
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sinematriste bu hafta konumuz, yılın merakla beklenen filmi Barbie. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Birkaç haftadır çok önemli filmler gösterimi girdi.
Flash, Transformers, Indiana Jones, Göreğimiz Tehlike, Oppenheimer ve yılın ve yazın en önemli bombalarından bir tanesi de Barbie projesi.
Hem bir gişe filmi olarak çok renkli, eğlenceli, geniş kitleye hitap eden bir film olduğunu söyleyebiliriz.
Hem de Barbie'nin temsil ettiği bazı sosyal, kültürel, toplumsal, politik, ekonomik, estetik çok sayıda konu üzerine de bir şeyler söyleneceğini, bazı mesajlar verileceğini, bazı fikirler
sunulacağını tahmin ettiğimiz bir film olduğu için Barbie projesi gerçekten önemliydi.
Ve zaten yılında en çok izlenen filmlerinden bir tanesi olmuş durumda.
Hala gösterimde olduğu için tam hasılat rakamını henüz bilmiyoruz ama.
Dünyada da az çok sosyal medyayı takip ediyor iseniz farkındasınızdır ki Oppenheimer'la çok böyle sıkça anılan biraz hem rakip gibi görülen hem de aynı potada anılan eritilen filmler oldular ki dünyadaki
hasılata bakarsak Barbie'nin hasılatı Oppenheimer'ı an itibariyle ikiye katlamış durumda.
Gerçekten çok büyük bir ilgi var ve hani Oppenheimer'cılar diyelim eğer hani öyle bir kitle varsa.
Barbie'ye karşı bayağı bir yenilmiş durumdalar diyelim.
Bize çok konuşuluyordu, çok söyleniyordu.
Aradaki farkın bu kadar fazla olması bence biraz şaşırtıcı.
Fonayman'ın yönetmeni olan Christopher Nolan son yılların en büyük yıldız yönetmenlerinden bir tanesi olduğu için sinemanın anlattığı en önemli öyküyü anlatıyorum falan gibi çok iddialı şeyler söylemişti.
Ondan dolayı da arada bu kadar büyük bir farkın olması gerçekten bence sarsıcı bir durum.
Neyse gelelim Barbie'ye.
Şimdi Barbie projesini ben 3 ayrı başlık altında değerlendirmek istiyorum.
Birincisi bir gişe filmi olarak nasıl bir film derseniz şahsen benim beklentimin bir tık altında kaldı.
Yine de kötü bir film değil hani ortalama üstü iyi bir gişe filmi denebilir ama ben daha da eğlenceli, daha da duygulu, daha da sürükleyici bir projeyle karşı karşıya geleceğimizi tahmin ediyordum.
Ama öyle olmadı.
Böyle olmasının sebebi de zaten bence o anmak istediğim diğer iki başlıkla ilgili.
Nedir bu başlıklar?
Filmin biraz mesaj kaygısı gütmesi, biraz mesaj kasması ve o mesajların da iki başlık altında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği.
Bir tanesi Barbie'nin kadınların mükemmel olma baskısı altında eziliyor olmaları üzerine Barbie nasıl bir konumda, nasıl bir durumda?
Bir bu var filmin eleştirel bakışı olarak.
Bir de... Kadın erkek savaşları desek abartılı olur mu bilmiyorum yani.
Erkek egemenliği, bunun tam tersi kadın egemen bir ortam veya atmosfer olmasıyla alakalı filmin verdiği mesajlar ve bu konu üzerine sunulan incelemeler.
Bu üç başlığı değerlendirebilmek için tabii filmin öyküsünden bahsetmem lazım ama henüz filmi izlemediyseniz ve izlemek de istiyorsanız filmi izledikten sonra sohbeti dinleyin.
Şimdi filmin kabaca öyküsü şöyle.
Film Barbie Land'da başlıyor.
Tabii hani Barbie'ler ve Ken'ler var burada sadece.
Tamamen Barbie bebeklerin dünyasına uygun bir atmosfer şah edilmiş.
Hiçbir şey gerçek değil.
Yani Barbie süt içiyor ama fincanda süt yok.
Barbie duşa giriyor ama musluktan tabii ki su akmıyor.
