
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, film tavsiyeleri dosyasındaki türümüz aksiyon. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda film seçkileri, film tavsiyeleri serimize devam ediyoruz.
Ve seçtiğimiz tür de aksiyon sineması.
Aksiyon sineması üzerine seçki hazırlarken aslında biraz zorlandım arkadaşlar.
Çünkü aksiyon türü son yıllarda böyle Avengers'lar, işte Batman'ler, Star Wars'lar gibi çok büyük bütçeli, çok büyük ölçekli serilerin, projelerin içerisine hapsolmuş durumda.
Şimdi size aksiyon sineması tavsiyesi verirken Avengers...
Kırslan örnek vermem pek doğru olmaz herhalde.
Zaten hani onlar zaten çok bilinen seriler.
Herkesin gördüğü bildiği, sevenlerin izlediği, sevmeyenlerin de çok da ilgilenmediği seriler zaten.
Ben biraz daha bu ana akımın tam ortasında yer almayıp çok da bilmediğimiz, duymamış olabileceğiniz filmlerden örnekler vermeye çalışacağım.
Onun için bu ana türlerden bahsetmeyeceğim.
Yani ana filmlerden bahsetmeyeceğim.
Onları zaten dediğim gibi herkes biliyor.
Biraz daha farklı aksiyon filmlerinden örnek vermeye çalışacağım.
Seçkimin ilk örneği bir Fransız filmi arkadaşlar.
Luc Besson'un Anna adlı filmi.
2019 tarihli. Şimdi Luc Besson bilindiği gibi Fransız sinemasının Hollywood'a, Amerikan sinemasına en yakın duran yönetmenlerinden bir tanesi.
Daha 90'lı yıllarda Fifth Element hani hepimizin bildiği beşinci element böyle Star Wars'un su, Star Trek'imsi, uzay operası böyle serüven filmi yapan Avrupalı yönetmenlerden bir tanesiydi.
Çok erken uyandı buna yani.
Gişe filminin sadece Amerika'da değil Fransa.
da yapılabileceği üzerine bir dürtü hissetti galiba.
Biz de gişe sinemasından bu pastadan biraz biz de nasiplenelim.
Biz de dilim alalım dedi ve o zamanlardan beri aksiyon filmleri yapıyor zaten.
Yapımcılığını da yapıyor. Birçok aksiyon filminin Fransız usulü aksiyon filminin yönetmenliğini de yapıyor ve genellikle de Hollywood'un temel gişe formüllerini hemen hemen aynen uyguluyor.
Güzel işçilikler sunuyor bize, güzel karakterler veriyor ama genel olarak bakıldığında çok da böyle hani tam bir Hollywood kalitesini, Hollywood'un en güçlü örneklerinin kalitesine ve gücüne ulaştığını
iddia edebilir miyiz? Emin değilim.
Biraz ortadayım yani.
Bazı örneklerde evet çok güzel filmler yapıldı.
Onun yapımcılığında ya da yönetmendiğinde.
Bazıları ise Hollywood'un biraz gerisinde kaldı.
Şimdi Anna bana göre son yılların en böyle keyifli aksiyon, ajan aksiyonlarından bir tanesi.
Ama ilginç biçimde filmin üzerine söylenenlere ve filme verilen notlara baktığımda geniş kitlelerin filmi beğenmediğini gördüm.
Abi ne istiyorsunuz?
Yani hani herkes mi artık böyle entelektüel izleyici oldu kimse film beğenmiyor ya.
Yani neyini beğenmiyorsunuz? Bence Anna Bir ajan aksiyonu olarak keyifli bir akşam geçirme denir ya hani böyle gişe filmlerini izlerken hani size keyifli bir akşam geçirecek bir film denir ya.
Bence o ihtiyacı rahatlıkla karşılayan bir film arkadaşlar.
