
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, yakın dönemin en önemli yerli yapımlarından biri olan ve ilk 10 günlük hasılatıyla en çok izlenen filmler listesine girmeyi başaran Bergen filmini konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Film ilk hafta sonu 700 bin, ilk haftasında 1 milyon 600 bin, ilk 10 gün itibariyle de 2 milyon 600 bin kişi tarafından izlenerek daha şimdiden en çok izlenen filmler listesine
girmiş durumda. Filmi incelemeye başlamadan önce şöyle bir noktaya vurgu yapmak istiyorum.
Gerçek bir kişinin hayatını bir uzun metraj filmle anlatmaya çalışmak gerçekten çok zor bir girişim çünkü Kocaman bir hayat bir uzun metraj filmeye sığmaz.
Bu nedenle de yapımcılar, yönetmenler, senaristler anlatacakları hayatın belli bir kısmına odaklanmak zorunda kalırlar.
Belli kısımları atarlar, belli kısımları biraz esnetirler, yorumlarlar.
Yani bir şekilde bir filtre, bir elek uygulamak zorunda kalırlar.
Ve söz konusu uygulanan filtrede bazen o gerçek kişinin hayranlarını memnun etmeyebilir.
Bunun üzerine çok fazla örnek gördük.
Yani sinemanın ya da senaryo yazmanın kitabını yazmış diyelim.
Hollywood'da bile çok sayıda gerçek hayatı anlatan film oldukça sert biçimde eleştirildi.
Hatta bazen reddedildi.
Hayranlar ya da hayata anlatılan gerçek kişinin yakınları, akrabaları, dünyadaki miratçıları diyelim.
Filmleri reddettiler, eleştirdiler.
Bu anlamda gerçekten riskli bir şey gerçek birinin hayatını anlatmak.
Bu pencereden Bergen filmine baktığımızda aslında son derece doğru bir yaklaşım görüyoruz.
Bergen neticede dediğimiz gibi arabesk müziğin gelmiş geçmiş en büyük seslerinden bir tanesi.
O anlamda filmin Bergen'in müzikal hayatını, müziğe olan ilgisini, sevgisini, müzikal yükselişini anlatması zaten beklenecek bir şey.
Ancak yine hemen hepimizin bildiği gibi...
Bergen aynı zamanda kadına şiddet olgusunun da en büyük mağdurlarından bir tanesi olduğu için bu filmin o noktaya da vurgu yapmaması, o noktaya da geniş bir yer açmaması beklenemezdi
ve Bergen filmi de tam olarak bunu yapmış.
Bergen'in hem müzikal hayatını anlatmaya çalışmış hem de Kadına şiddet mağduru olarak gördüğü hem psikolojik şiddeti hem fiziksel şiddeti hem özel hayatını aşk hayatını da mümkün
olduğunca doyurucu biçimde anlatmaya çalışmış.
Bu anlamda peşinen Bergen filmini takdir ve tebrik etmek gerektiğini düşünüyorum.
Genel bakışta film gayet zengin ve gayet kapsamlı bir film olarak görülse de biraz detaya indiğimizde ne yazık ki aynı özeni ve özellikle ikna ediciliği ne yazık ki göremiyoruz.
Bu noktada şöyle bir uyarı yapayım.
Sohbetimizin bundan sonrası biraz spoiler içerecek.
Öykünün bazı ayrıntılarını anlatmak ve vurgulamak zorundayım.
Belki bazı dinleyici arkadaşlarımız filmi izledikten sonra sohbeti dinlemek isteyebilirler.
O nedenle uyarımı bu noktada yapmış oldum.
Kabaca ben size filmin öyküsünü aynı zamanda Bergen'in de öyküsünü anlatayım.
Mersin doğumlu, 1959 doğumlu Bergen ve 7 kardeşli bir ailenin en küçük kızı.
O yaşlarda zaten müziğe olan ilgisi, sevgisi açığa çıkıyor.
Babası ona bir mandolin alıyor, o mandolini çalarak şarkı söylüyor.
Ancak o yaşları pek de neşeli, pek de keyifli geçmiyor.
Çünkü küçük yaşta annesiyle babasının boşanmasına şahit oluyoruz.
