
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta Sinematris'te, bayram dolayısıyla özel bir bölümle karşınızdayız. Konumuz, Sinemanın Sanat Tarihindeki Yeri. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Farklı programlar farklı sohbetler sunmaya çalışıyorum size ama bu hafta bunlardan da farklı bir program bir sohbet sunmak istedim ki tabii işin içerisinde bayram var.
Aslında ben bayramdan önce bayramımızı kutladığım bir program yapmıştım ve kanalıma yollamıştım.
Bayramlarda sizlerle programlar sohbetler paylaşıyoruz yani programlarımızı kanalımıza yüklüyoruz ama bazı bayramlarda da kanal diyor ki Görkem hocam biz işte bir memlekete gideceğiz bir muhalla teyzenin
elini öpeceğiz falan böyle bir bayram havasına gireceğiz.
Bu hafta program yok bu hafta tatil yapıyoruz hocam bilgine diye bana bilgi veriyorlar.
Ben de tabii daha öncesinden programı yolladığım için o program tam sizinle buluşması gereken tarihte sizinle buluşamıyor.
Yapacak bir şey yok. Tabii arada bir böyle ufak tefek tatiller olur değil mi?
Tabii kanal... Yani tatili yapsın.
Yapacak elbette bayramda veya belli tatillerde.
Ben de dedim ben başka bir program yapacağım.
Başka bir sohbet sunacağım dinleyici arkadaşlarıma.
Ondan dolayı bu programı tekrar kaydediyorum yani.
Ondan dolayı burada da böyle farklı bir şeyler konuşasım, farklı bir şeyler anlatasım geldi.
İki sebepten elbette.
Birincisi... Evet hani siz bayramdan sonra bu programı dinleyecek olsanız da yine de ben bayramınızı kutluyorum.
Bayramlar çok önemlidir, çok değerlidir.
Bizleri bir araya getiren, bizleri yakınlaştıran, hatırlatan, aratan, ziyaret ettiren, konuşturan, bütünleştiren günlerdir, zamanlardır bayramlar.
Bayramınızı kutluyorum ve elbette aynı zamanda yakın dönemdeki Tüm gündemimiz yani neredeyse başka hiçbir şey düşünüp konuşamadığımız ülkemizin içerisinde bulunduğu siyasi
çalkantı ortamı, mitingler, tutuklamalar, tartışmalar, kavgalar.
Neredeyse bu konunun dışında başka bir şey düşünemiyoruz, takip edemiyoruz, konuşmak bile istemiyoruz diyebiliriz.
Ondan dolayı da böyle sinemanın gündemini bunlarla çok da...
İlgilenmek istemedim. Ama bir yandan da daha önce de birçok kez söylemeye çalıştığım gibi ben sinematriste biraz da olsun böyle hani çok politize olduk biliyorsunuz.
Uzun yıllardır hepimiz çok politizeyiz.
Ne yazık ki siyasetin politikanın konuşulmadığı bir günümüz haftamız.
Ne yazık ki geçmiyor tamam elbette yani siyaset politika elbette önemlidir bunu boş verelim demiyorum ama ne olursunuz sadece tüm gündemimizde bu olmasın biraz da zaman zaman da bundan kurtulabilelim
bundan biraz kopalım sinema konuşalım sanat konuşalım başka şeyler konuşalım da istiyoruz hepimiz değil mi?
Bu da var işte ben bu...
iç isteğimize, bu talebimize de biraz cevap vermeye çalışan bir yayıncıyım.
Bazen böyle gündemden kopup başka şeyler konuşalım istediğim için de aslında Sinematrist'te geçmişte bazı gündemleri söz konusu etmeden sinema konuştuğum programlar oldu.
Diyorum biraz da hani bunu bilinçli olarak yaptığımı Daha önce belirtmiştim zaten burada tekrar belirteyim ama şu son dönemlerdeki durum tabi elbette çok farklı.
Yani bir şeyleri görmezden gelmek mümkün değil.
Ondan dolayı dediğim gibi artık hani gündemimiz tamamen olduğu için ben sinemanın gündeminden de koptum.
Ama evet başka bir konudan bahsetmek istiyorum.
Çok ilginç bir konudan bahsetmeye çalışacağım.
Şimdi bu konudan bahsetmek için de önce size biraz kendimden bahsetmem lazım.
Sinema yazarlığı, sinema programcılığı, eleştirmenlikle ilgili konuya nasıl yaklaşırız?
ya da nasıl bu denizlere yelken açtığımdan kısaca bahsedeceğim.
Ondan sonra da esas bahsetmek istediğim konuya geleceğim.
Şöyle ki şimdi ben sinema tarihi çalışmaya başladığımda işte filmler izliyorsunuz, araştırmalar okuyorsunuz, tezler, kitaplar tabii çok fazla malzeme var.
Tabii ki oku oku, araştır araştır bitmiyor.
Şimdi herhangi bir konu üzerine çalışan bir araştırmacı, bir tarihçi ne yapar?
Öncelikle o tarihe bir genel bakış atar değil mi?
Hani 101 dediğimiz. Giriş.
İşte sinemaya giriş.
Genel sinema. Sinemanın genel tarihi.
Kaba tarihi. Nasıl bir isim veriyorsanız.
Önce bir genel bakış atıyorsunuz böyle.