Bir ajan aksiyonu dediğim gibi Anna çok böyle güzel çok hoş sarışın hani böyle dünya güzeli bir kızın biraz böyle hani işte moda dünyasına manken olma
kılıfıyla diyelim yani.
Kılıfı mı diyelim öyle desek herhalde uygun olur.
Kılıfıyla aslında bir ajan olup bir dünyanın içerisine girmesi, orada işte çalıştığı istihbarat teşkilatına hizmet etmesi ama bir yandan da bu işi yapmak istemesi ya da istememesi ama işinde de çok iyi olması oluyorsa
ve gayet sürükleyici bu maceranın içerisine girmesini konu alıyor.
Keyifli bir film. Aksiyon sahneleri falan Hollywood'un hiç de altında kalır gibi değil bence.
Gayet keyifli, gayet sarsıcı, çok güzel dövüş sahneleri var, kovalama sahneleri var, silahlı vuruşma sahneleri var.
Çok keyifli gerçekten yani bir aksiyon filmi olarak bence Anna gayet başarılı.
Genellikle aksiyon filmlerinin hani öyküleri biraz aksiyona hizmet etmek için yazılır ya yani hani ne kadar ikna edici olmasını bekliyoruz ya da ne kadar dramatik, ne kadar etkileyici, ne kadar düşünsel, felsefi vesaire olmasını bekliyoruz.
O açıdan çok... derin filmler olması güzel olur, kötü olmaz ama olmadığı için de bir filmi suçlamanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum ben aslında.
Anladığımda güzel bir öyküsü var.
Çok derin bir öykü değil. Belki böyle düşündürücü, çok dramatik alt metinler içeren bir öykü değil ama güzel bir öyküsü var.
İçinde dramatik ögeler de az çok var.
Gerilim öykü, Türkleri de var içerisinde.
Biraz karakter çatışması falan da var böyle ama esas Olarak yani neticede bir aksiyon filmi bu.
Dediğim gibi insanların filme kötü notlar vermiş olmasını ya da çok da beğenmemiş olmasını ben anlamlandıramadım.
Bence gayet keyifli bir film.
Gayet de güzel bir film. Çok da neşeli bir film.
Oyunculukları da güzel. Güzel yan roller var.
Böyle ikili ilişkiler, ikili aşklar falan var.
Arada kalan karakterler falan var.
Yani başka karakterler arada kalıyor diyeyim.
Gayet de güzel bir film. Sürprizleri de var böyle kendi içerisinde.
Sürükleyici anları da var. Şıkır şıkır akıyor gidiyor.
Biraz öykülemesi de karmaşıyor.
Ama şık yani bir ileri gidiyor, bir geri gidiyor, bir öncesini anlatıyor, bir sonrasını anlatıyor falan.
Gayet güzel bir film bence arkadaşlar.
Bir aksiyon filmi olarak, eğlenceli bir aksiyon filmi olarak Anna'yı, 2019 yapımı Luke Besson'un yönettiği Anna'yı size gönül rahatlığıyla öneriyorum.
İkinci filmim bir İngiliz aksiyonu arkadaşlar.
Edgar Wright adlı yönetmenin 2017 yapımı Baby Driver filmi.
Şimdi Edgar Wright çok eski bir yönetmen aslında.
Ta 90'lardan beri film yapıyor ve İngiliz aksiyon...
İngiliz gişe sineması diyelim.
İngiliz gişe sineması diye bir şey yok ama İngilizlerin yaptığı ve gişeye yönelik keyifli, eğlenceli, sürükleyici filmler yapan bir yönetmen Edgar Wright.
Çok keyifli filmleri var.
Geçmişte zombi filmleri falan da yaptı.
Edgar Wright'ın ilginç biçimde komedi dozu çok yüksek.
İstediği kadar ciddi bir film yapsın.
Aslında bütün filmografisi bir anlamda komedi.
Çok komik anlar var. Çok keyifli anlar var.
Eğlenceli anlar var filmlerinde böyle.
