
Bu Haftalık Bu Kadar 15: Yıldız Yönetmen Olgusu
16 Temmuz 2026 · 41 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, Bu Haftalık Bu Kadar Dosyamızın 15. Bölümünde, Sinemada Yıldız Yönetmen Olgusundan ve yıldız yönetmenlerin tarihinden bahsettik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda, bu haftalık bu kadar dosyamızın 15.
bölümünde, Sinemada yıldız yönetmen olgusundan bahsetmeye çalışacağız.
Yönetmenlerin sinema dünyasındaki etkilerinin ve güçlerinin sinema tarihinin gelişimiyle paralel bir...
ilerlemesi var arkadaşlar. Sanat tarihinde de aslında aynı şey var.
Bugünkü programımızda sanat tarihine kadar girmeyeceğim.
Oraya girersek çok daha uzun bir program yapmamız lazım.
Sinema tarihinde 1970'lerden sonra yıldız yönetmen kavramı Hollywood'a ve dünya sinemasına damgasını vurdu.
Hemen hemen hepimiz belli yönetmenleri seviyoruz, belli yönetmenleri takip ediyoruz ve bazı yönetmenler O kadar güçlüler ve o kadar dokunulmazlar ki tek
başlarına sinema dünyası içerisinde kendilerine sarsılmaz bir yer edinmiş durumdalar.
Ancak yönetmenlerin bu durumu sinema tarihinin bütününde böyle değildi.
Dediğim gibi bunun da bir gelişimi var.
Biraz bundan da bahsedeceğim ve yönetmenlere aslında hak ettiklerinden daha fazla paye veriliyor.
Arkalarında çok güçlü ekipler var.
Bizim ismini bilmediğimiz çok güçlü başka görevde insanlar var, başka sinemacılar var.
İşte bu görev paylaşımından da bugün biraz bahsetmeye çalışacağım.
Şimdi sanat tarihine girmeyeceğim dedim ama...
Çok kısa bir sanat tarihi özetiyle özellikle bugünkü konumuz bağlamında size bir bilgi vermeye çalışayım.
Şimdi 1700'lerin sonuna 1800'lere kadar sanatçı ve zanaatçı diye bizim bugün isimlendirdiğimiz kavramlar birbirinden ayrı kavramlar değildi.
Yani biz bugün sanatçı diyoruz o günkü isimlere ama onların hepsi zanaatçıydı aslında.
Yani Da Vinci'ler, Michelangelo'lar vs.
kendi dönemlerinde Güçlü insanlardan, kiliseden, zenginlerden, krallardan belli paralar alıp onların talepleri doğrultusunda eserler üreten insanlardı
ki bugüne kalan isimlerin çok büyük bir çoğunluğu gerçekten yani kendi dönemleri içinde çok parlak isimlerdi, çok yıldız isimlerdi.
Çok sayıda sanatçısı, çok değerli insanı aslında isim yapamamışlardı.
Çok meşhur değillerdi.
Ve hatta resim sanatının belli dönemlerinde ressamların eserlerinin altında isimlerini yazmaları ya da imzalarını atmaları dahi istenmezdi.
Bir zengin, bir lord, bir imparator bir ressama para verir.
Ondan bir tablosunu yapmasını ister.
Evet bu tabloyu yapar ve ressam parasını alır gider.
Bitti. Gayet adil bir anlaşma.
İşte en meşhur isimler sadece isimlerini yazabiliyorlardı.
Bu bağlamda geleneksel sanat döneminden günümüze kalan çok sayıda eseri kimin yaptığını bile aslında bilmiyoruz.
İşte o isimleri zaten bilmediğimiz için, o isimler kayıp olduğu için bugüne isimleri kalmadı.
Yani sanat tarihinde 1700'lerin sonunda işte estetik kavramı icat oluyor.
Ondan sonra modern sanat...
Kavramı ortaya çıkıyor. Ondan sonra sanatçılar daha önemli, daha fikir üreten, düşünsellik üreten ve fikirlerini eserlerine katma özgürlüğüne kavuşan sanatçılar biraz daha meşhur
oluyorlar. Ve özellikle 1900'lerin başından sonra Marcel Duchamp'la ve ondan sonra da 1950'lerde 60'larda Andy Warhol'la Pop art sanat akımına kadar gelindiğinde sanatçılar
sanatın ne olup olmadığını belirleme özgürlüğüne kavuşuyorlar.
Yani sanat tarihinde de eserin öneminden sanatçının önemine doğru ilerleyen bir paye çizgisi görürüz arkadaşlar.
Diyorum bu çok genel bir özet yaptığım farkındayım ama daha da derinine inmeyeyim.
Sinemada da benzer bir durum var.
Sinemadan bahsetmeye çalışalım.
Şimdi sinema 1890'ların sonunda Fransa'da keşfedildi.
Evet Lumière kardeşler birer mucitlerdi.
Ve aynı zamanda sinema tarihinin ilk yönetmenleri olarak anılabilirler.
1890'ların sonunda Avrupa'da tabi bu sinematograf denen icat hızla yayılıyor.
Çok sayıda insan bu makineden satın alıyorlar.
Kendileri de geliştiriyorlar.
Ama Avrupa'da özellikle sinemayı keşfeden yayan ve film çeken öncü isimlerin hemen hemen hepsi kendi dönemlerinin biraz daha mucit,
biraz daha entelektüel, biraz daha eğitimli ve Nasıl diyeyim sinemaya biraz daha bir icat ve aynı zamanda bir sanat olarak bakan isimlerdi.