Barbie bütün bunların farkında ve tabii ki bunlardan hiçbir şekilde rahatsız olmuyor.
Halinden gayet memnun ve keyfi yerinde.
Mükemmel, kusursuz bir dünyada Barbie.
Okey. Ve ilginç bir şekilde aklına ölüm düşüncesi geliyor.
Ölmek Barbie Land'de asla var olamayacak hatta akıllara bile gelemeyecek bir olgu ve Barbie bunu düşündüğü anda bir şeyler yolunda gitmemeye başlıyor.
Barbie diyor ki ya da fark ediyor ki diyelim gerçek dünyada benim bir sahibim var ve onun benimle olan gerçek dünyadaki ilişkisinde bir sıkıntı oldu ki burada bir şeyler yolunda gitmemeye
başladı. Benim şunu yapmam lazım Barbie Land'den gerçek dünyaya gideceğim.
Oradaki kendi sahibimi bulacağım ve ona diyeceğim ki benimle yani çok sevdiğin oyuncak Barbie bebeğiyle nasıl bir sorun yaşıyorsun ki benim dünyamda bir şeyler alt üst oluyor.
Hadi gel bu sorunu birlikte çözelim diyecek Barbie ve tekrar ondan sonra Barbie kendi dünyasına Barbie Land'e geri dönecek.
Böyle bir niyetle Barbie Land'den gerçek dünyaya bir yolculuğa çıkıyor.
Varlığı onun tek arkadaşı olmaktan ibaret olan Ken de Barbie'yi tabi yalnız bırakmıyor bu yolculuğunda onunla birlikte.
O motorsuz arabaya binip Barbie Land'den gerçek dünyaya bir yolculuk yapıyorlar ve orada görüyorlar ki gerçek dünya kendi bildikleri dünyadan son derece farklı bir dünya.
O dünyada Barbie kendi sahibini buluyor, onunla hemen yakınlaşıp dost oluyor ve onu alıp kendi dünyasına geri getiriyor.
Ancak bu arada Ken gerçek dünyayı gördüğünde oranın...
Barbie Land'deki gibi kadın egemen bir dünya olmadığını tamamen erkek egemen bir dünya olduğunu görüyor ve bundan had safhada keyif alıyor.
Barbie Land'de ben sadece Barbie'nin uzantısıyım ama gerçek dünyada erkek egemen düzen ve toplum var.
Barbie Land'i de erkek egemen toplum olarak dönüştürüyorken işte Barbie'de geri döndüğünde tamamen kendi hakimiyetinin ortadan kalktığını görüyor ve bundan tabii ki rahatsız
olup tekrar kendi dünyasını Barbie hakim ve kadın egemen bir dünyaya dönüştürmeye çalışıyor.
Şimdi ana öykü bu. Ancak şimdi burada bazı sıkıntılar var, bazı sorunlar var.
Bazı da çok güzel, çok keyifli taraflar var.
Birincisi filmin bence en başarılı olduğu noktalardan bir tanesi bizim bildiğimiz o Barbie bebek gerçekliğiyle gerçek dünyanın gerçekliği arasındaki uyumsuzluklar konusunda Barbie
'nin yaptığı keşifler. Bunlar harika gerçekten.
Mesela o fragmanda veya sosyal medyada görmüşsünüzdür.
Barbie'nin ayaklarının olduğu bir çekim var ya.
Terlikle geliyor, terliklerini çıkarıp ayak ucunda duruyordu.
Şimdi o sahnede siz ne anlıyorsunuz aslında?
Çok da bir anlam sunmuyor gibi görünüyor.
Sadece Margot Robbie'nin ayaklarını görüyoruz.
Hayır, o neymiş biliyor musunuz?
Ben tabii bu konuya dikkat edemeyecek bir tüketici olduğum için filmde bu gerçekten şaşırttı beni.
Barbie hayatı boyunca topuklarının üzerine basmamış.
Terliğini çıkarsa da ayak ucunda duruyor ve filmde Barbie topuklarına bastığı anda dengesini kaybedip yere düşüyor.
Çok güzel bir detay mesela.
