
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu Haftalık Bu Kadar Bölüm 4
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Güçlü beklenen filmler.
Sürekli bunları konuşuyoruz.
Şöyle bir ara veremiyoruz bir türlü.
Sinemasal açılımlar da biraz azaldı.
Bu haftalık bu kadar da azaldı.
Ama istiyorum yapacağım.
Güzel bunlar da arada mutlaka olması lazım.
Bu hafta bu haftalık bu kadarın dördüncü bölümünü artık yapalım dedim.
Çok da güzel bir konum var arkadaşlar.
Hoşlanacağınızı düşünüyorum. Besleneceğinizi düşünüyorum.
Şimdi şöyle söylemeye çalışayım.
Çok genel bir kaide yani.
Çok sıradan bir şey ki.
Üç yıl kadar önce ben Sinematris'e yeni yeni başladığım zamanlarda bu benim bir rahatsızlığımdır.
İlk programlardan bir tanesi zaten Sinematris'in bu konuydu.
O programın adı Zamane Sinema Severliği'ydi ki ben eleştiri yazdığım dönemlerde Zamane Sinema Severliği başlığı altında bir yazı yazmıştım.
Bu konu demek ki çok uzun süredir benim rahatsızlıklarımdan bir tanesi ki bence herkesin rahatsızlığı.
Hadi Görkem söyle artık nedir şu konu diyorsunuz biliyorum hemen söylüyorum.
Herkesin kendi dönemine sahip çıkması, her dönemin kendi filmlerine, müziklerine, modasına, kılık kıyafetine, paradigmalarına, alışkanlıklarına sahip çıkıp
başka dönemlerin sanatına, modasına, müziğine vesairesine dudak bükmesi olgusu.
Belli dönemin sinema severliği, belli dönemin sanat severliği.
Hepimiz kendi dönemimizin birer ürünüyüz.
Beğenilerimiz, sanat algılarımız, beslenme alışkanlıklarımız, hayata bakışımız, politik görüşümüz vs.
yani elbette dönemsel olarak bunlar değişiyor, dönüşüyor.
Herkes de daha çok tabii ki kendi döneminin değerlerine sahip çıkıyor.
Evet bu doğru. Hatta muhtemelen insanlık yerleşik hayata geçtiğinden beri herhalde bu böyledir.
Yani insanlar gelecek nesilleri bir şeyler bırakma becerisine ulaştıktan sonra herhalde böyle bir olgu ortaya çıkmıştır diye tahmin ediyorum.
Larry Schinner adlı bir sanat tarihçesinin yazdığı Sanatın İcadı diye bir kitap var.
Benim sanat tarihi üzerine okuduğum en iyi kitaplardan bir tanesi gerçekten.
Çok iyidir. Bu kitabın şu an elimde 127.
sayfasında 22 Ocak 1687 günü diye başlayan bir paragraf var.
Bu paragrafı şimdi ben size okumak istiyorum aslında ama biraz uzun bir pasaj.
Onun için fazla zamanınızı almamak için okumayacağım ama orada ne diyor biliyor musunuz?
Şunu diyor. 1687 günü Academia François diyor bu Fransızca akademisinde Charles Perrault diye bir yazar bir akademisyen kendi döneminin yazarlarının
eski çağ yazarlarından daha iyi olduğuna dair bir şiir okuyor akademi üyelerine.
Ve burada diyor ki akademi üyeleri bu şiire ve o şiirin içindeki iddiaya bugünün yazarları eski çağ yazarlarından daha iyidir iddiasına.
Resmen delirmişler köpürmüşler.
Nasıl günümüzde bir yazar der ki bugünün yazarları eski yazarlardan daha iyi.
Bakınız 1687'den örnek veriyorum baya yazılı.
Demek ki bu hep vardı yani 1600'lerde neredeyse yani orta çağda bile herkes kendi dönemine sahip çıkıyor.
Her zaman eski daha iyidir.
Her zaman iyiden kötüye gidilir.
Her zaman yenileri eleştiririz, eskilere sahip çıkarız.