Şimdi ben onu yaptım elbette.
Sinemanın... İlk gününden bugününe kadar ki gelişimini, öne çıkan işte kilometre taşları, en önemli yönetmenler, akımlar, üsluplar, yıllar, sinemayı kimler nasıl keşfetti, nereden nereye taşıdı, bugüne
nasıl geldi sen ama bunu yeterince detaylıca okuyup izleyip araştırdığımı inanıyorum.
Yani en başta...
İşte sinema tarihine giriş ya da sinemanın genel tarihi gibi bir kitap yazabilecek ya da bir ders verebilecek bir birikime olgunluğa erişiyorsunuz.
Yani en öncelikli yapılması gereken bu.
Bir sinema yazarı olacaksınız, sinema programcısı olacaksınız.
Ondan sonra sizi bir ayırım bekliyor arkadaşlar.
Nasıl biliyor musunuz? Ondan sonra sinemanın belli alanları üzerine...
Ayrıca çalışmalar yapıp daha spesifik araştırmalar yapıp belli alanlarda uzman olmaya başlıyorsunuz.
Ki atıyorum ben uzak doğu sinemasına odaklanıyorum.
İşte ben minimalizm üzerine ayrıca çalışacağım.
İşte ben atıyorum bilim kurgu sineması tarihini daha fazla çalışmak istiyorum.
Ben kuramları biraz daha fazla çalışmak istiyorum diyebilir bir sinema tarihçisi.
Ya da belli yönetmenler atıyorum ben Tarkovski uzmanıyım.
Ben Italian sinemasını çözdüm.
Ben ne bileyim Singapur sineması çalışacağım falan.
spesifikleşirsiniz. Yani sinema tarihini bir başlık olarak görün onun alt başlıklarına iniyorsunuz.
Ama diğer seçenek ne biliyor musunuz?
Sinema tarihinin üst başlıklarına yönelmek.
Bu ne demek? Sanat tarihine, sanat felsefesine falan.
Yani daha aşağı mı ineceksiniz, daha yukarıya mı çıkacaksınız?
İşte ben bu ayrıma geldiğimi fark ettiğim anda Sinemanın daha alt başlıklarına değil daha üst başlıklarına ilgi duyduğumu fark ettim.
Ve sinemanın tarihi ve sinemaya hani genel bakış.
Üzerine çalışmalarımı tamamladıktan sonra ki yine küçük bir parantez açayım elbette bu çalışmalar asla bitmez.
Yani tamam ben burayı çözdüm başka alana geçeyim gibi söylemiyorum bunu lütfen yanlış anlamayın öyle bir şey yok.
Ama en azından belli bir yeterliliğe ulaştıktan sonra sanat tarihine ve daha çok sanat felsefesine ilgi duymaya başladım birkaç yıl öncesine kadar.
Bunu da şundan...
Yapmak zorunda hissettim kendimi.
Şimdi elbette sinema tarihi çalıştığınızda bir sürü sanatsal akım, üslup, başka sanatçı yani sinemacı olmayan başka sanatçıyı tanıyorsunuz, görüyorsunuz, ilgileniyorsunuz.
Yani işte sinema bir zamanlar kübizmin bir yansıması olarak görülüyordu işte.
Sinemada dışa vurumculuk, ekspresyonizm, işte empresyonizm, gerçek üstücülük, sinemada dada falan.
Şimdi ne bileyim gerçek üstücülük dediğinizde David Lynch'ı kaybettiğimiz hafta ben size David Lynch ve gerçek üstücülük.
diye bir program sunmuştum.
Gerçek istücülük sinemadan çok daha büyük bir şey.
Yani gerçek istücülük sanatsal akımının çok küçük bir kısmını sinema oluşturuyor.
Onun dışında neler neler var gerçek istücülük üzerine.
İşte ben bu sanatsal akımların adını gördükçe, bunların sanatçılarını falan gördükçe Aynı zamanda işte politika tarihi.
Birinci Dünya Savaşı sinemayı etkiliyor.
İkinci Dünya Savaşı sinemayı etkiliyor.
İşte Rusya'da Bolşevik devrimi.
İşte bilmem Avrupa'da Hitler Almanyası falan.
Bunların hepsi sinemayı etkiliyor etkiliyor.
Hep siyasi tarih hem de sanat tarihi.
Çok daha büyük bir başlık ve konu olan sanat tarihi okuyup araştırmadan sinemayı da yeterince...
Detaylı ve isabetli şekilde inceleyemeyeceğimi fark ettim.
Bundan dolayı da sinemanın alt başlıklarına inmektense üst başlıklarına...
Doğru böyle bir yelken açtım.
Başladım sanat tarihi, sanat felsefesi falan okumaya.
Tabii ki orası sinemaya göre elbette çok daha derya deniz bir alan.
Yani oku oku. Yani biz mi bitireceğiz?
Hayır. Ama elbette okudukça, araştırdıkça, inceledikçe de yol alıyorsunuz.
Yol aldıkça ne kadar cahil olduğunuzu fark ediyorsunuz ki bu harika bir şey gerçekten.
Başka isimler görüyorsunuz, öğreniyorsunuz falan böyle.
Ben şu an orada devam ediyorum.
O yolda devam ediyorum. bu aldığım yoldan yola çıkarak da bugün size sinema ve sanat sanat tarihinde sinemanın yeri gibi bir şey sunmak istiyorum.
