
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta Sinematris'te, Bu Haftalık Bu Kadar'ın 3. bölümü ile karşınızdayız. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Bu haftalık bu kadarın üçüncü bölümünü yapacağız.
Daha önce de bahsetmiştik serbest sinema sohbetleri yapacağız bu başlık altında demiştik.
İlk iki programda biraz daha birbirinin devamı gibi olan konulardan bahsetmiştim ama bu hafta öyle yapmayacağım.
Hani madem serbest sinema sohbeti dedik daha da serbest takılalım.
Sinema üzerine ne görüyorsak ne gözümüze çarpıyorsa bunlardan bahsetmek istiyorum.
Şimdi şöyle bir şeyden bahsetmeye çalışacağım bu hafta size.
Sosyal medya döneminden sonra sinema severlik de bayağı bir değişti.
Hani ben onun öncesini de yaşadığım için az çok iki dönemi biraz karşılaştırabiliyorum.
Sosyal medya döneminde biraz daha böyle herkes sinema üzerine fikirlerini tabii ki haliyle ve iyi ki de tabii bu çok güzel bir şey.
Daha serbest biçimde sosyal medyada paylaşmaya başladı.
Herkes farklı şeyler söylüyor, herkes farklı fikirde, herkes sinemaya çok farklı bakıyor.
Aslında belki de önceden de öyleydi ama hani bunu biz bilmiyorduk sadece.
Sinema üzerine belli yayınlar vardı, sinema dergileri vardı, sinema programları vardı sinema yazarlarının yaptığı.
Biraz daha elbette fikirler daha kısıtlıydı böyle, daha az.
Farklı sinema fikri, farklı sinema görüşüne ulaşabiliyorduk.
Biz artık böyle değil. Artık inanılmaz bir zenginlik var.
Bunun iyi tarafları var, kötü tarafları var vs.
Bu çok uzun bir konu tabii.
Buna girmeyeceğim ama şöyle bir nokta özellikle benim dikkatimi çekiyor.
Sanki insanlar sinemayı böyle bir tür nasıl diyeyim bilgilenme aracı, böyle bir ansiklopide okurmuşçasına, bir filozofun kitabını okurmuşçasına, bir psikoloğun,
işte bir sosyoloğun, bir bilim insanının veya bir tarihçinin bir kitabını, bir araştırmasını, bir tezini okuyormuşçasına bilgilenmek için sinema filmi izlendiğine dair böyle
bir algı var. Şimdi dürüst olmak gerekirse ben buna inanmıyorum.
İnsanların, sinema severlerin çok çok büyük bir çoğunluğunun eğlenmek için, keyif almak için sinemayla ilgilendiğini ve film izlediğini düşünüyorum.
Ha elbette eğlenme...
Aynı zamanda bilgilenme anlamına da geliyor olabilir.
Yani ben bunda hiçbir mahsur görmüyorum.
Elbette sinemadan o açıdan da besleniyor olabiliriz.
Bunda bir sakınca yok ki. Ben bu görüş üzerine birçok şey söylemiş de aynı zamanda bir sinema yazarıyım ki.
Mesela ne demiştim ben bunun üzerine?
Birçok şey söyledim de.
Mesela her iyi film bir belgeseldir diye bir tweet atmıştım ben mesela.
Çünkü her iyi film işlediği konuyu, resmettiği coğrafyayı, anlattığı dönemleri, kişileri, ortamları...
çok iyi, doğru ve aynı zamanda gerçeğe mümkün olduğunca uygun ya da en azından gerçekle tutarlı bir şekilde resmetmeye çalıştığı için yani siz bir tarihsel film izliyorsanız atıyorum işte 1600
'lerde İngiltere'de geçen bir film izliyorsanız ve o film özenli bir filmse o dönemi elbette gerçeği çok uygun bir şekilde karşımıza getirecektir değil mi?
Elbette. İşte bu aynı zamanda bir belgeseldir.
Diyorum ben. Bunu iddia ediyorum.
Ondan dolayı hani bunu örnek vermiş olayım kendi fikirlerimden, tespitlerimden.
Son 20 yılın, 30 yılın sinemacılarına bakalım.
Mesela şöyle bir örnek vereyim ben.
Şimdi Christopher Nolan çok bildiğimiz, sevdiğimiz bir yönetmen değil mi?
Son 20 yılın en önemli, en büyük yönetmenlerinden bir tanesi.
Onun son filmi hangisi?
Oppenheimer. Oppenheimer fizik tarihinin, bilim tarihinin gerçekten önemli kişiliklerinden bir tanesi.
