
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, 96. Akademi Ödülleri'ni konuştuk. Keyifli dinlemeler
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Yine hemen her yıl olduğu gibi gayet gösterişli, renkli, keyifli bir organizasyonla sahiplerini buldu.
Hemen hemen her sene Oscar açıklandığında Oscar'ın tarihi üzerine, yapısı üzerine nasıl veriliyor, kime veriliyor, kimler oy kullanıyor falan diye böyle bilgiler veriyoruz ama artık bunlar eskidi değil mi?
Biraz olsun ilgisi olan herkes bu bilgileri birçok kez duydu, dinledi, araştırdı vs.
O konuya artık girmeyeceğim.
Son birkaç yıldır Oscar'lar renkli geçiyor bence.
Gayet keyifli oluyor. Bir dönemde artık hani Oscar'ların pek de renkli olmadığı, pek de anlam ifade etmediği falan söylenmişti.
Bu çokça konuşulmuştu ama diyorum son birkaç yıldır böyle değil.
Ben bunun sebebinin ne olduğunu düşünüyorum biliyor musunuz?
Eğer ödüller işte 4-10'a 2-10'a 3-10'a falan diye böyle biraz eşitçe yakın sayılarda paylaştırıldığı zaman o Oscar ödülleri gecesi biraz daha sönük geçiyor gibi hissediyorum
ben. Son birkaç yıldır...
Parlak prodüksiyonlar çokça Oscar alıyor.
Yani bir film böyle işte 7 Oscar, 9 Oscar, 10 Oscar falan aldığında hani yakın zamanda sinema ölüyor, sinema kötüleşiyor, sinema bitiyor falan diye bir şikayet var ya böyle öyle bir endişe var ya işte
büyük filmler çokça Oscar alan filmler hem entelektüel kitleri hem gişede başarılı olan filmler insanlara işte sinema ölmedi dedirtiyor ve işte Oscar'da zaten bu işte sinema ölmedi
coşkusunun da...
Görsel temsili oluyor. İşte ondan dolayı bu sene elbette 2023'ün en büyük, en güçlü, en harika filmi Oppenheimer oldu.
Ondan dolayı bu senede Oppenheimer'ın öne çıktığı ve çokça Oscar aldığı bir yıl olarak biraz daha coşkulu, biraz daha güzel bir organizasyon olduğunu düşünüyorum ben.
Bu bir ikincisi bu yılın bence bir de şöyle bir ayırt ediciliği vardı.
Öylesine belliydi ki yani Oscar tarihinin demeyeceğim yani.
120 yaşında değilim ama en azından sinema dünyasına ve Oscar'lara diyeyim hakim olduğum dönem içerisinde Oscar'ların daha verilmeden önce kimlere gideceğinin bu kadar net
olduğu bir ödül töreni ben hatırlamıyorum gerçekten.
Yılın en öne çıkan performansları, yapımları, senaryoları, filmleri, yönetmenleri falan çok belliydi.
Bu belki de... Pek de heyecanlı bir organizasyon olmamıştır gibi bir his yaratabilir ama yok yani insanlar tahmin ediyor olsa da onu orada görmek istiyor değil mi?
Oscar'ların dağıtıldığını görmek istiyor.
Ondan dolayı her ne kadar çok belli bir yıl olsa da yine de coşkulu ve keyifli bir organizasyon oldu diye düşünüyorum ben.
Şimdi birinci kazanan elbette Oppenheimer'dı.
Oppenheimer tam yedi dalda Oscar'a ulaşarak yılın en büyük en güçlü filmlerinden biri olduğunu tekrar tescillemiş oldu.
Oppenheimer'dan sonra Yorgos Lanthimos'un son filmi yılında önemli filmlerinden biri olan Poor Things dört dalda Oscar'a ulaşarak gecenin ikinci kazanını oldu diyebiliriz.
Tabii ki Oscar'lar kazananlardan çok belki de hatta kaybedenlerin de konuşulduğu bir organizasyon ya.
Hemen gecenin en büyük kaybedenini söyleyeyim.
Martin Scorsese'nin son filmi Dolunay Katilleri tam on dalda Oscar adayı olmasına rağmen hiçbir dalda Oscar alamayarak gecenin gerçek mağlubu oldu diyebiliriz.