Çok keyifli bir konu. Tabii bunun üzerine çok daha fazla program yapabilirim.
Detaylı çok fazla sohbetler sunabilirim size ki ilerleyen haftalarda, aylarda bunu yapmak istiyorum.
Çünkü işte ben neden hani bu uzun girizgahı yaptım?
Şimdi sanat ve sinema deyince aklınıza ne geliyor?
Tarkovski değil mi? O değil işte, o değil.
Hiç hiç alakası yok işte sanat sineması.
Sinema ve sanat deyince aklınıza görece sanat sineması yaptığını düşündüğümüz yönetmenler ve onların sineması geliyorsa gerçekten sinema ve sanat konusunda
çok ciddi bir yanılgı içerisindeyizdir ve bir hedef şaşırtmaya maruz kalmışızdır.
İşte bunu neden iddia ediyorum hani bu büyük bir iddia farkındayım ama neden bunu iddia ediyorum işte bugün size ondan bahsetmeye çalışacağım.
Şimdi dönemleştirmeden de yine bahsettiğim, sinema tarihinde dönemler programında yine bahsettiğim gibi dönemleştirme çok ayrı bir uzmanlık, çok ayrı bir spesifikasyon.
Tarihsel çok sayıda konuyu çok farklı dönemlere ayırabilirsiniz.
Devasa sanat tarihini yani işte tarihi 10 bin yıla, 15 bin yıla giden, belki 30 bin yıla, 40 bin yıla giden mağara resimlerinden bugüne kadar anacak olursak yani.
Sanat tarihini çok kolayca 2'ye, 3'e, 5'e...
Bölemezsiniz. Çok korkunç derin bir tarih bu.
Ancak çok değerli ressam Adnan Turani nefis bir kitap yazdı.
Çağdaş Sanat Felsefesi diye.
Muhteşem bir kitap yani inanın bu konuda birçok yayın okumaya çalıştım.
Birçok önemli başyapıtı önemli olduğu söylenen kitabı okudum araştırdım inceledim.
Adnan Turani hocanın yazdığı kitap gerçekten beni en mutlu eden en böyle beslendiğim nefis kitaplardan bir tanesiydi.
Ve o kitabında enfes bir sanat tarihi dönemleştirmesi yapıyor.
Diyor ki sanat tarihi diyor.
İnsanların topluluk kurma dinamikleriyle paralel biçimlenmiştir.
Yani insanoğlu işte yaklaşık 10 bin yıl önce 11 bin yıl önce göçebe hayattan tarım toplumuna geçti.
Yani yerleşik hayata geçti.
Yerleşik hayattan önce biz hiçbir sanat eseriyle bugün neredeyse diyeyim neredeyse tam olarak değil ama neredeyse karşılaşmıyoruz.
Şehir bir devlet bir işte komün bir köy bir şey kurmadığı için.
Göçebe yaşadığı için o zamanlarda inşa edilen her türden yapı geçici.
Çadır çadır sadece çadır kuruyorlar.
Onlar kalıcı olabilir mi?
Olamaz. İşte yerleşik düzene geçiyor insanlık.
Köyler kurmaya başlıyor.
Kasabalar, şehirler kurmaya başlıyor.
İşte mimari orada başlıyor diyor.
Bu başladığı andan itibaren de henüz tabii siyaset, politika, felsefe işte hani insanlığın hani sosyoloji her türden toplumsal konu henüz icat edilmediği ortaya çıkmadığı için en
basit yönetim biçimi ortaya çıkıyor.
Hangisi? Bu monarşi. Bir tane lideriniz olacak.
Her toplumun bir lideri olacak.
Bu kadar. Şimdi Adnan Hoca diyor ki Gerçi o 5 bin yıl diyor yazının bulunmasından itibaren alıyor.
Ondan öncesinde de insanlar topluluk kurmuşlardı.
Yaşam vardı. Tarım vardı.
Ama ki ben yine bir parantez açayım.
Ziraat mühendisi olduğum için esas eğitimini aldığım konu ziraat mühendisi olduğu için tarımın tarihini ayrıca da araştırmışlığım var elbette.
Çeşitli ortamlarda sorulur.
Mutlaka karşınıza gelmiştir.
İnsanlık tarihinin en büyük buluşu nedir diye.
Mutlaka... Bu soruyla karşı karşıya gelmişsinizdir arkadaşlar değil mi?
Bir yerde görmüşsünüzdür.
İşte ben hani kendime ya da kendi mesleğime torpil geçerek söylemiyorum.
Hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde insanlık tarihinin en büyük keşfi tarımdır arkadaşlar.
Çünkü diğer bütün keşifler tarımın icadı ve insanın yerleşik hayata geçmesiyle ortaya çıkmıştır zaten.
Yani eğer tarım keşfedilmeseydi başka hiçbir buluş zaten...
Ortaya çıkmayacaktı.
Tarım en önemli şey. İşte Adnan Hoca da biraz buradan yola çıkarak bir sanat tarihi dönemleştirmesi yapıyor.
Ama diyorum o yazının keşfinden sonrasını hani direkt bilgi alabildiğimiz dönem olarak gördüğü için orayı kabul etmiş.
Tamam güzel çok mantıklı.
İsa'dan önce 5000'den alıyor mesela.
