
Yanlış hatırlamıyorsam hatırladığım kadarıyla.
Onun dışında aklımda kalan diğer karakterlerle ilgili neredeyse hiçbir dramatik derinlik yok.
Hiçbir kişisel duygulanma hissedemiyorsunuz.
Yani karakterlerle özdeşleşebiliyorsunuz belki ama onları doğru dürüst tanımıyorsunuz da tanımıyoruz da tanıyamıyoruz da.
Ve aynı zamanda filmin içerisindeki...
motivasyonları, koşuşturmaları o kadar derinliksiz ve yüzeysel ki filmin dramatik derinliğini, duygusallığını alıp deneyimleyecek bir tutacak dal bulamıyorsunuz yani filmde.
Bir karakterle özdeşleşip onun heyecanını, işte hüznünü ya da onun izlediğimiz sahnedeki duygusal durumunu paylaşacak bir bağlantı kuramıyorsunuz gerçekten.
O nedenle ne yazık ki dediğim gibi Christopher Nolan filmografisinde Baya bir yani öne çıkan filmlerden olmayacağı kesin hatta en zayıf filmlerden biri olabilecek
bir film olmuş ne yazık ki.
Çok yüksek bütçe var işin içerisinde.
Yine değerli oyuncular var çok çalışılmış bir film o çok belli yani ama az önce de bahsettiğim gibi Christopher Nolan o biraz ilginç farklı kendi sinemasına ait olan öykü kurgulaması zaman
farklılıkları gibi şeyleri enerjisini çok fazla ayırmış.
Aksiyona, sarsıcılığa, bütçeye çok fazla enerjisini zamanla ayırmış ve işin dramatik tarafını, işin duygusal tarafını ve tabi bu biraz nereden geliyor?
Yani senaryodan geliyor diyeyim.
Senaryo hatta senaryo demeyeyim ya hatta öykü diyeyim.
İşin öyküsüne o kadar az enerji ayırmış ki sanki sadece filmin öyküsü bizi heyecandan heyecana sürükleyecek aksiyon sahnelerine olanak sağlasın, zemin hazırlasın diye
var. gibi geliyor bana şahsen.
Hani bu filmin öyküsünü metin olarak karşımıza alıp okusak ondan bu kadar büyük bütçeli, bu kadar hani üzerine çalışılacak bir filmin çıkmasını ya da çıkacağını beklemek gerçekten hayalperestlik olur diye
düşünüyorum. Bu anlamda Tenet'in bu zayıflığı başka birçok tarafı gerçekten çok iyi olmasına rağmen yani teknik olarak film çok iyi, kurgusu, ses işçiliği gerçekten çok iyi.
Yönetmenlik zaten yine hani Tenet'i normal bir gişe filmi gibi izleseniz normal gişe filmlerinin çok büyük çoğunluğundan çok daha iyi bir film teknik olarak.
Yani yönetmenliği, açısı, kurgusu, ölçekleri gerçekten çok iyi, çok çalışılmış.
Ancak... Dediğim gibi sadece eğlenmek için sadece biraz unutalım günlük hayattan şöyle bir kopalım bir sarsılalım güzel bir aksiyon filmi izleyelim diye TNT gitmekte ya da bir Christopher Nolan
filmine gitmekte bilmiyorum yani 2000'ler sonrası sinemasına en büyük damgayı vurmuş en değerli yönetmenlerden biri olarak kabul görmüş bir yönetmenin filmine bu niyette gitmekte biraz...
Yani haksızlık olur mu ya da doğru kelime seçiyor muyum bilmiyorum.
Haksızlık demeyelim ama daha fazlasını beklemek hakkımız gibi geliyor bana.
Çünkü neticede Christopher Nolan bugüne kadar yaptığı çalışmaların, tüm emeğinin, bütün harcadığı paranın, bütün yeteneğinin, enerjisinin karşılığını tüm izleyicilerinden...
Gani gani almış bir yönetmen yani.
Hak ederek de almış bir yönetmen.
Çünkü gerçekten çok fazla seveni var.
O nedenle severleri olarak diyeyim.
Christopher Nolan'dan daha iyi filmler beklemek hakkımızdır diye düşünüyorum.
Ve kendisi de normal şartlarda röportajlarını falan gördüğünüzde ya da filmlerine ince ince işlediği, yedirdiği bazı duygusal, düşünsel ayrıntıları düşündüğünüzde hani normalde
böyle bir film yapacak bir yönetmen dedi.
Değil gibi geliyor insana.
Çünkü film gerçekten patlama çatlama oraya koş buraya koş dediğim gibi bazı anlarda kimin neyi kovaladığını unutuyorsunuz arkadaşlar filmde.
Hani şu an bunlar evet buraya gelmişti.
Evet burada çatışıyorlar. Onlar şuradan geldi.
Bunlar kimdi? Bunlar nereye gidiyordu?
Gibi böyle sorular sormaya başlıyorsunuz.
Yani öyküyü unutuyorsunuz neredeyse.
Kimin neyin peşinde olduğunu unutuyorsunuz bazı anlarda.
Ve aynı zamanda bu noktada şöyle de bir ince bir hatırlatma yapmaya çalışayım.
2000'li yıllardan sonra sinemada özellikle aslında bunun tarihi 80'lere dayanıyor.
Hızlı kurgu hani biraz daha hızlı akan hiç sıkmayan sahnelerin birbirini hızla takip ettiği sinema artık günümüzde kaçınılmaz bir şey.
Zaten sosyal medyanın o...
Akan duvar hani sosyal medya duvarı Twitter ya da Facebook ya da Instagram fark etmez.
O duvar hissini verebilmek için de biraz ya da insanların görsel algısını o sosyal medya duvarı biraz biçimlendirdiği için artık filmler çok hızlı akıyor.
Çok fazla plan var çok fazla kurguyla gidiyor filmler.
İşte Tenet de tam olarak bu tuzağa düşmüş bir film bence.
Çünkü o kadar hızlı akıyor ki arada dramatik olan.
Düşünsel ya da duygusal önem sunan bir sürü sahne filmin hızlı akış dinaminin altında eziliyor ve unutuluyor.
Geçiyor gidiyor yani film öyle söyleyeyim.
Bu da ne yazık ki Tenet'in zayıf taraflarından bir tanesi.
Özetle yine çok çalışılmış olsa da yine...
Tabii ki genel gişe sinemasının içerisinde birçok açıdan özel bir yerde dursa da Tenet'in özellikle öykü ve karakter ve dramatik tarafının diğer filmlerine göre ve genel olarak da çok
zayıf olmasından dolayı Kristofanoğlu'nun iyi filmlerinden biri olduğunu düşünmüyorum.
Yine tabii izlemenizi öneririm.
Yine farklı bir deneyim olacaktır.
Keyif alacak arkadaşlar çıkacaktır.
Ancak... Umuyoruz ki Christopher Nolan'ın Dunkirk'teki şaşkınlığı, bize yaşattığı şaşkınlık devam etmez dedik.
Ardından Tenet geldi. Bunda da yaşattığı farklı bir tür şaşkınlık devam etmez diye umuyoruz.
Christopher Nolan çok değerli, önemli yönetmenlerden biri tabii ki.
Onun filmlerini ve sinemasını ısrarla ve heyecanla izlemeye devam edeceğiz bundan sonra da.
Evet bu haftalık bu kadar.
Küçük bir istisna yaptık.
Christopher Nolan ve Tenet konuştuk.
Bir dahaki programda tekrar görüşmek üzere arkadaşlar.
Sevgiler, saygılar, sağ olun.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
