
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, 76. Cannes Film Festivalini konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Şimdi Cannes Film Festivali'nden bir bahsedeyim mi hani bilmeyen arkadaşlar için biraz onu da tanıtmış olayım seçkiye geleceğim zaten.
Ve festival hakkında da biraz yorum yapmak istiyorum söylemek istediğim bazı şeyler var.
Şimdi Cannes Film Festivali ilk olarak 1939 yılında düzenlenmiş aslında ama 2.
Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle planlandığı gibi de yapılamamış.
Ondan sonra planlandığı biçimde ilk kez 1946 yılında düzenlenmiş ve ödüller sahiplerine filmlere ulaşmış.
O günden bugüne kadar da Cannes Film Festivali kesintisizce verilmeye, düzenlenmeye devam ediyor.
Aslına bakarsanız hani Oscar'lardan sonra sinema dünyasının en önemli ikinci etkinliği olarak anabiliriz Cannes Film Festivali'ni ama tabii ki çok...
Kendine has bir festival. Çünkü bana göre de aslında birçok sinema yazarına, sinema tarihçisine göre de aslında sinema dünyasının en prestijli, en önemli etkinliği Cannes Film Festivali'dir.
Oscar için hep söyleriz. Yani fazla popülisttir, fazla reklamdır, fazla modadır, fazla celebrity'dir falan filan.
Yani Oscar daha büyük olsa da, daha ölçekli olsa da aslında sinema adına Cannes Film Festivali'nin Oscar'dan çok daha önemli, çok daha prestijli bir etkinlik olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Ama hani bir yandan da Cannes Film Festivali'nin de kendisine az bir sürü garipliği bir sürü saçmalığı var.
Bir kere çok garip bir ödül mekanizması var.
Yani bir ana yarışma bölümü diye bir bölüm var.
Bir belirli bir bakış diye ayrı bir klasman var.
Bu ikisinin dışında diğer ödüller diye böyle hani garip bir ayrı bir ödül grubu var.
Onun dışında... Kan Film Festivali'nin özelliklerinden bir tanesi hani biraz da Oscar'la karşılaştırarak bunu söylüyorum.
Şimdi Oscar'da bir yıl boyunca gösterime giren ve hani geniş kitlelere ulaşıp salonlarda görücüye çıkıp da izleyicilerin fikirlerinin artık oluştuğu netleştiği filmler üzerinden düzenlenen
bir etkinlik Oscar. Ama Kan Film Festivali'nde ise tam tersi hemen hemen seçkiye alınan bütün filmlerin ilk kez gösterildiği yer festival oluyor.
Bundan dolayı hani biz izleyiciler...
O filmlerin hemen hemen hiçbirini izlememiş oluyoruz.
Ya ben mesela şu an Cannes Film Festivali üzerine konuşacağım ama seçkideki hiçbir filmi izleyemedim.
Çünkü zaten bu filmlerin hiçbiri henüz gösterime girmedi.
Hepsi ilk kez Cannes Film Festivali'nde gösteriliyor.
Şimdi bu büyük bir fark yaratıyor.
Çünkü Oscar hani popülist falan diyoruz ama neticede Oscar biraz izleyici için yani geniş kitleleri hani sinema severleri, sinema yazarlarını, sinema araştırmacılarını dikkate alan ve...
Dünyanın o yıl gösterime giren ve dağıtıma çıkan filmler üzerine fikirlerini biraz daha dikkate alan biraz daha izleyiciyle yakın ilişkide olan bir yetkinlik.
İşte kan öyle değil.
Kan böyle çok hani kendine göre hani filmleri seçen kendine göre ödüller dağıtılan.
Eğer hani kanı eleştirecekseniz ödüller çoktan dağıtılıp da.
Cannes'da zaten adı konuşulmuş, zaten ödül almış ve iş işten çoktan geçmiş filmler üzerine yorum yapmış oluyorsunuz Cannes'da.
O anlamda tabii ki çok daha elitist, izleyiciden, sinema dünyasından biraz daha kopuk, kendi düzeneğini kurmuş diyelim yani Cannes Film Festivali için.
Ondan dolayı tabii ki daha diyorum daha elitist, biraz daha sanatsal, biraz daha avantgard, biraz daha hani dediğim dedik hani ben ne diyorsam odur kardeşim.
Sizin fikirleriniz çok da umurumuzda değil gibi takılan bir etkinliktir Cannes.
film festivali ama bu açıdan hani kısmen eleştirecek olsak da aslında biraz da buna hakkı olduğunu mu düşündüğümüz bir etkinlik çünkü gerçekten sinema tarihinde kan film festivalinde gösterilmiş
demeyeyim ama en azından ödül almış seçkiye girmiş alkışlanmış ve takdir görmüş filmler arasında hani ya bu filme de ödül verilir mi hani diyeceğimiz gerçekten pek fazla film ve isim yoktur.
