
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda Atatürk 1881-1919 filmini incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda özel bir filmden bahsedeceğiz.
Atatürk 1881-1919 filminden bahsedeceğiz.
İşin içerisinde elbette ülkemizin kurucusu, önderimiz, liderimiz Atatürk olunca...
...istemez o özel bir şey oluyor.
Aslında böyle olmaması lazım, bunu yapmamamız lazım.
Çünkü bu filmi değerlendirebilmek için, madem Atatürk'ü anlatıyor...
Olaya başka bakalım, başka bir şeyler söyleyelim, başka türlü yaklaşalım dersek zaten yanılgıya düşeriz.
Neticede evet. Atatürk'ü anlatıyor olsa da karşımızdaki sinema sanatının, sinema anlatısının bir örneği ve ancak tarafsızca bakabildiğimiz takdirde filmi doğru bir şekilde inceleyebiliriz, doğru yorumlar
yapabiliriz. Mümkün olduğunca filme tarafsızca herhangi bir filmi incelemeye çalışır gibi bakmaya çalışarak konuşacağım size yani incelemeye çalışacağım filmi.
İzlerken de bunu yapmaya çalıştım her ne kadar zorlanmış olsam da ya hiç Atatürk'ü tanımayan birinin bile İzlediği takdirde Atatürk'ü tarafsızca ve doğru bir şekilde tanıyabilmesi zaten
bir Atatürk filminin içermesi gereken bence ilk ve en önemli vasıflardan bir tanesi.
Şimdi Atatürk filmi deyince tabi sinemamızda geçmişte çok sayıda Atatürk filmi yapıldı.
Ancak herhalde şu konuda çok geniş bir kesim hemfikir ki görmek istediğimiz Atatürk filmi bugüne kadar hiç karşımıza gelmemişti.
Evet yapılmış Atatürk filmlerinde iyi olanlar vardır daha vasat ya da kötü olanlar vardır bu normal bir şey ancak görmek istediğimiz ya da Atatürk dediğimiz o kişiliği o olguyu hak eden ve taşıyabilen
bir film deyince inanıyorum ki hepimizin aklında bir film vardı.
Benim aklımda mesela şöyle bir şey vardı ki Birçok kişinin buna yakın bir fikirde olduğunu tahmin ediyorum.
Şimdi bir kere neticede Atatürk modern demokratik hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olduğu için elbette Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hikayesini içermeliydi.
Tabi bu kuruluştan önce bir savaş dönemi var.
Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı o dönemleri içeren bir film olmalıydı aynı zamanda.
Aynı zamanda kendi yüzyılının en parlak kişiliği olan Mustafa Kemal Atatürk'ü de Doğru bir şekilde tarafsız biçimde hem özel hayatıyla hem askeri hayatıyla hem bir
devlet adamı olarak içeriği olması lazım bu film için.
Bakın ne kadar zor bir proje değil mi?
Aynı zamanda büyük bir öykü anlattığı için çok yüksek bütçeli olmalıydı, teknik tarafı çok güçlü olmalıydı.
Küçük bir proje olması hiçbir şekilde hem Atatürk'ün hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hikayesini içermesi Neredeyse mümkün olmazdı ondan dolayı çok fazla gerekliliği
ve çok fazla bileşeni bir arada bulundurması gereken bir projeydi.
Karşımıza gelmesini bekleyeceğimiz Atatürk filmi.
Şimdi böyle deyince de elbette insan diyor ki yani baya böyle Ridley Scott çıksın gelsin işte 250 milyon dolar bütçeyle bir Atatürk filmi yapsın değil mi?
Türkiye gibi sinemada...
dünyanın öncü ülkeler arasında olamayan bir ülkenin sinemasının böylesine büyük bir projeyi karşımıza getirmesi gerçekten çok güçlü ve düşük bir olasılıktı.
İşte şimdi böyle bir ön kabulle böyle bir film olmaz dedim.
Ben şahsen kendi adıma söylüyorum.
Hani hiçbir zaman hem Atatürk'ü hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hikayesini hakkıyla karşımıza getirecek bir film izleyebileceğime şahsen ben hiç inanmadım.
Yani inanmıyordum diyeyim daha doğrusu.
İnanmıyordum dediğim anda zaten filmle ilgili fikrimi de açık etmiş oldum ama işte o noktada şöyle bir şey ortaya çıkıyor.