Aynı zamanda da çok önemli bir tarihsel kişilik değil mi?
Evet. Şimdi ben şunu mikrofonuma soruyorum.
Hepimiz Christopher Nolan'ın kim olduğunu biliyoruz.
Evet o bir yönetmen, iyi bir yönetmen.
Bir şeyleri anlatıyorsa, bir şeyleri konu ediyorsa hani bu işi iyi yapacaktır, karşımıza iyi bir film getirecektir diye tahmin ediyoruzdur, öyle bekliyoruzdur.
Ve onun Oppenheimer'ı anlatması bize gerçekten çok keyifli geldi.
Film iyi bir hasılat rakamına ulaştı, iyi eleştirileri aldı falan filan.
Peki şöyle düşünelim.
Adını sanını bilmediğimiz bir yönetmen.
Hatta belki de bir belgeselci.
Oppenheim'ın üzerine gayet de iyi bir film yapmış olsaydı, elinden geldiğince bunu tanıtmış olsaydı, sosyal medyada falan bu konuşulsaydı, bakın.
Kaç kişi o filmi gidip izlerdi?
Tamam hani elbette Christopher Nolan'ın bir kredisi var yani yüksek hasılat rakamına ulaşır elbette.
Yani şimdi hani o film mi daha çok izlenirdi, bu film mi daha çok izlenirdi diye kıyas yapmıyorum.
Yanlış anlamayın beni ama şunu söylemeye çalışıyorum.
Christopher Nolan'ın Oppenheimer filmini izleyenlerin ne kadarlık bir kısmı gerçekten bilimsel bilgi almak için Oppenheimer'ı izledi.
Şimdi başka bir sürü kıspas verebilirim.
Çok fazla detaya inmeyeyim ama hani çok büyük bir çoğunluk yani o filmi izleyen 100 kişinin inanıyorum ki 99'u Aslında keyif almaya gitti.
İyi bir film izlemeye gitti.
Ha aynı zamanda bilimsel bilgilerle donatılmış olabilir film.
Birçoğumuz bilimsel bilgi almış olabiliriz o filmden.
Oppenheimer'ı daha iyi tanımış olabiliriz vs.
vs. Ama aslına bakarsanız çok azımız gerçekten bilimsel bir beslenme niyetiyle o filme gitti.
Böyle bir tespit yapıyor olurken de bir şeyleri eleştirmeye falan çalışıyor değilim.
Sinema aslında... Bizim daha çok sevdiğimiz, eğlenmek için gittiğimiz bu eğlenme farklı şekillerde olsa da iyi vakit geçirmek için ilgilendiğimiz bir alan yani
eğer bilimsel olarak diyorum işte sosyal olarak, kültür olarak, politik olarak falan bilgi edinmeye çalışan insanlar sinemadan beslenmektense bilgi alma açısından beslenebileceğimiz
Sinemadan ileride o kadar fazla kanal var ki sinemaya sıra gelmez gerçekten.
Yani Oppenheimer'ı mı tanıyacağız?
Hadi bir film izleyelim de Oppenheimer'ı tanıyalım mı diyeceğiz?
Var mı böyle bir şey? Hayır. O bir bilim insanıdır.
Bir fizikçidir. Onun üzerine bir sürü yayın vardır.
Belgesel vardır. Araştırmalar vardır.
Dediğim gibi tezler vs. vardır.
Onlara bakarak Oppenheimer'ı tanımaya çalışırız biz.
Neyse başka bir konuya gireceğim.
Şimdi o tarihsel bir kişilikten örnek verdim ama.
Diyelim ki biz psikoloji bilimine ilgi duyuyoruz.
Psikoloji üzerine filmler izlemek bize keyif verecektir değil mi?
Doğru elbette. Ancak biz psikolojinin ne olduğunu sinemadan mı öğreneceğiz?
Yoo hayır böyle bir şey yok.
Açacağız kitap okuyacağız, tezlere bakacağız, bilimsel araştırmalara bakacağız.
Psikolojiyi sinemadan öğrenmeyeceğiz.
Kim psikolojiyi sinemadan öğrenmiştir?
Çok düşüktür yani bunun oranı bence.
Çünkü psikoloji bir bilimdir ve bizim onu öğrenme yolumuz sinema değildir.
Başka bir örnek vereyim.
İkinci Dünya Savaşı üzerine bir şeyler öğrenmek istiyoruz diyelim ki biz.
İkinci Dünya Savaşı nasıl patlak vermiş, hangi ülkelerde süre gitmiş, o dönemde toplum nasıl sosyal, kültürel, politik, ekonomik değişimler geçirmiş, sarsıntılar geçirmiş vs.
