
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, "Bu Haftalık Bu Kadar''ın ilk bölümü ile karşınızdayız. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Ben de bu rastgele sohbetlerimize rastgele sinema sohbetlerimize bu ismi vermeyi uygun gördüm.
Bundan sonra bu haftalık bu kadar adını gördüğünüz anda.
Hani ne çıkacağı belli olmaz.
Rastgele sinema sohbetleri yapmak istiyorum.
Bu hani bir anlamda benim böyle sinemaya karışlarım, sinema üzerine fikirlerim, düşüncelerim vesaire gibi olacak ama çok da böyle narsist bir kafaya girip sadece kendimden bahsetmeyeceğim tabii ki size.
Belli bir sinema sever kitlesinin hislerini, duygularını paylaşabileceğimi, onlar üzerine bir şeyler söyleyebileceğimi düşünüyorum.
Ondan dolayı bu rastgele sinema sohbetlerini bundan sonra yapmak istiyorum.
Birinci haberim bu, ikincisi de...
Ta programın başlığında bile andığım hani sinema konukları alacağım tanıdığım birçok sinema duayeni arkadaşım var.
Oyuncu arkadaşlarım var, senarist, yönetmen arkadaşlarım var.
Sinema tarihini bilen, çok böyle entelektüel ya da çok duygulu, sinemaya çok sinema sever, çok sinefil, çok duygulu yaklaşan, birçok sinema sever dostum var.
Bu dostlarımı da belli başlıklar altında sinema sohbetlerine konu etmek istiyorum.
Hem bilgi dolu hem duygu dolu sohbetler ortaya çıkacağına inanıyorum.
Ondan dolayı bundan sonraki haftalarda da sinema konukları, sohbet konuklarıyla da karşınıza gelmeye çalışacağım.
Ama önce, ondan önce şu, bu haftalık bu kadar.
Sohbeti formatı altında ilk programımızı yapmaya çalışalım.
Hiçbir zaman bitmeyen bir sohbettir.
Sinema yazarları çok böyle sinemaya entelektüel yaklaşır.
Çok sinema tarihi, çok sinema kuramları.
Şu yönetmen şunu anlatır.
Alt metinde bu var falan filan diye.
Hani böyle bir... Nasıl diyeyim?
Biz sinema yazarlarını, sinema konuşmacılarını, sinemaya biraz daha derin, biraz daha detaylı yaklaşan insanları böyle elimiz top sakalımızda kaşırken böyle boynumuzda fularla sinema izliyoruz, sinemaya yaklaşıyoruz, sinema
konuşuyoruz falan diye zanneden bir kitle var.
Birçok kez bu görüşte, bu bakışta olan insanlarla karşı karşıya gelip sinema sohbeti yapmaya çalışıp zorlandığım olmuştur.
Ben tamam kendi adıma konuşayım.
Ben elbette sinema tarihini mümkün olduğunca araştırmış, incelemiş falan bir insanım.
Neredeyse okumadığım kuram yoktur.
O üzerine okumadığım, çalışmadığım sinema dönemi yoktur falan filan ama.
Mesela size şöyle bir örnek vereyim.
Yaşım 40'ı geçmiş.
Ben her kış, inanın her kış Harry Potter serisini baştan aşağı tekrar izlerim.
Tamam nerede abi o entelektüellik?
Nerede o fırlar top sakal yani?
Yok öyle bir şey. Bunu insanlara biz anlatamıyoruz.
Sinema tarihi sohbeti yapıyoruz.
Sinema kuramlarından bahsediyoruz falan.
Ben oturup karate filmleri izliyorum.
Star Wars'ları 3 kere 5 kere tekrar tekrar izliyorum.
Hani o kadar klişe, o kadar basit.
Hesapta sinema entelektüeli olup da böyle o da film mi ya falan diye hep aynı şey, hep aynı şey ıstıp ıstıp önümüze getiriyorlar.