Gerçekten kan film festivalinde hemen her zaman Çok değerli filmler, çok değerli isimler onuru edilmiştir.
Ondan dolayı Cannes Film Festivali'ne hani Oscar gibi pek yaklaşmıyoruz.
Yani biraz daha kabullenici, biraz daha böyle saygı duyarak hani Cannes acaba hani bu sene neleri seçkiyi aldı?
Ha şunlar mı? Ha tamam bunları mutlaka izlemek lazım.
Hani ha yeni yeni isimleri keşfediyor Cannes falan diye böyle diyorum biraz daha saygıyla yaklaşıyoruz gerçekten.
Cannes hani bu payı hak eden bir etkinlik bence.
Ama dediğim gibi hani gariplikleri yok değil.
Şimdi diyorum birincisi o ödül sistemli bir garip.
İkincisi kanın garipliklerinden bir tanesi bütün ödüllerden daha önemli bir ödül var.
Yani adı ödülü olmayan bir ödül var.
Bu ne biliyor musunuz? Ya bence çok saçma sapan bir şey.
Son yıllarda tabi bu biraz daha hani şey oldu öne çıktı böyle hani kan film festivali.
Onunla daha öne çıktı. Bu ne?
Şu ayakta alkışlanma dakikaları.
Arkadaşlar ya böyle bir... Yani ne diyeyim hani bunu nasıl isimlendireyim bilmiyorum.
Şunun filmi 5 dakika ayakta alkışlandı.
Bunun filmi 10 dakika ayakta alkışlandı.
Neredeyse artık Cannes Film Festivali'nde gösterim alan filmlerin payeleri, değerleri neredeyse kaç dakika ayakta alkışlandıklarıyla anılır oldu.
Hani sanki ödül alma orada ayakta alkışlan da uzun süre ayakta alkışlan o kadar daha paye al o kadar daha değeri bin gibi bir durum var ortada gerçekten.
Ya bu nasıl bir... Nasıl diyeyim yani bana bir vıcıklık gibi geliyor.
Bana bir yalakalık gibi geliyor böyle.
İşte Nuri Bilge Ceylan'ın son filmi 11 dakika ayakta alkışlandı.
Abi Allah aşkına kalkıp herhangi bir şeyi 30 saniye bir ayakta alkışlayın bakayım.
Yani 11 dakika ne demek anlarsınız.
Öyle bir şey var yani diyorum bana bu çok şey geliyor.
Çok yapmacık geliyor. Çok vıcık vıcık falan geliyor böyle.
Çok garip bir şey yani.
gelenek mi diyelim artık buna bir kendi içerisinde bir şey oluşturmuş Cannes Film Festivali böyle diyorum ya biraz böyle üstten yaklaşır falan işte bu üstten yaklaşmanın da cisimlenmiş hali de gerçekten bu ayakta alkışlanma
olayı neyse onu bir kenara atayım geçmişe baktığımızda gerçekten çok değerli isimlere ve filmlere ödül verdiğini görüyoruz Cannes'ın ve Oscar ne kadar popülist diyorsak da son yıllarda
ben hani Oscar üzerine yaptığım programlarda bundan biraz bahsetmiştim.
Oscar'ın biraz daha böyle prestij, kazanmaya çalıştığını, biraz daha böyle entelektüellere hitap eden filmlere yakınlaşmaya çalıştığını seziyorum demiştim ben son birkaç yılda.
Cannes'da da tam tersi bir durum var.
Cannes Film Festivali'nin de biraz daha popüler dünyaya hitap etmeye çalıştığını, biraz daha geniş kitlelere hitap etmeye, yakınlaşmaya çalıştığını hissediyorum ben.
Hani bu yıl o biraz daha ayyuka çıktı çünkü Cannes Film Festivali'nin açılış filmi Steven Spielberg'in efsane projesi olan Indiana Jones'un son bölümü oldu.
Şimdi Indiana Jones hani neredeyse hani diyebiliriz ki hem sinema tarihindeki yeri, konumu hem de hani hepimizdeki imajıyla gayet popüler bir filmdi ve bildiğin eğlenceli gişe serüven filmi.
Cannes Film Festivali gibi prestijli ve hani sinemanın sanat tarafına göz kırpan, o tarafı sırtlanan, üstelen bir projenin açılış filminin Indiana Jones olması...
alenen Cannes Film Festivali'nin popüler dünyaya, daha gişe sinemasına, geniş kitlelere açılmaya ve o kitlelerle yakınlaşmaya çalıştığına dair bir imaj yaratıyor gerçekten değil mi?