Atatürk'ü de ancak Türkiye anlatabilir.
Türkiye Cumhuriyeti'nden çıkacak bir film gerçekten Atatürk'ü algılayabilir, ona doğru bir bakış atabilir, ona hani duygusal olarak doğru bir şekilde yaklaşıp
ortaya gerçek bir Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti kuruluş hikayesi çıkarabilir.
Yani bunu bir şekilde Türkiye yapmalıydı.
Er ya da geç. Doğru ya da yanlış demeyeceğim.
Doğru olmak zorundaydı.
Ve evet artık filmime geleyim.
Arkadaşlar olmuş. Gerçekten olmuş.
Atatürk 1881-1919 filmi.
Çok iyi bir film. Ve bence hem Atatürk'ü hem de Türkiye'nin kuruluş hikayesini en azından bu filmde izlediğimiz kadarıyla onu anlatacağım.
En azından gördüğümüz kısım itibariyle söylüyorum.
Harika anlatmış, çok doğru yönetilmiş, çok doğru yazılmış, çok doğru canlandırılmış ve en önemlisi proje çok doğru bir noktasından tutulmuş.
Bakın hani bir kere filme başlarken bu ekip bunu yönetmen birçok kez dile getirdi.
Oyuncularla da yapılan röportajlarda bunu gördüm duydum ve dedim tamam ya hani çok doğru bir yerden yola çıkmışlar.
O da şu diyorlar ki ekip.
Tamam elbette Mustafa Kemal Atatürk ülkemizin kurucusu ve aynı zamanda kendi yüzyılından en parlak kişiliği bizim kahramanımız.
Ancak bizim filmde anlattığımız kısımdaki Mustafa Kemal henüz bu kişi değil.
Biz ona olan hayranlığımızı, sevgimizi ve onun büyüklüğünü sanki bilmiyormuş gibi elimizdeki bilgilerle, verilerle onu anlatmak zorundaydık
ki. Peşinen sanki yani işte 5 yaşında küçük Mustafa'yı yüzyılının en parlak kişiliği olarak izleyiciyle paylaşmaya çalışmak doğru bir yaklaşım değil ki.
O an onu kendisi de bilmiyor, çevresindekiler de bilmiyor, hiç kimse bilmiyor.
En başta çıkış noktasından son derece doğru bir motivasyona yolu çıkmış bir film olduğu için...
Çok doğru bir bakış tutturmuş.
Çok doğru bir Atatürk portresi yaratılmış.
Ha bir de şunu kısaca anlatmaya çalışayım.
Hani öyle işte Ridley Scott Hollywood'dan gelecek diye 250 milyon dolar bütçeyle yapacak anca öyle olur falan diyorduk ya.
Hayır işte buna da gerek yokmuş.
Atatürk projesi Türk sinemasının bugüne kadar yaptığı en büyük projelerden bir tanesi gerçekten.
Yani tam bütçesini bilmiyorum ama çok büyük Türk sineması için en azından.
Büyük bütçeli olduğu kesin.
Çok büyük bir ekip var.
Sanat yönetimi, görüntü yönetimi, kostümleri, mekanları, setleri falan pırıl pırıl yani dünya standartları için bile iyi bence.
Elbette bir Hollywood prodüksiyonunun ölçeğinin büyüklüğünün yanında elbette çok mütevazi ama bu hiçbir dezavantajlı durum ortaya çıkarmamış.
Yönetmen diyor ki işte Çanakkale sahnesinde 800 kişilik bir figüran topluluğu kullandık.
Okey şunu mu diyeceğiz?
İşte Hollywood 10 bin tane figüran topluyor falan.
Abi gerek yok. Bu daha iyi demek değil.
Birkaç tane savaş sahnesi var.
Farklı bölgelerde elbet setler kurulmuş.
Hiçbiri çok büyük böyle çok ölçekli falan değil.
Ama bu açıdan filmde bir zayıflık hissedilmiyor.
Teknik olarak da. hiç Hollywood'u aratmayacak bir güçte, özende karşımıza getirilmiş.
O açıdan da ben çok mutlu oldum.
Yani işte zayıf olacak ya.
İşte kostümler zayıf olacak.
Tipler zayıf olacak. Makyajlar zayıf olacak.
Hani o kadar fazla bir figürasyon olamayacak.
