
Bu Haftalık Bu Kadar 9: Sinemaya Ahlaki ya da Politik Bakmak
17 Nisan 2025 · 28 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, Bu Haftalık Bu Kadar dosyamızın 9. bölümünde, sinemaya politik ya da ahlaki bakmak üzerine fikirler sunmaya çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Bazı doğru yanlış tartıları koyarsınız, fikirler iddia edersiniz, belli fikirleri reddedersiniz.
Bizler de sinema severler ya da sanat severler olarak bir tuzağa düşüyoruz.
Nasıl bir tuzağa düşüyoruz?
Bir sanat eserinin ya da bir filmin iyiliğini, kötülüğünü, doğruluğunu, yanlışlığını kendi benimsediğimiz politik fikri ya da ahlaki yargıları ne kadar savunduğuyla
paralel olarak koyuyoruz.
Bir film bizimle ne kadar hemfikirse, bizim savunduklarımızı ne kadar savunuyorsa o kadar iyi, o kadar doğru, o kadar güzel geliyor bize.
Biraz işte tarihsel taraftan bakacak olursak sanat tarihindeki bazı gerçekleri hatırlamakta fayda var.
Şimdi bu çok derin bir geniş bir konu tabii yani çok uzun uzun konuşmak lazım ama çok kaba bir özet geçmeye çalışacağım şimdi size.
Geleneksel sanat döneminde geleneksel sanat dediğimiz Rönesans'tan modern sanata kadar olan kısmı kastediyoruz.
Aslında tabii Rönesans da kendi dönemi için ilerici bir sanattı ama hani bizler modern sanatın ya da çağdaş sanatın Ürünleri olan sinema severler ve sanat severler olduğumuz için modern sanattan öncesini geleneksel
sanat dönemi olarak kabul ediyoruz ya.
O zamanlar sanat yönetimin, iktidarın, kilisenin yani merkezi otoritenin kontrolünde olan bir sanattı.
O zamanlar sanatçılar elitlere hizmet ediyorlardı ve iyi kötü ve daha da önemlisi güzel ve çirkin yani estetik olan ya da estetik olmayan yargılarını
Elitlerin ve zenginlerin beğenilerine göre biçimlendirmek durumunda kalıyorlardı.
Hiçbir şekilde siz kiliseye muhalefet eden ya da zenginlere, elite, krala muhalefet eden bir sanat yapamazdınız ya da yapacak olsanız da bunun...
İyi ya da istediği kadar tırnak içinde estetik görünsün, estetik olarak kabul edilmesi mümkün değildi.
Merkezi otoritenin güzel ya da estetik kabul ettiği şeyi de herkes estetik ya da güzel olarak kabul etmek zorunda kalıyordu.
İşte modern sanat döneminde...
Artık sanat o merkezi otoritenin ve yönetimin ve aynı zamanda kilisenin yönetiminden çıktığı için daha bireysel, daha sanatçının kendi kabullerine, kendi doğrularına
ya da kendi estetik kabullerine göre biçimlenmeye başladı.
Ondan sonra da biraz daha eleştirel bir sanata dönüşme şansına erişti.
İşte bundan sonra merkezi otoritenin estetik ya da İyi sanat kabulüne ilk direnenler de aslında romantiklerdir, romantik sanatçılardır.
Ondan sonra işte dışa vurumculuk, sürrealizm falan bir sürü akım çıktı modern sanat çatısı altında.
Şimdi burada sanat biraz genel estetik kabullerden ya da iyi kötü ayrımlarından uzaklaşmaya başladı.
O noktadan sonra da estetik hani güzel, güzel dediğimiz şey hani sanat güzeldi, güzel olmalıydı, güzeli anlatmalıydı kabulü.
Modern sanat da...
birlikte değiştiği için bir süre sonra güzel ya da estetik kabulü sanattan tamamen çıktı.
Hatta özellikle işte Marcel Duchamp'la falan yani 1900'lerin başında ya da ortasında işte Andy Warhol'lar falan iyice hazır nesne kavramı işinin içerisinde girdi.
Artık günümüzde sanatın güzeli anlatması ya da iyi doğruyu savunması gibi kalıplardan artık zaten tamamen çıkıldı.
Tamamen bundan kurtulmuş durumdayız.