Annesi Bergen'i alıp...
Mersin'den Ankara'ya taşınıyor.
Orada kendilerine bir yuva kuruyorlar.
Ve biraz ekonomik sorunlar içerisinde biraz zorluklarla hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar.
Daha sonra Bergen tabii müzikal yeteneği daha da yükseliyor, güçleniyor.
Konservatuara girecek yaşa geliyor.
Ve konservatuar sınavını birincilikle tamamlayarak konservatuara girme hakkını kazanıyor.
Ancak ne yazık ki yine ekonomik sorunlarından dolayı konservatuar eğitimini bitiremiyor.
Bu arada gazinolarda ve pavyonlarda şarkı söylemeye başlıyor.
Bir sürü bunu yaptıktan sonra Adana'dan kendisine bir teklif geliyor.
Annesiyle birlikte Adana'ya gidiyorlar.
Ve orada da ne yazık ki hayatını karartacak diyelim.
Gelecekteki eşi ve sevgilisi olacak olan Halis Serbest'le tanışıyor.
Onunla tanışmasını...
Evlenmesini, ondan sonra ilişkisindeki iniş çıkışlarını izliyoruz.
Ve tabii ne yazık ki hem psikolojik hem de fiziksel şiddet görüşünü izliyoruz.
Sorunlu ilişkisini izliyoruz.
Aynı zamanda kariyerinin de ortaya çıkmasını ve yükselmesini izliyoruz.
Özel hayatında ne yazık ki son derece üzücü ve sarsıcı şeyler yaşayan Bergen, kariyerinde ise gayet başarılı ve yukarıya giden bir çizgi izliyor.
Şimdi bu kaba çizgi içerisinde şöyle bir durum var.
Bazı özensizlikler, bazı eksiklikler var.
Gençliği boyunca mesela Bergen babasına mektup yazıyor.
Onun da elbette babası olduğu için görüşmek istiyor.
Ancak annesi buna izin vermiyor.
Kızıyor hani o adamla hala nasıl görüşebilirsin diye.
Ve pavyonlarda, gazinolarda şarkı söylemeye başladığındaysa babası gelip Bergen'e ve annesine tabii tepki gösteriyor.
Benim adımı lekelediniz falan gibi ahlaki bir pencereden ciddi bir sorun yaşıyor bu aile.
Ondan sonrasında söz konusu hali serbestle tanışıyor Bergen ve ona güveniyor.
Onunla sevgili oluyor, evleniyor.
Bir süre onunla birlikte yaşıyor.
Şiddet görüyor, tekrar dönüyor.
Tekrar şiddet görüyor, tekrar görüyor.
Sonunda ayrılıyor ve bu adam hali serbest Bergen'in peşini bırakmıyor ve ona zarar veriyor.
Ona şiddet uyguluyor ve burada son derece zorlayıcı birçok ne yazık ki eylem olay oluyor.
Şimdi tüm bu ayrıntılı durumlarda şöyle bir denge var.
Yani izleyiciyle film arasında, belgen arasında şöyle bir denge var.
Filmi sürekli şöyle izliyorsunuz.
Karşımızda saf diyebileceğimiz, yani ne yazık ki gerçekten yaptığı tercihlerin kabul edilir olmadığı, hani üzüldüğümüz, hani o kişiye nasıl güveniyorsun?
Bak seni işte aldattı, sana ihanet etti, seni dövdü, sana her türlü şiddeti uyguladı.
Hala o adama nasıl inanıyorsun?
O adama nasıl dönüyorsun? Gibi bir duygusal halde filmi izliyoruz.
Bergen'i izliyoruz. Buna karşılık da yaklaşık olarak filmin bize verdiği mesaj hani Bergen babasız büyüdü.
Baba sevgisi görmedi ne yazık ki.
Bundan dolayı da kendisinden biraz daha yaşça büyük çok da güvenilir görülen hani Bergen'e Bizim kültürümüzde ne denir?
Kol kanat germek denir değil mi?
Bergen'e kol kanat geren bir adama hayır diyememe sürecini izliyoruz aynı zamanda.
Ancak annesi sürekli Bergen'i uyarıyor.
Yani bak yapma, etme, bu adama güvenme.