O kadar genel planlar göremeyeceğiz falan diye böyle bir o teknik eksiklik olacaktı.
Gerçekten şeydim hatta Türk sinemasında bu tip eksiklikleri biz genelde bir böyle bir şefkatle hani olsun.
Hani işte bir şey yapmaya çalışmışlar.
Hani olduğu kadar olmuş. Bu film için öyle bir şey demiyorum.
Hiç bir eksik yok diyebilirim yani.
Ondan dolayı o işte 1800'lerin Selani'yi, 1900'lerin başının İstanbul'u o kadar özenli bir şekilde karşımıza getirilmiş ki.
Aslında Hollywood biraz şov yapıyor yani.
İşte çok para var, çok set var, çok ekip var.
Hadi işte ta helikopterden işte dronelardan böyle kocaman bir cepheyi çekelim.
Tüm şehri yapalım onu çekelim.
Gerek yok abi sen. Öykün neyi gerektiriyor?
Karakterin neyi gerektiriyor?
O anki sahnenin duygusu neyi gerektiriyor?
Onu çek yani bana. Ama şov yapma anladık paran çok.
İşte Atatürk filmi bu açıdan gayet yeterli, gayet iyi.
Şimdi Mustafa Kemal Atatürk'ü bir kenara bakalım.
Karşımızda Mustafa var. Neticede bu ne filmi?
Tarihi politik dram.
Bir tarihsel film evet.
Bir drama, bir karakter draması, aile draması evet.
Ve bir politik film.
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş dönemindeki hem savaşları, hem politik durumları, olayları karşımıza getiriyor.
Hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan önceki tohumların atılması, yeni bir ülke, yeni bir vizyon, yeni bir bakış, ortaya çıkış sürecini anlatıyor bize neticede.
Ve bu açıdan çok iyi bir senaryo yazılmış.
Her şey çok dengeli.
Şimdi Atkemen Atatürk'ü bir kenara atalım diyorum ama neticede öykünün ana karakteri de Mustafa değil mi?
Elbette neticede onun öyküsünü izliyoruz ve Mustafa da gerçekten hem çocukluğu hem işte harp akademisinden mezun olup çok parlak bir subay olması o dönemdeki hem özel ilişkileri hem askeri
kariyeri hem politik fikirleri arkadaşlarıyla eşiyle dostuyla ailesiyle ilişkileri falan o kadar dengeli o kadar düzgün anlatılmış ki yani senaryosu gerçekten çok özenli en başta ne
dedim çok fazla bileşeni bir araya getirmesi gereken bir film dedim ya örneğin Mustafa çok genç yaşta babasını Ali Rıza Efendi'yi kaybediyor.
Mustafa Kemal'in çocukluğunda nasıl bir ortamda olduğunu, nasıl bir dünyada, nasıl bir Osmanlı İmparatorluğu bölgesinde yaşadığını çok güzel anlatıyor.
İşin dramını çok güzel anlatıyor.
Çocukluğu ile ilgili öğrenmemiz gereken her şeyi öğreniyoruz diyebiliriz.
Elbette başka şeyler anlatılabilir ama gerek yok.
Ondan sonra bakın gençliğini hiç anlatmıyor.
12, 13, 15, 18'i falan görmüyoruz.
Direkt harp okulunda mezun olmuş subay Mustafa Kemal görüyoruz.
Ve bu mantıklı bir tercih.
Yani arada olanları mesela film hiç anlatmamış ama gerçekten gerek yok.
Ondan sonrası daha önemli çünkü.
İşte genç, parlak bir subay var karşımızda.
Mustafa Kemal. Onun ülkesiyle ilgili içerisinde bulunduğu konjektürel durumla, siyasi durumla, askeri durumla, Osmanlı İmparatoru'nun o zamanki durumuyla ilgili bol bol fikirlerini, düşüncelerini, görüşlerini
görüyoruz. Ve onun çevresinde parlak genç subaylardan oluşan bir grup.
Onların ülkeleriyle ilgili fikirleri, çatışmaları, çok güzel sohbetleri, fikir çarpışmaları böyle.
Yani şey gibi de değil.
Film asla şunu yapmamıştı.
İşte az önce dedim ya bakın çok doğru bir noktadan tutuyor.
İşte Atatürk zaten bizim ülkemizin kurucusu, kurtarıcımız.
Okey işte o gençken de böyle lafı koyardı.