Ve bir de Bradley Cooper'ın yazıp yönettiği Maestro filmi 7 dalda Oscar adayı olmasına rağmen hiçbir dalda Oscar alamadı ki Bradley Cooper Oscar tarihinin
en fazla aday olup da Hiç Oscar alamayan sınavcılarının bir tanesi olarak hızla gidiyor böyle ya inanılır gibi değil.
Bugüne kadar toplam 12 dalda Oscar adaylığı almış ancak hiç Oscar alamamış.
Gerçekten Bradley Cooper adına çok üzücü bir durum elbette.
Ve bir de gecenin bence aslında en büyük mağluplarından bir tanesi de...
Barbie filmi oldu. Barbie 2023'ün öne çıkan filmlerinden bir tanesiydi.
Yılın en fazla hasılat yapan filmiydi.
Geniş kitleler izleri sevdi.
Hani tabii biraz hafif bir projeydi böyle yani.
Ama yine de 8 dalda Oscar adayı oldu.
Ve sadece orijinal şarkı.
dalında oscara ulaştığı için en azından sinema uzmanlığı anlamında söyleyelim 7 dalda oscar adayı olup hiçbir dalda oscara alamayarak gecenin mağluplarından bir tanesi oldu şimdi
kazananları kaybedenleri sıraladıktan sonra şimdi anadallarda ben size şöyle bir saymaya çalışayım hem adayları hem kazananları ve bunlar üzerine de yorumlarımı yapmaya çalışayım son bir kaç yıldır En iyi film
dalında çok sayıda film gösteriliyor.
Yani ondan önceki dönemde en iyi filme 5 ya da 6 tane film adayı olurdu ve bir tanesi kazanırdı tabii ki.
Birkaç yıldır işte 9 film, 10 film falan gösteriliyor böyle.
Bence bu çok kötü bir fikir değil.
Yani yılın en öne çıkan filmlerinin her ne kadar ödül almayacak olsalar da en iyi filmde isimlerinin geçmesi bence kötü bir fikir değil.
Bu yılda 10 tane film en iyi film dalında aday oldular.
Hızlıca sayayım. Barbie, Bir Düşüşün Anatomisi, The Holdovers, Poor Things, İlgi Alanı, Zone of Interest, Maestro, Dolunay Katilleri, Başka Bir Hayatta ve Amerikan
romanı filmleri en iyi film dalında Oscar'a da yoldular.
Ve elbette hiç kimsenin şaşırmayacağı biçimde Oppenheimer en iyi film Oscar'ını kucakladı.
Artık bu o kadar belliydi ki yani Oppenheimer yılın gerçekten en önemli en güçlü filmiydi ve hemen önümde şu an açık bilgisayarda.
IMDB notlarına göre bu yıl Oppenheimer toplam 333 ödül almış ve 355 ödülü aday gösterilmiş.
O kadar büyük bir rakam ki gerçekten.
Ama şahsi fikrim hak ediyor.
Yani Oppenheimer gerçekten çok iyi filmdi.
Yılında bence zaten en iyi filmiydi.
Ben bu en iyi film adaylarından sadece bir tanesini izleyemedim.
Zone of Interest'i izleyemedim.
Ona bir türlü yetişemedim. Fırsatım olmadı.
Diğer filmlerin hepsini gayet iyi biliyorum.
Oppenheimer'ın da sonuna kadar bu ödülü hak ettiğini düşünüyorum.
En iyi yönetmeni de elbette Oppenheimer'la Christopher Nolan aldı.
Diğer adaylara baktığımda Poor Things'le Yorgos Lanthimos.
Bir Düşüşün Anatomisi ile Justin Trighe, Dolunay Katilleri Martin Scorsese ve Zone of Interest ile Jonathan Glazer hepsi iyi yönetmenler elbette.
Bu filmler de iyi filmler zaten ama Christopher Nolan artık kariyerinde belli bir noktaya geldi.
Çok güzel bir sürü film yaptı.
Zaten 21. yüzyılın diyelim şu 2000'lerin ilk 25 yılının en parlak en güçlü yönetmenlerinden bir tanesi olduğu için.