Başka bir ayrıntı Barbie'nin selülitleri çıkıyor mesela.
Şimdi Barbie'nin selüliti olur mu?
Olmaz. Olamaz yani. Mümkün değil.
Hani selüliti çıktığı anda bu bir kıyamet anlamına geliyor Barbie'nin.
Aman tanrım ne olacak ne yapacağız falan diye.
Onun dışında Barbie yine Hani düz taban falan olduğunu keşfediyor mesela.
İşte arkadaşlarla ayaklarını gösteriyor.
Aman tanrım düz taban olmasın sen falan diyor.
Bu başka bir felaket mesela Barbie için.
Şimdi neticede Barbie oyuncu, hani bir Barbie evi var.
İşte Barbie oyuncakları var falan filan.
Milyonlarca ürünü var bunun. Bir sürü aksesuarı falan filan var.
Ve tabii ki bu aksesuarların hepsi yapay ya.
Tamam süt fincanı var ama içinde süt yok.
İşte Barbie duşa giriyor ama asla duştan su akmıyor.
Ya da Barbie mesela hiçbir zaman merdiven inmez.
Uçar süzülür baya böyle balkondan çıkar aşağıya doğru böyle iple sarkıtılmış gibi sokağa iner mesela.
Film diyor ki hiçbir Barbie bebeğini merdivenden indirmez hiçbir kız çocuğu.
İşte Barbie Land'de süt içiyor dedim ya içerisinde süt yok.
Gerçek hayatta ona bir fincan su veriyorlar ve içemiyor falan böyle.
Şok oluyor üzerine başına döküyor falan.
Hani bu detaylar komiklikler işte o yapay Barbie bebeğin gerçek dünyada bir insana dönüşme süreci diyeyim.
Gerçeklikle karşı karşıya gelme sürecindeki detaylar gerçekten nefis işlenmiş bayıldım yani filmin zaten en komik anları esprileri falan oradaydı.
Şimdi mesaj konusuna gelince Barbie mükemmel bir estetik sunuyor ya çok güzel bir bebek yani ince uzun böyle mükemmel bir teneği harika saçları çok güzel bir yüzü devamlı
makyajlı bir suratı falan filan mükemmel.
Ve bunun da kız çocuklarına son derece yanlış bir rol model olduğu.
Kız çocuklarının, genç kızların Barbie'ye benzemek için Barbie sendromu falan diye bir şey varmış.
Ben o kadar detayını bilmiyordum.
Bir sürü genç kadın diyelim, Barbie'ye benzemek için nitelik operasyonlar yaptırıyorlarmış, sağlıklarını kaybediyorlarmış.
Bundan dolayı Barbie bebeklerine çok ciddi bir tepki duyan kitle var biliyorsunuz.
Filmde bunun üzerine bazı cevaplar var.
Hani nasıl bir cevap? Şöyle ki, bildiğimiz bir rol model Barbie var ya, işte Margot Robin'i canlandırdım.
Muhteşem güzellikte bir genç kadın figürü.
Barbie firması aynı zamanda madem hani bu kadar mükemmel bir Barbie yaptık ve buna tepki geldi.
Yo biz bütün kadınların böyle olması gerektiğini falan düşünmüyoruz gibi bir fikirle başka bir sürü Barbie bebek piyasaya çıkardılar.
İşte Barbie bebek sarışın manken gibi ya yo işte biz avukat yaptık işte ne bileyim muhasebeci yaptık doktor Barbie yaptık.
Onun dışında farklı ten rengi de yani siyahi Barbiler yaptık.
Şişman Barbie yaptık, kısa boylu Barbie yaptık, garip diye isimlendirilen Barbie yaptık.
Hani bir sürü Barbie bebek çeşidi var.
Ondan dolayı işte biz kız çocuklarında bu tip bir estetik baskı veya hani kız çocukları görsel olarak mükemmel olmalı, çok güzel olmalı gibi bir baskıya asla prim vermiyoruz.
Böyle bir amacımız yok diyor Barbie firması iddia ediyor.
Bunu da filmde bol bol vurguluyorlar zaten baskılıyorlar.
Şimdi burada bence bazı çelişkiler var, sorunlar var.
