
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, son Stand-up gösterisi Diamond Elit Platinum Plus ve Netflix projesi Erşan Kuneri ile karşımıza gelen ancak sert eleştirilerin hedefi olan, Türkiye'nin en önemli mizahçılarından ve sinemacılarından biri olan Cem Yılmaz ve sineması üzerine konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Geniş kitleler zaten Cem Yılmaz'ı bir stand-up komedyen olarak tanıdı.
Uzun yıllar stand-up gösterileri yaptığı ilk ve en önemli gösterilerinden bir tanesi olan bir tat bir dokunun Türk mizah dünyasına bomba gibi düştüğünü söyleyebiliriz.
Ondan sonra stand-up yapmaya devam etti ancak tabii er geç sinemaya da bulaşacaktı bu bekleniyordu.
Öncelikle oyuncu olarak daha sonra yazar olarak, yapımcı olarak, yönetmen olarak çok sayıda filme imza attı ve geniş kitlelerin hayranlığının sevgisini kazanmış bir isim olarak Türk sinema tarihine diyelim mizah tarihine
adını altın harflerle yazdırdı.
Tabi bu kadar geniş kitleleri adını duyurmanın, bu kadar meşhur olmanın ve mizahta da stand-up komedide de bu kadar başarılı olmanın bir bedeli vardı ki gerçekten en başından beri Cem Yılmaz Türkiye'nin yaptığı
her şey söz konusu olup en ince detayına kadar sohbet ve eleştiri konusu olan aynı zamanda biraz da acımasızca eleştirilen isimlerden bir tanesi oldu.
Daha çok sineması üzerine, mizahı üzerine, sanatı üzerine teknik bir inceleme sunmaya çalışacağız.
Cem Yılmaz komedide, daha çok stand-up komedide çok çarpıcı ve çok farklı bir şey yaptı.
Onun yaptığı şeyi temel olarak iki başlık altında özetleyebiliriz.
Birincisi 70'lerden, 80'lerden yani Cem Yılmaz'ın ustaları diyebileceğimiz mizahçılardan ve özellikle tabii karikatüristlerden günümüze kalan çok önemli bir miras vardı ki bu da...
Eleştirel, politik ve incelemeci bir mizahtı.
O ustalara göre mizah politik olmalıydı, eleştirel olmalıydı, incelemeci olmalıydı.
Toplumun temel dinamiklerini, toplumu etkileyen önemli konuları konu etmeliydi ve bunlar üzerine bir şeyler söylemeliydi.
Cem Yılmaz bu ustaların öğrencisi bir karikatürist ve mizahçı olarak ortaya çıkmış olsa da alt metinsiz bir anlamda toplumsal eleştiri içermeyen hani bazılarına göre bomboş
denebilecek bir mizah yaptı.
Ancak bu mizahı Bu boşluğu diyelim gerçekten haklı çıkarabilen ve bunlar yapılmadan da gayet değerli ve önemli işlere imza atılabileceğini tüm Türkiye'ye gösteren
çok önemli mizahçılardan bir tanesiydi.
Hatta bildiğim kadarıyla ilkti.
Şimdi geniş bir kitle Cem Yılmaz'ı zaten en başında bu açıdan eleştirip ciddiye çok da dikkate almadılar.
Ancak Cem Yılmaz bundan kaçınmadı, gocunmadı.
Birçok kez gösterilerinde bunu söz konusu etti, bunun üzerine gitti.
Hani illa ben düşündürmek zorunda değilim, illa mesaj vermek zorunda değilim.
İşte birlikte güldük, eğlendik, vaat ettiğimiz de buydu.
Bunu da aldınız işte. Demişti birçok kez gösterilerinde ve gerçekten de gösterileri hani bir anlamda altı boş gibi olsa da bir anlamda mesaj içermeyen inceleme içermiyor görünse de o
kadar komikti ki o kadar çarpıcıydı ki Cem Yılmaz'ın o kadar ince o kadar zekice bir mizah tarzı vardı ki gerçekten çok geniş gittiler.
O işin altı boşluğunu o işte eleştirel işte politik ya da...
İncelemeci olmayan tarafını hiç umursamayıp Cem Yılmaz'a sonsuz bir hayranlık beslediler.
Bu ilk yeniliğiydi.
İkinci yeniliği de biraz hani 80'lerden yine 70'lerden gelen bir TRT kültürü.
TRT ile beslenmiş bir meşhurluk ya da hitap ya da izleyiciyle dinleyiciyle muhatap olma anlayışının da dışında başka bir tavır sergiliyordu Cem Yılmaz.