E tabi hazır Oppenheimer gibi de muhteşem bir film karşımıza getirdiği için hiç kimse herhalde Christopher Nolan'ın.
En iyi yönetmen Oscar'ını almasına şaşırmamıştır.
Gelelim oyuncu Oscar'larına.
Bu yıl yine Oppenheimer rüzgarıyla kasırgasıyla diyelim.
Cleon Murphy en iyi erkek oyuncu dalında Oscar'a ulaşan isim oldu.
Diğer adaylar Coleman Domingo.
Paul Giamatti The Holdovers'da bence en büyük adaylardan bir tanesiydi.
Amerikan romanıyla Jeffrey Wright bence yine güçlü bir adaydı.
Maestro ile Oscar tarihinin en büyük kaybedeni Bradley Cooper yine adaydı ama elbette yine alamadı.
Bunların aslında hepsi iyi oyuncular.
Hepsi iyi performanslar.
Ancak Cleon Murphy'nin ödülü alması...
Cleon Murphy'de zaten 50 tane falan film yapmış.
Bir sürü güzel performansa imza atmış.
Seçkin bir oyuncu. Tabii Cleon Murphy'nin böyle...
tam da yıldız hamuruyla yoğrulmamış olduğunu düşünen sinema severler yok değil açık söyleyeyim.
Yani hakkında böyle biraz daha çok abartılıyor o kadar da güçlü bir oyuncu değil diyen sinema severler.
Duydum gördüm ama yine de bence bu rolü hak ediyor.
Çünkü Oppenheimer'daki performansı gerçekten çok iyiydi.
Bir de tarihteki önemli kişilikleri canlandırmak çok da kolay bir şey değildir.
Büyük bir sorumluluktur. Cleen Murphy'nin bu performansın altından alnının akıyla kalktığını iddia edebiliriz.
Gelelim yeni kadın oyuncu Oscar'ına.
Kadın oyuncular bu sene biraz daha şey.
Yani erkek oyuncu Oscar'ların kime biteceği iyice belliydi ama.
Burada hani belki bir pay vardı böyle.
Çok da emin değildik. Hemen adayları sayayım size.
Poor Things ile Emma Stone.
Maestro ile Karen Mulligan.
Bir Düşüşün Anatomisi ile Sandra Hüller.
Nihat filmini Anette Beining ve Dolunay Katilleri ile Lily Gladstone.
Hemen şunu söyleyeyim.
Gerçekten ödül hangisine gitse olurdu?
Özellikle de Lily Gladstone en son Oyuncu Birliği ödülünü almıştı mesela.
Gayet böyle kutsanan ve çok beğenilen bir performans olmuştu.
Annette Banning zaten çok prestijli bir oyuncu.
Hiç Oscar'ı yok daha önce 4 ya da 5 kez Oscar adayı oldu diye hatırlıyorum.
Çok prestijlidir. Nihat'taki performansı da gerçekten iyiydi.
Carey Mulligan Maestro'daki performansı çok iyi.
Çok iyi ya gerçekten nefis oynuyor.
Bir de şöyle bir durum var.
Kelly Mulligan biraz daha gençlik dönemlerinde biraz böyle hani sevinmiş tarışın rolleriyle ve imajıyla tanınan bilinen bir oyuncuydu.
Son birkaç filminde biraz böyle...
Yani nasıl diyeyim, ödül kasan bir imajı, ödül kasan performanslara sayıldığını iddia edeceğim aslında.
Ben öyle bir şey alıyorum Carey Mulligan'dan.
İşte Maestro'daki performansıyla da böyle ödül ödül diye bağıran bir performans sergilediğini düşünüyorum.
Ama hak etmiyor mu?
Bence hak ediyor. Yani alsaydı şaşırmazdım.
Çok iyi çünkü. Sandra Huller bir düşüşün anatomisi de zaten birçok kişiye göre yılın en iyi performanslarından bir tanesini veriyordu.
Çok iyiydi. Ama Emma Stone ikinci kez bu genç yaşına rağmen tabii çok parlak bir oyuncu, çok iyi bir oyuncu gerçekten Emma Stone.
Yani bütün performanslarının Oscar'ı hak ettiği iddia edilebilir zaten.