Hala yani günümüzde bile hani Fransız sineması Avrupa sineması biraz daha sanatsal olarak görülür ya işte bunun temelleri zaten sinemanın icat edildiği döneme dayanıyor.
Ancak okyanusun karşısına geçip Amerika'ya geldiğimizde Çok farklı bir durumla karşı karşıya geliyoruz.
Amerika Birleşik Devletleri'nde 1900'lerin başında sinema ilk geldiğinde işte Nikola Deonlar, gösterim salonları bunlar çok ciddi bir ekonomik
potansiyel içeriyorlar.
Ve sinemanın bu ekonomik potansiyelini fark eden ilk sinemacılar, ilk kişilerse daha çok reklamcılar, tüccarlar.
Yani olaya biraz daha ekonomik yaklaşıp sinemayı bir ekonomik güç olarak gören kişiler.
Bu bağlamda da hızla Amerika'da film yapım şirketleri güçleniyor, büyüyor ve seri üretim halinde çok fazla film üretiyorlar.
Ve işte 1910'lara gelindiğinde de Avrupa'da Birinci Dünya Savaşı çıkıyor ve Avrupa'daki film üretimi...
Çok yüksek oranda sekteye uğruyor ve bundan dolayı da dünyanın başka kıtaları, başka ülkelerine tabi sinema o zamanlar yayılmış ve bir sinema filmi ihtiyacı var.
Yani alıcı bir kitle var ancak...
Üretim tesisi olan iki ana merkez Amerika ve Avrupa'dan bir tanesi çökmüş.
İşte bu durumda da Amerika'daki film endüstrisi tüm dünyanın film ihtiyacını karşılama yaklaşımıyla 1910'lu yıllarda çok hızlı büyüyor.
Bugün için bile aslında gişe sinemasına hakim olmasının temel sebebi 1.
Dünya Savaşı'nın Avrupa'daki film üretimini baskılaması ve tüm dünyanın film ihtiyacını Amerika'nın karşılamak zorunda kalmasıdır.
İşte az önce bahsettiğim Amerika'daki sinemanın ölçüleri daha çok tüccarlardı ve reklamcılardı dedim ya işte onlar da Bu gelişen pazarın ihtiyacını karşılamak için o kadar hızlı
büyüyorlar ki 1905'lerden 1920'lere gelindiğinde Amerika'daki yani film sektörünün büyümesinin hızı yani bugünkü ki zaten bugün
çok büyümüyor bile Hollywood.
Yani dünyanın büyümesine paralel bir büyüme sergiliyor.
Oradaki sıçrama bugünün Hollywood'unu gerçekten gölgede bırakacak bir sıçrama.
Çok güçleniyor Hollywood.
Ve şöyle de bir durum var.
Şimdi Hollywood şirketleri büyüyor.
Bu bağlamda şirketlerin sahipleri kim?
Yapımcılar. İşte yapım şirketleri bu kadar büyüyünce kendi ekiplerini de üretmek zorunda kaldıkları filmlerin miktarına göre zenginleştiriyorlar.
Peki ekip ne demek?
Yani film üretmek için bir ekibi ihtiyacınız var değil mi?
Oyunculara, yönetmenlere, senaristlere, görüntü yönetmenlerine, yapım tasarımcılarına çok sayıda insan bir arada gelecek ki ortaya bir film çıkarsın.
İşte o zamanlar yani Hollywood'un başlangıç dönemlerinde yönetmenler sadece film üretim ordusunun Bir parçası, evet en önemli parçası diyebiliriz
ama yine de yapımcının altında çalışan bir görevli aslında yönetmen.
Bakınız bu yapı 1950'lere 60'lara kadar Hollywood'da devam etmiştir.
Hatta yıldız oyuncuların çok büyük bir çoğunluğu bile uzun yıllar boyunca sadece tek bir yapım şirketiyle çalışmıştır.
Bunu örneklerde verebilirim yani sohbete uzatmayayım ama yani Hollywood'un en büyük iki oyuncusu Kariyerleri boyunca mesela işte 40 sene boyunca 50 sene boyunca birbirleriyle tanışmıyorlar.
Çünkü o bir yapım şirketiyle çalışıyor öteki başka bir yapım şirketiyle çalışıyor.
Ve hatta sinema tarihindeki notlarda şöyle çok ilginç hatırlatmalar var.
Mesela bir yapım şirketinin altında çalışan bir oyuncunun ya da bir yönetmenin ya da bir senaristin örneğin bir gece kulübünde bir partide bir restoranda Başka bir yapım şirketinin
altında çalışan bir kişiyle samimi görünmesi, onun masasına oturması, onunla yakın dost olması bile Hollywood'da hoş karşılanmıyor düşünebiliyor musunuz?
Yani o kadar kutuplaşma var, herkes o kadar belli yapımcıların altında çalışmak durumunda.
Yani başka bir yapım şirketiyle çok yakınsanız mesela...
Proje hırsızlığı yapıyor olabilirsiniz.
Bundan dolayı da yapım şirketinizden kovulabilirsiniz.
Böyle dengeler var. Neyse uzatmayayım.
Özellikle şu noktaya vurgu yapmaya çalışacağım.
Şimdi ne dedim bakın. 1950'ler 60'lar.
Neden 50'ler 60'lar?
Çünkü 1960'lı yıllarda Hollywood çok ciddi bir düşüşe geçiyor.
Şimdi şu noktaya lütfen dikkat ediniz.
1950'ler 60'lara kadar Hollywood'da Çok sayıda muhteşem yönetmen çıktı ve muhteşem başyapıt üretildi.