Muhabbetleri vardır ya. Bu muhabbetleri yapan...
Hani o entelektüel tırnak içinde kitlenin burun kıvırdığı filmleri o kadar çok izliyorum, o kadar çok seviyorum ki bunu size inandırmam ya da anlatmam çok zor gerçekten.
Mesela Marvel değil mi? Son 20 senenin en böyle sinema dünyasına hakim olup da bol bol küfredilen, neredeyse artık hakaret edilen en büyük sinema üstadlarını işte Coppola'lar, işte bilim Scorsese'ler falan, Nuri
Bilge Ceylanların burun kıvırıp da sinemanın tüh Allah kahretsin ne hale geldi.
Dediği bir koskoca sinemasal bir dünya evren Marvel evreni değil mi?
Hep şunu söylemişimdir.
Twitter'da da bunu birçok kez tweetine atmışımdır.
Ya ben Nuri Bilge Ceylan'ı da çok seviyorum.
Martin Scorsese'yi de çok seviyorum.
Ama sayın hocalarım, sayın entelektüel, sayın çok avantgard sinema yönetmeni büyüklerim, hocalarım kusura bakmayın.
Sizi de çok seviyorum ama Marvel'ı da çok seviyorum.
Var mı abi burada bir sıkıntı?
Bunu bir türlü insanlara anlatamıyoruz.
Sinemanın ne bir alanı diğerini dışlar ne de ben.
Sinemanın en popüler en klişe en böyle sıkıcı gişe vıcık vıcık sinemasına da sırt dönerim.
Öyle bir şey yok öyle bir ayrım yok.
İnanın ki o kadar çok seviyorum ki sinemanın her alanından filmi hatta tekrar tekrar izlemeyi.
Yani ben Nuri Bilge Ceylan'ın bana göre en iyi filmi bir zamanlar Anadolu'dadır.
Üç kez izledim yani hani evet biraz sıkıcı uzun falan film ama o kadar seviyorum ki o kadar güzel bir film ki.
Ama Avengers'ı da...
Üç kez izledim ben hani ilk filmi belki beş kez de izlemişimdir bilmiyorum.
Yani sinemayı sevmenin entelektüellikle sinema tarihi çalışmış olmakla eleştirmenin olmakla işte mikrofonlarda veya köşe yazılarında veya eleştiri yazılarında ahkam kesmekle sinemayı
sevmenin hiçbir ahlakası yok.
Ama şunu kaybetmemek lazım bunu da hep söylemişimdir burada da lafı gelmişken bir kez daha söylemek istiyorum.
Hani bir sinema sever işte sinemayla ilgilenir ilgilenir diyelim ki bir süre sonra sinema tarihine bakmaya başlar, sıra dışı filmlere bakmaya başlar, avantgardları takip etmeye başlar.
Hani sinemanın farklı alanlarını bol bol inceler, izler, bakar, kendince böyle fikirler oluşturur, yazılar yazmaya başlar, konuşmalar yapmaya başlar.
Okey tamam hani o artık bir ne bileyim sinema konuşmacısı, sinema yazarı falan olmuştur tamam ama bu o kişinin sinema sevgisini...
Ya da en böyle en amatörce, en safça, en çocukça, en naifçe sinema duygularını kaybettiği anlamına mı gelir?
İşte böyle bir şey yok.
Hiçbir zaman olmadığı, bunun da olmadığını ben bir türlü insanlara gerçekten anlatamıyorum.
Birçok sinema sever dostum var.
En kral böyle sinema yazarı kadar entelektüel bilgisi var, birikimi var.
Ama o sinemaya entelektüel yaklaşmıyor.
Yani en avantgard, en böyle...
Sanat filmi üreten işte sinemaları, yönetmenleri falan seviyor, izliyor, keyif alıyor bundan.
Yo öteki arkadaşım da ne bileyim Star Wars seviyor, Star Trek seviyor.
Öteki arkadaşım Harry Potter seviyor.