Onun için çok şaşırmıyoruz ancak ben bu noktaya küçük bir şer koyacağım.
Şöyle ki kendisinden kaynaklanan bir şey değil ama senaryonun gerekliliği olarak sıfır yaşında bir yetişkin kadını oynuyor.
Yani aslında ortada bir karakter yok.
Şimdi oyunculuk tabii ki performanstır falan ama aynı zamanda bir karakter inşa etmektir.
Yani oyunculuk sadece sette ve kamera karşısında icra edilen bir performans değildir.
Senaryonun başında hazırlık aşamasında bir karakteri de hazırlarsınız böyle.
Anlatabiliyor muyum? Ondan dolayı aslında Emma Stone'un buradaki performansı muhteşem olsa da ortada bir karakter olmadığı için şahsen ben yani diyorum gitmesine çok şaşırmıyorum ama başka bir oyuncuya gitseydi de Emma
Stone'a verilmeliydi demezdim.
Bu açıdan bir tık böyle bir eksiklik olduğu için.
Onu da belirtmiş olayım. En iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Oppenheimer'la yine Robert Downey Jr.
Ödüllerin hepsini topladı zaten yani.
İşte altın küredir, oyuncu ödülüdür, maftalarda maftalarda hepsinde.
Bütün ödüllere Robert Downey Jr.
almıştı. Burada da Oscar'a ulaştı.
Hemen hızlıca diğer adayları sayayım.
Dolulay Katilleri ile Robert De Niro, Amerikan romanıyla, Sterling K.
Brown, Mark Ruffalo, Poor Things ile ve Barbie ile de Brian Gosling aday olmuştu.
Yine ben bütün performansları izledim.
Hepsi iyi gerçekten. Birkaç kişiden şunu duydum yani Dolunay katillerinde Robert De Niro müthiş bir kötü adam olmuş falan diye böyle bunu özellikle belirten yani yardımcı erkek oyuncu ödülünü Robert
Downey Jr.'ın elinden Robert De Niro'nun böyle kapabileceğini düşünen bazı sinema severlerin olduğunu biliyorum ama yine de Robert Downey'e ödülü aldığı çok da şaşırtıcı değil bence.
Yardımcı kadın oyuncu ödüllerine geldiğimizde ise yine güçlü adaylar var.
Bence en güçlü iki aday Oppenheimer'la Emily B.
Blunt ve Nihat filmiyle de Judy Foster'dı.
Zaten Judy Foster daha önce birçok yaz Oscar almış bir oyuncu.
Çok değerli bir oyuncu. Oppenheimer'da da Emily Blunt müthişti.
Hem karakteri hem performansı hali tavrı nefisti yani alsaydı hiç şaşırmazdık.
Ancak bu sene bundan önceki ödüllerin de hemen hepsini alan Holdover's filmindeki Divine Joy Randolph Ödüle ulaştı.
Hiç şaşırtıcı değil. Herkes de onun alacağını söyledi.
Filmdeki performansı da muhteşemdi ki.
Dwayne Joy Randolph çok popüler bir oyuncu değildi.
Ancak ona rağmen ödüle ulaştı.
Bence hiç de şaşırtıcı değil.
Gelelim senaryo ödüllerine.
Burada da gerçekten çok bence tartışmalı dallar bunlar.
Her ne kadar yılın en iyi senaryosunun bir düşüşün anatomisi olduğunu iddia etse de herkes ve ödüle de o ulaştı zaten.
Yılın en iyi senaryo Oscar'ı ödülünü bir düşüşün anatomisi aldı.
Diğer adaylar My December, Maestro, Başka Bir Hayatta ve The Holdovers.
Bence burada Maestro ve Başka Bir Hayatta Past Lives.
Bu dalda aday gösterilmemesi gereken filmler bence.
Yani senaryolarında hiçbir cazibe, hiçbir ne bileyim ilginçlik ya da çok ince bir teknik içeriği falan ben bir şey görmüyorum.
Özel filmler değiller.
Özellikle de Holdovers bence bir de Shasha Anatomy'sinin en büyük rakibiydi.
Alexander Payne'in son filmi.