Ancak şimdi bundan kurtulmuş olmamız sanatın hala iyi, doğruyu, güzeli ya da muhafazakar ahlaki kabulleri savunan bir sanatın olmadığı anlamına
da gelmiyor. Konuyu biraz ben çok böyle sanat tarihinden aldığım gibi oldu.
Daha çok sinemaya döneyim.
Sinema üretiminin dünyadaki en büyük merkezi olan Hollywood'ta Hala genel ahlaki kabullerin paralelinde sinema yapılıyor.
Yani ana akım sinema çoğunlukla hala genel ahlaki kabulleri savunur.
Hala tırnak içinde muhafazakardır.
Hala aslında bir anlamda kilisenin...
Güdümünde demesek de onu biraz destekler yönde hareket eder falan.
Ama elbette yine eskisi kadar da değil.
Elbette yani o kadar da değil.
Hala eleştirel filmler de çıkmıyor değil Hollywood'tan.
Biraz daha kurtulduk aslında o muhafazakarlık kalıbından.
Ancak şimdi madem biraz daha özgür bir ortamdayız.
Madem biraz daha muhalif, daha karşıt, daha sıra dışı ahlaki kabulleri ya da politik kabulleri.
Anlatabilen filmlerle karşı karşıya geliyoruz.
Bunun da bir ilerisi var.
Hiçbir politik ya da ahlaki yargıyı biz doğru olarak kabul etmeme yönünde hareket etmeliyiz aslına bakarsanız.
Yani sinemaya ya da sanata ahlakçı ya da politik bakmamaya meyil etmemiz beklenir.
iddia ediyor diye herhangi bir anlatıyı iyi, doğru ya da güzel olarak kabul etmemek durumundayız aslına bakarsanız.
Şöyle bir örnek vermeye çalışacağım size.
Şimdi işte 1900'lerin başında Rusya'da biliyorsunuz Bolşevik devrimi oldu.
Komünistler geldi Çarlık Rusya'sını devirdi falan okey.
Komünist yönetim başa geçti.
İşte Eisensteinler, Vertovlar inanılmaz sanatsal ve sinematografik hani sinemayla ilgili bir sanatsal anlayış kurgu anlayışından çıktı.
Yani komünist Sovyet sinemasının sinema tarihini yaptığı katkıları görmezden gelmek mümkün değil.
Hatta sinemayı bir sanat haline getiren komünist Sovyet sinemasıdır desek hiç de abartmış olmayız.
Ancak ondan sonra ne oldu?
Komünist Sovyetlerden çıkan tüm sinema üretimlerinin komünizmin ve sosyalismin propagandasını yapması şartı koşuldu.
Komünizmi savunmayan projeler bu iradeye götürüldüğünde, bütçe istendiğinde, bu tip filmler yapılmaya çalışıldığında bu filmler anlamsız ve değersiz görüldü.
Bunlara destek olunmadı, bütçe verilmedi.
Bu projelerin yapılması bir anlamda...
1960'lara kadar bu devam etti.
60'lardaysa Andrei Tarkovski sinema yapmaya başladıktan sonra kendi projelerini yapmak için yine komünist iktidardan bütçe istediğinde, destek istediğinde destek
göremedi. Şimdi şöyle bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.
O zaman için komünizm...
Sovyetler Birliği'nde ve hatta dünyadaki çok ciddi bir kesim tarafından da son derece ilerici, modern, takdir edilen bir politik yaklaşım olmasına rağmen komünizmde kendi içerisinde bir
baskıcı politika gütmedi mi?
Güttü. Tarkovski'nin sinema yapmasını baltalayan bir yönetim olduğunu düşünürsek komünist Sovyetlerin sanatı aynı zamanda engellemiş ve baskılamış
bir... İktidar ve yönetim olarak da göremez miyiz mesela biz komünizmi?
Görebiliriz. Ama bakarsanız Tarkovski'den daha 30-40 sene önce en büyük sanatsal atılımı yapmış da aynı yönetim ve aynı sanatsal anlayış değil miydi?
Şimdi bakınız burada bir çelişki ya da bir tutarsızlık yok mu?
İşte bakınız bu güzel bir konu.
Üzerine yorumlar yapmaya değer bir konu.