Hani normalde ilerici, çağdaş, medeni, geleceğe bakan bir mecra olmasını umduğumuz ya da hani öyle olduğunu tahmin ettiğimiz sanat dünyasının kendi
içerisinde ne kadar muhafazakar olduğu gerçeği gerçekten çok can sıkıcı.
Ama biz hadi kendi yaşadığımız dönemlerden bahsedelim.
20. 21. yüzyıldan bahsedelim.
Her zaman eski iyiydi, yeni kötü.
Öyle mi? Elbette öyle değil.
Elbette öyle değil.
Bunu nasıl anlatacağız? Bunu nasıl izah edeceğiz?
Nasıl bunu savunacağız?
Ben bilmiyorum. Bu konuda bir şeyler söylemek istiyorum.
Tabii ki kendi penceremden, sinema üzerinden.
Sinema tarihinde de o zamanı sinema severliği başlığı altında yaptığım programda kısmen bundan bahsetmiştim.
Ana fikir, ana iddiam şuydu ki her sinema sever kendi döneminin filmlerine sahip çıkıyor.
Ancak bu gerçekten sıkıntılı bir bakış açısı.
Tamam herkes kendi döneminin eserlerini sevebilir ama bu kendisinden sonra gelen başyapıtlara, iyi filmlere, değerli üretimlere kaba bir ifade olacak ama bok atması diyelim değil mi?
En güzel ifade bence o.
Bok atmasını gerektirmez.
Ancak o bok atılıyor arkadaşlar.
Bunu biliyorsunuz, hepimiz biliyoruz.
Şimdi ben bu sohbetin bir adım ilerisini yapmaya çalışacağım ancak...
Tam bir boomer kafasıyla hareket etmeye çalışacağım.
Çünkü her ne kadar artık ben 40 yaşımı falan geçmişim adamım.
Ben de bir boomer'ım. Ama en azından o boomer'lığın sendromlarına kapılmamış bir boomer olduğumu düşünüyorum.
Zaten bugünkü sohbet umuyorum ki öyle biri olduğumu gösterecektir.
Ama boomer gibi davranacağım.
Niye? Çünkü günümüz gençlerine biraz giydireceğim.
Ama başka bir açıdan giydireceğim.
Nasıl? Şöyle ki. Hepimiz kendi dönemimizin eserlerine sahip çıkıyoruz.
Okey. İşte benim atıyorum işte babam veya işte babamın nesli diyeyim hani şu an için işte 60'lı yıl yaşlarında, 70'li yaşlarında olanlar işte 1970'lerin filmlerini mesela övüyorlar.
İşte Godfather çıktı neydi be muhteşemdi ondan sonra film yapılmadı falan.
Peki tamam. Ondan sonra benim neslim biz 80'lere 90'lara sahip çıkıyoruz.
İşte Geleceğe Dönüşler, Batmanler, işte Dövüş Kulübü, Matrix falan filan tamam.
Şimdi 30 yaşından daha genç olan, sesimi duyan herkese sesleniyorum.
Neredesiniz siz? Hani sizin döneminizin başyapıtları?
Son 10 senede, 15 senede hatta 20 senede, 2000'lerin sonrası hani 2003-2004'ten sonrasını yeni bir dönem olarak kabul edelim.
Son 20 yılı ki benim dönemimin son başyapıtları Matrix, Dövüş Kulübü gibi filmler 90'ların sonunda yani 99-2000 gibi yıllarda çıkmıştı o filmler ve hatta o filmler için 100
yılı kapatan filmler gibi yakıştırmalar yapılmıştı.
Evet biraz fazla iddialı belki ama gerçekten 90'ların sonunu olağanüstü biçimde özetleyen nefis filmler vardı.
Diyorum Matrix ve Dövüş Kulübü ilk akla gelen iki örnektir.
O iki örnekten yola çıkarak işte 2000-2001 falan gibi 90'ların bittiğini ve 2000'ler sonrası hadi araya da birkaç yıllık bir boşluk koyalım böyle bir geçiş dönemi koyalım diyelim ki.