Bütün filmde tek bir tane bile espri olsa sizi güldürür.
Güldürebilir yani. Çok güzel karakterler yaratır.
Biraz böyle karakterleri şey gibidir.
Ben öyle görürüm. Biraz Tarantino karakterleri gibi böyle.
Biraz yapaydır ama çok neşeli tatlı karakterlerdir böyle.
Baby Driver filminde de çok genç, yakışıklı, çok tatlış bir baş karakterimiz var.
Genç bir delikanlı ve olağanüstü bir şoför bu.
İnanılmaz bir şoför. Arabayı inanılmaz kullanıyor.
Siz ne zaman bir banka soyacaksanız ne bileyim birini öldüreceksiniz bir suç işleyeceksiniz bir şey yapacaksanız oradan kaçmak için iyi bir şoföre ihtiyaç duyarsınız ya işte bu genç o.
Ve adı da Baby. Gerçekten Baby.
Bebek yani. Baby Driver.
Bebek sürücü derken o karakteri tam olarak işaret ediyor aslında.
Filmin Hani rüya gibi bir kadrosu var.
Jamie Foxx var, Kevin Spacey var işin içerisinde.
Ya başka yan roller de çok iyi, çok güzel bir kadrosu var gerçekten.
Oscar'lı oyuncularla bezeli. Şıkır şıkır akan bir film.
Çok iyi teknik işçilik barındırıyor gerçekten.
Yani filmin görüntü yönetimi, kurgusu, aksiyon sahneleri böyle o kadar keyifli ki.
Ve hani ortada bir de şimdi bu çocuk hani bir suç...
Suç öyküsü bu neticede.
Hani suça karışan bir çocuk bu.
Kendisi banka soymuyor veya kimseyi öldürmüyor belki ama bir şeyler yapmıyor ama neticede suç organizasyonunun üyesi oluyor.
E şimdi bu kadar genç bir insan suç dünyasında ne işi var değil mi?
Çocuk sen otur okulunu oku, üniversiteni oku, git işini eline al, güzel bir sevgili yap falan filan değil mi?
Ne işin var senin suç dünyasında?
İşte bu soruyu da tabii soran bir film.
Kendi içerisinde bir dramatik tarafı da var.
Gerçekten çok keyifli bir film arkadaşlar bence.
açtığınızda ilk andan itibaren sizi böyle içine alacak.
Böyle keyifli bir 2 saat geçireceksiniz.
Çok güzel oyunculuklar seyredeceksiniz.
Güzel aksiyon sahneleri seyredeceksiniz falan.
Çok güzel film. Yani dediğim gibi biraz hafif bir tonda.
Yani komedi filmi denemez ama çok kendini ciddiye alan bir film değil.
Biraz eğlenceye daha çok böyle dramatik, duygusal taraflara daha çok eğlen bir film.
Bence görevini fazlasıyla yapıyor.
Çok da keyifli bir film olduğuna inanıyorum ve tavsiye ediyorum arkadaşlar.
Üçüncü film biraz farklı şimdi biraz ciddileşelim bambaşka bir duyguya geçelim.
Yine Kore filmi Kore sineması hemen hemen her hafta mutlaka bir örneğini andığımız gibi.
Dünya sineması şu an dangasını vurmuş durumda.
Kore sinemasından 2010 yapımı The Man From Nowhere.
Bu şimdi tam çeviriyle hani hiçbir yerden gelen adam gibi bir şey oluyor da işte artık siz ne anlıyorsanız öyle söyleyeyim hani hiçlikten gelen adam, kayıp adam gibi bir alt metni olabilir filmin.
Arkadaşlar bu hiç de öyle hafif hani böyle Baby Driver gibi ya da Anna gibi böyle güzel bir gece geçireceğiniz bir film deyip özetleyebileceğim bir film değil.
Bence o filmlerden biraz daha iyi bir film.
