
Bu Haftalık Bu Kadar: 14 Çağdaş Sinema Sahtekârlığı/ Bölüm 1
5 Şubat 2026 · 21 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, Bu Haftalık Bu Kadar dosyamızın 14. Bölümü'nde, Çağdaş Sanat üzerine dile getirilen eleştiriler ve bu eleştirilerin günümüz sinema dünyasındaki yansımalarını incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda bu haftalık bu kadar dosyamızın 14.
bölümünde çağdaş sinemanın sahtekarlığı konusundan bahsetmeye çalışacağız.
Evet farkındayım açıklama gerektiren bir başlık biraz çarpıcı bir başlık.
Açıklayacağım ve birçok ön bilgi vereceğim.
Referans alacağım. Çok sayıda kitap, sanatçı, sanat tarihçisi, sanat felsefecisi olacak.
Ve aynı zamanda bugün bahsedeceğim konunun geçmişte yaptığımız bazı Sinematris't bölümleriyle de...
İlgisi var yani onların bir nevi devamı gibi bir program yapacağız bugün.
Şimdi geçtiğimiz haftalarda birincisi sinemayla mesaj vermek diye bir program yapmıştık.
Orada biraz sanat kuramına girmiştik.
Sanat neydi, ne oldu, nereye döndü ve mesaj vermenin de bu sanat tarihi içerisindeki dönüşümünden biraz bahsetmeye çalışmıştık.
Şimdi bu bir. İkincisi de...
Bayram özel programı altında bayramdayız tatildeyiz evlerimizdeyiz rahat rahat uzun uzun dinlenir diye umduğum hayli uzun ve dolu bir program yapmıştım.
Orada da sinemanın sanat tarihindeki yeri üzerine bir şeyler söylemeye çalışmıştım ki o programda Türk ressam Adnan Turani'nin yazdığı çağdaş sanat felsefesi adlı kitaptan
çokça alıntılar yapmıştım.
Sanatın geleneksel dönemden, Rönesans'tan, modern sanata nasıl evrildiğini ve modern sanatta nasıl bir hal aldığını ve bunun üzerine de sinemanın bu dönüşümde nasıl bir rol oynadığını
kısaca özetlemeye çalışmıştım.
Yani bu anlamda o sohbette modern sanatın ortaya çıkışı gibi bir tarihsel dönemde kalmıştık o programda.
İşte bugün onun biraz daha ötesine geçeceğiz ama ben yine...
Mümkün olduğunca kısa bir sanat tarihi özeti yapmaya çalışayım.
Ondan sonra da çağdaş sanat dönemine geleceğiz.
Şimdi evet geleneksel dönemde, Rönesans'ta bunun içerisinde sanat daha çok zenginlerin, kralların, kilisenin ve elit tabakanın güdümünde, kontrolünde olan bir sanattı.
Zenginler sanatçıları himayelerini alıyorlardı.
Onlara para veriyorlardı.
Sanatçılar geçimlerini bu şekilde sağlıyorlardı.
Daha çok o tabakanın genel kabulleri dahilinde sanat yapılıyordu.
Bunların dışında yapılan sanat pek de sevilmiyordu.
Pek de savunulamıyordu.
Ve o dönemde sanatla mesaj vermek diye bir şey neredeyse yoktu.
Çünkü mesaj hemen hemen her zaman aynıydı.
Tanrı'nın yarattığı dünya ne güzel.
Kralımızın yönettiği bizim ülkemiz ne kadar güzel.
Güzel, estetik, hoş hep beğeni uyandıran insanda.
olumlu hisler uyandıran eserler üretiliyordu ve bunlar kutsanıyordu.
Fransız ihtilaline kadar bu süreç hemen hemen devam etti diyebiliriz ve Fransız ihtilalinde demokrasi dediğimiz geniş halk kitlelerinin yönetime geldiği yeni
bir siyasi dönem ortaya çıktı ve bu dönemden sonra da sanatçılar halkın özgürlüğünün paralelinde kendi iradeleriyle, kendi beğenileriyle sanat yapmaya
başladılar. Yani bu anlamda sanatın iktidarı...
Elitlerden sanatçılara geçti.
Elitlerin ve merkezi otoritenin bakışını eserlerine yansıtmak zorunda olan sanatçılar kendi bakışlarıyla kendileri dünyayı nasıl görüyorlarsa o
şekilde sanat yapma özgürlüğüne kavuştular.
Burada çok küçük bir parantez açayım.
Şu nokta çok önemli yani sanat tarihinde bir kırılmadır bu aynı zamanda.