Ya arkadaşlar sinema sevgisi başka bir şey.
Sinemanın farklı alanlarına sevgi duymak başka bir şey.
İkisi aynı şey değil. Yani Zeki Demirkubuz bir sanat yönetmeniyse illa onu entelektüeller mi izler?
Böyle bir şey yok ki.
Sinema severlik ya da bir filmi sevmek, bir türü sevmek, bir yönetmeni sevmek entelektüellikle bağdaştırılabilecek bir şey değil.
Bu çok yanlış bir algı.
Bunu da diyorum anlata anlata bitiremiyoruz.
Evet ben neredeyse 20 yıldır elimden geldiğince gerçekten entelektüel bir kafayla, bakışla sinemayla ilgilenmeye çalışıyorum ama İnanın ki ne bileyim Tony Stark Kaptan Amerika'ya böyle yumruğu
çaktı mıydı ya o kadar duygulanıyorum ve şevkleniyorum böyle hararetleniyorum ki size anlatamam yani Voldemort'la Harry'nin o kavgasını 20 kez falan izlemişimdir.
O kadar haz duyuyorum ki o kadar mutlu oluyorum ki en vıcık diyorum gişe işini en popüler sinema işini bile izlemekten inanın en Harry Potter fanı kadar da Keyif alıyorum yani
ışın kılıcı benim için heyecan verici bir şeydir.
Bakın samimiyetle söylüyorum.
Bu programlarda birçok kez bilmiyorum benim sohbetlerimde öyle bir alt metin ya da böyle bir yan anlam gören arkadaşlar olmuş mudur ama.
Çok büyük sinema başyapıtlarının hani bir dönemlerin çok önemli filmlerinin devamları yapılıyor ya şu an işte diyorum Star Wars'ların, Terminator'ların, Matrix'lerin falan Matrix Resurrections'ı beğenen herhalde
tek sinema sever olabilirim ya da sinema yazarı eleştirmen olabilirim gerçekten.
Bunda Matrix'in o eski bölümlerine olan...
Olağanüstü hayranlığımın da etkisi var.
Yani onu söylemeye çalışıyorum.
Terminatörün devam bölümleri çok kötü denip duruyor.
İşte Star Wars'un yeni bölümleri kötü.
Star Trek'lerin yeni bölümleri kötü.
Scream'lerin yeni bölümleri kötü.
To Evil That Rises kötü bir film.
Bu filmlerin hemen hemen hepsi o eski çok önemli, değerli, çok sevdiğimiz filmlere duydukları saygıdan dolayı sadece benim...
...sevgimi saygımı kazanmıştır...
...bu filmleri seviyorum ben diyorum hani...
...bütün dönemler aşırı devam filmleri...
...neredeyse seviyorum... ...hani başka nedenlerden de seviyorum ama...
...o eski çok sevdiğim filmleri...
...duydukları... ...hayranlıktan seviyorum...
...yani kalkıp kaç bölüm sonra...
...T-800... ...o robot tekrar çıkıp...
...karşıma geldiğinde... ...o taa 1986-84 muydu...
...ilk Terminator 86 miydi...
O filmdeki Terminator'ı o Arne'nin o kötü oyunculuğunu o robotik hareketlerini falan tekrar hatırlıyorum.
Ve o efsaneyi tekrar karşı o yaşlanmış Arne'nin o buruşuk suratındaki o robotik oyunculuğu tekrar görmek.
Hani bakın bunun entelektüellikle sinema yazarlığıyla sinema konuşmacılığıyla falan.
Abi hiçbir şeyle alakası yok.
Bu benim hani böyle gerçekten beni çekeleten sinema duygusu sinema sevgisi bu.
İnanın ki. Gerçekten sinemayı sevmek bambaşka bir şey.
Ona entelektüel yaklaşmak, sinema tarihi çalışmak.
Abi bunlar başka bir şey.
Evet bunları yapmayı ben kendi adıma diyorum.