Biraz daha ciddi bir film ve bir drama.
Geçen hafta hani drama örneklerinden tavsiye...
Seçkiler yapmıştık size.
Yani bu filmi orada bile ansam olurdu neredeyse ama işin aksiyon tarafı da çok güçlü.
Yani hani saf bir drama filmi denemez buna.
aksiyon dram desek daha iyi olur, daha doğru olur.
Hani çok kabaca öyküsünü özetleyecek olursam hani bir suç öyküsüne bir suç çetesiyle yolu kesişmek zorunda kalan gencecik küçücük bir kızın içerisinde bulunduğu bu hani
hayati risk durumundan kurtarmak durumunda kalan ona yardımcı olan hiçlikten gelen bir adamın öyküsünü anlatıyor öyle söyleyeyim.
Yani o adamla o küçük kızın öyküsünü anlatıyor diyeyim.
Hani evlat edinmem.
gibi bir hava var işin içerisinde böyle.
Bir suç öyküsü aynı zamanda.
Dediğim gibi dramatik tarafı çok güçlü, derin gerçekten.
Nefis aksiyon sahneleri var.
Nefis dövüş sahneleri var.
Harika kovalamaca sahneleri var.
Sinematografik olarak çok güçlü bir film.
Kore gerçekten aştı arkadaşlar.
Bu işi aştı yani. Geçtiğimiz yıllarda da Amerikan sinemasıyla dönem dönem belli türlerde yarışan ülkeler oldu ama Amerikan sinemasının Hollywood'un teknik işçiliği en azından yani teknik olarak Hollywood hemen hemen her
zaman dünya sinemasının öncüsü olmuştur.
Kore sineması son 10 yılın 20 yılın Kore sineması ya Amerika'yı bile solladı bu açıdan arkadaşlar.
Yani filmler inanılmaz güzel çekiliyor.
Hani şimdi ben amatörce bir iki film çekmiş birkaç filmde oynamış falan bir insanım.
Az çok set görmüş bir insanım yani.
Bu kadar doğru teknik işçiliği nasıl elde ediyorlar?
Hani sadece bir bütçeli olacak bir şey değil.
Yani sadece bütçeli olacak olsa Amerika'ya kimse yanına bile yanaşamaz.
Yani Amerika'nın bütçeleri, bir tane filminin bütçesi Amerika'nın, Türkiye'nin bir yıllık tüm görsel çalışmalarının bütçesinden fazla.
Öyle söyleyeyim. Hani sadece bütçe olarak bakacak olsak Amerika'ya kimse yanaşamaz ama Kore gerçekten bu açıdan Amerika'yı bile sollayacak seviyede...
İnce teknik işçiliğe, nefis kamera hareketleri, harika ışıklar, nefis efektler.
Her açıdan harika filmler yapıyor.
The Man From Nowhere'de gerçekten çok iyi bir aksiyon filmi.
Çok dramatik bir film. Nefis bir suç öyküsü.
Karakterleri harika. Her şeyle harika bir film arkadaşlar.
Çok iyi bir film. Dediğim gibi sadece keyifli bir akşam geçirmeni değil.
Onun ötesini size sunabilecek bir film iddia ediyorum.
Eğer fırsatınız olursa mutlaka izleyin derim.
Diğer örneğimiz bu kez Amerika'dan geliyor ama biraz da İngiltere'den aslında.
Alman İngiliz Amerikan ortak yapımı bir film ve belki de bu filmi duymuşsunuzdur aslında.
Çok da duyulmayan bir film değil ama ben fırsat buldukça bu filmi anıyorum her yerde.
2013 yapımı Ron Howard'ın yönettiği Rush arkadaşlar.
Yakın zamanda vefat etmiş Formula 1 tarihinin...
En güçlü, en değerli, en böyle saygıyla anılan pilotlarından biri olan Nicky Lauda'nın öyküsünü anlatan bir film aynı zamanda arkadaşlar.