1920'lerde Chaplin'ler, Buster Keaton'lar.
1930'larda Hitchcock'lar, John Ford'lar.
1940'larda Victor Fleming'ler.
1950'lerde David Lean'ler.
Çok muhteşem yönetmenler bunlar.
Çok büyük isimler. Çok büyük bütçelerle çalışıyorlar.
Ortaya olağanüstü klasik sinema eserleri çıkaran yönetmenler bunlar.
Şimdi yapımcı deyince aklımızda hep negatif bir imge vardır ya.
Sanatçının yani sanatçı kişilik olan yönetmenin başında elinde sopasıyla durup onun yaratıcılığını baltalayan onu yapma bunu yap öyle olmaz böyle olur diye diyorum
o sopasını sallayan negatif bir kişilik vardır gözümüzün önünde ama ta 1900 işte 10'lardan 20'lerden 1960'lara kadar Hollywood'un Bu döneme daha çok
klasik Hollywood klasik dönemi denir.
Bu klasik döneminde ortaya bütün bu muhteşem başyapıtları çıkaranlar sadece yönetmenler miydi arkadaşlar?
Hayır değildi.
Çok büyük ve çok harika yapımcılar da Hollywood'u ayakta tutan ve o muhteşem başyapıtların ortaya çıkmasına...
Önayak olan isimlerdi.
Şimdi 1960'larda evet bir şeyler kötüye gidiyor.
Filmler para kazanmıyor.
Çok sayıda yapım şirketi batıyor vs.
Ve 1970'lerde yeni bir yönetmen kuşağı ortaya çıkıyor.
Biz buna sakallılar diyorduk.
Sinematrisin geçmiş bölümlerinde çok kez bu isimleri ben size andım hatırlattım.
Yine hatırlatayım. Francis Ford Coppola, George Lucas, Steven Spielberg, Brian De Palma ve Martin Scorsese'den oluşan.
Bu yıldız yönetmen ekibi 70'li yıllarda harika filmler yapıyorlar.
Hollywood'u tekrar ayağa kaldırıyorlar.
Bu sakallılar dediğimiz yıldız yönetmen ekibiyle birlikte ortaya çıkmış yeni bir yıldız yönetmen kavramı var.
Bu neydi biliyor musunuz arkadaşlar?
Bu şuydu. Sakallılardan önceki yıldız yönetmenlerin hemen hemen hepsi evet belli yapımcılarla çalışıyorlardı.
Ortaya çıkacak olan filmin nasıl bir film olması gerektiği konusunda zaten yapımcılarla benzer fikirde olan yönetmenlerdi.
Bunun istisnaları var.
Hemen bir parantez açayım. Kendi dönemleri için biraz daha aykırı isimler.
Mesela Orson Welles.
Mesela Alfred Hitchcock.
Mesela Stanley Kubrick.
Mesela Charlie Chaplin.
Mesela Buster Keaton.
Bakın bunlar da çok büyük yönetmenler.
Evet bunlar kendi yapımcılarıyla tersleşmişlerdir.
Kendileri zaten yapımcı olmaya soyunmuşlardır vs.
Tamam bunlar var ama...
Yani yapımcılarıyla uyum içerisinde çalışanlar da var ve onların sayısı yapımcılarıyla uyum içinde olmayanlardan çok çok daha fazladır.
İşte ben bugün biraz daha o yönetmenlere dikkat çekmek istiyorum.
Neyse işte sakallılar dediğimiz ekiple birlikte yapımcıları ile birlikte hem uyumlu çalışan onlarla bazen zıtlaşsa da aslında yapımcıların Sinemanın
nasıl yapılması gerektiği üzerine fikirlerini daha da ileriye götüren yönetmenlerdi bunlar aslına bakarsanız.
Özellikle iki tanesini analım.
Hep andık George Lucas ve Steven Spielberg gişe sinemasının formüllerini tekrar yazan yönetmenlerdi.
Yani o zamana kadar yapımcıların gişe sineması böyle yapılır.
fikirleri ve yönetmenlerine uyguladıkları baskılar var ya hani film para kazanmalı, herkese ulaşmalı, filmi herkes sevmeli ki biz çok para kazanalım.
O yüzden gişe filmleri böyle olmalıdır dediğimiz formüller var ya işte o formülleri Steven Spielberg ve George Lucas yapımcılardan da iyi biliyorlardı.
Yani onların bildiklerinin de ötesine taşımışlardı.
Yani kendi yapımcılarını Kendisinden önceki dönemdeki yönetmenlerden çok daha fazla mutlu eden yönetmenlerdi.
Özellikle George Lucas ve Steven Spielberg.
Ona bakarsanız Francis Ford Coppola'nın Godfather filmi çok küçük bütçeli bir filmdir.
Yani basit şartlarda çekilmiş bir filmdir ama inanılmaz bir hasılat yapmıştır.
Entelektüel anlamda da eleştirel notlarda da çok başarılı bulunmuştur falan.
Devamını yapmak için mesela yapımcılar Francis Ford Coppola'nın kapısını aşındırmışlardır.
Tekrar yap diye işte o noktada yönetmenler biraz daha özgürlüğe kavuşmuşlardır.
Ama bu özgürlük zaten yapımcıların ortaya çıkmasını istedikleri filmle paralel giden bir özgürlüktür.
Yani siz Steven Spielberg'i, Francis Ford Coppola'yı ya da Martin Scorsese'yi ya da George Lucas'ı serbest bıraktığınızda yani bir yapımcı onlara hiçbir şey söylemeyip, hiç
karışmayıp tamam sen filmini kendi istediğin gibi yap dediğinde zaten bu yönetmenler, yapımcıları çok büyük karlara geçirmiştir.