Yani bende öyle bir imaj yarattı.
Onun dışında Cannes Film Festivali her ne kadar hani...
Böyle daha sanatsal bir şey üstleniyor, imaj üstleniyor olmasına rağmen geçmişte bugün için gayet popüler olan birçok yüzü de sinemacıydı aslında Cannes Film Festivali keşfetmiştir.
Indiana Jones'tan örnek verdim.
Mesela Steven Spielberg'in ilk uzun metraj filmi olan Sugarland Express Cannes Film Festivali'nde ödül almıştı.
Yani aslında Steven Spielberg'i keşfeden sinema etkinliğinin Cannes Film Festivali olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz.
Quentin Tarantino, Francis Ford Coppola, Martin Scorsese gibi Hollywood'un çok prestijli isimleri hep Cannes Film Festivali'nde ödül almışlardır.
Hatta Steven Spielberg Cannes Film Festivali'nde jüri başkanlığı da yapmıştı.
Hani bu sanat sinemasıyla popüler sinema arasında tutturduğu dozu böyle hani bulunduğu noktayı gayet güzel görüyorum.
İyi görüyorum. Yani hani vıcık vıcık gişe sinemacıları pek KAN'da hani boy gösteremez ama KAN'da keşfedilip de ödül almış birçok kişi sonra gişe sinemasında da çok iyi işler yapmıştır.
Ondan dolayı hani KAN Film Festivali'ni bu açıdan da diyorum ben çok başarılı ve güçlü görüyorum.
Bir de KAN Film Festivali'nin şöyle ilginç bir huyu var.
Bir jüri oluşturuyorlar ve jüri başkanı da her sene değişiyor.
Geçmişte birkaç istisna yılda aynı kişinin jüri başkanlığı yapmışlığı var ama çok uzun süreler boyunca hep uluslararası arenada sinema dünyasında Prestij elde etmiş hani artık saygınlığı kanıtlanmış
isimler jüri başkanlığı yapıyor.
Çoğunlukla yönetmenler ya da oyuncular oluyor.
İşte Cate Blanchett yapmıştı geçtiğimiz yıllarda oyuncu olarak.
Sean Penn yapmıştı.
Onun dışında başka birçok değerli yönetmen Steven Spielberg yaptı falan.
Birçok önemli yönetmen yani Cannes Film Festivali'nde jüri başkanlığı yapmıştı.
Ondan dolayı hani genel intiba olarak şöyle söyleyeyim diyorum hani kendi içerisinde bazı böyle gariplikleri vıcıklıkları falan böyle bir Üstten bakış tarafları falan olsa da yine de genel olarak bence Cannes Film
Festivali sinema dünyasının en prestijli, en önemli etkinliğidir.
Bu seneki Cannes Film Festivali'ne geleyim.
Yine seçki çok zengin.
Yeni yeni duyduğumuz isimler de var.
Çok eski prestijli isimler de var.
Hemen ödüllerden bahsedeyim size.
Bu sene Altın Palmiye'yi...
Justin Trie diye Fransız bir yönetmen aldı Anatomy of Fall, bir düşüşün anatomisi çevirisi hani bizdeki adıyla filmiyle.
Jüri büyük ödülünü Jonathan Glazer aldı.
Bir de ayrıca jüri ödülü veriliyor.
Aki Karusmaki, Finlandiyalı yönetmen, hani böyle sanat filmi sevenlerin, kuzeyden gelen esintileri seven sinema severlerin en önemli yönetmenlerinden bir tanesidir Aki Karusmaki.
Hani bu 1930'lardan, 40'lardan, 20'lerden Victor Sjöström'dür.
Kuzey'in İsveç sinemasının en önemli yönetmeni, medare iftarı diyelim.
50'lerden, 60'lardan, 40'lardan Ingmar Bergman'dır.
O akımın kuzey sinemasının devamı gibi bir yönetmendir Akıkör Usmak'i.
Bu seneki seçkide yer alması gayet güzel, keyifli.
Nuri Bilge Ceylan tabii hani bizim sinemamız açısından diyorum hani yine medari iftarımız.
Artık zaten hani Nuri Bilge Ceylan böyle tanıdığınız bir esnafta çay içersiniz ya falan böyle artık yüz göz olmuşsunuzdur, arkadaş olmuşsunuzdur.
Herhalde Nuri Bilge Ceylan çay kahve içmeye böyle Kalk Film Festivali'ne...
Gidiyor gibi bir intiba var ortada gerçekten.
Çünkü bir zamanlar Anadolu'dadan beri değil mi?
Yanlış hatırlamıyorsam ilk o film Kaan Film Festivali'nde seçkiye girmişti.
Hani o zamandan beri Nuri Bilge Ceylan işte artık kaç sene?