Bütün sinema yazarı arkadaşlarım da öyledir yüksek olasılıkla.
Bunlar üzerine çalışmalar yapmayı falan seviyoruz okey ama diyorum bu yani Tony Stark'ın diyorum kaptana bir yumruk çaktığında benim coşmamı engelleyecek şeyler değil.
Şimdi bu noktadan da şuraya geçmek istiyorum.
Sinemayla ilgilenen kitlerin, sinema seven kitlelerin de Kendi içinde bazı böyle gruplandırmaları var, bir başlıkları var.
İşte sinema sever olmak şu demek, sinefil demek bu demek, entelektüel sinema sever bu demek, genel izleyici kitlesi bu demek falan diye böyle tanımlar kabaca yapılır ama hiçbirinin sınırları çok net, çok böyle kalın
çizgilerle ayrılmış değildir inanın ki.
Ben şunu söylemeye çalışıyorum.
Gerçek sinema sever bana göre, bakın bu bir kuram değil, bu bir kural falan değil, öyle bir iddiada değilim.
Ben kendi görüşümü sadece açıklıyorum.
herhangi bir sinema filmiyle duygusal etkileşime giren herkes bana göre sinema severdir.
İsterse 30 tane kitap yazmış olsun, isterse 40 senelik sinema yazarı olsun, isterse hayatında tek bir tane film izlemiş bir Tunus olsun.
Fark etmez. Duygusal etkileşime girmektir bana göre sinema severliğin sınırı.
Diyorum ben neredeyse gerçekten 20 yıldır baya derin biçimde sinema tarihi çalışıyorum, sinema çalışıyorum, kuram çalışıyorum vs.
ama Ya tekrar tekrar izlediğim ya inanın ki bakın 30 kere 40 kere izlediğim film var.
Hangisi? Mesela Dövüş Kulübü.
Mesela İhtiyar Delikanlı.
Mesela Olan Şüpheliler.
Mesela Esaretin Bedeli.
Bu filmleri ben bir de şimdi 90'larda çocuk olmuş, 90'larda sinema sever, hani sinemayla tanışmış bir sinema sever olarak ben çok şanslı bir sinema sever döneminden geliyorum gerçekten.
Çünkü 90'larda revizyonist sinema diye bir program yapmıştım geçtiğimiz haftalarda.
Hani bence güzel bir program olmuştu.
Orada derdimi bayağı anlatabilmiştim.
Güzel de tarihsel bilgiler falan verdiğime inanıyorum.
Orada biraz kendi şansımdan da bahsetmiştim aslında hani direkt olarak bunu söylememiştim ama 90'lar muhteşem bir sinema dönemiydi gerçekten.
Ben tam zaten o dönemde sinemayla tanışmış bir sinema severim hani entelektüel anlamda.
Ondan önce de 80'lerde tam böyle çocuk olmuş benim sinemada izlediğim ilk filmde biliyor musunuz?
Steven Spielberg'in E.T.'si bakın ne kadar şanslıyım ya yani sinema tarihinin.
Bir çocuğa en fazla dokunabilecek filmidir E.T.
Bakın iddia ediyorum hani sinema tarihi bilgime de güvenerek bunu söylüyorum.
Bir çocuğun ayaklarını daha fazla yerden kesecek bir sinema filmi olduğuna inanmıyorum ben sinema tarihinde ve ben sinemayla onunla tanıştım.
Zaten çok şanslıyım yani zaten sinemayı çok sevmem o kadar normal bir şey ki hani her filme neredeyse böyle coşkuyla şevkle böyle heyecanlanarak ben çok ağlarım mesela filmlerde acayip
ağlarım. Hüngür hüngür ağlarım böyle.
Yani ne bileyim Darren Aronofsky'nin bir düşe ağıt filminde filmi ağlamaktan durdurmuştum.
Daha fazla ağlayamıyorum falan.