Ve Bergen de benim sayabildiğim en az iki kez annesine çok sert ve aslında kırıcı ifadeler kullanarak annesini terk ediyor ve o adama gidiyor.
Şimdi burada madem böyle bir...
Denge var yani Bergen biraz saf bir kız, biraz tez canlı bir kız ya da aşık oluyor.
Hani aşk ne yazık ki her şeye konabiliyor bildiğimiz gibi.
Madem böyle bir denge var biz şunu demek durumunda kalıyoruz.
Bergen yapma, Bergen etme ama Bergen bu hatayı yapıyor.
Sebep de dediğimiz gibi babasız büyümüş olması.
Ancak ben sosyal medyadaki bazı yorumlarda da bunu gördüm.
Annesini dinlemiyor ve birçok kişi de şunu demiş.
Yani anne sözü dinlemezsen bak başına bunlar gelir.
Şimdi filmden böyle bir mesaj mı çıkıyor?
Ya da sadece Bergen özel hayatında yani aşk hayatında yani çok sevgi dolu bir insan da kendisini seven bir erkeğe hiçbir şekilde hayır diyemiyor mu?
Yani bu mu Bergen'in zayıf noktası?
Ya da belki de sadece babasız büyümüş ve baba sevgisine eksik kalmış olması mı?
Şimdi bunların hepsi aslında filmden alınabilecek mesajlar.
Ancak biraz tehlikeli mesajlar.
Çünkü... Madem Bergen annesine itiraz ediyor reddediyor ve bazı izleyicilerin dile getirdiği gibi annesini dinlemeyen kadının hani başına bunlar gelir sanki annesini dinlemediği
için Bergen bu başına gelenleri hak ediyor mu?
Şimdi bu çok tehlikeli bir mesaj.
Ben filmin bilinçli biçimde yani bu filmi yazanların, yönetenlerin, oynayanların bilinçli bir biçimde bu mesajı verdiklerini ben şahsen düşünmüyorum.
Çünkü biraz sert bir mesaj olur ve pek de haklı bir yaklaşım olmaz elbette.
Ancak filmden bu mesajı almış olan sinema severlerin olduğunu biliyorum.
Şimdi bu bir. İkincisi...
Gençliğinde küçüklüğünde Bergen'e destek olan ona mandolin alan onun hani şarkı söylemesini müziği olan ilgisini destekleyen bir baba daha sonra ahlakçı bir pencereden bakıp onun işte gazinolarda işte
pavyonlarda diyelim hani ahlaki olarak pürüzlü bazı ortamlarda mesleğini icra etmeye çalışması babasından tepki görüyor.
Peki bu süreçte neden Bergen babasıyla görüşmüyor ya da Bergen...
Babası neden onun eğitim almasına ya da müzikte ilerlemesine yardımcı olmuyor ya da destek olmuyor?
Ya da kardeşleri 6 tane kardeşi var onlar da hiç görüştüğünü görmüyoruz.
Yapayalnız bir anne kız görüyoruz hani filmin önemli bir kısmında ekonomik sorunlar çeken.
Aynı zamanda elbette psikolojik sosyal sorunlar çeken.
Şimdi bunlar gerçekten Bergen'in hayatında olmamış mıydı?
Ya da filmde mi yok?
Ya da bunlarla ilgili bir anı mı biriktirilmemiş, bilgi mi yok bilmiyoruz.
Ancak bunlar çok önemli. Çünkü Bergen gelecekte baba sevgisi görmediği için belki de bazı hatalar yapıyor.
Babası neden onu yalnız bırakıyor?
Bunlar gerçekten soru işaretleri ve aslında cevaplanmasını beklediğimiz ayrıntılar.
Biraz daha ileriye geçersek şöyle bir durum oluyor.
Tamam hani gençken babasıyla bir şekilde görüşmedi.
Artık pavyonlarda şarkı söylemeye başladı.
Belki babasına göre ahlaki olarak pürüzlü bir insana dönüştü diyelim ki.
Babası itiraz ediyor.
Bağırıyor, çağırıyor vs. Okey tamam.
Ama Bergen bunu dinlemiyor.
Annesini de dinlemeyip söz konusu kişiye gidiyor.