2005'ten sonra yeni bir dönemin çıktığını varsayalım arkadaşlar.
Olmaz mı? Olur. Bence çok da yanlış değil.
Zaten 2000'lerden sonra dünyada gerçekten değişimler oldu.
Özellikle de neyin değişimi oldu?
Tabii ki internet ve sosyal medya dönemi.
2000'lerin ortasından itibaren işte 2005, 2003, 2008'de falan işte Facebook'tur, Twitter'dır falan hani artık böyle mail grupları vesaire vardı ondan önce tabii sosyal medyadan önce.
Ama ondan sonra sosyal medya çıktı ve dünya zaten çok değişti.
Ondan dolayı hani kabaca diyorum çizgiyi böyle hani bu tip bir çizgiyi çok keskin çekmek kolay değildir ama 2005 diyelim yaklaşık olarak.
2005'ten bugüne şu an 2024'teyiz.
Neredeyse 20 yıl geçmiş.
Bakın bu dönemi biz bir dönem olarak kabul edelim.
Ve 90'ların sonunda dünyaya gelmiş 90'lılar diyeceğimiz bir kitle artık kaç yaşında?
20'li yaşlarında değil mi?
İşte bu kesimin bu zaman dilimine ait başyapıtları olması lazım.
Ve bu başyapıtları Bulmer görken belirleyemez.
Ben belirleyemem. Bu benim haddim değil.
Ben bir sinema yazarı olarak, sinema tarihçisi olarak falan tamam bana göre şu film başyapıt, şu olağanüstü, şu süper, şu harika diyebilirim.
O başka. O benim eleştirmen görüşüm, sinema yazarı görüşüm falan.
Aslında bu dönemin gençlerinin, bu dönemde dünyayla tanışan ve dünyayı etkileyen, biçimlendiren gençlerin yargıları bu dönemin başyapıtlarını oluşturup ortaya
çıkarmak zorunda. Şimdi soruyorum.
Evet gençler sizin başyapıtlarınız hangileri?
Biz boomerlar size fiyaka yapıyoruz ya hani.
Bak bizde şöyle filmler vardı.
Bizde böyle filmler vardı.
Bunlar da film mi? İşte Marvel'da film mi?
O da film mi? Bu da film mi? Değilse poz atıyoruz ya.
Sizin döneminizi bokluyoruz ya affedersiniz.
Heh. Bizim filmlerimiz vardı.
Bakın biz filmlerimize ve kendi dönemlerimize sahip çıkıyoruz.
Onları seviyoruz. Tekrar tekrar izliyoruz.
Efsanelerini yaşatıyoruz. Onlar bizi anlatıyor.
Ben mesela Sinema'da izlediğim ilk film E.T.
1982-83 falan olması lazım.
Çünkü çok küçüktüm daha okula bile gitmiyordum yani.
Büyülenmiştim yani dünyam değişmişti.
Diyorum işte geleceğe dönüş Batman.
Ben bu filmlerle 80'lerin Indiana Jones'lar bu filmlerle sinemayla tanıştım.
Ve çok şanslı bir sinema severim ben gerçekten.
Çünkü sinema tarihinde önemli bir özel bir dönemde ben sinemayla tanıştım.
Ve kendi dönemime kendi dönemimin başyapıtlarına yönetmenlerine sahip çıkıyorum.
Hala onları izliyorum hala onları seviyorum vesaire.
Ve size diyorum bakın tekrar söylüyorum size ben poz atıyorum artistlik yapıyorum.
Bunlar benim başyapıtlarım sen ne anlarsın sinemadan ben günümüz gençliği hadi yürü diye gıcıklık yapıyorum eziyorum ben seni ey genç ey 2000'ler genci.
Bana karşı diren direnmelisin direnebilmek için de senin başyapıtların olmalı ve o başyapıtlara sahip çıkmalısın.
Bana demelisin ki senin başyapıtların geçti gitti bitti artık yok onlar.
Bugün sinema bu demelisin, sanat bu demelisin, bugünün başyapıtları, bugünün sinema eserleri, sanat eserleri bunlar demelisin.