Bunun dışında şöyle bir örnek vermeye çalışayım size.
Normalde evet sanat özgür olması lazım değil mi?
Her şekilde yani modern sanat döneminden sonra çağdaş sanatta falan bir sanatçı hangi politik ya da ahlaki fikri savunmak isterse istesin eserin içerisinden hangi
mesaj çıkıyorsa çıksın biz o sanatçının bu üretimi ortaya çıkartmasına izin vermemiz gerekir.
Değil mi? Hani çağdaş ve aydın görüş bu değil midir?
Siz bakmayın işte hani Hollywood çoğunlukla muhafazakardır falan diyoruz.
Okey tamam o aslında para kazanmak için.
Yani çok geniş bir sinema sever kitlesinin genel ahlaki yargılarının dışında işlere siz imza atarsanız halktan bu tepki görür.
Gişe gelirleri düşer.
Filmlerde para kazanamaz.
Aslında Hollywood'un ahlakiliğinin içerisinde genelde böyle bir kaygı vardır.
Yani Hollywood patronları çok da ahlaklı ve çok da...
muhafazakar tipler olduğu için Hollywood ahlakçı değildir aslında.
Bakmayın siz. O tamamen getirisiyle ve kaygılarıyla alakalı bir şey.
Öyle bir şey yok yani. Ama şöyle düşünelim.
Biz özgür dar olalım.
Sanatçıyı destekleyelim falan filan.
Peki. 1900 özellikle 60'lardan 70'lerden sonra ki öncesinde de vardı aslında da Hollywood'da da ahlaki olarak son derece pürüzlü üretimler vardı.
Yapıldı yani. Yapılmadı değil.
Biraz daha yakın zamandan örnek vereyim.
Hatta 80'lerden sonra falan ahlaki olarak pürüzlü karakterler hatta alenen kötü karakterler Hollywood'un hani lokomotif gişe getirisi garantisidir.
Yani en basiten ne bileyim kötü adam Darth Vader diyeceksiniz.
İşte Freddy Krueger diyeceksiniz.
Joker diyeceksiniz. Mesela Joker üzerine programlar yaptım ben.
Şimdi Joker'i başrolü koyduğunuz bir film kesin para kazanır gibi bir durum var ortada gerçekten.
Yani ne kadar doğru bir karakter, ne kadar iyi bir karakter.
Bir kötü adam, bariz bir kötü adam.
Öldüren, asan kesen, yakan yıkan korkunç bir karakter yani.
Şimdi Joker bu kadar gişede para kazanırken, bu kadar geniş kitleleri sinema salonuna çakarken ahlaki olarak nasıl bir noktada Joker?
O Joker'i seven geniş kitleler Joker'in hayata bakışını, modern dünya paradigmalarına bakışını ne kadar savunuyor ya da doğru görüyor?
Güzel bir soru değil mi? Hiç kimse aslında görmüyor.
Yani hiç kimse medeniyet yok olsun batsın bitsin diyor mu?
Demiyor mu? Ya da diyor mu?
Belki de diyor. Ya da diyor ama kendisi böyle bir akımın üyesi olamadığı için böyle davranan bir karaktere hayran oluyor da aslında kendi içerisinde baskıladığı o...
Genel ahlaki kabullerin karşısındaki duruşun bir temsilcisi olarak gördüğü için mi Joker karakterini çok seviyor, onun filmine gidiyor.
Burada da ahlaki bir, nasıl diyeyim, izleyicide bir tutarsızlık var.
Belki de bizde bir tutarsızlık var.
Mesela Thanos değil mi?
Marvel evreninin en büyük kötü adamı, en büyük kötü karakteri.
O ne yapıyordu? Evrenin yarısını yok ediyordu değil mi?
Çünkü işte kaynaklar her zaman tüketilir, biter.
İnsanlar çoğaldıkça, canlılar çoğaldıkça evrendeki kaynakları tüketecekler ve yaşanır gezegenlerin.
Hemen hemen hepsi yok olacak. Ne olması lazım?
Popülasyon kontrolü olması lazım.
Ben bundan dolayı bütün popülasyonun yarısını yok edeceğim gibi bir felsefeyle canlıların yarısını yok ediyordu falan.
Şimdi... Thanos was right etiketiyle Twitter'da milyonlarca tweet atılmış.