Çok büyük paralar kazanan filmler yapmıştır bu yönetmenler.
Zaten daha sonra kendileri de her bir yapımcı olmuştur vesaire.
Evet yapımcılardır aslında Hollywood'u bu kadar yukarıya çeken, o unutulmaz muhteşem başyapıtları ortaya çıkaran Spielberg'leri, Lucas'ları, Coppola'ları yıldız birer
yönetmen haline getirenler de aslında aynı zamanda yapımcılardır.
İşte o yıldız yönetmen kavramı 1970'lerdeki bugünün Christopher Nolan'ları ya da Quentin Tarantino'ları Ya da 2000'lerin başının Wachowski kardeşleri ya da M
.N.A. Şamalayanları bunların hepsi zaten yapım şirketlerinin ve baskıcı yapımcıların baskılarına gerek duyurmayan yönetmenlerdi.
Bu gelenek, bu miras yıldız yönetmen kavramını...
Başka bir aşamaya geçirdi arkadaşlar.
Ve özellikle bir ismi daha anacağım ki bu bahsettiğim gelişimde çok önemli bir noktada duruyor.
Hatta bu bahsettiğim isimlerin hepsinin de üzerinde bir isim.
Hangisi? Eminim ilk aklınıza gelen yönetmen odur.
Elbette James Cameron arkadaşlar.
Sinema tarihinin tüm kariyeri boyunca en fazla gişe yapmış birinci yönetmeni Steven Spielberg'tir.
Bu uzun süredir böyle zaten.
İkinci yönetmen de James Cameron arkadaşlar.
James Cameron çok erken dönem daha Terminator ikinci filmiydi yanlış hatırlamıyorsam.
İkinci uzun metraj filmiydi.
Ne kadar güçlü bir yönetmen olduğunu göstermişti zaten.
Ondan sonra işte Aliens yaptı, Terminator 2 yaptı.
Yani yaptığı bütün filmler hem kişilere çok para kazandığı hem entelektüel kitlenin saygısını kazandığı eleştiriler olarak hep çok yüksek puanlar aldı.
Lucas ve Spielberg 70'lerde ne yaptıysa James Cameron 90'larda ve 2000'lerde onu tekrar yaptı.
Hem Terminator 2 filmiyle hem Titanic filmiyle hem de Avatar serisiyle arkadaşlar.
Sinema tarihinin en yüksek gişe yapmış 3 filminin ikisi James Cameron'a ait.
Ve James Cameron elbette zaten kendisinin yapımcısı.
Yani büyük film şirketlerinden bütçeler alıyor ama aldığı bütçeyi Tamamen özgür biçimde kendisi harcıyor ve filmin ne kadar mağri olacağını da o karar veriyor.
Ona hiç karışılmıyor.
Ne kadar para istiyorsun?
400 milyon dolar.
Ve o parayı yapım şirketleri hiç sorgulamadan ona veriyorlar.
Sinema tarihinde böyle bir özgürlük hiç olmamıştı arkadaşlar.
Hatta Spielberg ve Lucas'ın bile böyle bir özgürlüğü yoktu.
Belli bir aşamadan sonra çok başarılı olduktan sonra yani kendileri yapımcı olup kendi paralarını filmlerine harcadılar.
James Cameron'ın kendi yapım şirketini kurmadı.
Bakınız hala büyük şirketlerin altında çalışıyor.
Hala birilerinden para istiyor ama yani ben yapacağım dediğinde bütün bütçeler önüne seriliyor.
Sinema tarihinin en çok gişe yapmış 3 filminin ikisini yapan yönetmene elbette böyle bir olanak verilir.
Şimdi çok uzattım, çok böyle gişe üzerinden konuştum.
Belirteceğim başka noktalar da var.
Yani şunu söylemeye çalışacağım.
Bugün Christopher Nolan...
Kendi yapım şirketi var da hani o büyük bütçeli filmlerin parasını kendisi vermiyor.
Başka büyük yapım şirketleri veriyor.
Hangi yapım şirketine gitse istediği bütçeyi alıyor.
Böyle bir yıldız.
Gerçekten öyle evet. Ama şöyle bir durum var ki sineması zaten halen bugün için bile yapımcıların ortaya çıkarmak istediği
sinema arkadaşlar. Aykırı bir sinema değil.
Farklı bir sinema değil. Spielberg ve Coppola'nın da ya da işte Scorsese'nin ya da Lucas'ın da öyleydi zaten.
James Cameron'ın ki de öyle zaten.
Burada ne demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi?
Yani işte bir zamanlar Hitchcock'lar, Orson Welles'lar yapımcılarıyla sürekli kavga halindeydiler.
Onlar ortaya bir film çıkarmak istiyordu.
Yapımcıysa öyle bir film yapmasını istemiyordu da şöyle bir film yapmasını istiyordu değil mi?
Veya Stanley Kubrick sürekli kendi yapımcılarıyla kavga edermiş, tartışırmış.
Filmini yapımcının yönlendirmesine izin vermezmiş falan.
Okey tamam. Bunu biliyoruz yani bunun üzerine çok sayıda öykü anlatılmıştır.
Tamam ama evet onlar yıldız yönetmendi ama bugünün bu andığım yıldız yönetmenlerinin yapımcılarla tartışmasına falan gerek yok.
Yani aykırı isimler değiller.
E büyük yönetmen olmak için illa...
Aykırı isim mi olmak gerekiyor?