Alexander Payne daha önce hem senaryo Oscar'ı almış bir yönetmen ve gerçekten senaryoları...
Muhteşemdir yani yarı minimalist bir yönetmendir ve filmleri her ne kadar görsel olarak teknik olarak güçlü olsa da esas olarak senaryolarıyla öne çıkar.
Yani müthiş senaryolar yazar, teknik olarak çok başarılı bir senarist gerçekten.
Hoş bu filmin senaryosunu Alexander Payne yazmadı onu belirtmiş olayım David Hemmingson diye başka bir senarist yazdı ama yine de...
Ben özellikle The Holdovers'ın bir sürpriz yapabileceğini düşünüyorum ama yine de şaşırdım mı bir düşüşün anatomisine?
Çok da şaşırmadım ki ben bir düşüşün anatomisi üzerine bir program yapmıştım.
Orada özellikle uzun uzun bahsetmeye çalışmıştım.
Bence bir düşüşün anatomisi senaryo olarak değil ancak öykü olarak bazı sıkıntılar içeren bir öykü.
Burada detaylı anlayacağım diyorum ve programda anlatmıştım.
Merak eden arkadaşlar o programı dönüp dinleyebilirler.
En iyi uyarlama seraryo Oscar'ı bence bu yılın gerçekten hem en tartışmalı hem de sonucundan en mutlu olduğum diyeceğim dallardan bir tanesiydi.
Hemen hızlıca adayları sayacağım.
American Fiction, American Romana, Oppenheimer, Zone of Interest, Poor Things ve Barbie.
Bakınız yılın gerçekten en güçlü dört filmi en azından bu açıdan.
Bunun üzerine uzun uzun konuşmak lazım aslında.
Yani Oppenheimer gibi bir bomba varken, 8 dalda Oscar adayı olup hiçbir dalda Oscar'a ulaşamamış, son derece popüler ve gayet de düzgün bir senaryoya sahip Barbie varken, 11 dalda
Oscar adayı olmuş ve rüzgar gibi esen Poor Things varken, 2.
Dünya Savaşı üzerine son derece etkileyici bir dram olan Zone of Interest varken, bakınız bu 4 film varken American Fiction'ın alması, Çok şaşırtıcı.
Hemen hızlıca şimdi bunu başka bir programda anlatayım demeyeceğim.
Hemen kısaca anlatayım. American Fiction'da ve bu filmin temel olayı şu.
Amerika'daki siyahi ayrımcılığı meselesinin sinemada ve edebiyatta çokça sömürüldüğü ve aslında bu sömürmenin bu siyahi ayrımcılığı destekleme derse
bundan... kar elde edildiği bunun bir sömürü alanına dönüştürüldüğü üzerine bir film Amerikan romanı.
Bakınız bu çok önemli.
Hep söylemişizdir ya Oscar'da şu siyahi oyuncuya siyahi kesime bir göz kırpmak için vermişler falan diye böyle bir sürekli bunu belirtiriz ya Amerikan romanı filmi tam tersini iddia ediyor.
Artık bu konu çok sömürüldü.
Bir para ve popüleri de kazanma yöntemi haline geldi diyor.
İşte bakın Oscar'ın Amerikan romanı filminin senaryosuna Oscar ödülünü vermesi bir anlamda kendisinin ve tabii tüm sinema ya da sanatsal otoritelerin siyahi
ayrımcılık üzerinden prim yapmaya çalıştığının itirafı ya da belki bunun kabullenilmesi anlamına geliyor bence.
Bakınız bunun altında çok ince bir mesaj olduğunu düşünüyorum.
Ama aynı zamanda Amerikan romanı filmi bir de siyahi film.
Yani Oscar aynı zamanda siyahi ayrımcılık üzerine verilen ödüllerin bir popülerite, bir yaltaklanma diyelim aracı olmasına rağmen aynı zamanda da ödünü yine gidip bir siyahi filme veriyor.
Çok ince bir mesaj var bence burada ya.
Burada bu bilinçli bir ödül dağıtma var.
Çünkü diyorum diğer adaylar çok güçlü.
Amerikan romanından çok daha güçlü.
Ya Oppenheimer var ya daha ne olsun yani.