Şimdi Thanos'u haklı gören çok ciddi bir kitle var.
Şimdi bu ahlaki olarak, politik olarak, felsefi olarak tartışmalı bir durum.
Hollywood genelde ahlakçıdır falan diyorum ama Thanos kaybediyor neticede değil mi?
Bakın Iron Man kazandı, Avengers kazandı.
Marvel filmleri ahlaki olarak muhafazakar ya da geleneksel bir tavır benimsiyor olsa da Thanos'u haklı gören milyonların olması...
Bu sohbetten nasıl bir politik fikir çıkıyor ya da mesaj çıkıyor sizce?
Evet, ahlaki yargılar ya da politik yargılar o kadar da net değil.
Yani aslında Hollywood o kadar da muhafazakar ya da geleneksel değerlere bağlı kesime film yapmıyor demek ki.
Yani hani o tarafa da oynuyor aslına bakarsanız biraz.
Şimdi bakın sinema tarihinden başka bir örnek vermeye çalışacağım size.
Şimdi geçtiğimiz sinematristlerde yine ben bundan bahsetmiştim yanlış hatırlamıyorsam.
İşte Hollywood... 1910'larda sektörleşiyor falan 1920'lerde artık çok büyük paraların kazanıldığı bir yer haline geliyor.
Aynı zamanda biraz zımanadan çıkıyor Hollywood.
Genel özellikle muhafazakar Amerikan halkı tarafından bir ahlaksızlık ve şer yuvası olarak görülmeye başlanıyor.
Bunun üzerine de Hollywood patronları başlarında muhafazakar.
Politikacı getirip biz hais yasalarını kuracağız.
Bundan sonra daha ahlakçı bir yapı olacağız falan diye kendilerini bir sansür uyguluyorlar diyelim.
Ve 1940'lara 50'lere kadar hatta 60'lara kadar bu hais yasaları Hollywood'da yürürlükte kalıyor falan.
Peki hais yasalarını tırnak içinde kıran ya da yıkan neydi biliyor musunuz Hollywood'da?
Kara film dediğimiz film türüydü.
John Huston, Amerikan sinemasının çok güçlü, önemli hem oyuncularından hem yönetmenlerinden.
Bir tanesi çok değerli bir sinemacıdır ve film noir dediğimiz kara film dediğimiz film türünün hem dünyadaki hem de Hollywood'daki öncüsü olarak kabul edilir.
Hoş o film noir'ın dokusunu ya da sinematografisini ya da öykülerini, metinlerini bir parça barındıran filmler.
John Huston'dan önce de yapılmıyor değildir ama türün tüm özelliklerini barındıran ilk film olarak John Huston'un yönettiği ve ilk filmi olan 1941 tarihli Malta Şahini kabul edilir mesela.
Ondan sonra 1940'lı 50'li yıllarda Hollywood'da çok sayıda film noir örneği yapılmıştır.
Film noir kötü karakterlerden başka hiçbir karakterin olmadığı bir film türüdür aslında.
Herkes kötüdür yani. Genel ahlaki kabullere göre...
İyi karakter neredeyse yoktur bu türde.
Zaten adı üzerinde biraz yani.
Kara film, karanlık film.
Herkes kötü, herkes karanlık.
Herkes ahlaki olarak pürüzlü amaçların peşinde koşuyor bu türde.
İşte bakınız bu kara film...
Türü Hollywood'da hakim olmaya başladıktan sonra Hollywood patronları kara film üzerine yatırım yapmaya başladılar.
Para kazanıyor, insanlar seviyor, kişilere başarılı oluyor kara film örnekleri.
Bu durumda Hollywood aslında kendi içerisinde bir çelişkiye düştü.
E ne oluyor? Yani kara film yapmaması lazım Hollywood patronlarının aslında.
Bakın kendilerine kurallar koymuşlar yani biz bunu yapmayacağız diye.
Ama para kazanana kadar işte.
Para kazandığında Hollywood...
Hiç bakmıyor ahlak mahlak falan.
Zaten ondan sonra kara film 40'larda 50'lerde parlıyor.
Kara film örnekleri çok seviliyor.
Bir sürü başşapıt çıkıyor ortaya ve yavaş yavaş yavaş o Hays yasalarının gerektirdiği gereklilik listesini falan bir kenara bırakmaya başlıyor Hollywood.