Gayet küstah, gayet üstten bakan, parayı sevdiğini birçok kez söyleyen.
Stand-up'ını izlemek üzere oraya gelmiş o koskoca kalabalığı bir anlamda böyle banknotlar, para desteleri olarak gördüğünü hiç de saklamayan, bunun üzerine birçok kez espri yapmış ve zaten çok
genç yaşlarda çok büyük servete kavuşmuş bir isim olarak da bunu da hiç gizlemedi, bunun da üzerine gitti.
Normalde gayet antipati yaratabilecek olan bir şeyi...
Tamamen bir sempati nesnesine Cem Yılmaz'a olan sevgimizi ve hayranlığımızı katlayacak hani ek bir renk olarak sunmayı gerçekten başardı.
Tabi Cem Yılmaz'ın bu iki çarpıcı tarafı sevenleri olduğu kadar sevmeyenlerin de olacağı taraflardı.
Hani bunu bir yedek tut kenarda tutalım bu oldu ve Cem Yılmaz zaten elbette bunun farkında olan bir komedyen olarak göğüslemeyi başardı.
Ancak ne zaman iş sinemaya geldi orada durum biraz değişti ve orada da zaten benim vurgulamaya çalışacağım özellikle üzerine konuşmaya çalışacağım nokta bu.
Şimdi stand-up komedide çok başarılı oldu tamam ancak stand-up çok bağımsız ve çok özgür bir mecra olarak hani sadece metni sağlam zeki işte diline çabuk bir komedyeni
karşımıza getirdiği takdirde zaten Başarılı olunabilecek bir mecra.
Şimdi bunu küçümsemek için söylemiyorum.
Cem Yılmaz bu anlamda tam olarak hani doğuştan stand-upçı, komedyen olabilecek bir tip gerçekten.
Ancak sinemaya geldiğinizde olay o kadar kolay olmuyor.
Çünkü geçmişte çok daha derin bir tarih var.
Türler var, alt türler var, alışkanlıklar var, teknik taraflar var, izleyiciyle kurulan bağ ya da tavır var.
İşin rengi var, sesi var, senaryosu var, oyunculuğu var.
Yani sanat yönetimi var.
Çok fazla gereklilik bir arada olduğu zaman elbette çok daha üretici kişi, sanatçı kişi, anlatıcı kişi diyelim.
Çok daha böyle bir kapana kısılıyor.
Sağdan soldan onu sıkıştıran ve bağımsız davranmasını hani sahnedeki gibi stand-up komedideki gibi özgürce davranmasını engelleyen.
Çok fazla nokta ortaya çıkıyor.
İşte Cem Yılmaz'ın sinemasına baktığımızda aslında ne yazık ki stand-up komedide olduğu kadar başarılı, güçlü, özgün ve kendine has olmadığını görüyoruz.
Diyebilirim ki Cem Yılmaz'ın sinema macerasında en iyi filmleri aslında saf komedi olmayan filmleriydi.
Bunlar da bence ilk filmi olan Her Şey Çok Güzel Olacak bana göre halen en iyi filmi.
Bu üç film hani komedi dozu diğer filmle göre biraz daha az, biraz daha hani yol filmi gibi, biraz daha serüven filmi gibi, biraz daha suç öyküsü gibi hani belli türleri bir arada barındıran filmler.
Ancak komedi dozları tabii biraz daha az ve bu filmler gayet de başarılı oldular.
Geniş kitleler tarafından da sevildiler.
O kadar fazla gülünmemiş olsa da çünkü zaten amaç bu değildi.
Ancak onun dışındaki komedi filmlerine baktığınızda ki aslında Cem Yılmaz'ın Komedi filmlerinde diğer filmlerine göre biraz daha iddialı olduğunu görüyoruz.
Daha büyük bütçeler ayrılıyor.
Orada daha geniş kadrolar var.
Daha fazla teknik işçilik var.
O filmlerin aslında ne yazık ki çok da çarpıcı.
Hani Türk sineması için yine belli yenilikler içerse de onlardan birazdan bahsedeceğim ama hani genel olarak bakarsak o filmlerle Cem Yılmaz'ın daha iddialı olduğunu, daha güçlü geldiğini ancak o filmlerin aslında o
kadar da iyi filmler olmadığını görüyoruz.
Bunun da sebebi az önce söylediğim sinemanın çok fazla gereklilik içermesi ve bu gerekliliğin...