Şu noktada diyorum hani o Bulmer sancılarına, sendromlarına hapsolmadığımı hissediyorum kendi adıma.
Ben bugünün başyapıtları eğer varsa, bence var ama diyorum ben gençler adına bugünün başyapıtlarını belirleme, o yetki bende değil, bu haddim değil benim yani bunu yapmamam lazım.
Ama ben kendimce en azından kendi görüşümde günümüz başyapıtlarını mümkün olduğunca netleştirip anlatmaya, yaymaya ne bileyim onları kutsamaya çalışıyorum.
Mesela bence 2000'lerin gerçek bir başyapıtı 2 sene önce gösterime girmiş olan Her Şey Her Yerde Aynı Andı.
Bu film bence bir modern çağ başyapıtı.
Çok güncel bir başyapıtı bence bu.
İnanılmaz bir film. Bakınız.
Son 10 yılda 20 yılda ortaya çıkmış en büyük bilimsel gelişmelerden, bilimsel teori diyelim hatta hipotez diyelim.
Teori bile demek doğru değil bilimsel olarak.
Hipotez denebilir. Paralel evrenler hipotezi.
O evren, bu evren, paralel evren.
Şunu yaparsam böyle bir evrene gideceğim, bunu yaparsam böyle.
Bakın paralel evren olgusunu en iyi işleyen filmlerden bir tanesi.
Bu bir. İki. Göçmenlik olgusu.
Bakınız. Şu an bütün dünya göç dalgasıyla çalkalanıyor.
Tam bir göç. Amerika'daki işte Çinli bir ailenin hayatını anlatıyor mesela.
Ne kadar günümüze ait bir konu.
Şu an Türkiye'de sayısız genç.
Türkiye'den kaçıp gitmek istemiyor mu?
Avrupa'ya, Amerika'ya, Uzakdoğu'ya her nereyeyse önemli değil.
Neticede bir göçmen olmayı ülkelerinin değerlerinden, kültüründen vesaire işte ailesinden, dostlarından her şeyden kopup yeni bir hayata yelken açmayı isteyen milyonlarca genç var Türkiye'de.
Bunu biliyoruz. Yani bir anlamda göçmen ya da ekspat mı deniyor?
Olmayı kabul ediyor bu gençler peşinen, baştan.
Bu nasıl bir ruh hali acaba?
Bu nasıl bir yaklaşım? Bunu kabul ediyorlar.
Elbette bu gençler aptal değiller.
Bizlerden diyeyim çok daha ileri insanlar bunlar.
Dünya görüşü olarak.
Ve bunu istiyorlar. Ama bunun elbette kötü tarafları da olacaktır.
Elbette o insanlar bunun da farkındalar.
Bakınız 2-3 deli bozuk bir mizah.
Bizim dönemimizde böyle bir şey yoktu.
Bizim dönemimizde komedi filmi vardı.
Komik olmayan film vardı.
Yani işte draması, aksiyonu, bilim durgusu neyse vardı.
Bir de komedi filmleri vardı.
Şimdi komedi filmi diye bir şey yok.
Komedi... Bütün türlerin içerisine sızmış durumda.
İşte her şey her yerde aynı anda.
Hep inanılmaz bir gerilim aksiyon filmi falan böyle bilim kurgu.
Aynı zamanda inanılmaz komik bir film.
Karmakarışık bir kurgusu var.
Zaten paralel evrenler olgusu üzerine.
Ama bir yandan da karmakarışık anlatıyor öyküsünü falan.
Yani tam bir, bakın tam bir 2020'ler filmi.
Ancak bu filmden gençler nefret ediyorlar.
Mesela ben bunu anlayamıyorum.
Gerçekten anlayamıyorum. Ya arkadaşlar bu film aslında tam sizin döneminizin başyapıtı.
Neden günümüz gençleri şu filme sahip çıkmıyor ben bilmiyorum.
Twitter'a giriyorum, Eksi Sözlü'ye giriyorum, sinema sitelerine giriyorum, sinema forumlarına giriyorum.