Yazı o zaman bulundu. Ta ne zamana kadar biliyor musunuz?
Fransız ihtilaline kadar.
Yani 1789'a kadar.
6700 yıl boyunca diyor insanlık.
monarşiyle yönetildi.
İşte sanat tarihinin ilk kısmı insanlığın monarşiyle yönetildiği dönemdeki sanat diye isimlendiriyor.
Sanat tarihinin ilk bölümünü.
Bence enfes.
Çünkü gerçekten Bu dönemin kendine az o kadar fazla özelliği var ki ben o kısmı bir dönem olarak kabul etmiyorum demek gerçekten çok temelsiz bir itiraz olacaktır.
6700 yıllık monarşik dönem sanatı.
Şimdi bakınız 1789'da ne oluyor?
Fransız ihtilali patlak veriyor ve halk monarşik yönetimi indirip Halkın yönetimi dediğimiz hani bugün için demokrasi dediğimiz o yönetim biçimine neredeyse
7 bin yıllık bir paradigma ne bileyim 3-5-10 senede yıkılır mı?
Hayır. Bazı alışkanlıklar devam ediyor ama hem dünya siyaseti ve politikası hem de bunun paralelinde bizim konumuz olan sanatta geleneksel sanattan
yani monarşi döneminin sanat anlayışından demokratik dönemin sanat anlayışına yani Bugün için bizim modern sanat dediğimiz alışkanlıklara
ve paradigmalara dönüşmeye başlıyor.
Şimdi bakınız bu çok geçişli bir dönemdir.
Yani tak diye böyle size işte şu gün işte geleneksel sanat bitti, modern sanat başladı diyemem.
Bunu hiç kimse diyemez.
Keskin bir çizgi yok.
Bu geçişli bir dönem. Ama kimileri romantiklerin ortaya çıkıp geleneksel sanata karşı bir direniş göstermesini kabul eder.
Gerçekten geleneksel sanata ilk direnen sanatçıların akımlarından bir tanesidir.
İkincisi Gustav Kurbe.
Genellikle resim sanatında gerçekçiliğin öncüsü olarak Gustav Kurbe kabul edilir.
Ve onun işte Günaydın Mr. Kurbe diye bir tablosu vardı.
Tam tarihini hatırlamıyorum ama 1800'lerin ortası falan olması lazım.
Yani bir yandan romantizm bir yandan da gerçekçilik dediğimiz akım.
Bakınız bunlar hep modern sanatın ilk ve önce akımlarıdır.
1820, 1830, 1850 falan.
1850'lerin ilk yarısına denk gelir.
Şimdi bakınız. Ne zaman oldu Fransız ihtilali?
1789. Bakın ondan bir 30-40-50 sene sonra hemen yıkılmaz dedik ya.
Tabii ki öyle olmaz.
Geçişli. İşte ondan 30-40 yıl sonra falan yavaş yavaş Artık demokratikleşmeye geçiliyor.
Toplumsal düzen, paradigmalar, alışkanlıklar birçok şey ortadan kalkıyor.
Yavaş yavaş dönüşüyor.
İşte sanat da bu dönüşümden nasibini alıyor.
Ve modern sanat akımları ve modern sanat ortaya çıkıyor.
Ta işte 1960'lara ya da işte 1910'lara diyelim.
Duchamp'lara veya ondan sonra 1950'lere, 60'lara, Endeavor Hollara kadar falan.
Ondan sonra da çağdaş sanat geldi.
Şimdi bakınız. Çok kabaca size bir sanat tarihi özeti yaptım.
Bir. işte 6700 yıllık monarşik dönem sanatı sonra 1789'dan işte 1950'lere 60'lara göre modern sanat dönemi ondan sonra şu an çağdaş
sanat dönemindeyiz. Tabii çağdaş sanatın açıkçası ne alt olduğu belli değil.
Yani şu an çok net ifadelerle tanıtamayız ama modern sanat dönemi bittiği için artık Çağdaş sanat döneminin başladığını kabul ettiğimiz için onun artık tanımlarını falan yapabiliyoruz.
İşte şimdi bakınız bu çizdiğim çok kaba eğer hani sanat tarihi çalışan arkadaşlarım varsa bu anlatımımdan rahatsız olabilecekleri kadar kaba bu dönemleştirmede sinemayı
bir noktaya koymaya çalışacağım ben arkadaşlar.
Yaklaşık 20 dakikalık bir giriş yapmış oldum bunu yapacağımı size söyleyebilmek için kusura bakmayın.
Ama işte bunu anlatmam lazımdı başka türlü olmaz.
Şimdi sinema bunun neresinde?
Tabii bundan da bahsedebilmek için yine bu monarşik dönem sanatı işte sonra modern sanat ve çağdaş sanat bu sanatın çok temel özelliklerini böyle bir iki cümleyle size anlatacağım.
Sinemanın da bu gelişim içerisindeki konumunu size söylemeye çalışacağım.
Şimdi bakınız. Burada da çok ayrı hani bu işte monarşik dönem işte demokratik dönem sanatı falan bunun altında mutlaka belirtmemiz gereken bir sanat dönemi daha var.
Bu zaten monarşik dönem sanatı içerisinde kendine has bir dönem.
Ne zaman? İlk aklınıza ne geliyor?