Hani o sahnedeki Cem Yılmaz'ın özgürlüğüne, rahatlığına pek de fırsat vermemesi.
Mesela bu rahatlık vermeyen konulardan bir tanesi ne?
Hemen söyleyelim. Dramatik yapı.
Cem Yılmaz'ın senaryolarını yazdığı filmlerin hemen hemen hepsinde bir dramatik yapı sorunu var.
Filmlerin bir akış sorunu var, ritim sorunu var.
Bazı anlarda hani komik olabilmek için ya da komik sahneler yazılmak için...
Öyküye ara veriliyor.
Öykünün akmadığını görüyoruz.
Karakter gelişiminde çoğu zaman sıkıntılar ortaya çıkıyor.
Aynı zamanda madem biz komedi yapıyoruz.
Öykünün tamamının komik olması başka bir şey.
Belli sahnelerin komik tasarlanması başka bir şey.
Komik replikler yazılmış olması.
Başka bir şey stand-up'ta siz komediyi istediğiniz gibi yönlendirebiliyorsunuz belki ancak sinemada aynı yönlendirmeyi yapamadığınız için ve Cem Yılmaz da sinemada dediğim gibi stand-up'ındaki gibi
özgür ve rahat davranamadığı için bu filmlerin hem komedi dozu Hem de akış dinamikleri, dramatik yapıları ne yazık ki sorunlu oluyor.
Hatta birçok filmde Cem Yılmaz'ın hani tamamen filmden çıkarıp atsanız filmden hiçbir şeyin eksilmeyeceği çok sahne oluyor.
Ve komik sahneler bazen akan öyküyle, anlatılan öyküyle çok bağlantılı olmuyor.
Bazı sahnelerde ise...
Öykü çok hızlı akıtılırken hani o mizah dozu biraz arka plana düşüyor.
Filmin içerisinde daha enerjisi düşük, daha hani gülünmeyen diyelim ya da hani izleyicide fazla o eğlence hissini, o beklenen eğlence hissini yaratmayan sahneler, ayrıntılar oluyor.
Şimdi bu temel olarak bir senaryo problemi.
İkincisi de aynı zamanda Cem Yılmaz hiciv mizahı.
Hollywood'un eleştirisi işte dinozor filmleri, tarihsel filmler, işte aksiyon filmleri, Hollywood klişeleri üzerine filmler yapıyor.
Bunları yaparken aynı zamanda onları
kullanmaya çalışıyor.
Bunu yaparken de neticede karşınızda rakip olarak Hollywood var.
Hollywood filmlerine de benzer bir şey yapıyorsunuz aynı zamanda ve elbette Türkiye'nin en büyük filmlerini yapıyor olsanız da teknik olarak Hollywood'un çok gerisinde kalıyorsunuz.
Hani bir anlamda eleştirdiğiniz şeyi yaparken elbette onun kadar da iyi ve güçlü yapamıyorsunuz.
İşte Cem Yılmaz'ın düştüğü en büyük tuzak aslında buydu.
Evet bu yeni bir şeydi ancak...
Fikir olarak çarpıcı olsa da uygulamada o kadar da güçlü ve çarpıcı olmayan bir şeydi.
Hele hele sahnedeki çarpıcılığını Cem Yılmaz'ın hiç de barındırmayan bir şeydi.
Buna ek olarak Cem Yılmaz'ın ve aslında biraz hani Cem Yılmaz'ın kendi döneminin diyeyim mizahçılarının da ortak sorunu zaten.
Cem Yılmaz'ın en büyük çelişkilerinden bir tanesi de ne yazık ki şu.
Onun yaptığı mizah, onun çağdaşlarının yaptığı mizahın temelinde Türk'ün eksikliği, Türk'ün acziyeti var ve aslında onlar da Türk ve ne
yazık ki onların da eksiklikleri ve acziyetleri var diyeyim.
Ancak kendileri bu ülkenin, bu ülke insanının eksikliklerini konuşup mizah konusu yaparken onların eksikliklerini söz konusu eden kitleleri genellikle eleştirdiler
ve üzerlerine yönlendirilen eleştirileri kabul etmediler.
Şimdi az önce dedim ya Cem Yılmaz.
Hem küstah ve kibirli oluşunu hem de mesajsız ve altmetinsiz bir mizah yapışını nasıl kendi komedisine kattı ve göğüsledi?
İşte ne yazık ki sinema kariyerinde bunu yapamadı.
Onu eleştiren insanlara gayet ciddi ve sert cevaplar verdi.