Herkes vay Mustafa sen ne muhteşem.
Hiç asla öyle bir şey yok.
Atatürk'ü vizyoner bir tiplem olarak sunuyor ama onu abartmıyor.
Zaten öyle. Zaten...
Olduğu gibi onu karşısına getiriyor ve çevresindeki subaylar da gayet parlak, gayet güçlü, gayet akıllı kişiler yani.
Herkes kendi arasında o subay grubundan bahsediyorum.
Birbirleriyle tartışıyorlar, fikir muhakemesinde bulunuyorlar.
O ona itiraz ediyor, bu buna itiraz ediyor.
Yani ortada gayet böyle diyalektik, gayet karşılıklı çatışmayla, fikirleşmelerle tam böyle modern Türkiye Cumhuriyeti'nin anlatıyor film.
Aynı zamanda Osmanlı'nın genç subaylarını bize tanıtmış oluyor.
O zamanki ortamı durumu tanıtmış oluyor.
Şimdi bu işin Türkiye Cumhuriyeti tarafı bir de Osmanlı tarafı var.
Burada yeni modern bir hukuk demokrasisi doğarken yavaş yavaş bir tarafta da artık yorulmuş, eyaletlerine sahip çıkamayan, kendi şehirlerinde eyaletlerinde güvenliği sağlayamayan,
hiçbir hakimiyeti kalmamış, çökümekte olan bir Osmanlı'nın da yöneticilerini, hükümdarlığını görüyoruz işte.
Enver Paşa mesela, Enver Paşa karakteri gayet detaylı biçimde karşımıza getirilmiş.
Bir yanda yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, o genç subay eki ve Mustafa Kemal, bir tarafta çökümekte olan Osmanlı'nın sorunları, o problemlerle boğuşmaya çalışan Enver Paşa.
Burada da Enver Paşa ile Mustafa Kemal'in hem birbirlerine olan...
Yüzeyi, saygısı ama bir yandan da tamamen zıt fikirlerde olup çatışmaları falan ya o kadar güzel ve ölçülü anlatılmış ki.
Bütün bunları ek olarak 3 şey daha söyleyeceğim.
1. Atatürk'ün ailesiyle olan ilişkisi, annesiyle olan ilişkileri ve kız kardeşiyle olan ilişkileri gayet tadında, gayet duygulu.
Ne eksik ne fazla verilmiş.
Çok iyi. 2.
Atatürk'ün hoşlandığı, sevdiği kadınlarla olan ilişkileri.
Çok güzel. Yani hem çok ölçülü romantik böyle dramatik sahneler var.
Atatürk'ün özel hayatı da çok güzel anlatılıyor filmde.
Bir de 3. Atatürk'ün özel anları.
Şu anlamda özel anları.
Bir şeye çok canı sıkılıyor.
Mesela sigara ve bira içiyor.
Şimdi... İçerisinde bulunduğumuz politik ortamda biliyorsunuz yani televizyonlarımızdaki filmlerde sigara içki vesaire görünmüyor.
Hiçbir cinsel ima yok vesaire vesaire.
Korkunç bir bu anlamda sansür dönemindeyiz biliyorsunuz.
Benim o açıdan bir endişem bile vardı.
Atatürk'ü içki içerken gösterir mi?
Sigara içerken gösterir mi?
Veya Atatürk'ün hani bir kadınla yakınlaşması ilişkisi bir kadına kur yapması vesaire.
Bunlarda böyle bir film kendisine bir iç sansürü oluşturur mu falan diye bir endişem vardı.
Hiç öyle bir şey yok.
Bunlar bile önemli arkadaşlar. Çünkü Türk sinemasında bunlar bile problem biliyorsunuz.
Yani film hani o açıdan falan çok rahat.
Hiçbir orada bir sıkıntı yok.
Ve buna yak olarak şöyle bir şey söyleyeyim.
Şimdi Atatürk'ü diyorum ona artık ayrıca gireceğim ama hadi gireyim o zaman.
Madem hadi tamam bundan sonra gireyim.
Şimdi karşımızda Aras Bulut İğnemli bir gencicik bir oyuncu var.
Ben tanımıyordum şahsen. Yani böyle internette falan görmüşlüğüm vardı da tanıdığım bildiğim bir oyuncu değil.
Elbette tarihteki bütün gerçek kişilikleri canlandıracak oyuncu çok önemli değil mi?