Oppenheimer'ın hayatını anlatan 7 Oscar almış bir film varken Amerikan fikşine verilmesi gerçekten çok özel bir şey bence.
Devam edeyim teknik dallara geldik şimdi.
En iyi görüntü yönetimi Oscar'ında Oppenheimer ödüle kavuştu.
Ve bu dalda özellikle Poor Things ve Scorsese'nin Dolunay Katilleri filmi güçlü adaylardı bence.
Ancak Oppenheimer'ın ödüle ulaşmasına ben pek de şaşırmadım.
Bu noktada şöyle ince bir not düşünmek istiyorum.
Uzun yıllar Christopher Nolan, Wally Pfister diye bir görüntü yönetmeniyle çalıştı ki bence Christopher Nolan'ın sinemasının En zayıf halkası görüntü yönetimiydi.
Wollifester'ın ben hiç de iyi bir görüntü yönetmeni olduğunu düşünmemişimdir.
Ve hep de şunu söylemiştimdir.
Yani ya Christopher Nolan bu kadar iyi bir yönetmen.
Niye bu adamla çalışıyor diye birçok kez şikayet ettiğimi hatırlıyorum.
Ve artık Christopher Nolan Hoytaman Hoytama ile çalışıyor.
Adı da çok garip değil mi?
Hoytaman Hoytama gerçekten son yılların...
En güçlü ve en iyi görüntü yönetmeni Hollywood'taki ve Christopher Nolan işte Hoytaman Hoytama ile çalışmanın ödülünü Oppenheimer'ın aldığı en iyi sinematografi Oscar'ı ile de tescillemiş
durumda. Alenen oh be diyorum yani oh be.
Christopher Nolan iyi bir görüntü yönetmeniyle çalışıyor ve bundan dolayı ben çok mutluyum.
Çok kötüydü arkadaşlar. Wall of Easter gerçekten kötü bir görüntü yönetmeyen.
Nasıl Nolan ya bir dostu muydu arkadaşı mıydı bir ne bileyim gebeliği mi var o borç verdi de ödeyemedi mi ne oldu yani ne alakası var.
Neyse bu konuyu da geçiyorum.
Geldik kurguya. Çok fazla dikkate alınan öne çıkan ödüllerden biri değildir ancak bence çok önemlidir.
Bu senede en iyi kurgu ödülünü Oppenheimer aldı.
Dolulay Katilleri, Poor Things, The Holdovers ve Bir Düşüşün Anatomisi diğer adaylardı.
Bu filmlerin gerçekten hepsinin kurgusu çok iyi.
Ancak şunu söyleyeceğim ben size.
Christopher Nolan ilk profesyonel filmi 2000 tarihli Memento ile bile en iyi kurgudan da Oscar'a aday olmuştu.
Christopher Nolan kurguya özellikle dikkat eden, çok incelikli kurgu çalışmalarına imza atan bir yönetmen.
O açıdan müthiştir.
Yani bütün Christopher Nolan filmlerinin kurguları müthiştir.
Zaten senaryo kurguları da karmakarışık demiştik ya yani.
Ama tabii bu o kurgu değil.
Bu teknik kurgudan bahsediyoruz.
Bu senaryo kurgusu daha çok senaryo Oscar'ında ödüllendirilen bir özellik.
Ondan dolayı ben Oppenheimer'ın en iyi kurgu Oscar'ını almış olmasına hiç şaşırmıyorum.
Nefisti. Geldik Poor Things'in geceye damgasını vurduğu dallara.
Birkaç teknik dalda Emma Stone tabi işte oyuncu olarak Oscar'ı aldı.
Onun dışında 3 ayrı teknik dalda Poor Things ödüle kavuştu.
Bir tanesi yapım tasarımı güzel sıkıntı yok ama bu dalda hep zaten yüksek bütçeli ölçekli filmler olur.
Dolunay Katilleri, Oppenheimer, Barbie ve diğer dallarda aday olmayan Napolyon burada adaydı ki Napolyon'un da Ridley Scott'ın son filmi.
Hoş çok iyi bir film değildi bence ama teknik olarak çok iyiydi.
Yani hangisi alsa olur ama özellikle Poor Things'in yapım tasarımı gerçekten biraz daha öne çıkıyordu.