Halis serbestliğin yanına gidiyor.
Annesi tabii ki kızının peşini bırakmıyor.
Bergen şiddete maruz kalıyor.
Ondan sonra...
Bir anlamda aklı başına gelme diyelim buna.
Aklı başına gelip annesinin yanına döndüğünde de Halis serbest onun peşini bırakmıyor gibi bir durum var.
Peki böyle bir durumda da kendi hatasını anlamış durumda mı Bergen acaba?
Filme göre öyle görünüyor.
Ancak neden hala bu konuda önlem almıyor ya da bu konuya karşı bir güvenlikçi tutuyor?
Elbette kendisi de çok daha olgun ve gençlikteki saflığını üzerinden atmayı başarmış bir karakter olarak görüyoruz yani Bergen'i.
Ancak her istediği zaman ona daha önce şiddet uygulamış, onu hatta belki öldürmekle ya da ona zarar vermekle tehdit etmiş, ona aldatmış olan kişi elini kolunu sallayarak Bergen'in yanına yanışabiliyor,
ona her an zarar verebilecek bir yakınlık kurabiliyor.
Şimdi bu gerçek hayatta da mı böyleydi?
Yoksa filmde mi öyle sunuluyordu?
Bu da mantıksız ve gerçekten ikna edici olmayan bir perspektif.
Aynı zamanda artık Bergen albüm yapmış diyorum, yapımcıları var, çok sayıda konsere çıkmış vs.
Hani tanınan, bilinen bir sima ve ekonomik sorunlarını da çözmüş bir insan artık.
Nasıl olur da Bergen hala şiddete ve hali serbestin tehditlerine karşı son derece kırılgan olabilir?
Gerçekten soru işareti.
Şimdi biz hani müzikseverler olarak istediğimiz herhangi bir ses sanatçısının hemen yanına gidebilir miyiz?
Ona sarılabilir miyiz? Ya da belki ona zarar vermek istiyoruz diyelim ki zarar verebilir miyiz?
Veremeyiz. Bu konuda neden bergen ya da çevresindeki insanlar ya da yapımcıları onunla çalışan insanlar bu konuda güvenlikçi bir tutum almamışlar?
Bu konuları ben gerçekten ikna edicilikten çok uzak buldum ve bir anlamda da şaşırdım hani nasıl böyle bir şey olabilir diye.
Ve filmde de az önce söylediğim hani hangi mesajı alıyoruz derken karşımıza çıkan özensiz durumlardan da bir tanesi şu.
Bergen çok gençken daha üniversitedeyken bir çocuktan hoşlanıyor.
Onunla birlikte olmak istiyor falan.
Çok tatlı nazik bir insan gibi görünüyor.
Annesi o çocuğa diyor ki benim kızımdan uzak dur o şu an eğitim alıyor.
Şimdi o çocuk gidiyor. Aradan uzun yıllar geçiyor.
Bergen ne yazık ki hali serbestte çok sorunlu problemli bir ilişki ve evlilik yaşayıp ayrıldıktan sonra annesine bir anda diyor ki sen o kişiyle benim birlikte olmama izin verseydin
ben bunları yaşamayacaktım.
Annesi de diyor ki çok gençtin o zaman eğitim alıyordun.
Buna izin veremezdim ya sen henüz okuyordun.
Şimdi buradan çıkacak mesajı düşündüğümüzde gerçekten yine çok sıkıntılı bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz.
Bergen annesine diyor ki hani ben tüm bu kötü kadere hani o kötü adama sorunlu ilişkime hani maruz kaldığım şiddete senin yüzünden maruz kaldığım gibi sanki
bir soru soruyor.
Yani şimdi diyorum aslında ben filmi yapanların bu mesajları vermeye çalıştığını düşünmüyorum.
Ancak filmden bu mesajlar çıkıyor mu?
Gerçekten çıkıyor.
Dikkat ederseniz, filmi dikkatli izlerseniz sanki filmin biraz böyle hedefini şaştığını yani mesajın doğru adrese bazı anlarda gitmediğini görüyorsunuz.
Ve bunlar çok düşündürücü ve pürüzlü noktalar oluşturuyor filmle ilgili.
Şimdi bu konuyu bir kenara bırakayım.