Çok önemli. Ona benzemesi lazım mümkün olduğunca.
Yani belli bir makyaj payı var elbette ama biraz benzeyecek.
Tamamen olmaz. Evet ama onu andıracak en azından.
Şimdi Aras Bulut İğnemli'nin gerçek hayatta baktığınızda Atatürk'e falan benzediğini ben şahsen hiç düşünmüyorum.
Hiç alakası bile yok. Filmde zaten ilk gördüğümde ben Aras Bulut'u abi olmamış dedim yani.
Hani olmamış. Ama işte bu bir yanılgı.
Mesele şu. O oyuncunun filmin inşa ettiği gerçeklik içerisinde o karakter gibi görünüp görünmedi.
Yani gerçek hayattaki gibi değil.
Filmin içerisinde ilk 5 dakika ben Aras'ın Atatürk olduğuna inanamadım.
Bir antipatiyle izledim önce.
Ama 5. 10.
dakikadan sonra abi Atatürk'ü izliyorum bak.
Yani Aras Maras gitti bitti makyajdır falan.
Onun hani Atatürk gibi yapmaya çalışması ki oyunculuğu çok iyi bence.
Gerçekten çok iyi. Pragmanı izlememiştim ama kareler görüyordum böyle.
İşte hani filmin posterini görüyorsun, görsellerini görüyorsun falan.
O görsellerin hepsinde Anas Bulut böyle kaşını çatmış, tip surat o kadar bana antipatik gelmişti ki.
Kararlı güçlü bir karakter falan ve tam işte onun kararlı ve güçlü olduğu dönemleri anlatıyor film falan.
Ondan dolayı böyle kaşını çata çata oynadı herhalde falan dedim.
Ya bir antipatiyle yaklaştım.
Hiç de öyle bir şey yok.
İlk başta garipseyebilirsiniz filmi izlerseniz ama 10.
dakikadan sonra valla yani öyle güzel Atatürk'ü izledim ki.
Ve oyunculuğu çok ölçülü, çok güzel.
Çok çalışmış gerçekten bu genç oyuncu Atatürk olmak için.
Çok çabalamış. Yani işte ata binmiş.
İşte atın üzerinde Atatürk'ün nefis bir duruşu vardır ya.
Yani tabloları bile var ya.
Olağanüstü güzel. Atın üzerinde de dedi yani Atatürk gibi durmaya çalıştım.
Onun için at binmeye eğitimi almış.
Dans eğitimi almış. Bir sürü kitaplar okumuş falan.
Adam çok iyi hazırlanmış.
Ve hakkıyla olmuş arkadaşlar.
Diyorum herkes bu fikirde olmayabilir.
Ki oyuncu da bunu söylüyor.
Yani öyle bir zaten başta reddetmiş çok zor bir şey ya cesaret edemem falan filan zaten bütün ekip bunu söylemiş de yönetmene önce senaryo gönderildi okumamış adam.
Hani bir şekilde diyorum bütün ekip ve çok zor bir işe giriştiklerinin farkında olarak hepsi çok korkmuş.
Bu kadar büyük bir projede elbette kusursuz olamaz ama bu film olmuş bence gerçekten olmuş.
Beklentimin ötesine geçen birkaç şeyden bahsetmeye çalışayım size.
Birincisi. Filmin görüntü yönetimi mükemmele yakın.
Renkleri, ışıkları, tonu, dokusu çok güzel, çok şık, çok estetik.
Sanat yönetimi de çok iyi.
O da şu ortamlar.
Evler, odalar, o binalar.
Her şey tabii yani şapkası, kostümü.
Yönetmen Mehmet Ada Öztekin özellikle anlatıyor zaten.
Yani inanılmaz özenli çalıştık diyor.
Arkadaşlar filmdeki kostümlerin kumaşları dokunmuş.
Hazır kumaş alınmamış çünkü evet günümüzde öyle kumaşlar yok.
Kumaşlar dokunuyor.
O dokunan kumaşlar ile yüzlerce kostüm dikiliyor.
Bilmem ne kadar şapka şuradan getiriliyor.
Bu kadar patlayan silah üretiliyor.
Bu kadar ayakkabısı, bu kadar masası, bu kadar seti, bu kadar ışığı.
Filmin sanat yönetimi çok iyi.