Yani Christopher Nolan aykırı bir isim değil.
Ama büyük yönetmen mi?
Evet. Harika bir yönetmen mi?
Evet. Spielberg öyle mi?
Evet. Yani sanki biz büyük güçlü çok önemli yönetmen deyince illa yapımcıyla kavga eden illa ortaya tamamen kendi zihninden
çıkan filmi bize ulaştırma konusunda böyle ısrarcı.
Ve izin verilse ortaya çok daha harika işler çıkaracakmış da.
Yapımcılar tarafından baskılanan yönetmen geliyor sanki.
Tamam böyle isimler var diyorum sinema tarihinde.
Mesela Orson Welles böyle bir isimdi.
Hitchcock böyle bir isimdi ama her yönetmen böyle değil.
Ve büyük yönetmenlerin hatta büyük çoğunluğu böyle değil.
Bu yönetmenler aynı zamanda yapımcılar.
Filmlerinin bütçelerini kendileri belirliyorlar.
Kendileri harcıyorlar. Filmlerini istedikleri gibi yönlendiriyorlar ve.
para babaları diyelim yani Hollywood'un büyük yapım şirketleri bundan zaten memnunlar arkadaşlar.
Bu bağlamda işte 1930'ların, 40'ların, 50'lerin büyük yapımcıları da aslında işte bugün Christopher Nolan'a, James Cameron'a
bütün olanakları sağlayıp başarılı olan yapımcılarla benzer yapımcılardı.
Yani aslında bugünün yıldız yönetmenleri 1940'ların 50'lerin yapımcı ve yönetmen ekibinin bir arada olduğu kişilikler sanki.
Yani Spielberg tam olarak böyle bir kişi.
Bu noktada şöyle bir detaya gireceğim.
Şimdi Avrupa'da evet durum farklıydı.
Hatta mesela 1960'lardaki Fransız yeni dalgası biraz Hollywood'un yapımcı baskısıyla kısıtlanan tırnak içinde sanatsal
üretimlerine tepki gibi doğmuş bir sinemaydı.
Yani işte Godard'lar, Truffaut'lar falan tamamen özgür sinemacılardı bunlar.
Başlarında bir yapımcı vesaire yoktu ve sinema tarihinin gerçekten en değerli sanatsal değer sunan filmlerini yapan yönetmenlerinin arasında isimler bunlar.
Ancak şunu biliyor musunuz?
Fransız yeni dalgası yönetmenlerinin hepsi, bakınız istisnasız hepsi Amerikan sinemasının hayranıdır.
Amerikan sinemasını çok severler.
O görece yapımcı sopasıyla yönlendirilen Amerikan sinemasının en büyük hayranları Fransız yeni dalgası yönetmenleridir.
E şimdi ne oldu?
Yani sanki Fransız sineması Amerikan sinemasından çok zıt, çok ayrı, çok aykırı bir sinema mı?
Hayır. Evet filmleri farklı içerikte olabilir ama Amerikan sinemasından beslenmiş bir sinemadır Fransız sineması.
Bakınız daha da geçmişe gideyim.
1920'lerde Sovyet sineması çok büyük bir atılım yapıyor.
Hatta henüz onlarda başlıyor bu.
Potemkin zırhlısıyla falan başlıyor.
Sergei Eisenstein ile başlıyor.
Ve Sergei Eisenstein kimine göre...
Ben de aslında o fikirdeyim.
Sinemayı bir sanat yapan isimdir.
Ne zaman Eisenstein kurgusu diye bir şey ortaya çıkmıştır ve sinema kendine has bir anlatım özelliğine kavuşmuştur.
Şimdi Eisenstein, Potemkin zırhlısı filmini yapınca tabii tüm dünya Eisenstein'i tanıyor.
İşte bir yıldız yönetmen yani.
Onun da başında sopalı adamlar var ama onlar yapımcılar değil hükümet.
Komünist Sovyet hükümeti.
Bunun üzerine çok harika notlar var.
Çok detaya iniyorum. Biraz sohbeti uzatıyorum kusura bakmayın ama.
Hatta devlet etkisini ve baskısı altında üretmek zorunda kalan yönetmenlerin bazıları daha sonra Hollywood'a taşınmıştır ve yapımcı baskısıyla karşı karşıya kalmışlardır.
Ve o yapımcılara sorulmuştur.
Politik ve devlet baskısı mı daha kötü?
Yapımcı ve para baskısı mı diye.
Mesela Çek yönetmen Milos Forman.
Harika bir yönetmendir.
Muhteşem filmler yapmıştır.
Kariyerinin ilk dönemlerinde kendi ülkesinde Çek Cumhuriyeti'nde.
O zaman Çekoslovakya ile Slovakya ile birlikteydi.
Şimdi ayrıldı hani işte Çek ya Slovakya falan oldu.
Neyse Çekoslovakya o zamanlar biraz daha baskıcı bir hükümet tarafından yönetiliyor.
Ve Milos Forman da... Devletin bütçesiyle filmler yapıyor ve politik baskı görüyor.
Ancak daha sonra Hollywood'a geliyor.
Burada da filmler yapıyor. Burada da yapımcı baskısı görüyor.
İşte tam bahsettiğim olay ve Milos Forman'a mesela bu sorulmuştur.
O da şahsen...
Devlet ve politik baskıyı tercih ederim demiştir.
Yani gişe baskısının, yapımcı baskısının daha kötü, daha çetin olduğundan bahsetmiştir.
Neyse, evet Eisenstein tüm dünyada tanındıktan sonra elbette Hollywood'a davet ediliyor.