Elbette gerçek bir kişinin hayatını anlatan bir filmin en önemli noktalarından bir tanesi de nedir?
Oyunculuklardır değil mi? Bergen karakterini oynayan Farah Zeynep Abdullah'ın genel olarak performansının iyi olduğunu düşünüyorum.
Zaten fiziksel olarak karşımızda son derece ikna edici bir Bergen portresi olduğu kesin.
Gerçekten karakter çok benzemiş.
Hani saçı, hali, tavrı, bakışları ve bayağı da çalışmış belli Farah Zeynep.
İyi bir performans sergilemek için.
Ancak gençliğindeki o hani biraz daha ergen kız diyelim genç kız hevesiyle karşımıza geldiği sahnelerdeki oyunculuğun biraz abartılı, biraz tiyatral, belki biraz dizi
oyunculuğuna kaçtığı noktalar olduğunu düşünüyorum.
Ancak genel olarak Farah Zeynep'in başarılı olduğunu söyleyebiliriz.
Erdal Beşikçioğlu da hali serbest karakterini canlandırırken gerçekten çok başarılı bir performans sergilemiş.
Hali, tavrı, jestleri, mimikleri...
O güven verici, o kandırıkçı tırnak içinde söylüyorum tabii ki.
Tavrı gerçekten çok ikna ediyor.
Çok başarılı bir oyunculuk. Yan karakterler de gayet başarılı.
Filmin genel olarak oyunculuk performanslarında başarılı ve ikna edici olduğunu söyleyebiliriz.
Film aynı zamanda bir dönem filmi tabii ki.
Ta 1960'lardan 80'lerin sonuna kadar 30 yıllık bir dönemi kapsayan bir film olduğu için sanat yönetimi de o dönemin dokusu, otomobilleri, giysileri falan bazı...
Sinema severleri tam olarak ikna etmemiş belki.
Bunun üzerine yorumlar gördüm.
Ancak bence yeterli ve ikna edici.
Filmin teknik işçiliği de, görüntü yönetimi, genel olarak set tasarımları, ses işçiliği falan iyi bence.
İkna edici gelecektir izleyenlere.
Ancak bir konuda filmin daha eksik olduğunu düşünüyorum.
Neticede Bergen'in filmi bu ve filmin müzikal olarak böyle gümbür gümbür gelmesini beklerdik değil mi?
Evet. Ancak ne yazık ki öyle değil.
Burada iki tane alt başlık var.
Birincisi... Şarkıları bildiğimiz kadarıyla Farah Zeynep Abdullah seslendirmiş.
Ve ne yazık ki Farah Zeynep Abdullah'ın şarkı söyleme performansının çok da yeterli ve ikna edici olduğunu iddia etmek çok zor.
Şarkıları ne yazık ki çok iyi söyleyememiş bence.
Çok böyle diyorum doyurucu bir müzik, müzikal performans göremiyoruz.
Ancak... Bundan dolayı Farah Zeynep'i kısacak değiliz.
Çünkü neticede o bir oyuncu, bir ses sanatçısı değil.
Yapımla alakalı yanlış bir tercih yapılmış durumda.
Müzisyenlerin hayatını anlatan filmlerde o şarkı performanslarının nasıl yapılacağına dair teknik çözüm vardır.
Yani bazen o sese benzeyen başka sesler kullanılır.
Bazen orijinal sesler kullanılır.
Hani farklı teknik çözümler var.
Film bunları tercih etmemiş ve bence ne yazık ki yanlış bir tercihte bulunmuş.
Filmdeki şarkıların çok daha ikna edici biçimde seslendirilmesi, çok daha ikna edici performanslarla karşımıza gelmesi gerektiğini düşünüyorum.
İkincisi de filmde Bergen'le özdeşleşmiş bazı şarkılar ne yazık ki yok.
İlk akla gelecek şarkı zaten Acıların Kadınıyım şarkısı.
İlk herhalde muhtemelen Bergen dendiğinde akla gelecek şarkıdır ve filmde ne yazık ki yer almamış.
Filmin yapım aşamasında bazı telif problemleri yaşandığı söyleniyor.
Bilmiyorum ne kadar doğrudur yanlıştır internet bilgisi.