10 seneyi geçti. Her filmiyle Kaan Film Festivali'nde en azından seçkide yer alıyor.
Bu sene de Altın Palmiye için yarıştı ama herhangi bir ödül alamadı diyorum.
Hani film ya da Nuri Bilge Ceylan alamadı ama elbette bu sene bizi çok sevindiren harika bir ödül geldi.
Kuru Otlar Üstüne filmindeki rolüyle Merve Dizdar en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı.
Hani bu gerçekten tabii ki ülkemiz için, Türk sineması için çok güzel bir şey.
Ve Cannes Film Festivali'nde yaptığı konuşma da gerçekten çok konuşuldu, çok takdiri gördü.
Hemen o konuşmayı size kısaca hatırlatmaya çalışayım.
Kendisine layık görülenleri boyun eğmeyip eyleme geçen, bu uğurda her şeyi göze alan ve ne olursa olsun umut etmekten vazgeçmeyen tüm kız kardeşlerim ve Türkiye'de
hak ettiği güzel günleri yaşamayı bekleyen tüm mücadeleci ruhlara armağan ediyorum.
Dedi ödülünü. Çok güzel bir yani küçücük de olsa çok güzel bir paragraf bence.
Ondan dolayı Merve Dizdar çok büyük bir başarıya imza attı.
Gerçekten çok gurur duyduk.
Çok keyif duyduk bundan.
Onun dışında seçkide kimler vardı Cannes Film Festivali'nde?
Wes Anderson vardı.
Merakla beklenen yeni filmi Asteroid City'nin ilk gösterimi Cannes Film Festivali'nde yapıldı.
İtalya'nın önemli yönetmenlerinden bir tanesi olan Nanni Moretti de Altın Palmiye için yarışanlar arasındaydı.
Çok önemli bir Japon yönetmen var.
Bizim ülkemizde pek fazla tanınmaz ama Hirakozu Koreeda diye bir yönetmen.
Çok nefis, çok tatlış, harika aile dramları çeken, yapan bir yönetmen.
Çok istikrarlı bir yönetmen.
Ben çok severim. Birçok filmini izledim ve çok keyif aldım.
Sinema dünyasında böyle saf karakter ve aile dramı yapan çok fazla yönetmen olmadığı için Hirokozu Kore'ye dayı ben çok seviyorum ve takip ediyorum.
Yani filmlerini mümkün olduğunca izlemeye çalışıyorum.
O da seçkide yer aldı ve ödül aldı.
Ve eskilerden de, eski toprak diyebileceğimiz yönetmenlerden de Wenders Alman sinemasının gelmiş geçmiş en önemli en güçlü yönetmenlerinden bir tanesi olan Wenders seçkideydi.
Ve İngiliz sinemasının da gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerinden biri olan Ken Loach bu yaşına rağmen hani artık 80 yaşına falan geldi herhalde.
Ken Loach o da altın palmiye için yarıştı ve seçkide yer aldı.
Ken Loach'u ve Wenders'ı orada görmek bu eski toprakları orada görmek gerçekten çok hani mutluluk verici bir şey güzel bir şey.
Hani ben gördüğüm kadarıyla söyleyeyim Cannes Film Festivali çok saçma hamleler yapmadıkça gelecek yıllarda da sinema dünyasının böyle biraz daha prestijli biraz daha böyle değerli daha böyle hani o
karizmasını kaybetmeyen etkinliklerinden bir tanesi olacaktır diye tahmin ediyorum.
Ve gerçekten önemli keşiflere imza atma konusunda da bence...
En önemli yetkinliklerden bir tanesi Cannes Film Festivali.
Ondan dolayı hani diyorum ben zaten mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum.
Hani duymadığım bilmediğim isimleri kanda görünce gerçekten Cannes Film Festivali yine bize güzel isimleri keşfettiriyor diye böyle bir coşku bir heyecan hissediyorum.
Sizlere de öneriyorum arkadaşlar hani şey gibi görmeyin birçok...
Böyle sinema severin hani kan film festivalinin biraz sanat sinemasına göz kırpan daha sıkıcı filmlere sıkıcı isimlere yer veren bir festival olduğu yönünde bir genel kanı olduğunu ben hissediyorum ama öyle görmeyin
öyle bakmayın gerçekten diyorum.
Hani açılış filmi olarak Indiana Jones'u teçkisine alan bir festivalin hani o kadar da sıkıcı bir festival olduğunu...
Ben düşünmüyorum siz de düşünmeyin lütfen.
Kan Film Festivali'ne de arada bir göz atın onun seçkisine de onun oradaki isimlere filmlere de bir göz atmaya çalışın diye size tavsiyede bulunmak istiyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