Sanatçılar merkezi otoriteden, kiliseden, kraldan kurtulduktan sonra...
ismettiği dünyayla ilgili nasıl bir fikirdeyse o fikri savunma ve sanatseverlere sunma hakkına kavuştu.
Bir anlamda geleneksel dönemde sanatçı bir emekçi yetenek ve becerisiyle ortaya değerli bir eser çıkaran bir üstad olarak görülürken yani düşünsel
bir anlam sunmazken sanatçı modern sanat döneminde bir nevi Düşünsel anlamda üreten bir kişilik haline geldi ve aslında mertebe atladı sanatçılar.
Daha üst bir mertebeye çıkmış oldular modern sanat döneminde.
Ve bir anlamda yani bir nevi böyle sanatçılar filozofa dönüştü aslına bakarsanız ki şimdi bu süreç daha da devam edecek oraya da geleceğiz.
Şimdi bu süreç devam etti sanatçılar sanatlarıyla Sayısız olgu üzerine fikir yürütmeler yaptılar, yaptılar, yaptılar ve bu süreç sanatın
ne olduğunu düşünme, yargılama ve bunu belirleme özgürlüğüne kavuştular.
Bakınız geleneksel dönemde Michelangelo'nun Da Vinci'nin kalkıp da bence sanat budur, sanat böyle olmalıdır, ben ne yapıyorsam sanat odur gibi bir şey deme.
Özgürlüğü yoktu yani böyle bir motivasyonları da yoktu zaten geleneksel sanat döneminin sanatçılarının.
İşte modern dönemde farklı konular üzerine fikir yürütüyor sanatçılar.
Bu fikir yürütmeler işte 1900'lerin başında Marcel Duchamp'a geldiğimizde sanat nedir ne değildir sorusuna Çok çarpıcı ve
kimi sanat tarihçilerine ve felsefecilerine göre sanatın sonunu getiren yepyeni bir bakış geliyor.
Bu da ne biliyor musunuz?
Hazır nesne kavramı ve gerçekle sanatın arasındaki çizginin tamamen ortadan kalkması olgusu.
Şimdi bu noktada sanat tarihçilerinden sanat felsefecilerinden örnek vermek istiyorum.
Adnan Turani'yi tekrar hatırlatayım mutlaka onun çağda sanat felsefesi kitabını okuyun arkadaşlar.
Harika bir kitap ve çok 120 sayfalık falan bir kitap yani hem çok kısa her şeyi çok basit anlatmış gerçekten hiç yani hani genelde sanat içerikli kitaplar biraz entelektüellik taslar ya böyle.
O kitapta bu konular çok güzel anlatılıyor.
Sanatın sonunu geldiği ve sanatın sonunun gelmesiyle de yepyeni bir sanat tanımının ortaya çıktığını tüm sanat dünyasına anlatan, bunu
teorileştiren sanat tarihçisi ve teorisyeni Arthur Danto'dur arkadaşlar.
Arthur Danto'nun özellikle bir sanat nedir kitabı?
İki sanatın sonundan sonra kitabı ve bir de sıradan olanın başkalaşımı adlı kitapları.
Bunun dışında başka bir iki tane daha var.
Özellikle Andy Warhol üzerine yazdığı iki tane daha kitap var.
Onlar da tabii bu konu üzerine güzel çıkarsamalar sunuyor ama özellikle bu üç kitap.
Bugün için en güncel sanat tanımını yapan ve sanatın ne olduğu neye dönüştüğü üzerine en iyi kitaplardır.
Tabii ki bunları da okumanızı tavsiye ederim.
Hoş Adnan Torani hocanın kitabı kadar kolay anlaşılır ve kolay özümsenir kitaplar değil.
Biraz böyle bir beyin yakan tarafları var ama diyorum yine de okumanızı tavsiye ederim.
Şimdi Arthur Danto bu kitaplarında şunu söylüyor.
Sanat diyor cisimlenmiş anlamdır.
Sanatın yeni tanımı budur.
Artur Danto dönünce sanata yani şimdi açıp TDK'ya baksanız Wikipedia'ya baksanız falan farklı farklı sanat tanımları göreceksiniz.
Bunlar aslında bugün için eski tanımlar.
İşte üstün yaratıcılık işte benzersiz yaratım falan olağanüstü beceri gibi bir sürü sanatın bileşenlerinden bahseden tanımlar var ama bunlar artık biraz geçmişte kaldı.
Şimdi bakınız şu noktaya dikkat ediniz.
Tanım bakın çok kısa ve özet.
Cisimlenmiş anlam. Ne demek bu?