Her yerde küfür kıyamet.
Berbat film. Ya ne istiyorsunuz?
Diyorum bakın belki ben göremiyorumdur.
Yani sizin adınıza diyorum gençler adına ben bu film gençlerin başyapıtı olmalı.
Deme haddime sahip değilim aslında ama görebildiğim kadarıyla diyorum.
Bakın yanılıyor olabilirim ama bu film bence bir modern çağbaş yapıtı ama gençlerin umurunda değil.
Şimdi bakınız başka mesela paralel evren diyorum.
Bence şu son 20 senenin en büyük olayı bu.
Oyun dünyasında da bu var, sinemada da var, çizgi romanlarda da var.
Paralel evren meselesi çok gerçekten önemli bir şey.
Gençlerin de çok sarıldığı bir şey.
Her yerde görüyorum yani bu olguyu.
Mesela Coherence diye bir film var.
bağımsız bir bilim kurgu filmi.
2013 yapımı çok düşük bütçeli falan.
Adı da Parallel Evren diye bilinir.
Türkçe'ye öyle çevirdiler. İnanılmaz bir film ya.
İnanılmaz bir bilim kurgu.
Müthiş bir bilim kurgu gelelim Parallel Evrenler üzerine.
Şimdi bence bu film 2010'ların diyeyim 2013 yapımı film anmaya çalıştığımız dönemin bence gizli başyapıtlarından bir tanesiyim.
Muhteşem bir film. Hiçbir yerde gençler tarafından çok da böyle anılıp kutsandığını görmedim gerçekten.
Yok. Başka bir örnek vereceğim.
Predestination diye bir film var mesela.
2014 yapımı. İnanılmaz bir sarmal hikaye.
O da paralel evren olayı yok bunda ama ona benzer bir yapı var.
Kısmen de paralel evren hikayesi gibi.
Oyun mantığı var. Bakın arkadaşlar oyun.
Günümüz gençliği zaten hani son birkaç yılda, beş yıldaydı yanlış hatırlamıyorsam.
Oyun dünyasının toplam ekonomik hacmi tarihte ilk defa sinemayı geçti.
Bakın görsel sanatlarda sinemadan sonraki...
En büyük sanat adayı yani 8.
sanat adayı oyunlar gerçekten.
Ve onlarda da paralel evren olguları çok karşımıza çıkıyor.
Ve sinemada da oyun yapısı gerçekten çok çazip.
Aslında o çok daha önce başladı.
80'lerde falan sinemada oyun görselli veya oyun kurgulu filmler başladı yavaş yavaş.
Ama günümüzde daha da netleşti.
Daha da bu ay yuka çıktı böyle.
Şu Predestination filmi bence günümüz gençlerinin...
tam olarak sarılıp da benim dönemimin başyapıtı diyeceği filmlerden bir tanesi bence.
Hiçbir yerde görmedim ben bu filmin kutsandığı veya benim dönemimin başyapıtlarından biri bu dendiğini.
Başka birçok film örneği verebilirim.
Mesela yakın zamandan elbette Marvel filmleri, işte DC filmleri.
Bunlarda paralel evren meselesi bayağı var.
Dr. Strange'in çoklu evren çılgınlığında.
Dr. Strange'in ikinci filminin adı bu mesela.
Çoklu evren mesela bak ne kadar net.
Örümcek Adam'da vardı galiba.
No Way Home'da mıydı?
Eve Dönüş Yok filminde.
Onda paralel evrenler var.
Paralel evrenlerden gelen düşmanlar var falan.
Örümcek Adam'da 3 tane örümcek adam oluyor falan.
Şimdi bak yine bir paralel evren öyküsü.
Şimdi bunların hepsi diyorum benim görebildiğim kadarıyla dönemimizin filmleri, dönemimizin başyapıtları olabilecek aday filmler.
Yani sohbetin başında söylediğim gibi günümüz gençlerinin...