Hollywood'a geliyor, burada çok sayıda yapımcıyla, yönetmenle dostluklar kuruyor.
Mesela... Sergei Eisenstein'ın Walt Disney ile çok samimi pozları vardır.
Bir Google yapın isterseniz görün.
Çok hoş, çok harika yani.
Walt Disney o zamanlar çok güçlü bir sinemacıydı ve yapımcıydı aynı zamanda.
Şimdi bir de bakın ne kadar zıt sinemaları aslında.
Walt Disney daha çok çocuklara animasyon filmler üreten animasyon sinemanın, çizgi sinemanın Gelmiş geçmiş en büyük yapımcısı, en büyük üreticisi ve yönetmeni ve aynı zamanda çok kapitalist
bir isim yani. Bayağı kapitalist bir isim.
Bayağı paracı bir tip yani.
Neyse ama bakın Einstein de işte komünist Sovyetlerden çıkmış ve politik sinema yapan bir sinemacı ya.
Ya bir arada görmeyi...
Umacağınız en zıt iki isim bence bunlar arkadaşlar.
Walt Disney ile Sergey Eisenstein ama diyorum çok yakın dost olmuşlar.
Hollywood'da Sergey Eisenstein'a birçok yapım şirketi proje getiriyor.
Hatta ondan proje istiyorlar.
Gel diyorlar birlikte film yapalım.
Birkaç tane projesini sunuyor Sergey Eisenstein ve ya bakınız bu inanılmaz bir heyecan gerçekten.
Yani Eisenstein Hollywood'da film yapacak mesela.
İnanılmaz bir şey ama...
Daha proje aşamasında yani senaryo öykü aşamasında yapımcılar Eisenstein'e çok karışıyorlar.
Ve Eisenstein canınız cehenneme deyip Hollywood'da film yapmıyor arkadaşlar.
Hatta işte Meksika'ya gidiyor orada başka bir film yapıyor falan filan.
Yani bakın o zamanlardan yıldız yönetmenler var.
Bunların bazıları aykırı isimler.
Evet yapım şirketleriyle çalışmıyorlar.
Birçoğu da yapım şirketleriyle çalışıyorlar ve yapım şirketleriyle çalışarak ortaya muhteşem filmler çıkarıyorlar.
Ve günümüzdeki yıldız yönetmen kavramı artık yapımcıların zaten karışmak zorunda kalmadıkları, yapımcıların...
Bir arada tutmaya çalıştıkları o gişe formüllerini yapımcılardan daha iyi bilen, ileriye taşıyan ve zaten ekonomik olarak çok başarılı olan yönetmenler.
70'lerden sonra böyle bir yıldız yönetmen kavramı ortaya çıktı ve hem Hollywood'u hem de dünya sinemasına hakim oldu arkadaşlar.
İşte bunun son örneğidir gerçekten Christopher Nolan.
Muhteşem yönetmen.
Ama Christopher Nolan aykırı bir isim değil.
Yani bir kübrik değil aslında.
İşte hep öyle söylüyorlar.
Yeni kübrik Nolan. Alakası yok arkadaşlar.
Alakası yok. Hatta şöyle söyleyeyim.
Kişide çok başarılı olup da...
hem eleştirel puan olarak hem de entelektüel camianın da saygınlığını kazanan hemen her yönetmeni yeni Spielberg denmiştir.
Bakınız bırakın hani yeni Kübri'yi boş verin.
Yeni Spielberg denmiştir.
Mesela Meynay Şamalayan'a öyle denmişti.
İşte yeni Spielberg. Hatta kendisine bile sorulmuştu bu soru.
Size işte yeni Spielberg deniyor ne diyorsunuz falan diye.
Nazik ama ben öyle değilim gibilerinden cevap vermişti.
İşte Christopher Nolan'a da şu an yeni Spielberg olarak bakılıyor.
Peki ne demek yani yeni Spielberg ne demek?
Neden Spielberg'in bir takipçisi ya da nasıl diyeyim mirasçısı olarak bakılıyor bu yönetmenlere?
İşte bugün tam olarak belirtmeye çalıştığım konu.
Eğer bir yönetmen yapımcısının ya da Hollywood gişe formüllerinin diyeyim daha ötesini yapabiliyorsa yani aykırı bir yönetmen
olmayıp yapımcıların hiç karışmasına gerek kalmadığı haldeki işlere çok başarılı olan, geniş kitlelere filmini izletebilen, çok para kazanan ama aynı zamanda
entelektüel kitlenin de sevgisini, saygısını kazanabilen yönetmene zaten yeni Spielberg deniyor.
Çünkü bu akımın, bu yıldız yönetmen kavramının öncüsü zaten Steven Spielberg arkadaşlar.
Ondan önce böyle bir yönetmen yoktu sinema tarihinde.
Yani ta işte 1930'lara, 40'lara, 50'lere gittiğinizde.
Mesela bana göre Steven Spielberg'in öncüsü, onun ustası diyebileceğim isim.
Yani kendi döneminin Spielberg'i olup da bu bahsettiğim yıldız yönetmen kavramını ilk ortaya çıkarmış isim bana sorarsanız Charlie Chaplin'dir.
Yani şimdi Nolan'a yeni Spielberg deniyor ya.
Şimdi Spielberg'e de yeni Chaplin...
Diyebiliriz aslına bakarsanız.
Ama araya başka isimler koyalım.
Mesela Victor Fleming.
1939 tarihli Rüzgar Gibi Geçti filminin yönetmeni Victor Fleming tam olarak Spielberg'in ustası olarak görebileceğimiz bir isim gerçekten.