Şimdi ne oldu? İnsanlar izledikten sonra istediği kadar ahlaki olarak pürüzlü olsun bir film.
Hollywood'da o filme yatırım da yapıyor.
Hani öyle filmler de yapıyorlar.
Devamı da geliyor falan filan.
Şimdi bizler de kendi ahlaki yargılarımıza karşı duran filmleri kötü olarak nitelersek ve onları eleştirirsek oradaki ahlaki yargıyı
ya da politik duruşu incelemiş ve eleştirmiş oluyoruz.
Ama aslında buna hakkımız var mı?
Hangi politik görüş, hangi ahlaki görüş en doğrudur, en iyidir sorusu çağlar, dönemler, yıllar, on yıllar içerisinde sürekli değişmedi mi?
Bir süre önce doğru olan bir ahlaki yargı bugün yanlış değil mi?
Mesela çok basit şu an aklıma gelen bir örnek vermek istiyorum.
Çoğumuzun anneleri değil ama büyük anneleri kaç yaşlarında evleniyorlardı arkadaşlar?
14, 15, 16 değil mi?
20'lerde, 30'larda, 40'larda hatta belki 50'lerde bugün için 18 yaşından önce hani evlenmek hem kanuna aykırı biliyorsunuz hem de aslak hani modern dünya paradigmalarıyla asla kabul etmediğimiz
şeyler. Ama o zaman için normal bir şeydi bu değil mi?
Ama bugün için yanlış.
Şimdi bakın değişiyor bir şeyler.
Belki de 10 sene, 20 sene, 30 sene, 50 sene sonra...
Bugün için normal kabul edilen birçok şey elbette değişecek.
Yani biz bugün için aslına bakarsanız çok da böyle ahlaki olarak doğru gördüğümüz şeyler ve sinemada da aslında ahlaki olarak sıkıntılı gördüğümüz şeyler bir süre sonra hiç de öyle görülmemeye başlanacak.
Bu bağlamda aslında biz bir sinema eserini, bir sanat eserini politik ya da ahlaki olarak doğru ya da yanlış olarak...
Görme eğiliminde olmamalıyız.
Elbette vardır hepimizin belli ahlaki kabulleri, politik kabulleri.
Buna okey, buna bir şey demiyorum.
Olmamalı demiyorum yani ama en azından filmleri sanat eserlerini iyi ya da kötü olarak sınıflarken öncelikli olarak bu kıstası dikkate almamalıyız diyorum.
Biraz o açıdan esnek yaklaşabilmeliyiz diyorum.
Şöyle bir durum var.
Hani eleştirmenler neden farklı fikirde diye bir program yapmıştım ben.
Orada hani kabaca şöyle demiştim eleştirmenler filmlere Farklı eleştirel kıstaslar altında baktıkları için filmlere farklı notlar veriyorlar demiştim ben.
İşte şimdi bu noktada ben kendi adıma söyleyeyim.
Örneğin ben filmlere gösterge bilimsel bakarım.
Sinemanın kurgu, görüntü yönetimi, ses işçiliği, akışı, senaryo tekniği falan hani sinemayı bir araya getiren teknik unsurları başarılı olarak kullanan
film Küçük bir esneklik bırakarak söylüyorum hangi ahlaki ya da politik görüşü benimserse benimsesin ben o filme ahlaki ya da politik bakmam.
Kendi politik görüşünü ya da ahlaki görüşünü sinemanın bileşenleri bağlamında iyi bir şekilde savunabiliyorsa o film ben o filme iyi demek zorundayım.
Kendi eleştirel bakışımdan yola çıkarak.
Ancak sinemaya politik bakan eleştirmenler öyle yapmazlar.
Bakınız az önce Sovyet Rusya'sından örnek verdim ya.
Mesela 1920'lerde Sovyet sineması sinema sanatına inanılmaz katkılar yapmıştır.
Ancak ondan sonra bir baskı iklimine girdiği için komünizmi savunmayan hiçbir filmi desteklemediği için Sovyet sinemasının 1930'larda...
bir duraklama dönemine girdiği ta Tarkovski'ye kadar da Sovyet sinemasından sinema tarihindeki önemi bağlamında hiçbir film üretilmediği sonucuna varırsınız.