Tabii ki Rönesans. Rönesans 1300'lerde işte 1200'lerin sonunda 1300'lerde başlıyor.
Tabii ki o da çok büyük bir dönem.
Hemen kısaca özetleyemem.
Özellikle Leonardo da Vinci, şimdi bakınız işte 1400'ler 1500'lerden falan bahsediyoruz.
Onun çok öncüsü olduğu çok güçlü bir sanatsal ayaklanma var.
O ne biliyor musunuz? Tüm sanat tarihi kitaplarında, sanat felsefesi kitaplarında buna optik görüntüyü elde etme çabası falan deniyor buna.
Ne demek biliyor musunuz? Sanatın...
Özellikle resim sanatının ve heykel sanatının ama daha da çok resim sanatının yani bayağı Aristonan bugüne falan en üstün sanat resim olarak kabul edilmiştir tabi.
Resim sanatında doğaya baktınız işte bir manzaraya baktınız Mona Lisa'ya baktınız Bonaparte'a baktınız.
Gerçeğe en yakın biçimde tuvale aktarabilme gücü ve yeterliliği Rönesans döneminin ulu...
Başılmaya çalışılan en önemli gücü ve yeterliliği olmuştur.
aslında ne kadar yakın resmedebiliyorsanız tuvalde o kadar güçlü bir sanatçısınızdır.
Yani optik görüntü deniyor işte buna.
Yani tamamen olduğu gibi.
Çünkü Rönesans'tan önce o işte mağara resimleri, antik Yunan'da falan o zaman da yapılan resimler elbette tabii onlar da kendi dönemi için birer sanat eseridir, çok değerlidir, çok güçlüdür.
Tamam onları yani yıkayalım, yağlayalım okey.
Aşağılamayalım yani alçaltmayalım.
Ama henüz Rönesans'tan önce doğayı gerçeğe tam olarak uygun ve benzer biçimde resmedecek bir sanatsal teknik henüz keşfedilmemişti.
Bu daha çok Rönesans'la birlikte oldu.
Ve bu mükemmelleşme çabası Rönesans'ta hep devam etti.
Ta 1700'lere falan gelene kadar birçok resim üstadı şunu söylüyorlardı.
Sen bir tabloya baktığında sanki Duvarda bir pencere var da o pencereden doğaya bakıyorsun.
Hani atıyorum güzel bir manzara resmi düşünün böyle tamam mı?
Hani sanki pencereden doğaya bakıyorsun.
Güzel bir manzara görüyorsun.
İşte tablo sende.
O intibayı yaratmalıdır diye bir kabul vardı Rönesans sanatında.
Bu iyi sanat demekti yani tamam mı?
Şimdi bakınız bunu bir kenara atın.
Bu bir. İkincisi, Rönesans'ın ve özellikle Avrupa sanatı diyeceğim buna.
Tabii şimdi Rönesans neticede Avrupa'da ortaya çıkmış bir sanatsal yükselme diyelim.
Ama sana sadece Avrupa'da mı var?
Hayır. İşte Hindistan'da da var, Afrika'da da var, Uzakdoğu'da da var, dünyanın başka birçok yerinde var.
Avrupa'da ve Rönesans'ta ortaya çıkan en büyük sanatsal gelişmelerden bir tanesi de neydi biliyor musunuz?
Resim sanatında, heykelde de vardır bu ama resim sanatında daha belirgindir.
Sadece imgeyi ve özellikle insan yüzünü aktarmak değil duyguyu aktarma yeterliliği.
Bu da çok önemli. Gidin antik Yunan'daki işte tablolara, resimlere, heykellere falan bakın.
İnsan yüzleri duygusuzdur.
Yani böyle işte o Yunan heykellerinin hani o erkeklerinin yakışıklılığı işte o kadınların güzelliği vardır ya.
Mükemmel böyle hani simetrik çok keskin çizgili nefis suratlar.
Çok güzel suratlar.
Onların hiçbirinde mesela bir gülümseme göremezsiniz.
Bir öfke göremezsiniz.
Ya da gidin Hindistan'da.
Hinduizmin tablolarında veya Uzakdoğu'nun o hani totemler var ya mesela o heykelleri var Uzakdoğu heykelleri ya da işte daha da önceye gidin işte Mısır'daki Latin Amerika'ya gidin oradaki Aztek heykellerinde falan
hiçbir resimde ve heykelde duygu yoktur.
İşte Rönesans'tan sonra duygu içeren yüzlere sahip resimler ve Duyguyu sanatla taşıyabilme, resmedebilme yeterliliğine ulaşmıştır.
Resim sanatı özellikle.
Mona Lisa'nın gücü nedir?
Yüzünde gülümsemek üzereymiş gibi.
Bakın gülümsemiyor. Hani artık gülümseyen, öfkeli, kıskanç, dehşetengiz.
Bir sürü duyguyu zaten ressamlar o zamana kadar vermiştir.
Yani onda ustalaşmışlardır.
Artık resim sanatında duygu verilebilir hale gelmiştir.
İşte Da Vinci artık böyle gülümse...
O kadar ince duyguları tuvale aktarabilme yeterliliğine gelmiştir ki artık.
Hani Rönesans resmi bu sanat tarihinin muhteşem bir mertebe haline gelmiştir.
İşte o duyguyu sanatta taşıyabilme sadece imgeyi değil.