Hem kişide çok başarılı hem eleştirel anlamda hem işte Oscar'larda entelektüel kitlenin saygısını kazanmış falan muhteşem filmler yapmış Victor Fleming.
Ama Spielberg'ten farkı ne?
İşte yapımcı değildi.
Onun başka bir yapımcısı vardı.
Spielberg işte Victor Fleming'in ve o dönemin büyük yapımcılarının birleşmiş hali gibi arkadaşlar.
Bakınız bu noktada size tüm bu sohbetin, bakın çok güçlü, çok önemli birçok isim andım ama bütün bu isimlerin bir babası var.
Yıldız yönetmenlerin, yıldız yapımcıların, gişe başarısının ya herkesin babası diyeceğim neredeyse bu isme.
Neden? Çünkü bu isim Hollywood'u kuran isim arkadaşlar.
İlk kez Hollywood dediğimiz kasabada bir film stüdyosu kuran, o Hollywood'da çekilmiş ilk filmi çeken, zaten o kurduğu stüdyoda ilk filmini çeken ve bu
film aynı zamanda sinema tarihinin ilk uzun metraj filmi.
Daha doğrusu aynı yıl birkaç uzun metraj çekilmiş.
1914'tür. Sinema tarihinin ilk uzun metraj filminin çekildiği yıl 14'tür ama tam olarak o film hangisi farklı kaynaklarda farklı isimler görebilirsiniz.
Ama neyse çok uzattım. Bu isim zaten sinema tarihinin gelmiş geçmiş en büyük yapımcısı olarak anılan Cecil B.
DeMille'dir arkadaşlar. Cecil DeMille o kadar büyük bir isim ki.
Kendisi, şimdi sinema ilk olarak New York'ta ortaya çıkıyor.
O Edison zamanları yani.
En erken dönem. 1898'lerde falanız daha.
Daha 1909'lara bile gelmemişiz.
İlk defa işte hareketli fotoğraf çıkıyor.
İlk Nikoladionlar kuruluyor.
İlk film gösterim salonları falan derken önce birkaç yapımcı New York'ta çalışmaya başlıyorlar.
Yapım şirketleri kuruyorlar ve hemen tekel piyasası oluşturuyorlar.
Bu da çok uzun bir konu. Detayına girmeyeceğim.
Ve o zaman için bağımsız yapımcı diyebileceğimiz birkaç parlak yapımcı.
Bakınız bunlar aynı zamanda yönetmen ama önce yapımcı.
Daha yönetmen falan yok ortada.
İşte bu bağımsız yapımcıların öncüsü ve en güçlüsü Cecil Demil.
Adolf Zucker var.
Carl Lamle var. Bunlar hiç kendi dönemlerinin New York'taki bağımsız yapımcıları.
Bunlar diğer büyük yapımcıların baskılarından dolayı film üretemiyorlar.
Çünkü tekel piyasası oluşturmuş onlar.
Yani resmen bu isimlerin film yapmasına izin verilmiyor.
Ortada korkunç bir baskı var.
Bunlar da Amerika'nın doğu kıyısından yani New York'un Atlas Okyanusu kıyısından batı kıyısına resmen kaçıyorlar.
Hatta bakınız şöyle bir not bile var.
Bu isimler Diğer büyük isimler Edison falan ki Edison'un ne kadar kapitalist ne kadar baskıcı ne kadar paragöz hatta ne kadar tamam bir mucit falan olsa da değerli bir isim
olsa da ne kadar çirkef bir isim olduğu üzerine de çok not vardır.
Neyse bu isimler yani Cecil Demir falan Edison gibi baskıcı yapımcılar kendilerini öldürmek isterse bakınız öldürülmekten dahi korkuyorlar düşünüyor musunuz?
Kendilerini birileri öldürmek isterse kolayca Meksika'ya kaçabilmek için Kaliforniya'ya geliyorlar arkadaşlar.
Ya bugünkü Los Angeles'a geliyorlar.
Burada Cecil Demil Hollywood denen kasabaya geliyor.
Orada bir film stüdyosu kuruyor ve orada sinema tarihinin ilk uzun metraj filmi olan 1914 tarihli The Squaw Man westernini çekiyor.
Şimdi bakın kendi çekiyor evet yani yönetmenlik de yapıyor ama aynı zamanda yapımcı.
İşte Hollywood'u kuranlar Yapımcılar, bütün ondan sonraki işte Chaplin'ler, Buster Keaton'lar, bütün o zamanın meşhur oyuncuları, yönetmenleri hepsi
Cecil Demille'in öncülük yaptığı ve kurduğu Hollywood'da film üretmeye başlıyorlar.
Onlardan sonra filmlerini yapıyorlar, yönetiyorlar, paralar kazanıyorlar vs.
İşte bugünün...
Bütün o yıldız yönetmen, bütün o stüdyolar, bütün Spielbergler, büyük bütçeler yani aklınıza ne geliyorsa bugün sinemaya gittiğinizde izlediğiniz filmleri ortaya çıkaran ne
varsa hepsinin aslında öncüsü, yaratıcısı Cecil Demir arkadaşlar.
Ve bu kişi sinema tarihinin en büyük yönetmeni olarak anılmıyor bakın.
Sinema tarihinin en büyük yapımcısı olarak anılıyor.
Yani evet yıldız yönetmenler sinema tarihinde hep önemliydi ama 70'lere kadar...
Bütün büyük başyapıtları ortaya çıkaranlar yönetmenler kadar yapımcılardı.
70'lerden sonra da yönetmenler zaten yapımcı oldular.