Rush. Bu Nicky Lauda zaten 2019 yılındaydı.
Yanlış hatırlamıyorsam vefat ettiğinde.
Herkes hani bu filmi andı.
Gerçekten bu film anılası bir film.
Çünkü Nick Lauda'nın hayatını, yaşamını ve aynı zamanda en büyük rakibi olan James Hunt'ın da tabii kariyerini harika biçimde anlatan bir film.
Çok incelikli bir film.
Şimdi aksiyon sinemasına örnek veriyorum aslında.
Şimdi bu saf bir aksiyon filmi değil ama buna genellikle sinema dünyasında sport filmleri deniyor.
Spor filmleri deniyor.
Belli sporları yapan insanların öykülerini anlatan, belli sporların dünyalarına pencere açan filmler.
Futbol olabilir, Formula 1 dünyası olabilir, Amerikan futbolu olabilir ya da işte hani dağcılık, yüzücülük gibi doğa sporları da olabilir.
Bu bir spor filmi yani Formula 1 filmi öyle söyleyelim.
70'li yıllarda süre giden bir film.
70'li yılların Formula 1 dünyasını pencere açan bir film ve o dünyaya ait...
hemen hemen ne varsa yani karşımıza getiriyor.
O dünyayı tanımak için de hani Formula 1 dünyasına motor sporlarına ilgi duyan izleyicilerin de böyle ağızlarının sularının akacağı bir film gerçekten.
Teknik olarak çok iyi.
İşçiliği çok iyi. Öyküsü çok iyi.
Karakterleri çok iyi. Oyunculukları çok iyi.
Her açıdan Dört dörtlük bir film var karşımızda.
Ve özellikle de yarış sahneleri.
Hani nasıl şimdi Formula 1 filmi izliyorsak değil mi?
Yarış sahneleri, otomobillerin yarıştığı sahnelerin iyi olmasını bekleriz.
Bu film gerçekten sinema tarihine geçti zaten.
Geçecek kadar da iyi bir film arkadaşlar.
Birçok açıdan çok iyi bir film ama iddia ettiği spor filmleri kapsamında da gerçekten adı analası bir film.
Ve aynı zamanda bir biyografi.
Hani biyografi filmleri diye bir seçki yapsaydık da bu filmi alabilirdik.
Dediğim gibi Nicky Lauda ve James Hunt'ın hayatlarını ve kariyerlerini de anlatan bir film aynı zamanda.
Ron Howard zaten Oscar'ları olan çok bilinen bir yönetmen zaten.
Çok değerli bir yönetmen. Senaryosunu da Peter Morgan yazdı filmin.
O da çok değerli bir Hollywood'un dünyanın en değerli senaristlerinden bir tanesi.
Yani özetle The Rush 2013 yapımı çok değerli bir film.
Çok da iyi bir aksiyon filmi.
Çok keyif alacaksınız inanıyorum izlediğinizde.
her şekilde eğer fırsat bulursanız aklınızın bir köşesini yazın.
İzlemekten keyif alacağınız bir film.
Bu hafta tavsiye edeceğim son film yine Kore yapımı bir film arkadaşlar.
Kore sineması yine her şekilde bize harika filmler vermeye devam ediyor.
The Villainous 2017 yapımı tam çevresiyle kötülük oluyor.
Ayrıca tabii Korece isimleri var filmlerin de.
Onları telaffuz etmek de zor. O şekilde bulmak da zor oluyor filmleri.
Ben de bulmakta bazen zorlanıyorum.
2017 yapımı The Villainous.
Yani bu film şimdi en başta andım ya Anna dedim.
Luc Besson'ın Fransız filmi.
Şimdi gerçekten ona benzeyen bir film mesela.
Yani öykü olarak. Bir ajan aksiyonu bu da.