Çünkü neticede... Barbie deyince aklımıza nasıl bir figür geliyor?
Elbette mükemmel bir genç kız bedeni, genç kız yüzü, saçı vs.
geliyor. Yani Barbie firması istediği kadar biz genç kızları bu tip bir estetik ve mükemmelliyetçi bir görünüme itmek istemiyoruz ya da istemiyorduk gibi bir savunmaya geçsinler.
Ve istedikleri kadar weird dediğimiz o weird, garip Barbie piyasaya sürmüş olsunlar.
Farklı bedensel özellikle Barbie'ler piyasaya sürmüş olsunlar.
Neticede böyle bir baskı var mı?
Var. Bunun da sebebi olmasa da tetikleyicilerinden bir tanesi Barbie değil mi?
Evet Barbie. Ve Barbie Land'de de zaten Margot'un canlandırdığı o hani temel hani esas Barbie karakteri bir şeyler garipleştikten sonra işte topuklarına basıp düşmesi, düz taban olması veya işte sellüklerin
çıkması falan gibi anormallik ortaya çıktıktan sonra resmen krize giriyor yani.
Ben artık tüm Barbie'liğimi, o güzelliğimi, mükemmelliğimi falan kaybettim.
gibi bir krize giriyor ve Barbie Land'deki garip Barbie denen bir karakter var.
Onun yanına falan gidiyor böyle.
Hani ben de artık normal Barbie değilim, garip Barbieyim.
Eyvah ne yapacağım? E tamam şimdi filmde siz istediğiniz kadar kadınların mükemmel olmak zorunda değil falan deyin.
E abi bakın baş karakterinizin, baş karakter Barbie'nizin yaşadığı sendrom bu zaten.
Tamam okey. Diyelim ki Barbie zaten amaç onu bu düşünceden kurtarmak değil mi?
Barbie'ye bakıp kendisini fiziksel olarak mükemmelleştirmeye çalışan genç kızları da bu sendromdan kurtarmaya çalışıyoruz biz diyelim ki.
Okey filmde de bu mesaj var tamam.
Peki ne yöne doğru?
Şimdi bakın önemli olan biraz da bu.
Tamam mükemmel olma ne ol?
İstediğin gibi ol mu ya da mükemmel olmaya çalışma mı?
Hiç fark etmez sen neysen o ol gibi bir mesaj çıkıyorsa da aslında bunu.
İlk sarsan etkilerden bir tanesi zaten Barbie bebek
değil miydi? Elbette öyleydi.
İnsanlar olduğu gibiydi elbette bir noktada.
Ve Barbie yüzünden istedikleri gibi olamamaya başladılar.
Olmak istememeye başladılar.
Neticede sadece Barbie yüzünden tabii diyemeyiz bunu ama Barbie de bunun tetikleyicilerinden bir tanesiydi.
Film bu açıdan Barbie'nin hani genç kızlar üzerine çocuklar üzerine etkilerini hem normalleştirmeye Barbie'yi mükemmellikten kurtarıp başka bir yöne yöneltmeye çalışırken aslında
Barbie bebeğin ve o firmanın Bu konudaki tırnak içinde yanlış yönlendirmesini de aslında çok da aklamış olamıyor.
Bence bunu başaramıyor.
Film bu açıdan yani diyorum hani bir savunma yapıyor.
Bir güzel alt metinler falan vurgulamaya çalışıyor.
Ama pek de ikna edici ya da en azından ikna edici demeyeyim de yeterli olduğunu ben şahsen pek de düşünmüyorum.
Şimdi bu ilk mesaj tarafı.
İkinci mesaj tarafı ise şu.
İşin feminizm damarı tarafı.
Kadın erkek mücadelesi.
Şimdi bu konu çok daha derin.
Çok daha uzun tespitler yapmam lazım ama ben biraz kısa kesmeye çalışacağım.
Şöyle ki ne dedim Barbie bir gerçek dünyaya gidiyor.
Oradaki kendi sahibini bulup Barbie'len de geri getiriyor ki bütün Barbie'len değişmiş.
Erkek egemen bir durum ortaya çıkmış.
Şimdi burada şöyle bir sıkıntı var.