Diyelim ki bu konu üzerine bir araştırma yapan kişiyiz, herhangi bir kişiyiz.
Yani bir tarihçi değiliz ya da bir bilim insanı değiliz diyelim ki.
Ne yapacağız? Açıp okuyacağız değil mi?
Tarihsel kitaplar var bunun üzerine.
Yine araştırmalar var, tezler var.
Ve bakınız şu noktaya da dikkat çekmek istiyorum.
İkinci dünya... İkinci
Dünya Savaşı üzerine sinemada çok güçlü filmler vardır.
Hatta bunun üzerine bir akım vardır İtalyan yeni gerçekçiliği akımı.
İkinci Dünya Savaşı sonrası İtalya'sını Avrupa'sını yani mükemmel biçimde resmetmiş filmler çıkmıştır İtalyan yeni gerçekçilik akımında.
İkinci Dünya Savaşı üzerine yani bir yayın okursanız bir tez okursanız yüksek olasılıkla İtalyan yeni gerçekçiliği akımının dahilindeki filmlere bakınız geçecektir.
Hani öneriler çıkacaktır onu...
Rahatlıkla söyleyebilirim ama yine de yine de aynı şeyi iddia edeceğim.
Biz 2. Dünya Savaşı üzeri bilgi edinmeye çalışan herhangi bir kişiysek ilk başvuracağımız kaynak sinema mı olur?
Hayır, olmaz. Sinemaya da uğrarız belki.
Okey, bunda sıkıntı yok. Ama ilk başvuracağımız kaynak sinema olmaz.
Başka başka örnekler verebilirim.
Yani işte Oppenheimer dedim, psikoloji dedim, 2.
Dünya Savaşı dedim. Örnekleri kısa kesiyorum.
Özetle şu noktaya geleceğim.
Sinemadan bilgi alıyor olmak güzel bir şeydir ama şu yargıya da varmak bence çok yanlış değildir.
Sinema bir bilgi alma kaynağı değildir.
Belgesel sinema desek biraz daha dürüstçe olur, biraz daha mantıklı olur, anlaşılı olur ama hele hele kurmaca sinema, hele hele bir senaristin, bir yönetmenin, bir yapımcının biçimlendirip
karşımıza getirdiği üretimleri birer bilgi kaynağı olarak görmek, Gerçekten pek de ikna edici olmayan ancak bizim bilgi alma dürtümüz ve çabamızın içerisinde çok
küçük bir kesre çok küçük bir pasta dilimini teşkil edecek bir alandır sinema.
En başına gidiyorum sohbetin ne dedim hani sosyal medyada insanlar artık hani çok özgürce fikirlerini dile getiriyor dedim ya gerçekten ben sosyal medyada Hani sadece bilgi almak için sadece
işte belli konularda fikir yürütmek için hani kabaca biraz daha entelektüel çabalarla sadece film izleyip de böyle hani sanki genel izleyici kitlesinin daha üst
mertebesinde daha üst bakışıyla sinemayla ilgilenip de sinemadan genel sinema sever kitlesinin.
pek de beslenmeye bu noktaya dikkat kusura bakmayın bunu söylediğim için hani aklının zekasının entelektüel birikiminin bakışının yetmediği bir beslenme biçimiyle sinemadan beslendiğini
hani sanki iddia eden ya da böyle bir nasıl diyeyim dediğim gibi bir üst mertebe bir üst akıl bir üst göz üst bakışla sinemayla ilgilendiğini hissettirmeye çalışan sinema severlerinin olduğunu görüyorum
şimdi gerçekten böyle bir şey varsa Hiç problem değil.
Tebrik ediyorum. Lütfen bize de öğret o bakışı ki biz de senin gibi sinemaya bakabilelim.
Biz de senin gibi beslenebilelim.
Bizim için de yani sinema çok daha üst mertebeden bir anlatım biçimi olsun.
Ben buna razıyım gerçekten.
Yani bunun bana formülü verebilecek bir sinema severi arkadaşım varsa o arkadaştan beslenmeyi isterim.
Hiç de böyle bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Hani sinemadan bilgi de ediniyorsak çok avantgard bir yönetmenin Sinemasını çok seviyorsak.
Bakın ne dedim hani aslında o da seviyorsak.
Yani onu da seviyoruz aslında.
Sevdiğimiz için gidiyoruz.
Güzel vakit geçireceğimizi inandığımız için izliyoruz.
Kimden örnek vereyim mesela güncel böyle çok daha düşünsel böyle entelektüel avantgard kim var?