Hani filmlerinin iyi olmadığı ya da hani işte eleştirildiğini düşünelim, başarılı bulunmadığını düşünelim.
Bunu nazikçe göğüsleyemedi, bunu kabullenemedi.
filmlerinin ne kadar iyi ya da kötü olduğu konusunda çok fazla bir şey söylemedi.
Hatta bazı zamanlarda özellikle sosyal medyada bunlara itiraz etti.
Hatta kendi ekibi de bunları yaptı.
Ne yazık ki bazı oyuncu arkadaşları ya da onun çevresindeki insanlar.
Hani Cem Yılmaz'ın yaptığı filmleri hem Cem Yılmaz'ın hem de onun tayfasının diyelim çevresinin böyle bir korumaya çalıştığını onlara hani dokunmaya çalışanı eleştirmeye çalışanı üzerine Negatif
yönde bir şeyler söylemeye çalışan kişileri eleştirdikleri ve sert tavırlarla karşıladıklarını gördük.
Şimdi ne yazık ki bu çok üzücü bir şey kötü bir şey.
Her ne kadar Cem Yılmaz komedide çok özgün ve bağımsız olsa da sinemada zaten böyle olamazdı ve olamadı da zaten olmadı da.
İşte bir anlamda kendi mizahını yaparken güçlü ve başarılı olsa da sinema yaparken.
Hem çevresini hem ekibini hem de filmlerini savunmak zorunda kaldı.
Her ne kadar sahnede hani ona bir eleştiri gelecek olsa ve o anında cevap verebilecek olsa hani taşı geriye koymak denir ya kendisi zaten bunu başlarda çok güzel yapıyordu.
Hani ısrarla yapıyordu daha sonra bunu yapmamaya çalıştığını yapmak istemediğini söyledi.
Herhalde doymuş olsa gerek aslında.
Hani stand-up evet eleştirilere cevap vermek için uygun bir mecra ancak işte sinema değil.
Eğer eleştirilere yaptığınız işle cevap vermek istiyorsanız Cem Yılmaz'ın stand-up'ta yaptığı gibi sinemada da bunu yapabilmeyi başarmanız ya da en azından buna niyetlenmeniz gerekir.
Ancak işte Cem Yılmaz bunu sinemasıyla yapmadı.
Sinemasına olan eleştirileri günlük hayattan cevap verdi ve ne yazık ki burada daha da fazla eleştirildi.
Son stand-up'ı Diamond Elite Platinum Plus Gerçekten Cem Yılmaz severleri şok etkisini uğrattı çünkü ilk kez bir Cem Yılmaz stand-up'ı kötü bulundu.
Artık Cem Yılmaz bitti, hiç güldüremiyor, hiç gülmediğim, hiç keyif almadığım Cem Yılmaz bitmiş vesaire dendi.
Birçok şey söylendi bunun üzerine.
İkincisi Erşan Kuneri.
Dizisi de çok kötü yönde eleştirildi.
Esprilerin çok kötü olduğu söylendi.
Hani Cem Yılmaz'ın eski mizahını eski gücünü hiçbir şekilde dizi formatına aktaramadığı söylendi.
Hani şu son yaptığı iki işle Cem Yılmaz daha önce eleştirilmesi olmasına rağmen en azından herkes Cem Yılmaz'ın çok komik bir kişilik olduğunu kabul ederdi.
Artık komedisiyle de eleştirilmeye ve aslında diyebiliriz ki Cem Yılmaz'ın komedisinin bittiği artık komik bir insan olmadığı söylenmeye başladı.
Bunun üzerinde de çok hani farklı fikirler var neden böyle oldu diye.
Ben kendi fikrimi söyleyeyim.
Bence Diamond, Elite, Platinum Plus çok da kötü bir stand-up değil.
Ben gayet de güldüm, eğlendim.
Hani eski stand-uplarının enerjisi ve gücünün olmadığı çok belli.
Ancak kötü demek bence çok acımasızca olur.
Gayet de iyi bir stand-up bence.
Yine hani Türkiye'de stand-up yapan başka birçok kişiye göre çok daha iyi bir şov var karşımızda.
Ancak bakarsanız Cem Yılmaz'ın biraz metinleri değiştiği, biraz ilgilendiği, konular değiştiği, biraz tavrı yaklaşımı değişti.
Ve bunun temelinde de bazı Cem Yılmaz severlerin hani benim tanıdığım bazı sinemacılar, yazarlar, dostlarım şöyle bir tespit yapıyorlar.