Hani ne bileyim güleriz, korkarız falan duygulanırız değil mi?
Filmle bir etkileşime gireriz okey.
Ağlamaktan ben filmi bıraktım ya.
Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar?
O kadar bir duygusal etkileşime giriyorum ben.
Ama yok hayır değil mi?
Bazı yanılgıya düşendiyim.
Şimdi hiç kimseye böyle...
Ne bileyim dışlamak düşmanlaştırmak falan istemiyorum.
Onlar öyle diyorlar falan demek istemiyorum ama bazı yanılgıya düşen arkadaşlara göre biz sinema enteliz danteliz diyoruz.
Yok abi entel mentel dantel değiliz öyle bir şey yok.
Hiç alakası yok. Ben istediğim kadar sinema tarihi araştırayım.
Size oturayım burada 30 program boyunca sinema tarihi anlatayım.
Kuram anlatayım işte eleştirel bakış anlatayım falan filan.
Hayır alakası bile yok.
Ben bir sinema severim her şeyden önce.
birçok sinema severle aynı duyguları paylaşıyorum.
Hani arada bir fark yok. Ben sinema tarihini daha iyi biliyorum diye, Kur'an biliyorum diye, eleştirel bakış biliyorum diye falan sizden farklı duygulanımlar yaşamıyorum bir filmin karşısına geldiğimde ve zaten iddia
ediyorum ki herhangi bir eleştirmen ya da sinema yazarı bana göre o sinema duygusunu, o duygusal etkileşimi yani sinema sever olmayı terk ettiği anda işin
abi orada tadı madı kaçıyor.
Yani Bu duruma düştüğüne inandığım nadir bir iki sinema yazarı olmadı değil.
Yani yazılarında, konuşmalarında, incelemelerinde ya bu arkadaş biraz sinema severlerini kaybetmiş ya.
Biraz böyle ne bileyim robotlaşmış, mekanikleşmiş böyle çok şey yaklaşıyor yani çok duygusuz yaklaşmış dediğim sinema yazarları da olmadı değil ama hani diyorum isim vermeyeyim kimsenin üzerinden konuşmak istemem ama yani
özetle sözün özü bu hafta hani bu kadar diyeceğim konu şu ki İster yönetmen, ister sinema yazarı, ister sinema kuramcısı, ister senarist hani ne kadar fuller top sakal olursanız olun
sinema severlik devam ediyor, devam edebilir, bitmek zorunda değil ve bana göre de işin en değerli tarafı da bu zaten.
O duyguyu yitirdiğinizde...
Ben sevdiğim coşku, ben Harry Potter izlemeye herhalde 70 yaşına falan geldiğimde de devam edeceğim.
Yani Yüzüklerin Efendisi'ni tekrar izlemeye, çocukluğuma ait E.T.'leri, geleceğe dönüşleri, Batman'leri tekrar tekrar izlemeye devam ettiğim sürece.
Sinemasever olmaya ve sinemaya duyguyla, coşkuyla yaklaşmaya devam edeceğime inanıyorum.
Bu duyguyu kaybetmemek için bugüne kadar çok şükür hiç çaba sarf etmek zorunda kalmadım.
Her zaman duygularımı böyle coşturan, beni böyle titreten çok harika filmlerle her zaman karşılaştım.
O sinema sevgimi hiçbir zaman kaybetmedim ve kaybedeceğime de inanmıyorum.
Ondan dolayı işin en güzel tarafı en muhabbetin başına dönüyorum.
Bu işin en güçlü tarafı ve hepimizi aynı çatı altında toplayan isim sinema sever.
Bana göre de sinema sever kılan şey insanı herhangi bir filmle duygusal paylaşım yaşamış olmak.
Bunu yaşadıysanız hepimiz aynı kişiyiz.
Sinemayla hepimiz aynı şekilde buluşuyoruz, aynı bakışa atıyoruz demektir.
Aramızda hiçbir fark yoktur demektir arkadaşlar.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