Dünya sinemasında da var bu Türk sinemasında da Yeşilşam'da da çok vardır.
Şöyle bir karikatür vardır ya.
Ne zaman bir kadın bir erkeği canlandırsa onu abartır, karikatürize eder.
Ve çirkin taraflarını öne çıkararak erkeği biraz sembolize etmeye çalışır.
Bir kadın ne zaman erkek rolüne girse işte böyle pala bıyıklı kaba işte kadınları asılan ayı dayı böyle boş beyin tip neredeyse kaba öküz bir adam canlandırır.
Şimdi erkekler öyle mi ki?
Yoo değil. Ya da o tip erkekleri öyle olmayan erkekler de eleştirmiyor mu zaten?
Yani sanki o tip demeyi bütün erkekler sarılıyor mu?
Öyle olunması gerektiğini mi düşünüyor sanki erkekler?
Böyle bir şey var mı? Yok. Ama diyorum bunu sadece erkek bakışıyla söylemiyorum.
Bir erkek kadın rolüne girdiğinde ise yine böyle boş beyin.
Hani hiçbir şeyi çok da umursamayan sanki atıyorum.
Kılık kıyafetine, görünümüne çok da fazla önem veren.
Başka hiçbir şeye çok da fazla önem vermeyen.
Erkeklere karşı garip davranan.
Belki biraz seksist.
Ne bileyim erotik davranmaya çalışan.
Atıyorum yani bakın bunları. Böyledir demiyorum da.
Hani diyorum genelde biraz karikatürize edilir de.
Sanki bütün kadınlar böyle midir?
E yo değil. Yani öyle bir şey yok ki.
Buradan yola çıkarak şunu söylüyorum.
Ter erkek ister kadın, karşı tarafı taklit ederken ya da tanımlarken onun o cins açısından da çok da kabullenilip sırtlanmayan özellikleriyle orayı tanımlamaya meyilliler.
İşte Barbie filmi de bu tuzağa düşüyor.
Ken gerçek hayata gidip bakıyor ki ateerkil bir durum var.
Oo ne güzel bundan mutlu oluyor.
Barbie lente gelip erkek egemen bir toplum kuruyor.
Kadınları umursamamaya başlıyorlar mesela.
İşte Barbie onunla işte bir gece geçirmek istiyor.
Yakınlaşmaya çalışıyor falan. O durup böyle bir düşüneyim ya bakayım falan diyor mesela.
Şimdi erkekler böyle midir demeye çalışıyor film.
E öyle değil ki. E kadınlar da ama öyle değil.
Yani sanki hani Barbie mükemmel ya.
Kadınlar da üzerlerine bir baskı hissetmeye çalışıyor.
Diyelim ki Barbie'den yola çıkarak.
Ya da Barbie de bunun tetikleyicisi.
İşte bütün kadınlar böyle mi?
E değil. Tüm bu karikatürleştirmeler, tüm bu özellikle genellemeler aslında o kadar yanlış ki filmin, tüm buna benzer filmlerin aslında, kadınları ya
da erkekleri belli karikatür tiplemelerden yola çıkarak tanımlamaya çalışması zaten mesajın yanlış adrese gittiğinin göstergesi.
Hani diyelim ki Barbie filmi erkeklik üzerine bazı tespitler falan yapmaya çalışıyor ya, mesela bu tespitlerin hiçbiri benim zerre umurumda değil çünkü ben...
Kendi adıma bir erkek olarak zaten kadınların erkekleri eleştirdiği birçok konuda kadınları zaten haklı görüyorum.
Yani bir savunmaya geçmeme gerek yok.
Aynı şey kadınlar için de geçerlidir eminim.
Şimdi hani kadınlar adına konuşmam doğru olmaz hani haddim değil ama kadınların da bu konuda bu şekilde olduğunu zaten biliyorum.
E şimdi ne oluyor bu durumda kadınların erkekleri eleştiriyor olması ve eleştirdiği taraflar ya da erkeklerin kadınları eleştiriyor olması?
Ya da eleştirdiği taraflar zaten karşı cinsin bütününü sembolize etmiyor, bütününü temsil etmiyor.