Üzerine yaptığım programda detaylıca anlatmıştım.
Burada tekrar geçmek istemiyorum ama.
Steampunk dediğimiz nadiren rastlanan bir bilimkurgu alt türünün bir örneği olarak.
Futüristik, yarı fantastik çok ilginç ve farklı bir evren inşa ettiği için yapım tasarımı Oscar'ını ben Poor Things'in hak ederek aldığını düşünüyorum.
Kostümde de Poor Things Oscar'ı aldı.
Burada da yine güçlü adaylar vardı ama yine Poor Things'in bunu hak ettiğini düşünebiliriz.
Onun dışında diğer teknik dalları çok tahanmak istemiyorum.
Çok da gerek olmayabilir.
En iyi orijinal şarkıyı Billie Eilish aldı.
Fırtına gibi yesiyor diyebiliriz.
Bunların dışında bir tane daha anmak istediğim dal var.
En iyi animasyon film dalı.
Bu yıl Hayao Miyazaki çocuk ve balıkçıl filmiyle öne çıktı.
Hayao Miyazaki tüm dünyada çokça hayranı olan, çokça sevini olan bir yönetmen.
Zaten animasyon sinema tarihinin en büyük, en güçlü yönetmenlerinden bir tanesi olduğunu söylemek hiç de abartılı olmaz.
Ancak bu yıl...
Örümcek Adam'ın Spider-Verse animasyonlarının ikincisi gösterime girdi ve hem çok yüksek hasılat rakamına ulaşmıştı hem de gerçekten eleştirel olarak çok yüksek notlar almıştı.
Ben de filmi izledim. Müthiş bir filmdi.
İki tane Spider-Verse filmi yapıldı.
Biri 2018 yılında biri de bu yıl yapıldı.
Hayao Miyazaki'nin çocuk ve balıkçıl filminin karşısında Spider-Verse vardı.
Yani hangisi alsa alırdı aslında.
Ben ikisinin de almasına çok da şaşırmazdım.
Ancak akademi gördüğümüz kadarıyla Hayao Miyazaki'nin bu dönüşünü biraz daha kutsanası, biraz daha ödül verilesi gördü demek ki.
Çok şaşırmıyoruz. Hayao Miyazaki'nin hangi filmi alırsa şaşırmayız zaten.
Ancak burada küçük bir not düşeyim.
Yapımcılarının yaptığı açıklamayla Spider-Verse filmleri bir üçleme olacakmış.
Yani bir tane... daha Spider-Verse filmi gelecek.
Bakınız burada tohumu ekmiş olayım.
Üçüncü Spider-Verse filminin ne zaman aday olursa en iyi animasyon film dalında Oscar'a ulaşacağını ben daha şimdiden söylüyorum.
Çünkü diyorum ilk iki film de çok iyi değil.
İkisi de alamadı. Akademi yüksek olasılıkla bu durumu kenara not etmiştir ve üçüncü filmi ödüllendirecektir diye tahmin ediyorum.
Tabii o zaman filmin karşısında nasıl adaylar olacak bilmiyoruz ama yine de ben bunu şimdiden belirtmiş olayım.
Evet yaklaşık olarak 96.
Oscar ödül tereni böyleydi.
Dediğim gibi Oppenheimer'ın 7 Oscar alması, büyük bir coşku yaratması, işte sinema ölmedi dedirtiyor olması güzel bir şey.
Ve artık 2023 yılını bu Oscar ödüllerinin dağıtılmasıyla...
Kapatabiliriz diyoruz biliyorsunuz bir önceki yılın hesabı o yılın en önemli prodüksiyonlarının boy gösterdiği Oscar ödülleri dağıtılmadan bir türlü kapatılamıyor diye belirtmiştim zaten daha önce.
Bu senede Oscar ödülleri dağıtıldığına göre 2023'ün öne çıkan değerli filmlerini buradan sevgiyle selamlıyoruz.
Ödülünüzü aldınız, aday oldunuz, konuşuldunuz, hasılatlarınızı yaptınız.
E tamam artık izin verin 2024'e ve...
Bundan sonraki yıllarımıza geleceğe bakabilelim diyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