Mükemmel diyeceğim yani. Abartmış olur muyum bilmiyorum ama.
Mükemmel seviyesinde.
Deskat gelecek işte 250 milyon dolarlık film çekecek.
İşte gerek olmadığını bu ekip bence göstermiş.
Daha fazlası her zaman yapılabilir elbette.
Ama bu filmde teknik açıdan görseliyle, sanat yönetimiyle, kostümüyle, makyajıyla hiçbiri eksik hissetmedim ben.
Yani şu olmamış, şurası eksik kalmış gibi bir şey hissetmedim.
Film anlattığı yılları eksiksiz bir biçimde karşımıza getirmiş.
Tebrik etmemek mümkün değil.
Yani her ne kadar para harcandıysa, her ne kadar zaman harcandıysa.
Yönetmen şey diyordu. Üçüncü doğum günümü de filmde geçirdim ben falan diyordu.
Üç yıl en azından bu film için çalışılmış ki hiç de fena bir zaman değil.
Yani filmin hakkını verecek bir hem hazırlık hem çekim süreci geçirilmiş.
İşte bunu filmde de görüyorsunuz.
Çok iyi bir film çıkmış.
Bilmiyorum hani yeterli mi? Daha anlatacak bir sürü şey var aslında filmle ilgili.
Ha şunu anlatmam lazım. Çok pardon arkadaşlar.
Şimdi. Ya öyle öyle bitiremedim değil mi?
Ama işte Türkiye'nin ne yazık ki ülkemizin saçmalıklarının mağduru olabilecek bir filmmiş bu ki olmadı.
Çok şükür olmadı. Yani olsaydı gerçekten çok üzülürdüm.
Olmamış. O saçmalık da şu.
Şimdi bu film en başında hadi böyle bir film yapalım dendiği zaman televizyonda bir dijital kanalda Disney Plus'ta galiba 6 bölümlük bir mini dizi olarak tasarlanıyor.
Şimdi bakınız bu çok önemli bir şey.
Bir filmin nerede göstereceğiniz, film yapımı için, görselliği için, süresi için, bütçesi için her açıdan önemlidir.
Devamı olacak mı, olmayacak mı?
Bunların hepsi bir prodüksiyonun ortaya çıkış dinamiklerini etkileyen şeyler.
Şimdi bakınız, elbette hepiniz duymuşsunuzdur.
İşte film o kadar çalışıldı, edildi, tutuldu, çekildi, bağlandı, bitti, her şey yapıldı.
Disney Plus iptal etti.
Tabii ki çok kızdı herkes yani ortalık ayaklattı.
Ya böyle saçma sapan şey olur mu?
Niye? İşte herkes dendi ki işte tam o sırada tabi biliyorsunuz İsrail, Gazze çatışmaları, işte Hamas, Yahudi lobisi vs.
ortalık, dünya zaten karmakarışık.
Ukrayna, Rusya meselesi yetmiyormuş gibi bir de bu İsrail, Gazze meselesi ortaya çıktı.
İşte tam o sırada da işte bir Yahudi lobisi olayı.
Çünkü Türkiye yani biz ülkemiz biliyorsunuz tamamen İsrail ve Yahudi karşıtı bir siyasi konum aldı.
Ondan dolayı da Türkiye'nin hem Avrupa'da hem de Amerika'da Bir antipati var bize karşı.
İşte bundan dolayı da Amerika'daki Yahudi lobisi Disney'e baskı yaptı falan.
Ondan dolayı da Atatürk filminin gösterime girişi engellendi deniyor.
Ne kadar doğrudur ne kadar yanlıştır bilmiyorum.
Elbette herkes bu karardan rahatsız oldu.
Bunun üzerine film Fox TV'de gösterime girdi.
Fox TV zaten Disney'in bir kanalı.
Yani Disney kendisi tüm dünyada göstermiyor da sadece Türkiye'de daha çok izlenen bir kanalda filmi gösterime sokuyor.
Ya bu anenen ziyandır.
Yani böylesine önemli bir prodüksiyonu Fox TV'yi küçümsediğim için söylemiyorum yanlış anlamayın ama ulusal bir kanalda bu kadar özenli bir filmin gösterime girmesi hemen işte izleyin yani annemiz fasulye
ayıklarken Atatürk izleyecek. Böyle bir şey olmaması lazım.
Bu doğru değil. Bu olmaz yani.