Ben de o tespite katılıyorum.
Bunun sebebini neye bağlayabiliriz tam olarak bilmiyorum ama Cem Yılmaz ne yazık ki halktan kopmuş bir kişilik artık.
Eski stand-up'larında hiç sosyal medya kullanmadığını söylemişti birçok kez.
Bir de bunu biraz da gururla söylemişti.
Hiç işim olmaz gibilerinden söylemişti.
Tabi aradan zaman geçti artık sosyal medya kullanıyor neticede.
Ancak biraz arkadan gelmiş bir sosyal medya kullanıcısı diyebiliriz onun için.
İşte bir zamanlar gururla söylüyordu ya ben sosyal medya kullanmıyorum diye.
İşte belki de sebep odur.
En güncel eğilimleri artık herkes kaçınılmaz olarak sosyal medyadan takip ediyor.
Artık sohbetler, mizah anlayışı, genel sanat anlayışı, estetik anlayışı her şeyi sosyal medya besliyor ve yönlendiriyor.
İşte Cem Yılmaz halktan belki de sosyal medyayı çok yoğun kullanmadığı ya da sosyal medya gündemine çok fazla bakmadığı ya da belki de sosyal medyayla biçimlenmiş bir gençliği sosyal
medyadan yakalayamadığı için belki de bazı şeylerin arkasında kalmıştır.
Elbette artık hani 50 yaşına geldi bu da belki de normaldir.
çok sert bir tarz değişikliğine girmesini ya da bambaşka bir mizah yapmasını kendi adama beklemiyorum.
Çünkü onun kendi mizahı zaten çok güzel.
Ancak ilgilendiği konular, anlattığı öyküler ve karakterler ister istemez artık sosyal medya gençliğinin, Z kuşağının genel eğilimlerin, en yakın dönem eğilimlerin biraz dışında
kalacaktır belki. Bu noktada da belki yine sinema yaparken düştüğü tuzağa düşecek.
Çünkü stand-up yaparken kendisine Yönlendirilen eleştirileri mizahın içerisine katabiliyordu ancak sinema yaparken bunu yapamadı.
İşte ne yazık ki sosyal medya kullanıcısı olarak da bunu yapamadı ve sosyal medyayı yeterince sıkı takip edemedi.
Sosyal medyanın yönlendirdiği ve...
Belirlediği ortaya çıkardığı jargonu genel eğilimleri genel mizah biçimini tam olarak kavrayamadı ve bu nedenle zaten güncel olandan ve biraz da halkın içerisinden uzaklaştı
koptu biraz da hani geride kaldı ifadesi tam olarak doğru mudur bilmiyorum ben tam olarak öyle görmüyorum ama.
Eleştirilerin kaynağında bu varsa artık komik değil deniyorsa Cem Yılmaz için bunun sebebi yüksek olasılıkla bu bahsettiğim sosyal medyadan ve güncel olandan uzak kalması olabilir diye
düşünüyorum. Evet çok acımasızca eleştirildi Cem Yılmaz ancak bunun...
Meyve veren ağaç taşlanır hesabı gerçekten Cem Yılmaz'ın ne kadar güçlü ve önemli bir insan olduğunu da gösterdiğini iddia edebilirim.
Ancak son dönemdeki mizahının düşmesi, artık eskisi kadar komik olmaması iddiası...
Ne kadar haklı ne kadar haksız gerçekten şu an tam olarak bilmiyorum.
Bunun üzerine bir yorum yapmanın zor olduğunu düşünüyorum.
Bunun üzerine yapacağımız yorumuysa bundan sonra onun kariyerinin nasıl ilerleyeceği ve hangi noktaya evrileceği üzerinden anlamlanacağını düşünüyorum.
O anlamda diyebiliriz ki...
Zaten ilk günden beri Cem Yılmaz'ın hani soluksuz ve yorulmaz takipçileriyiz.
Birçoğumuz, ben de öyleyim, birçoğumuz da öyleyiz.
Bundan sonra onu takip etmeye devam edeceğiz.
Ancak takip ederken odaklandığımız nokta sadece gülmek ve eğlenmek ve Cem Yılmaz'ın ne kadar hani komik biri olduğu, ne kadar harika işlere imza attığı olmayabilecek.
Bakalım Cem Yılmaz bundan sonra ne yapacak?
Takipçisiyiz ve onu takip etmeye...
Dediğim gibi biraz farklı bir kafada olsa da devam edeceğiz.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