Ama isim vermeyeyim benim çok böyle hani hem komünist hem de sinemaya çokça politik bakan çok sevdiğim bir yönetmen arkadaşım mesela o dönemden muhteşem filmlerin olduğunu Ve
Sovyet sinemasının aslında sinema tarihine en büyük katkılarını bu dönemde yaptığını iddia ediyor.
Neden? Çünkü o sinemaya politik bakıyor.
Komünizme en iyi hizmet eden filmlerin en iyi filmler olduğunu düşünüyor.
Ama ben sinema tarihine gösterge bilimsel bakıyorum.
O dönemi değerli görmüyorum.
Bu açıdan o arkadaşımla uyuşmuyoruz.
Çünkü sinemaya ve sinema tarihine bakışımız çok farklı.
İşte bu bağlamda...
Ben de gösterge bilimsel olarak bakarken de Hitler Almanya'sını yani faşist Almanya'yı...
savunan filmleri başarılı görmek zorunda kalıyorum.
Hani tırnak içinde iyi filmler olarak anmak zorunda kalıyorum.
Hani ben de bu açıdan eleştirilebilirim.
Hemen bir örnek vereyim.
1936'ydı yanlış hatırlamıyorsam.
Leni Rivenstahl, Alman sinemasının gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerinden bir tanesidir.
Faşist Almanya'yı ve Hitler Almanya'sını öven ve yücelten belgesel filmler yapmıştır.
Ve ben kendi bakış açımdan Lenny Rivenstahl'ın filmlerini sinema tarihinin en iyi belgesel filmleri ve aynı zamanda formalist filmleri olarak anıyorum ben mesela.
Çünkü evet bana göre öyle.
İnanılmaz iyiler yani teknik olarak, kurgu olarak, kadrajı, görüntü yönetimi, anlatımı inanılmaz iyi yani Lenny Rivenstahl filmleri.
Ama politik olarak bakarsanız ben faşist Almanya'yı savunan bir sinema yazarı ya da sinema programcısı olarak görülüyor olabilirim.
Bu açıdan bakan insanlar için.
Aslında şimdi ben tabii ki ve elbette faşist Hitler Almanyası'nın politik görüşlerini savunuyor muyum?
Tabii ki hayır. Elbette hayır.
Ama o filmleri önerince hani birine bak şu filmi mutlaka izle muhteşem bir film diye öneriyor olabilirim.
Aslında savunduğum şey o filmlerdeki politik fikir mi?
Elbette hayır. Bunu da tabii belirtirim her zaman.
Ama işte orada yine bir boşluk var.
Çünkü ben kendi bakış açıma göre bir filmin ahlaki ya da politik kabullerini ya da iddialarını o filmin iyiliği ya da kötülüğü üzerine bir kıstas olarak görmüyorum.
Görmemem gerektiğini düşünüyorum.
Ama işte diyorum herkes öyle bakmıyor ya da bakmayabilir.
Biraz daha güncel bir örnek vermeye çalışayım.
Şimdi çok hani tabii bu hani verdiğim örneklerin içerisinde biraz hafif görünecek bir örnek olabilir ama kusura bakmayın şu an aklıma gelen bir örnek.
Şimdi birçok filmde Hollywood filminde Yani dünyanın hemen hemen bütün muhafazakar toplumlarında illa hani bizim gibi Müslüman ülkelerde değil bu Amerika'da da var yani Hristiyan'ın da tabii muhafazakarı
var işte Yahudi'nin de muhafazakarı var falan.
Şimdi evlilik dışı ilişki muhafazakarlar için her şekilde ahlaki olarak pürüzlü bir eylemdir değil mi?
Ama elbette Avrupa ya da Amerika hani Hristiyan dünya Müslüman dünyaya göre Yahudi dünyaya göre cinsel özgürlük bağlamında biraz daha esnek değil mi?
Şimdi açalım mesela Scream 6'ya bakalım.
Melissa Berara'nın oynadığı işte baş karakterin bir tane ev arkadaşı var.
Ve bu sürekli sevişiyor birileriyle.
Bir sürü sevgilisi var. Bir sürü seks partileri var.
Tamam okey. Ve sürekli seks yapıyor.