Bizim onlara o diyorum attığımız fiyakaların e işte bizim ne başyapıtlarımız vardı şimdikiler film mi diye son derece buğmuru bir kafayla laf sokmalarımıza karşı direnebilecekleri
filmler bunlar bence. Ama diyorum ben günümüz gençlerinde kendi dönemlerinin başyapıtlarını belirleyip onları sarıldıklarını ve onları sahiplendiklerini yani
bu yolla. Aslında kendi sinema dönemlerini sahiplendiklerini pek görmüyorum.
Aksine kendi dönemlerinin filmlerine bol bol giydirdiklerini görüyorum.
O kötü, bu kötü, o beş para etmez, o hiç ikna edici değil, o hiç iyi değil falan filan yani.
Küfür kıyamet. Peki soruyorum gençler.
Hangileri sizin başyapıtlarınız?
Siz seçin, bize bırakmayın.
Bizim haddimiz değil sizin başyapıtlarınızı seçmek.
Bir tek şine sarılıyorlar gibi geliyor bana günümüzün gençleri.
Christopher Nolan'a sarılıyorlar.
Evet, tamam. Christopher Nolan 2000'lerden sonra daha çok tanındı, bilindi.
Herhalde günümüz gençleri bir tek Christopher Nolan'a biraz sahipleniyorlar.
Yani benim dönemimin yönetmeni diye Nolan'ı sahipleniyorlar.
Herhalde Interstellar ya da Inception, benim dönemimin başyapıtı diye böyle sahiplendikleri film herhalde Inception var falan ama sadece Nolan'dan ibaret görüyorum ben.
Başka var mı, yok mu?
Diyorum gözümden de kaçıyor olabilir kusura bakmayın.
Fazla cüretkar konuşmak istemiyorum.
Dediğim gibi günümüz gençlerin adına konuşmak hiçbirimizin haddi değil.
Benim gibi 40 yaşını geçmiş bir adamın hiç haddi değil ama işte bana direnmiyor gençler.
Bana direnmeleri lazım.
Diyorum kendi başyapıtlarını çıkarmaları lazım.
Kendi başyapıtlarına sahip çıkmaları lazım.
Ama diyorum tam tersine bir tavır görüyorum.
Günümüzün olası başyapıtlarının hepsini...
En çok da gençlerin linç ettiğini ve gözden düşürdüğünü görüyorum.
Bunu garipsiyorum gerçekten.
Yani tarihte bütün dönemin gençleri, insanları kendi dönemlerinin filmlerine sahip çıkmışlar arkadaşlar.
Ne değişti? Gerçekten ne değişti biri bana söylesin.
Bu soruya karşı da şöyle bir olasılık geliyor aklıma.
Bunu da geçmiş programlarda birkaç kez ben dile getirilmiştim.
Herhalde artık günümüzün gençleri kendilerini sembolize eden mecra olarak sinemayı görmüyor olabilirler.
Yani sinema benim zamanımdaki gücünü hala taşımadığı için belki de gençler başka mecraların sanat eserlerine sahip çıkıyorlar.
Başka anlatılara sahip çıkıyorlar diye tahmin ediyorum.
Böyle olabilir diye tahmin ediyorum.
O da yüksek olasılıklı diyorum. İki tane olasılık var.
Bir tanesi oyun dünyası sinemayı devirdi artık çok net çok ortada bu.
Bir de elbette sosyal medyanın kendisi.
Yani işte YouTube, TikTok veya başka hani olası binbir türlü mecra.
Yani oranın en büyük anlatıları, oranın en büyük nasıl diyeyim en fazla reyting alan, izlenen belki programları, kanalları vesaireleri belki de günümüz gençliğinin sahip
çıktığı. Görsel anlatım yöntemleridir.
Olabilir. Hani öyleyse de problem yok, sıkıntı yok ama diyorum bana göre zaten sinema geçmişe göre gözden düşmüş durumda ama o kadar da değil ya.
Yani o kadar da değil yani.
Bence henüz, henüz onun için erken.
Gelecekte belki sinema daha da azalacak, daha da küçülecek olabilir.