Ondan dolayı bu kadın erkek çatışması falan her şekilde kadınların da erkeklerin de bir kesimini temsil ediyor oluyor.
Ve mesaj biraz hafiflemiş oluyor.
Bakınız şöyle ilginç bir detaya dikkat çekeyim.
Dedim ya Barbie Lente işte ken gelip erkek egemen bir dünya inşa ediyor da bu Barbie ile olan ilişkisini sekteye uğratıyor.
Ve hatta... Ken bir noktadan sonra Ken'ler diyeyim, Barbie Land'de erkek egemen bir dünya inşa ettiklerinden dolayı pişman oluyorlar.
Şimdi bakın, bu şu mesajımı anlatmaya çalışıyor bize.
Gerçek dünyada da erkekler ataerkil bir toplum oluşturmuş olmalarından dolayı üzgünler.
Aslında bunu istemiyorlar.
Var mı böyle bir mesaj gerçekte?
Yok. Ama filmde böyle bir mesaj var.
Hadi buyurun. Ken diyor ki, Hani ben de evet burada ateerkil bir toplum oluşturdum, bir dünya oluşturdum.
Aslında tam da istediğim bu değildi.
E ne? Yani ya abi bütün erkeklerin istediği diye bir şey yok ki.
Ya da bütün kadınlar böyledir ya da bütün kadınlar aynı şeyi ister diye bir şey de yok ki.
Hani diyorum tüm bu genellemeler gerçekten çok yanlış.
Film de bu karikatürize yapıya hani biraz hapsolup.
Gerçek tespitler güç tespitler yapmaktan uzaklaşıp karikatürize bir filme dönüşüyor.
Ondan dolayı da hani filmdeki tüm mesajları ben hep böyle şey aldım biraz fazla çocuksu fazla genelleyici fazla böyle diyorum kör gözüme mesaj verici bir tavırda
gördüm. Ondan dolayı filmin bu feminist taraflarını falan böyle işte ateerkil babaerkil kadın egemen falan ya bunlar dünya böyle değiller.
Hani şey değil genelleme.
Yapmak doğru değil yani. Ben şahsen hiçbir tespitin bütün erkekleri ve bütün kadınları zaten temsil edebileceğini düşünmediğim için Barbie'nin de o feminist tarafının o mesajlarının
hep sınırlı tespitler olduğunu ve de çok da güçlü bir saç ve düşünsel yapı teşkil etmediğini düşünüyorum.
Şimdi buna olarak şunu da söyleyeceğim.
Filmde Barbie'ler, ha Ken egemen oldu Barbie dünyası biz bunu geri alalım deyip bir şekilde Tekrar kadın egemen bir dünya kurmanın çabasına girişiyorlar.
Şimdi burada burası erkek egemen hani orası bari kadın egemen olsun mu?
Bu mu mesaj?
Ya da iki tarafta kadın egemen olsun mu istiyor Barbie?
Ya da erkekler de iki tarafta da biz egemen olalım mı istiyorlar?
Ya da iki tarafta her şekilde bizim egemenliğimizde bir dünyaya inşa edilmeli mi diyorlar?
Şimdi bu nasıl bir baskı, nasıl bir...
Yine kaba bir genelleme.
Yani her şekilde mutlaka iki cins birbirine üstünlük mü kurmaya çalışıyor?
Yani bu da büyük bir iddia değil mi?
Ya da bu da çok genelleyici bir tavır değil mi?
Aynı zamanda şöyle bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum.
Neticede bunlar bebek ya.
Evet oyuncak ya.
Bunlar oyuncak. Ve filmin bir noktasında Barbie aynen şu repliği savuruyor.
Benim bir vajinam yok.
Ken'in de bir penisi yok.
Tamam çünkü siz birer bebeksiniz.
Barbie ki dünyayı da gördüğü bir tercih yapacak falan.
Okey tamam. Gerçek dünyada yaşamayı tercih ediyor ve gerçek dünyada yaptığı ilk şey ne oluyor?
Bir jinekoloğa gitmek oluyor.
Şimdi bakınız. Bana göre ben kendi fikrimi söylüyorum burada.
Ben bunu garip görmedim. Gayet normal gördüm.