Şimdi orada Melissa ise bizim baş karakterimiz ise erkeklerle yakınlığı bağlamında biraz daha böyle şey bir kız.
Kendi içinde daha muhafazakar.
Çok böyle çok eşli yaşamıyor.
Bir tane sevgilisi oluyor falan.
Değil mi? O da katil çıkıyor.
Ayrı konu. O da çok güzel bir alt metin tabii.
Neyse onu bir kenara atıyorum. Şimdi bakınız bu benim çok dikkatimi çeken bir şey oldu mesela o filmde.
Şimdi eve geliyor ve işte odadan sevişme sesleri geliyor falan.
Ve ev arkadaşının bir sürü seks partnerinin olması durumunu, sekse düşkünlüğü durumunu tırnak içinde gülümseyerek hani böyle çok da eleştirmiyor.
Biraz böyle hani gülümseyerek sempatik belki de hani o da öyle işte hani.
O da öyle yaşıyor hani ne yapalım.
Ama arkadaşın hani bunu yapma demiyor.
Bu yanlış demiyor mesela.
Onu öyle kabul ediyor. Olduğu gibi kabul ediyor.
Okey. Ama kendisi de öyle davranmıyor.
Öyle yaşamıyor. Şimdi bakınız orada bir çok ince bir ahlaki belirteç var.
Bir esneklik var.
Ama biz buradan baksak hani Müslüman ve biraz muhafazakarlığın baskın olduğu bir ülkedeki ortalama bir izleyici olarak o kızı nasıl görür?
Ahlaksız bir kız olarak görür değil mi?
Zaten bu 10 slasher filmlerinde hani sona kalan bakire kız diye bir klişe vardır biliyorsunuz.
Yani sevişmeyen hayatta kalır gibi ahlaki bir tartı vardır mesela.
Peki şimdi biz evlenmeden sevişen bir sürü seks partneri olan bir karakterin başrolü olduğu bir film izlediğimizde o karakterin başına kötü bir şey gelse
onu hak ettiğini mi düşüneceğiz?
Bize göre tırnak içinde o ahlaksız bir kişi ya erkek ya da kadın.
Mesela bir zührevi hastalık kapsa.
Sen zaten hani her önüne gelenle sevişirsen tabii ki hastalık kaparsın deyip o karakterin başına geleni hak ettiğini düşünür müyüz düşünmez miyiz mesela?
O karakter adına üzülür müyüz üzülmez miyiz örneğin?
Şimdi bu da bir ahlaki yargı değil mi?
Ahlaki olarak pürüzlü bir durum.
İşte o film eğer...
o karakteri ahlaki olarak muhafazakar bakış açısıyla başına geleni hak etmiş olarak gösterirse muhafazakar izleyiciler oh evet sen bunu hak ettin iyi oldu der belki ama öyle
bakmayanlar üzülür belki hani hay Allah ya işte adam ya da kadın işte hastalık kaptı bak işte çok kötü bir noktaya geldi keşke bunu yapmasaydı biraz esnek mi yaklaşırız ya da üzülür müyüz
o karakter adına üzülmez miyiz işte bakınız bunlar hep değişken ya da biz izleyicilerin Kendi politik ya da ahlaki yargılarımıza göre filmi izlememizin sonucu olan yargılar.
O film iyi, o film kötü.
Godfather'daki kalyoneler iyi mi kötü mü?
Darth Vader iyi mi kötü mü?
Joker iyi mi kötü mü? Hep bakın bunlar bizim filme politik ya da ahlaki bakışımıza göre yaptığımız yorumları etkileyebilecek yargılar.
Bu benim yargım bana katılıyor ya da katılmıyor olabilirsiniz.
Ancak sinemaya ya da tüm sanat eserlerine en azından günümüzde evet eskiden böyle değildi olamazdı zaten.
Kabuller öyle değildi okey.
Yani hani Aristo da kadını yarım erkek olarak görüyordu değil mi?
O zaman öyleydi. Yarın başka bir şey olacak.
Bir sinemada sanat eserinin iyiliğini ya da kötülüğünü, değerliliğini ya da değersizliğini ahlaki yargılar ve politik kabuller üzerinden yapmamamız
gerektiğini düşünüyorum arkadaşlar.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