Mesela Michael Haneke. Michael Haneke gerçekten böyle bir isim.
İnsanın ufkunu açabilecek, onun kafasını karıştırabilecek bir yönetmen gerçekten Michael Haneke.
Muhteşem bir adam. Hani Michael Haneke'nin sinemasına ilgi duyan sinema severlerin bile ben.
Bilgi edinelim hadi biraz daha bizi böyle bilgilendirsin.
Bizi böyle hiç bilmediğimiz, düşünmediğimiz, duymadığımız hani bilgi dağarcımızda olmayan bir şey alalım Michael Haneke'den diye Michael Haneke'nin izlendiğini ben düşünmüyorum.
Michael Haneke'nin bakışını seviyoruz.
Eleştirel tavrını seviyoruz.
İğneleyiciliğini seviyoruz.
Yani aslında yine de onu seviyoruz.
Sevdiğimiz için biz gidip Michael Haneke izliyoruz.
Eğer Michael Haneke'nin bize sunacağı bir psikolojik, sosyal, kültürel bir açılım, bilgi dağarcığımıza eklemek istediğimiz bir şeyi sunarsa da eğer sunuyorsa da diyelim ki biz onu gidip yine
bir bilimsel çalışmadan, bir akademik çalışmadan, bir işte kitaptan, bir yayından vesaire okurusak çok daha fazla bilgiye deniriz aslında.
Ve hatta belki de onun üzerine Michael Haneke'yi izleriz ki hem bilimsel, akademik bilgiyle alakalı bir beslenme olur.
Hem de Michael Haneke'nin o konu üzerine bakışını deneyimlerek hani tam böyle ballı börek yani tam böyle katmerli bir incelemeye, bir bilgilenmeye, bir beslenmeye imza atmış oluruz.
Ancak sözün özü ben bilgi edinmek için sinemayla ilgileniyorum.
Diyen arkadaşların o yaklaşımına diyorum saygı duyuyorum eğer böyle bir şey varsa da ama bana pek de ikna edici gelmiyor.
Bence sinema bizim için duygusal bir beslenme, bir eğlence, bir keyif, bir iyi vakit geçirme her ne şekilde besleniyorsak beslenelim fark etmez yani.
Benim en karşı olduğum şeylerden bir tanesidir bu.
İsteyen sinemadan istediği gibi beslenir.
Yani hiçbir beslenme biçimi bence diğerine göre daha üstün, daha kutsal, daha değerli, daha özel, daha önemli falan değildir.
İsteyen istendiği gibi beslensin.
Ama neticede o beslenmenin ben toplamda duygusal bir beslenme ve iyi vakit geçirme olduğunu düşünüyorum.
Bunu iddia ediyorum. Genel deneyimlerim de benim bu yönde yani.
Çevreme baktığımda işte...
İster genel sinema sever kitlesi olsun ister biraz daha entelektüel sinema sever kitlesi olsun hatta sinemacılar olsun yönetmen olsun senarist olsun hemen hemen herkes çok büyük bir kitle çok genel bir kitle yani
bence sinemadan dediğim gibi iyi vakit geçirmek için duygusal olarak beslenmek için sinemayla ilgileniyorlar.
Geçenlerde Christopher Nolan'a bir soru sormuşlar.
Yani işte filmlerinizi işte anlamakta falan hani zorlanan izleyiciler hani karmakarışık anlatıyor böyle karmaşık kurgu kullanıyor falan.
Hani anlamakta zorlanan izleyicilere ne diyorsunuz falan diyor.
Adam çok güzel bir şey söylüyor. Anlamaya çalışmayın sadece hissedin derim ben o kişilere diyor.
Bu güzel bir cevap bence.
Bu cevabın da ve Christopher Nolan'ın da bu açıdan eleştirebilecek tarafları var.
Yani Christopher Nolan'ın bu talebi dile getirecek ilk yönetmen olduğunu düşünmüyorum ayrı konu.
Ama yine de çok güzel bir cevap vermiş bence.
Hisleri duygu doğru güzel vakit geçirmedir bence sinema arkadaşlar.
Özetle hepimiz sinemayı...
Sevdiğimiz için güzel vakit geçirmek istediğimiz için daha çok izliyoruz bence ve bu yaklaşımda da bu beslenmede de hiçbir problemin sorunun olmadığını düşünüyorum.
Bunun üzerinde bir üst akla üst göze ve üst bakışa çok da ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum arkadaşlar.
Evet bu haftalık bu kadarın üçüncü bölümünde size eğer becerebildiysem yapabildiysem farklı bir yaklaşım sunmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