Ancak belli sorunlar yaşanmış olsa da bu konuda ne yazık ki çözümcü olunamamış olması bence filmi biraz yaralamış.
Buna ek olarak şöyle bir noktayı da vurgulamadan sohbetimi bitirmeyeyim.
Malum kişi dediğimiz Halis Serbest yani Bergen'in eşi bir dönem eşi bir dönem sevgilisi olan kişinin ismi filmde hiç anılmamış.
Bu çok ince ve çok doğru bir tercih.
Bu anlamda senaristleri, yapımcıları, yönetmenleri takdir ve tebdik ediyoruz.
Hani bu konuya hassasiyet göstermişler.
Gerçekten çok güzel bir ayrıntı.
Filmin sonunda da küçük bir metin karşımıza geliyor.
Şimdi filmin sonunu söylüyorum ama kusura bakmayın bu çok önemli bir konu.
Spoiler vereceğimi de söylemiştim.
Filmin sonunda perdede karşımıza bir metin geliyor.
Söz konusu kişi hali serbest sadece 7 ay hapis yattı.
Bu inanılır gibi değil.
Aynı zamanda o kişi şu an...
Adana'nın Kozan ilçesinde ikamet ediyor ve hayatını sürdürüyor ve filmin gösterime girmesinden sonra edindiğimiz bilgilere göre Bergen filmi malum şahsın yaşadığı Kozan ilçesinde Kozan
Belediye Başkanı'nın müdahalesiyle gösterime sokulmamış ve Kozan Belediye Başkanı da filmin şiddet içerdiği gerekçesiyle bilinçli biçimde ilçede gösterilme sokulmadığını dile getirmiş.
Belediye başkanının bu tercihi ve filmin göstereme sokulmamış olması ciddi biçimde eleştirildi.
Bunun üzerine haberler yapıldı ve ne yazık ki şu an Bergen'in mezarı da Halis Serbest'in hani mezarda bile onu bırakmayacağım gibi bir tehdit savurmuş olması nedeniyle bir kafesin
içerisinde bulunuyor. Hani bunlarla ilgili bilgiler filmin sonunda izleyicilere, seyircilere veriliyor ve bu anlamda filmin gerçekten çok ciddi bir...
Toplumsal algı yarattığı bu hassasiyete çok doğru bir biçimde parmak bastığı görüldü ki tüm bu ayrıntılar konuşuldu ve tartışıldı.
Halen de tartışılıyor zaten.
En başta söyledim ya filmi neresinden tutacaksınız?
Anlattığınız kişinin hayatının hangi kısmını anlatacaksınız?
Evet Bergen bir arabesk müzik sanatçısı.
Onun müzikal kariyerini görüyoruz.
Uğradığı şiddeti de görüyoruz.
Ve nereye vardığını ve sonundaki ne yazık ki...
Türk hukuk sistemine getirilen eleştirilere bir örnek daha teşkil ettiğini görüyoruz.
Filmin de bu anlamda gerçekten hassas ve incelikli davranması son derece takdir edilisi.
Bu anlamda da filmi ve filmi tüm yapanları takdir ediyoruz ve tebrik ediyoruz.
Genel tabloya baktığımızda ise Bergen filminin teknik işçilik olarak anlattığı uzun ve detaylı öykü olarak Bergen gibi önemli bir kişiliğin Aynı zamanda
kadının şiddet olgusunun da en büyük mağdurlarından birinin hayatını karşımıza mümkün olduğunca ayrıntılı ve zengin biçimde getirmesi açısından başarılı.
Ancak biraz senaryosundaki ayrıntılardaki ikna edicilik sorunları, biraz hedefin şaşması sorunları ve biraz da bazı...
Teknik ufak tefek aksaklıklarından dolayı da zayıflıkları göz önüne alarak genel olarak çok iyi bir film olduğunu düşünmüyorum.
İyi bir film diyemem gönül rahatlığıyla ancak kötü bir film olduğunu da düşünmüyorum.
Yine de yapılmış olmasını sevindiğim, iyi ki izledim dediğim ve fena olmayan bir film olarak.
Kabaca kendimce filmi değerlendirebilirim.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir podcast
fikriniz var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