Neyse ki film orada kalmadı.
Arkasında nasıl süreçler var bilmiyorum ama film ikiye bölündü.
Şimdi bakın yani orada da bir garabet var ama artık yapacak bir şey yok.
Yani en azından filmi kurtarmak için böyle bir çözüm bulunmuş gibi görünüyor.
İyi ki bulunmuş. Yani bu gerçekten filmin hak ettiği değeri görebilmesinin hani benim görebildiğim tek yolu da buydu zaten.
İyi ki böyle yapılmış ki filmin gişesi gayet iyi.
Dört hafta boyunca üst üste gişenin lideri oldu.
En son 1.5 milyona doğru gidiyordu bildiğim kadarıyla.
Ki bence yine çok az.
Yani bu film çok daha fazla izlenmesi lazım.
Ki izlenecektir diye tahmin ediyorum açıkçası.
Uzun süre gösterimde kalacaktır diye tahmin ediyorum.
Neyse film bir şekilde gösterime girdi.
İki parça halinde olacak.
İşte hani bu garabet dediğim meseleyi söyleyeyim.
Filmin adı Atatürk 1881-1919.
Yani normalde proje en başta Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'nı başlattığı.
İstanbul'dan hani Samsun'a çıktığı o döneme kadarki öyküsünü anlatacaktı.
Ancak film ikiye bölündüğü için bizim sinemada izlediğimiz film isminde olduğu gibi 1881-1919 arasını anlatmıyor.
1881 ile 1915 arasını anlatıyor.
Yani aslında bu bölüm 1.
Atatürk 1881-1919 bölüm 1 diye gösterime girmesi lazımdı.
Ama o şekilde de gösterime girmedi.
Bakın bir yanlış yani. O bölüm 1 denmesi lazımdı.
Çünkü değil. Ben gerçekten filmi izlerken işte 1919 aklımda kalmış ya.
Atatürk'ün işte o konuda şeyler vardır ya farklı tarihi iddialar vardır.
İşte Atatürk Samsun'a hem kaçtı.
Yok işte 9. Konordi müfettişi olarak yollandı.
İşte yok Enver Paşa onu gizlice yolladı falan böyle bir sürü hani geçmişle ilgili farklı ilgiler var.
Şimdi tarihçi değilim. Bunun yargılama konumunda bir insan değilim ama hani filmin oraya doğru gideceğini düşünüyordum ben.
Şak diye bir cephenin ortasında bitti ki bana göre filmin tek bir tane kusuru var.
O da finali. Gerçek bir film finali gibi değil.
Yani dramatik bir durak böyle bir final bir son teşkil etmediği için ben böyle sonunda bir dramatik boşluk hissettim açıkçası.
Hissetmedim değil ama yapacak bir şey yok dediğim gibi en azından onun bir affedici tarafı var.
Arkadaşlar çok uzattım farkındayım.
Farkındaysanız öyküden çok detaylıca bahsetmedim.
Spoiler vermedim. Ya şunu da söylemeden edemeyim.
Çok ağladım. Çok ağlamamın sebebi de hani filmde dramatik anlar var gerçekten.
Böyle hani gözünüzün yaşının akacağı anlar var ama ondan değil ben en çok neyden ağladım biliyor musunuz?
Kendi adıma söylüyorum bunu. Atatürk'ü gerçekten karşımda hissettim.
Yani normalde çok da böyle ağlanmayacak anlarda bile benim böyle gözüm yaşardı.
Yani filmin beşinci dakikada ağladım.
Yani bir insan, bir sinema sever bir filmin girişinde ağlar mı?
Filmin ikna edici bir Atatürk portresi, Atatürk duygusu, Atatürk sevgisi deneyeceğim.
Yani elbette Atatürk'ü hepimiz seviyoruz.
Film de Atatürk'ü seviyor elbette ama severek resmetmeyip gerçekçi bir şekilde, ikna edici bir şekilde karşımıza getirmiş olması beni inanılmaz mutlu etti.
Özetle Atatürk 1881-1919 çok iyi bir film olmuş.
Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum ben.
Kendi adıma ve bir sinema filmi olarak da gayet başarılı bir film olduğunu düşünüyorum.
Size tabii ki gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.
Bence iyi bir film. Evet bu hafta Atatürk 1881-1919 bölüm 1 filmini anlatmaya, incelemeye, size özetlemeye çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