Yapımcı olarak zaten çok güçlü oldular.
Olmayanın yani neredeyse yoktur ya da ısrarla olmamıştır.
Yani neden Stanley Kubrick bir yapımcı olmamıştır?
Emin olun istememiştir.
Parapılla uğraşmak istememiştir.
Yani başka isimlerle uğraşmak istememiştir.
Ama evet bu yapımcılar çok güçlüydü ve...
Bir süre sonra da yönetmenler yapımcı olmak durumunda kaldılar.
Son olarak şu noktaya geleceğim.
Evet çok uzaktım ama sadede geleyim.
Olay şu. Şimdi çok bağımsız bir isimsinizdir.
Aykırı bir isimsinizdir.
İşte Orson Welles'sinizdir.
Stanley Kubrick'sinizdir.
Okey. Bunlar gişe formüllerinin gerçekten dışında üretimler yapan, yapmakta haklı olan yani yapmaları iyi olacak.
Ve gişedeki başarıları da tamam yani işte Lukaslar kadar yüksek olmayı versin.
Bu isimler oldukları gibi iyi, oldukları halleriyle iyi diyebileceğimiz yönetmenler.
Evet tamam bunların yapımcı baskısı görmesi üzücü bir şey.
Keşke özgürce üretebilseler tamam.
Ancak arkadaşlar aslında...
Sinema bir ekip işi. Özellikle bizim gişe sineması dediğimiz çok yüksek bütçeli, fazla oyuncusu olan, çok fazla teknik ekibi olan, büyük ölçekli, yapım süreçleri uzun sürelere
yayılan filmlerin hepsi aslında birer ekip işi.
Yani siz bir Yüzüklerin Efendisi dediğinizde herkesin Peter Jackson'ı anması aslında çok ciddi bir haksızlık.
Yani bir Star Wars'un, bir Avatar'ın...
Yani Matrix'in mesela tasarımları yani yönetmenlik kadar önemli o filmlerin değerinde, öneminde.
O tasarımları hayata geçiren yapım tasarımcılarının, efektçilerin, sesçilerin, oyuncuların yani bu büyük organizasyonlar gerçekten ekip
işi. Yani tamam Jean-Luc Godard'ın serseri aşıklar.
Filmi evet otör yönetmen kuramını ortaya çıkaran sinemadır zaten Fransız Yeni Dalgası ve evet Fransız Yeni Dalgası'nda yönetmen esastır.
Yönetmen sineması söz konusudur.
Otör kuramı da buradan çıkar.
Bir filmin yaratıcısı yönetmendir.
Ama o serseri aşıklar gibi filmleri yapabilecek isimlerin kuramı.
Öyle filmlerin yönetmenleri tek üretici ve tek tasarımcı olabilir.
Ya da işte Woody Allen mesela.
Tamam Woody Allen sineması tamamen Woody Allen'ın zihninden, emeğinden, zanaatkarlığından, sanatçılığından ortaya çıkabilir.
Tamam bunu anlarım. Ama bir Oppenheimer filmi, bir Avatar filmi, bir Star Wars filmi, bir Matrix filmi bir kişiden çıkamaz
arkadaşlar. Yok yani böyle bir üretim prosesi yok.
İmkansız bir şey. Ve eğer biz dersek ki sinemanın tek yaratıcısı yönetmendir.
Bütün filmler yönetmenin istediği gibi ortaya çıkmalıdır.
İşte bir filmin her şeyini yönetmen yapmalıdır falan.
Yani çok yönetmen odaklı bir sinema anlayışını benimseyecek olursak inanın ki sinema tarihinin en büyük filmleri hiç ortaya çıkmazdı zaten.
Mümkün olmazdı. İşte Nolan'ları da, işte James Cameron'ları da, Spielberg'leri de, David Fincher'ları da hatta Tarantino'ları da hiç bugünkü
güçlerinde ve yıldız yönetmen mertebelerinde olamazlardı.
Tamam yaratıcı zihinler onlar olabilir ama sinemanın çok büyük bir ekip işi olduğunu en çok o yönetmenler bilirler arkadaşlar ki büyük çoğunluğu genel olarak aynı teknik ekiplerle çalışıyorlar
zaten. Aynı isimlerle çalışıyorlar yani.
Belki de size başka bir programda sinema tarihinin en büyük senaristleri, sinema tarihinin en büyük görüntü yönetmenleri, sinema tarihinin en büyük yapımcıları, sinema tarihinin en büyük müzisyenleri gibi listeler
yapmalıyım ki bu isimler gerçekten sinemayı kökten etkileyen isimler.
Sinema tarihinin en büyük efektçileri diye bir dosya yapsam size inanın ki göreceksiniz sinema tarihine çok ciddi yön veren isimler.
Efektçiler ya da işte maketçiler, tasarımcılar.
O kadar yönetmen odaklı olmayalım.
Evet daha çok yönetmenleri biliyor olabiliriz ama sinema hiçbir deha zihne sığamayacak kadar büyük bir dünya arkadaşlar.
Dünyanın en büyük dehası bile tek başına ortaya bir Matrix çıkaramaz yani.
Yok böyle bir şey mümkün değil yani.
Sinema bir ekip işi biz tanımıyor olsak da sinemanın yönetmenlerden başka...
Çok büyük yaratıcıları, çok büyük sanatçıları, zanaatkarları ve üreticileri var.
Evet bu hafta bu haftalık bu kadarın 15.
bölümünde yıldız yönetmen olgusundan ve sinema tarihindeki gelişiminden bahsetmeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