Şimdi burada da şöyle küçük bir parantez açmak istiyorum.
Şimdi Da Vinci falan diyoruz ya böyle.
Ta 1500'lere, 1600'lere hatta 1700'lere kadar falan böyle filozof ya da işte sanatçı ya da o zaman için bilim insanı henüz belli alanlarda spesifikleşmiş değildi.
Yani Da Vinci dediğiniz tip aynı zamanda bir filozof, aynı zamanda bir sanatçı, aynı zamanda bir bilimci.
Yani adam bir yandan köprü tasarlıyor, bir yandan insan anatomisini inceliyor, bir yandan olağanüstü resim yapıyor falan filan.
Ya işte Mikel Hanclar falan bunların hiçbiri...
Tek bir kişilik değildi.
Hatta onun da çok öncesine gidecek olsak yani antik Yunan'a gidecek olsak zaten bilim insanı diye bir şey yok.
Düşünür var, felsefeci var.
Doğa araştırmaları yapan bizim bugün bilim insanı dediğimiz insanlara onlar doğa felsefecisi diyor.
Bu baya böyle Rönesans'a kadar falan da devam etti yani.
Multidisipliner insan deniyor buna.
Günümüzde de var bazı öyle insanlar yani.
En son Hıncalı oluştu mesela biliyorsunuz.
Her şeyden anlayan böyle hani her şeyi bilen falan.
Hala var yani Hıncal Hoca'yı şey yapmış olmayalım yani rahmetli saygıyla anıyoruz burada.
Ona çok güzel bir isim var da söyleyeyim mi?
Hadi tamam söyleyeyim. Herbokolog arkadaşlar biliyorsunuz değil mi?
Herbokolog diyoruz onlara biz.
İşte Da Vinci falan hani Herbokolog'un kralıydı yani.
Öyle üstün insanlardı bunlar okey.
Şimdi onlar artık insan anatomisi üzerine, duygular üzerine hani yüz artık böyle olay şey olmuş yani.
Sistematikleşmiş yani sen gülümseyen bir yüz çizeceksen, acı çeken bir beden çizeceksen veya bir tabloya aktaracaksan ne bileyim işte mızrak yemiş bir asker bedeni çizeceksin diyelim ki.
Artık bunun teknikleri falan oturmuş durumda zaten yani bunlar netleşmiş.
Tamam mı şimdi buraya kadar okey miyiz?
Yine çok uzun anlattım ama çok böyle detaylıca size anlatmak istiyorum.
Bundan sonra hani optik gerçekliği yakalama dedim ya bakınız optik gerçeklik konu oradan geldi.
Yani Rönesans'ta geleneksel sanatta amaç en üst mertebe neydi?
Optik gerçekçiliği duygularla birlikte yakalama yeterliliğine erişme.
Olay bu. Yani geleneksel sanatın, Rönesans sanatının falan en büyük gücü ulaşmak istediği nokta bu.
İşte şimdi size son kaç diyeyim?
50 yılım falan diyebilirim herhalde.
Son 50 yılın en büyük sanat felsefecisi ve sanatın bugün için genel olarak kabul gören en son tanımını yapan kişi Arthur Danto sanatı cisimleşmiş
anlam olarak isimlendirdi ve bu gerçekten çok geniş bir kitlede.
Kabul gördü ki en güncel sanatsal akımları yani işte Andy Warhol, Pop Art'ı falan da işin içine katarak böyle bir tanım yaptı Arthur Danto.
Ve Arthur Danto sanat nedir kitabında?
Ne diyor biliyor musunuz?
Modern sanatın gerçekleşmesi fotoğraf sayesinde olmuştur arkadaşlar.
Optik gerçekliğe ulaşmak ve sanat eserlerinde duyguyu taşıyabilmek amaçtır.
İşte fotoğraf makinesi tek bir düğmeye basarak bunu yaptı zaten.
Yani geleneksel sanatı, monarşik dönem sanatını az önce Fransız ihtilaliyle bitti dedim ya.
6700 yıllık sanat dönemini bitiren şey fotoğraf makinesinin icadıdır gibi bir iddia.
Ve sonuç çıkıyor arkadaşlar şu ana kadar size anlattıklarımdan.
Yanılıyor muyum yanılmıyor muyum buyurun siz kendi yorumunuzu oluşturun bunun üzerine.
Benim anladığım gerçekten bu.
Bundan dolayı da fotoğraf ortaya çıktığı anda o fotoğrafta hani o pencereden bakıyor gibi olacak diyordu ya üstadımız.
Hani duvarda tablo olacak ona bakıyorsun pencereden dışarı bakıyorsun gibi olacak.
E sen fotoğrafı çektiğinde ne yapıyorsun?
Fotoğraf çıktığında portre ressamlığı bitti.
Manzara ressamlığı romantiklerin kullandığı ışık oyunları ile birlikte olduğundan daha güzel gösterilen manzara resimlerine evrildi.
Moneler falan tam olarak budur.
Yani fotoğraftan sonra zaten fotoğrafın yakaladığını Resim sanatının yapmasına gerek kalmadı.
İşte ondan sonra da resim sanatında figürden kopmuş artık kimse poşet yapmıyor.
Artık kimse manzara resmi yapmıyor.
Artık kimse doğanın güzelliklerini resimle resmetmiyor diye bir gerçek ortaya çıktı.