Ama bunun altındaki mesajın birçok hep erkeği hem de kadını rahatsız edeceğine eminim diyeceğim ama öyle olduğunu düşünüyorum diyeyim.
Bir açıklık bırakayım. Şimdi bunun altından çıkan mesaj bence çok da...
Güzel bir mesaj olmayabilir birçok kişi için.
Ya da filmin başlarında bir kısımda Ken Barbie'ye çok klişe bir sahne vardır ya işte erkek kızı evine bırakır, evine çıkmak ister ve kız da onu kabul etmez.
Şimdi buradaki alt metin nedir?
Erkek şunu ister, hadi odana gidelim sevişelim değil mi?
Bu seks hani gayet sıradan normal anlaşılabilecek bir sevişme ve seks isteğidir.
Barbie onu reddediyor.
Tamam yukarıda ne yapacağız ki falan diyor.
Şimdi onların hani penisi ve vajinası yok ya.
Sevişemezler. Okey. Ama Ken yine de bunu istiyor.
Şimdi bundan nasıl bir şey anlıyorsunuz?
Ken penisi olmamasına rağmen Barbie ile sevişmeyi mi istiyor?
Herhalde bu değildir. Çünkü Barbie Land'da aslında seks olmadığını biliyoruz.
Yani cinsellik yok. Ama her şekilde Ken'in tüm varoluşu Barbie'nin üzerinden biçimlendiği için elbette onunla her türden yakınlığa girmek.
Hiç işin içerisinde cinselliğin olmadığı böyle ne bileyim ikisi yan yana yatağa uzanıp patlış tatlış romantik romantik sohbet etseler bu Ken'e yetecekmiş gibi görünüyor.
Bunu istiyor diyelim hani. Seks istemiyorsa da bunu istiyor.
Barbie onu reddediyor.
Diyor ki işte bu akşam kızlar partisi var.
Hani erkeğe yer yok orada ve hani Ken'in bir anlamda kalbini kırıyor.
Reddediyor onu. Okey. Filmin erkek egemen kısmındaysa da aynı şeyi Barbie istiyor.
Bu sefer Ken onu reddediyor ve diyor ki bu gece erkekler partisi var.
Tamam. Okey. Şimdi bu durumda iki taraf da birbirinden sevişme olmasa da neticede karşı cins yakınlığı talep ediyor.
Yani erkek bunu istiyor, kadın onu reddediyor.
Sonra kadın pişman oluyor, onu istiyor.
Erkek de ondan intikam alıyor.
Ya bunlar sarsıcı, garip ya da birer intikam noktası gibi anılması.
Karikatür değil mi? Biraz şey değil mi?
Abartılmış değil mi yani? Girmek istediğim noktalardan bir tanesi işte Barbie gerçek dünyaya gelip...
Barbie şirketinin yönetim kuruluna bir giriyor orada bir tane bile kadın yok.
Buradan Allah'a nerelere mesajlar çıkarabiliriz?
Feminizm başlığı altında filmin verdiği mesajların diyorum biraz tutarsız, biraz fazla genelleyici ve biraz kaba olduğunu düşünüyorum.
Hani ondan dolayı şimdi kötü olmuş falan demeyeceğim.
Yani bu mesajları izlemek bile, bu mesajların üzerine fikir yürütmek bile bence gayet güzel, gayet keyifli.
Ama en başta dediğim gibi bu filmin mesaj kasma yaklaşımının filmi...
Daha iyi bir gişe filmi, daha iyi bir entertainment ürün olmaktan da biraz uzaklaştırdığını düşünüyorum açıkçası.
Hani güzel bir sürü şey yakalamış film okey ama tam da bir ton tutturamamış olduğunu hissediyorum ben kendi açımdan.
İzlemediyseniz izleyin arkadaşlar. Güzel bir film, keyifli bir film.
Düşünceli taraflarıyla da hani katılırsanız da katılmasanız da hani filmin mesajlarını ve ilgilendiği önemli meseleleri doğru işleyip işlemediği konusunda hani çok da emin olamayacak olsanız da
Yine de izleyin diye rahatlıkla tavsiye ediyorum arkadaşlar.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkür ederim. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