Bitmeyecektir elbette. Heykel bitti mi?
Hayır. Resim bitti mi? Hayır. Müzik bitti mi?
Hayır. Bitmeyecek. Sinema da bitmeyecek ama öncü görsel anlatım ve sanat biçimi olmayacak.
Bunu da zaten ben kendi adıma söylüyorum.
Sinemayı çok seven bir insan olmama rağmen kendimi sinemayla ifade etmeye meyilli bir insan olsam da ben bunu çok rahat kabullenebiliyorum.
Sinemanın dönemi geçiyor. Geçti hatta belki de.
Ama henüz o kadar da değil.
Bu küt diye olmaz yani.
5 senede 10 senede olmaz yani.
Bir sanat dalının, bir sanat anlatısının gözden düşüşü 3-5 senede 10 senede olmaz yani.
Biraz daha uzun sürer. Ve şunu söyleyeceğim son olarak.
Mesela Netflix başyapıtları olması lazım.
YouTube başyapıtları olması lazım.
TikTok başyapıtları olması lazım.
Twitter mesela ilk atılan tweet sanat eseri kabul edildi biliyorsunuz değil mi?
Müzelere alındı. İşte bak tam bundan bahsetmeye çalışıyorum.
Bunun olması lazım. Şu an ne var?
Son 20 senede ne çıktı?
Görsel anlatı, görsel yöntem, haberleşme yöntemi, paylaşım yöntemi, hikaye anlatma yöntemi ne çıktı?
Her ne halt çıktıysa bakın umurumda değil.
Yani umurumda değil derken. Şunu kastediyorum fark etmez diyorum hangisi olursa olsun.
Ben tırnak içinde bir bulmur olarak ne kadar önemsiz görsem de o mecrayı başyapıt çıkardıysa eğer o mecra güçlüdür.
O mecra iyidir, o mecra önemlidir.
Yeni mecra orasıdır artık sinemayı geçmiştir orası.
Ama bir şart var. Orası başyapıt çıkarmak zorunda.
Belli paradigmaları çıkarmak zorunda.
belli ön kabulleri, belli kuralları, belli anlatım biçimlerini, belli yöntemleri çıkarmış olmak zorunda.
Bence internet yavaş yavaş o kıvama geliyor.
İşte o zaman da şu gereklilik ortaya çıkıyor.
Gençler, siz günümüzün sinema başyapıtlarını çıkarmıyor musunuz?
Umursamıyor musunuz sinemayı? Tamam.
O zaman sizin döneminizi anlattığını iddia ettiğiniz başka görsel anlatı biçimlerini Sırtlanmana sahiplenmeniz ve onun başyapıtlarına sarılıyor olmanız lazım.
Eee okey. Eğer öyle bir şey varsa yani ben kaçırıyorumdur.
Çünkü ben derecede bir sinema yazarıyım.
Sinema üzerine konuşuyorum ben.
Artık günümüz gençleri sinemaya sahip çıkmıyorsa tamam.
Ona da ben bir şey diyemem. Ama dediğim gibi henüz bunun için erken diyorum.
Ve bence günümüzün gençleri kendi sinema eserlerine, kendi dönemlerinin başyapıtlarına, kendi dönemlerini sembolize eden ve gelecekte Bu dönemi sembolize
edecek olan filmlere sahip çıkmıyorlar.
Gibi hissediyorum, bilmiyorum, belki de yanılıyorumdur ama görebildiklerim bu.
Bu fikri, bunu sizinle paylaşmak istedim.
Zamanı sinema severliği programında anlatmaya çalıştığım konunun bir nevi bu ikinci bölümü gibi oldu.
Yani devam bölümünü çektim gibi bir şey oldu.
Bilmiyorum, umarım derdimi anlatabilmişimdir.
Bu konu zaman zaman tekrar açılacak.
Dediğim gibi benim bu konuya biraz takıntım var.
Önemli bir konu olduğunu düşünüyorum.
Bu konuyla ilgili başka tespitlerim olursa yine sizinle paylaşmaya çalışacağım.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Ya
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