Çünkü bunlara gerek kalmadı.
İşte o noktadan sonra da artık sanat modern sanata evrildi.
sanat tarihinde ne kadar büyük ve ne kadar güçlü bir icat olduğunu görebiliriz zaten.
İşte şimdi gelelim sinemaya.
Sinema nereden doğdu arkadaşlar?
Fotoğraftan doğdu. Fotoğrafın optik görüntü ve sanat eseriyle duyguyu yansıtabilme yeterliliğini fotoğraf tek başına bir kareye hapsedebilmişken sinemada O
hapsedilen kareyi zaman ve uzam içerisinde deneyimlenebilir hale getirdi.
Yani hareketli fotoğraf, akıcı fotoğraf, kendine ait bir zamanı olan anlatı biçimi, görsel anlatı biçimi.
Fotoğrafta resimde zaman diye bir şey yok.
O zamanın bir karesini tak bize sunuyor.
Orada zaman devam etmiyor.
Orada zamanı hapsetti bitti.
Sinemaysa bize yeni bir zamansal uzam, zamansal anlatım biçimi karşımıza getiriyor.
İşte fotoğrafın ve sinemanın sanat tarihindeki şu yaklaşık olarak 7000 yıllık sanat tarihindeki önemi sanat sineması yaptığını düşündüğümüz sinemacılar falan
değildir. Çünkü onlar gerçek zamanı kullanmaya çalışırlar.
Kesme yapmadan bunu geçtiğimiz sinematristlerde birçok kez size anlattım.
Ondan sonra Griffith ve özellikle de yine geçmiş programlarda size birçok kez anlattığım gibi Einstein'la sinema kendi zamansal kullanımını ortaya
çıkarmıştır. Yani gerçekte bir dakikalık bir olayı sinema perdesinde 5 dakika ya da 10 saniye yani kendi zaman algısıyla sunmaya başlamıştır sinema.
İşte fotoğrafın yakaladığı optik gerçeklik ve sanat eserinin duyguyu taşıyabilme yeterliliğini sinema kendi zamansal kullanımı ile birlikte
sanatseverlere sunma gücüyle ortaya çıkmıştır.
Sinemanın sanat tarihinin beklentilerini bir ileri aşamaya taşıma yeterliliğinde olmasıdır.
Önevi ve gücü budur.
Zaten bütün o monarşik dönem sanatı, rönesans sanatı, modern sanat, sanatla duyguyu taşıma, optik görüntüyü kullanma falan filan her şeyi zaten siz sinemaya sığdırabiliyorsunuz demektir.
Sinemanın gücü budur demektir zaten.
Sanat dünyası gerçekliği sunma ihtiyacını falan tamamen bir kenara bırakmıştır.
Artık diyorum o modern sanat döneminin ressamlığı bile ya da resimleri bile artık yani milyoncuda...
aldığınız bir dekoratif ürün haline geldi.
Sanatsal hiçbir önümü ve değeri olmaz hale geldi.
İşte o çağda sanat hani duvara küreği astım o sanat oldu.
Marcel Duchamp'ın pisuvarı işte Andy Warhol'un brillo kutusu.
Bunlar artık çok bakın çok sanat bambaşka bir yere geldi artık.
Bugün sanat dünyası gerçekten Sinemanın sunduklarını sunmamaya çalışıyor.
Sinemadan kaçınmaya çalışıyor.
Bizim sinemayla göremediklerimizi bize göstermeye çalışıyor.
Bu da apayrı bir inceleme konusu.
O da çok daha derin bir konu.
Şimdi artık çok uzattım biliyorum ama gördüğünüz gibi çok nerelerden getirmeye çalıştım konuyu.
Umarım becerebilmişimdir.
Şimdi ben bu programda tamamen böyle sinemaya...
Yanlaştık yaptım değil mi? Tam sinemayı kutsadım.
Hani dedim ki bak kardeşim sinema bir geldi.
Uff 7000 senelik sanat tarihini böyle itti kenara.
Sanat benim artık. Tüm sanatı ben taşırım.
Hiçbirinize ihtiyaç yok dedi.
Değil mi? Yani hani şimdi bu sohbetimden böyle bir sonuç çıkıyor değil mi?
Hiç öyle bir şey yok.
Neden? 6700 yıllık monarşik dönem sanatı 1789 çok daha kısa bir dönem.
Yani bakın dönemlerin kısalıyor.
Ondan sonra çağdaş sanat işte sinema geliyor her şeyi itiyor falan dönemler kısaldıkça sanat dönemleri de kısalıyor sanatın içerdikleri de çok çabuk tüketilir hale geliyor.
Sinema bütün sanat dünyasını yıktı geçti hepsini bir kenara itti öne çıktı.
Hayır internet geldikten sonra da sosyal medya geldikten sonra da işte daha hızlı daha güçlü.
Diğer tüm anlatı biçimlerini sadece sanat demeyeceğim.
Tüm anlatı biçimlerini bünyesinde barındırabilen sosyal medya duvarı dediğimiz anlatım medyumu da sinemayı bir kenara itti.
Bakınız birkaç ay önce ben sinema tarihinde televizyon diye bir program yapmıştım.
Sinemanın ilk büyük rakibi televizyondu.