Şimdi modern sanattan bahsederken dedim ya sanatçı artık kendi fikrini eserin içerisine koyma özgürlüğüne kavuştu ya.
Danto diyor ki bir sanat eserini bizim yani gerçekle sanat eserini ayırt edebilmemiz için arada tek bir fark vardır.
Üretilen herhangi bir şeyin altında bir anlam varsa ya bir eser.
günlük kullanım dışında başka bir amaç için üretiliyorsa o sanattır.
Bunun da sınırı neydi? Gerçekle sanat arasındaki çizginin tutanan kaldırılması.
Marcel Duchamp bunu nasıl yaptı dedik?
Hazır nesne kavramıyla yaptı dedik.
Bu da neydi? Duchamp bir pis huvarı normalde pis huvar hani sırtı duvara asılır şekilde yani içine tuvaletinizi yapabileceğiniz şekilde kullanılır ya bu
pis huvarı Bir masanın üzerine koydu.
O pis olan üretim amacının dışında bir formda dikti onu böyle.
Ve dedi ki bu bir heykeldir.
Ben bir sanatçı olarak var olan herhangi bir nesneyi gerçek kullanım amacımdan farklı bir forma sokarak yani onu artık tuvalet yapmak için kullanamazsınız.
Başka herhangi bir amacı başka herhangi bir anlamı içerir şekilde size sunarsam Bu sanat olur.
İşte bundan yola çıkarak zaten Arthur Danto diyor ki cisimlenmiş anlamdır.
Normalde günlük hayatta başka bir amaç için kullanacağınız bir şeyin içine başka bir anlam sığdırıp onu başka bir forma sokunca o sanat eseri oldu.
Pisuar en meşhur örnektir zaten.
Onun dışında kar küreği örneği vardır.
Baya kapınızın önünden karı temizlediğiniz o kar küreğini gidip Müzeye asmıştır.
Bakın burada formu değiştirmek bile yok aslına bakarsanız.
Olduğu gibi asmıştır ve Duchamp demiştir ki bunu ben oraya astığım için o sanat eseri oldu.
Ona ben bir anlam yüklüyorum.
Ne anlam yüklediğimin de bir önemi yok.
Onu da söylemiyor zaten ki ortada bir anlam yok zaten.
Sohbetin finaline geleceğimiz nokta zaten orası.
Neyse evet bakın gerçekle sanat eseri arasındaki anlam ortadan kalkıyor.
Bu Duchamp'la oldu ve bu noktada da Arthur Danto diyor ki burada modern sanat dönemi bitti, çağdaş sanat dönemi başladı.
Bu noktada da Andy Warhol'a lafı getirmemiz lazım.
Duchamp'a benzer biçimde Andy Warhol, Brillo marka bulaşık süngeri.
Kutusunu yani Amerika'da satılan bir bulaşık süngeri markası bu Brillo.
Onun böyle bir karton kutusu var işte içinde ne bileyim 50 tane 100 tane bulaşık süngeri var.
Baya böyle toptancının kamyonundan alıp markette taşıdığınız o kutuyu aynı şekilde ahşap biçimde inşa etti.
Ama yaptığı ahşap Brillo kutusu gerçek karton kutudan karşıdan baksanız böyle yani dokunmasanız tamamen aynı.
Arada hiçbir fark yok. Bu bir illü kutusu sanat eseri kabul edildi.
İşte bu iki örnekle Arthur Danto diyor ki sanatla gerçek arasındaki fark ortadan kalkmıştır.
Bu bağlamda sanatın sonu gelmiştir.
İşte sanatın sonundan sonra ve sıradan olanın başkalaşımı kitaplarında tam da bundan bahseder Arthur Danto.
Bu noktada sanat bitmiştir.
Artık sanatçı bir esere...
O eser sanat eseri olmasa bile bakın gerçek hayattaki herhangi bir nesne dahi olsa ona istediği anlamı yükler ve o sanat eseri olarak kabul edilebilir.
Bu fikirden sonra şimdi başka birçok sanat teorisyeni bu fikre dayanarak farklı kitaplar yazdılar, kuramlar ürettiler falan ama ortaya çıkışı Duchamp'i Warhol'dur ve bunu teoriye
döken de Arthur Danto'dur.
Başka bir... Sanat felsefecisinden örnek vereyim.
Donald Cuspid, daha yakın zamanda bir sanat felsefecisi, Sanatın Sonu diye bir kitap yazdı.
Bu da enfes bir kitap, okumanızı öneririm.
Ancak Donald Cuspid'in, Arthur Danto'dan şöyle bir farkı var.