Ve Luke Besson'un, bu Anna'yı yapan Luke Besson'un 90'lı yıllarda yaptığı Nikita diye bir film vardı arkadaşlar.
Şimdi Leon'u biliriz değil mi hepimiz?
Hani Luke Besson deyince Jean Reno ve Natalie Portman'ın oynadığı o nefis suikastçı filmi.
Çok harika bir film zaten. Sinema tarihine geçmiş bir film.
O dönemde Luke Besson'un bir şeyi, Leon filmi çok sevilmişti.
Böyle damgasını vurmuştu sektöre ve sinema dünyasına.
Onun arkasında kalan bir filmdi Nikita.
Luke Besson'un filmi. O da çok iyi bir filmdir.
O da çok iyi bir aksiyon filmidir.
Onu da öneririm. Bu film öyküsü biraz ona benziyor ama o kadar sarsıcı bir film.
O kadar güçlü bir film ki yani hani o zamanın aksiyon anlayışıyla bugünün aksiyon anlayışı arasında nasıl bir ne denir köprünün altında ne sular akmış mı denir.
Hani zaman geçtiğini sembolize etmek için.
Onu gösteren bir film arkadaşlar ve film öyle bir başlıyor ki kesintisiz ve çok sarsıcı bir Plan sekansla başlıyor öyle söyleyeyim.
Kesintisiz çekilen dakikalar süren bir dövüş, vuruş, kırış...
Kılıç falan yani kan revan böyle çok sarsıcı çok zor bir aksiyon seansıyla sekansıyla başlıyor film.
Yani bu nasıl birçok sinemacı dostumun arkadaşımın hani bunu izleyip böyle yine aynı şeyi söyleyeceğim.
Ağzının suyunun aktığına eminim.
Hani bunu nasıl çekiyorsunuz arkadaş diyordur sinemacılar bu sahnelere.
Kore sineması gerçekten her açıdan çok öne çıktı dedik ya artık kaçıncı söyleyişimiz bu.
Film çok güçlü başlıyor.
İnanılmaz bir aksiyon. Plan sekansıyla başlıyor.
Sonra biraz daha aynı hızla devam ediyor böyle bir iniş çıkışlı falan.
Sonra film bir dönüşüyor böyle bir sakinleşiyor.
Biraz böyle bir dramatik dram aşk filmi sularına böyle veriyor kendini.
Çok keyifli devam ediyor ama hani sıkıcı devam etmiyor.
Aksiyona hafif bir ara veriyor.
Bir dramatikleşiyor böyle bir aşk filmine dönüşüyor.
Finale doğru tekrar ver yansın arkadaşlar.
Tekrar inanılmaz bir polis aksiyonuna sürükleyici ajan aksiyonuna dönüşüyor.
Çok sarsıcı bir film. Yine dramatik bir film.
Bu filmi de hani geçen haftaki gibi drama filmlerinde anabilirdik neredeyse yani.
Hani o kadar derin dramatik alt metinleri, öyküsü var işin içerisinde.
Ama en öne çıkan tarafı tabii aksiyon ve aksiyonu da çok iyi yapan bir film arkadaşlar.
Çok böyle nefesinizi tuttuğunuz anlar olacak iddia ediyorum.
Yine sinematografik olarak çok keyifli.
Bir gizli polislik, ajanlık bir eğitim.
Ondan sonra hayattan her şeyini bırakmış, vazgeçmiş.
Sonra tekrar hayata dönmüş bir karakter falan var.
Böyle güzel psikolojik alt metinler falan da var filmde.
2017 yapımı Valeniz.
Çok öneriyorum.
Çok seveceğinize inanıyorum.
Çok keyifle izleyeceğinize inanıyorum.
Dramatik ve etkileyici bir film.
Beş film tavsiyesinde bulundum arkadaşlar.
Aksiyon sineması üzerine bir dahaki programda tekrar görüşmek üzere.
Başka film tavsiyeleriyle karşınızda olacağız.
Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