Bakın sinema fotoğraf ortaya çıkıyor.
geleneksel sanatı bir kenara itiyor moderni başlatıyor sinema ortaya çıkıyor yani hareketli fotoğraf modern sanatı bir kenara itiyor en güçlü anlatı biçimi olarak öne çıkıyor hemen 1930
'larda bakın sinema 1895'te keşfediliyor 1930 yani 35 sene sonra hemen başka bir rakip çıkıyor Sonra başka başka şeyler çıkıyor işte 1980'lerden sonra 90'lardan
sonra kişisel bilgisayar kullanımı ve 2000'lerden sonra da sosyal medya ve hani işte YouTube'lar Instagram'lar falan filan bambaşka görsel anlatı biçimlerinin
medyumlarının da ortaya çıkması çoktan sinemayı da bir kenara...
İtti bile. Size bugün sunduğum tüm bu sohbetten şu mesajı çıkarmayın diyorum.
Yani sinema geldi hepsini ezdi geçti yaktı yıktı.
Hayır. Evet bir dönem için bunu yaptı ama hemen bir başkası gelip sinemayı bir kenara itme yeterliliğini gösterdi.
Bilim de böyledir, felsefe de böyledir, sanat da böyledir.
Her zaman yeni şeyler çıkar eskileri bir kenara atar.
Eski tamamen bitmez.
Ama azalır. Öncülüğü kalmaz.
Arka plana düşer.
Ama yine varlığını sürdürür elbette.
Hala değerli ressamlar yok mu?
Elbette var. Elbette olacak.
İşte fotoğraf geleneksel sanatı.
Sinema, modern sanatı.
İnternet ve sosyal medya sinemayı bir kenara itti.
Ama hepsi bir yandan tabii ki devam ediyor.
İşte yarın da belki 10 sene, belki 20 sene ama çok da uzamayacaktır.
Ne dedik dönemler kısalıyor.
Başka bir şey çıkıp sosyal medyayı bir kenara itecek.
Hani şahsi görüşüm sosyal medya bence zaten yaklaşık işte ne kadar?
20 yıldır falan var değil mi?
20-25 yıldır falan var toplasanız.
Sosyal medya da bence tükenmeye gidiyor şu an.
Çok kötü yani. Çok eski o Facebook'un ilk çıktığı dönemler 2006'lar 2010'lar ne kadar muhteşem bir şeydi değil mi?
Yani ne kadar anlamlıydı.
Ama şimdi o başka bir şeye evrildi.
Artık çok tatsız bir hale geldi bence.
Başka başka şeyler çıkacak.
İşte yapay zeka geliyor.
İşte yapay zekalı görsel anlatılar geliyor falan filan.
Bir sürü şey çıkıyor zaten elbette.
Hani bu tüketim hızı tabii arttıkça da dönemler kısalıyor.
Dönemler kısaldıkça da kenara itiliyormuş gibi görünen eski anlatılar daha güçlü biçimde etkilerini sürdürüyorlar.
Tüm görsel sanatlar dünyası diyelim.
biraz daha böyle birbirine yakın büyüklüklerdeki pasta dilimlerine dönüşüyor gibi geliyor bana.
Hani modern sanat geldiğinde geleneksel sanatı gerçekten böyle silip atmıştı.
Yani o modern sanatçılar geleneksel sanata öfke duyarak onu böyle hani dışlamışlardı falan.
Yani geleneksel sanat böyle çöpe atılmıştı falan.
Artık günümüzde yeni gelenler eskiyi öyle o kadar çöpe atamıyor yani.
O yeni gelenler de...
çok kısa tarihe sahip olduğu için tamam bu yeni gelen güzel bir şey, güçlü bir şey ama bir öncekini bence silip atamadı diyen kitle çok daha fazla eskiye göre.
E bu da normal. Tüketim toplumu paradigmaları o kadar da güçlü olmuyor çoğunlukla yani.
İşin içerisinde reklam, moda falan başka bir sürü zıvır zıvır oluyor.
Başka dinamikler oluyor. Yani ortalık çok daha karışık.
Toparlıyorum. Özetini yapmaya çalışacak olursak şöyle diyebilirim.
Fotoğraf Modern sanatı ortaya çıkaran sinemada hem biraz modern sanatı kenara itip çağdaş sanatı ortaya çıkaran karmaşıklaşmış sanat dünyasını kendi
bünyesinde toplama cüretini göstermiş son büyük sanat olarak sanat tarihindeki yerini bize göstermekte.
Olaya biraz böyle bakmaya çalışmak lazım.
Diyorum çok kaba bir özet yaptım.
Bilmiyorum özetleyebildim mi ama hani sinema gerçekten çok önemli çok değerli.
Ama dediğimiz gibi artık dönemler çok daha kısa.
Yeni yeni gelen şeyler çok daha güçlü geliyor.
Bakalım bundan sonradan ne olacak nasıl olacak.
İzlemeye takip etmeye elbette ister istemez yani hepimiz zaten bu dünyanın içerisindeyiz.
Hani o dünya bağımlıyız neredeyse artık hepimiz.
Elbette takip etmeye devam edeceğiz.
Evet arkadaşlar bu hafta ne anlattım ben de bilmiyorum.
Umarım kayda değer bir şeyler sunabilmişimdir size.
Ama dediğim gibi evet bayramımız hepimizin kutlu olsun.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Ya
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