Sanatın, sanatçı ne anlam yüklerse sanat odur.
Ana fikrinin üzerine, sanatın bitişinin...
Popülizm ve popülizm felsefesinin sanatı bitirdiğine dair de nefis açılımları var.
Yani Danton'un fikirlerini bir anlamda biraz daha günümüze tercüme eden ve sanatı bitiren şeylerden birinin de popülizm olduğunu iddia etmiştir bu kitabında.
İşte gerçekten artık yani sanatın sonunun geldiği, sanatın bittiği sadece tek...
Bir iki kişinin fikri değildir.
Çok sayıda sanat teorisyeni aynı fikirdedir.
Ve yine aynı noktaya geliyoruz.
Şu sanatçı herhangi bir esere bakın ortada hiçbir emek yok.
Yetenek yok. Beceri yok.
Estetik yok. Güzellik yok.
Kar küreği var. Brillo kutusu var.
Pisuar var. Bakın bunların modern sanat dönemi ya da geleneksel sanat dönemindeki sanatı dikkate alırsak hiçbir sanatsal bileşenleri yok arkadaşlar.
Ancak günümüzde bunlar sanat kabul edilmek zorunda.
Çağda sanat kabulleriyle.
Şimdi bu noktadan sonra gelelim programımızın adına.
Çağda sinema sahtekarlığı.
Evelyn Lesper diye Meksikalı bir sanat eleştirmeni var arkadaşlar.
Evelyn Lesper'ın YouTube'da çağdaş sanat bir sahtekarlığa mı döndü adıylaydı yanlış hatırlamıyorsam.
Sadece Evelyn Lesper yazsanız da çıkar ya da çağdaş sanatın sahtekarlığı diye yazsanız bir arama yapsanız mutlaka Evelyn Lesper karşınıza gelecek.
Evelyn Lesper çağdaş sanatın tamamen bir sahtekarlıktan ibaret olduğuna dair bir röportaj yaptı.
20-25 dakikalık bir röportaj.
Ve bu gerçekten neredeyse tüm sanat dünyasınca izlendi, görüldü.
Orada söylenenler aslında belli bir birikimin patlamasıydı.
Ve aynı zamanda Evelyn Lesper bunun üzerine de bir makale yazdı.
Ve bu makale de zaten kitaplaştırıldı ve Türkçe'ye de çevrilerek ülkemizde de yayınlandı.
Direkt Çağdaş Sanat'ın sahtekarlığı başlığıyla.
Çok ince bir kitap yani yaklaşık 50 sayfalık falan bir kitap.
İşte buraya kadar anlattıklarım, bakın işte geleneksel sanat, modern sanat ve çağdaş sanat, sanatın emekten, yetenekten, beceriden, estetikten, güzelden tamamen çıkıp hazır
nesneye ve sadece fikre ve sanatçının esere hangi anlamı ve mesajı yüklediğine indirgenmesinin, bakın bu gelişimin...
Ulaştığı noktayı Evelyn Lesper tam bir sahtekarlık olarak isimlendiriyor.
Bu noktada bir parantez açayım.
Kendi fikrimi henüz söylemedim.
Tamamen bugüne kadar olan biteni size anlatmaya çalıştım.
Ben kendi adıma Duchamp'ı ve Warhol'u...
Tabii benim bu konuda ne düşündüğümün bir önemi yok ama ben de bir sanatsever olarak tabii kendi bakışımı oluşturma hakkına sahibiyim.
Hepimiz gibi. Ben Duchamp ya da Warhol gibi sanatçıları birer sanatçı olarak görmüyorum aslında.
Birer felsefeci olarak görüyorum.
Yani sanat felsefecisi, sanat filozofu olarak görüyorum.
Çünkü bana göre onların ürettiği sanatların, sanat eserlerinin tamamı sanatın ne olup olmadığını...
göstermeye ve bunu yeniden tanımlamaya çalışan eserler.
Şimdi bakınız bilimin ne olup olmadığını bilim insanları mı söylüyor?
Hayır. Filozoflar söylüyor.
Bertrand Russell söylüyor, Karl Popper söylüyor.
Bunlar aslında filozof. Modern bilim böyle olmalı dediler.
Kitaplar yazdılar, kuramlar yazdılar ve bu genel olarak kabul gördü.
Yani çok büyük ve önemli olguların tanımını yapacak olan disiplin O disiplinin kendisi değildir.
Yani sanatın ne olduğunu aslında sanatçılar tabii onlar da yapabilir yani bunun bir mahsuru yok ama aslında ta yani antik Yunan'a falan gidecek olsanız.
Sokratlar, Platonlar, Talesler, Aristotelesler falan sanatın ne olduğunu o zamanlar az çok tanımlamışlardır ki tanımları da hala çok değerli.
Hani o insanlar filozoftu.
Bugün içinde sanat düşünürleri az önce bahsettiğim işte Artur Danto mesela.
Artur Danto oturup sanatın En modern, güncel tanımını yaptı.
Ama bakın bu adam kendisi bir sanatçı değil.
Bir akademisyen, bir profesör.
Çok önemli kürsülerde, yerlerde yöneticilik yapmış.
Çok değerli bir adam gerçekten.
O nasıl sanatın ne olduğunu yazarak anlatıyor ya.
Bence Duchamp ve Warhol da sanatın ne olduğunu yazarak değil eserlerle anlatıyor.
Bu bağlamda diyorum ben en çağdaş dönem sanatçıları bir sanatçıdan çok sanat filozofu olarak görüyorum.
Neyse döneyim konuya.
İşte Evelyn Lesper artık bunun sahtekarlığa dönüştüğünü iddia ediyor.
Bunu da ne olarak söylüyor biliyor musunuz?
Neye dayandırıyor sırtını?
Eskiden diyor evet hani çağdaş sanatın ilk dönemlerinde işte 1910'larda, 20'lerde, 50'lerde, 60'larda belki sanatçılar belli nesnelere anlamlar yüklüyorlardı ama artık diyor sanatçılar hiçbir
anlam yüklemedikleri Herkesin herhangi bir anlamı yükleyebilecekleri eserler üretiyorlar diyor.
Bakınız bu nokta gerçekten çağdaş sanatın bir sahtekarlığa dönüştüğünün beden bulmuş hali bence bu ifade.
Günümüz çağdaş sanatındaki sanat eserlerinin bir anlamı falan yok.
Diyorum bakın Duchamp'ın bir suvarı dikmesinde bir anlam var.
Bu anlamı kabul edin, kabul etmeyin, katılın, katılmayın bu başka bir şey.
Duchamp... Gerçekten kendi içerisinde çok sayıda anlam fikir içeren bir adam.
Yani gerçek bir snobdur.
Bakın gerçek bir züppedir yani.
Çok entelektüel, çok elit.
Böyle yanına yanaşılmaz falan bir adamdır.
Söylemlerini, yazdıklarını, eserlerini falan bir bakın.
İnanılmaz bir adamdır gerçekten ya.
Gerçek bir filozoftur bence.
Ben sevmem. Ayrı konu yani.
Bence sanatı mahveden sanatçıların öncüsüdür bence.
O ayrı konu ama... Çok güçlü bir isimdir.
Okey Andy Warhol da öyledir yani.
Çok inanılmaz bir adamdır.
Yani bir gün gelecek herkes 15 dakikalığına meşhur olacak gibi bir lafı atmışlarda söyleyebilmiş bir adam.
İnanılmaz bir adamdır gerçekten yani.
Ama onların ortaya çıkardığı esere ben ne anlam yüklüyorsam anlam odur ve o sanattır.
Fikri bugün sahtekarlığa yol açan bir yaklaşım oldu ne yazık ki.
İşte Evelyn Lesper makalesinde tam olarak bunu söylüyor.
Günümüz eserlerinde diyor arkadaşlar hiçbir anlam yok diyor.
Bunlar gerçekten çarpıcı iddialar çok sarsıcı açıklamalar.
İşte Lesper'ın tüm bu fikirleri düşünceleri de sanat dünyasında hayli geniş yankı uyandırdı.
İşte ben de...
Tüm bu fikirlerin, eleştirilerin sinema dünyasıyla belli paralellikler içerdiğini düşünüyorum.
Sizinle de paylaşmak istediğim esas odak da yani esas konu da bu zaten.
Ancak bu hafta bir ara verelim.
Uzun bir giriş bölümü yapmış olduk ama evet gördüğünüz gibi konu gayet derin.
Geleneksel sanattan modern sanata oradan da çağdaş sanatı konuyu getirmeden bunun üzerine bir şeyler söylemek biraz temelsiz olacaktı.
Evet bu hafta kısa...
bir ara verelim. Konuya girmiş olduk ve sinemaya getirmiş olduk.
Önümüzdeki haftada bu konunun sinema dünyasındaki ve günümüz sinemasındaki yansımalarını incelemeye ve sizlerle bu konu üzerine fikirlerimi paylaşmaya çalışacağım.
Evet bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Ya
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
