
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
2021'in Oscar adayları ve öne çıkan filmlerinden sonra bu hafta, yılın kötü yönde eleştirilen, izleyicileri hayalkırıklığına uğratan ve hatta alay konusu olan filmlerinden bazılarını hatırlatmaya ve incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Yılın en kötü filmlerinden bahsedeceğiz bugün.
Genellikle beklenini veremeyen filmler hemen her yıl sohbet konusu olmuştur.
Gişede zarar eden, kötü eleştirel yorumlar alan, hatta bazı filmler için alay konusu olan dahi diyebiliriz.
Elbette 2021 yılı da diğer yıllardan bu konuda...
Pek de farklılık sunmadı bize.
Gerçekten kötü olan, kötü yönde eleştirilen filmler geldi karşımıza.
İnanamadık, şaşırdık. Hani bu film nasıl bu kadar kötü olur diye.
Bazıları bazı efsaneleri devam ettirmeye çalışıyordu.
Bazıları iddialı bütçelerle, iddialı oyuncularla, yönetmenlerle karşımıza gelmişti.
Ancak ne yazık ki sinemada elbette iyi film olduğu kadar kötü filmler de var.
Ve bunlar da tabii ki sohbet konusu oluyor ve dikkatimizi çekiyor, ilgimizi çekiyor.
Bilirsiniz arkadaş arasında sohbet ederken de hep sevdiğimiz ve beğendiğimiz filmlerden bahsederken sevmediğimiz ve hiç beğenmediğimiz filmlerden de mutlaka söz açarız.
İşte bugün de bunu yapmaya çalışacağız.
Hiç sözü uzatmadan hemen yılın en büyük hayal kırıklıklarından ve en kötü filmlerinden bir tanesini anarak sohbetimize başlayalım.
90'lı yıllarda Michael Jordan'ın oynadığı Space Jam diye bir film vardı.
Basketbol merakları mutlaka biliyordur zaten.
İlginç bir filmdi. Aslında o film de çok iyi bir film değildi bir sinema filmi olarak.
Ancak en azından bir girişim olarak ve Michael Jordan gibi basketbol tarihinin en önemli en büyük isimlerinden birini bir sinema filminde karşımıza getirmesi açısından çok önemliydi.
Diyorum çok iyi bir film olmasa da aslında onu o zamanlar ilgiyle izlemiştik.
En azından sevmiştik.
Şimdi Space Jam'in devamı çekildiği Space Jam 2 yeni efsane diye Lebron James'in başrolde oynadığı, büyük bir bütçe vardığı, 150 milyon dolar para harcandığı, çok ciddi bir kadro,
ölçekli bir film, büyük bir film.
Ancak filmi izlediğimizde gerçekten yani soğuk duş etkisi yarattı bizde.
Çok kötü bir film. En başta şunu söyleyelim.
Evet Michael Jordan oyunculuk yapabiliyordu.
Lebron James için aynı şeyi söylemek pek de mümkün değil.
Çünkü Lebron James gerçekten ne yazık oynayamıyor.
Oyunculuğu gerçekten kötü.
O nedenle bir kere ne kadar basketbol tarihinin en önemli ve günümüzün de en önemli oyuncularından biri olsa da bir projenin başına getirilmek için pek de doğru bir isim değilmiş gibi duruyor.
Film baştan sona bir karnaval gibi bir görsel bombardıman deli saçması bir hikayeyle karşımıza geliyor ki Lebron James'in gerçek hayattaki önemiyle değeriyle
meşhurluğuyla da tabi ilgilenen bir film olmuş.
Ancak ne yazık ki çok saçma bir öykü çok kötü bir senaryo.
Bir de şöyle bir durum var Warner Bros şirketinin yaptığı bir film bu ve Warner Bros da kendisinin yaptığı çok sayıda filme bu filmde artık gönderme de yapıyor demeyeceğiz.
O filmlere giriliyor çıkılıyor o filmlerden sahneler gösteriliyor vesaire tam bir karnaval gibi ancak o kadar hızlı okuyor.
Anlattıklarını o kadar özensizce karşımıza getiriyor.
Karakterleri o kadar yüzeysel ve hatta çoğu anda gereksiz ki.
Filmi izlemek ki 2 saatlik bir film hemen hemen.
Çok kısa bir film de değil.
Zaten ölçekli olmasından da aynı sonuca varabiliriz.
Gerçekten büyük ve çok iddialı bir film olsa da Space Jam 2 yeni efsane.
Çok kötü notlar aldığı, çok kötü yönde eleştirildiği, zarar etti de diyebiliriz.
150 milyon dolarlık maliyetin 160 milyar olarak geri döndü ama Hollywood için hele hele böylesine büyük bir proje için bu tamamen zararhanesine de yazılabilir.
O nedenle yılın en kötü filmlerinden biri, en garip filmlerinden bir tanesi, izleyicilerini, hayranlarını en fazla üzen filmlerden bir tanesi Space Jam 2 idi.
Bir başka yılın soğuk duş etkisi yaratan filmi ise Yıldırım gücü Thunder Force adıyla gösterime giren ve Melissa McCarthy ve Olivia Spencer gibi Hollywood'un iki önemli kadın oyuncusunu
bünyesinden barındıran biraz ilginç bir proje aslında Thunder Force.
Biraz süper kahraman dünyasını incelemeye eleştirmeye onun üzerine klişeler yaratma üzerine bir öykü denebilir.
Orta yaşlı iki hafif tombulca hanımefendinin biri siyahi biri beyaz süper kahraman olmaya soyulması üzerinden bir komedi yaratmaya çalışan hem süper kahraman Hem toplumdaki belli
hassasiyetleri inceleme niyetiyle karşımıza gelen bir film belki ama bir aksiyon filmi aslına bakarsanız neticede bir komedi olsa da bir süper kahraman filmi denebilir bu film için ancak.
Hiçbir anında ne heyecan verici olabiliyor, ne komik olabiliyor, ne sürükleyici olabiliyor, ne karakterlerinin derinliğine inebiliyor, ne de onları bize eğlenceli biçimde sunabiliyor.
Çok garip bir film, gerçekten ikna edici olmayan bir film ve çoğunlukla birçok yerde kötü notlar aldı, kötü yönde eleştirildi, hatta alay konusu oldu.
Thunder Force yıldırım gücü ne yazık ki yılın ilginç, garip, güzel şeyler beklense de pek de izleyicisine güzel şeyler sunamayan filmlerinden bir başkası oldu.
Hemen bir başka filme geçelim.
Ancak bu filmi...
Aslında özellikle o filmi konuşmak için değil yönetmenini konuşmak için seçkiye almak istedim.
The Misfits diye bir film uyumsuzlar diye çevrilebilir.
Bizde sinemalarda gösterime girmedi ancak Mubi gibi ya da farklı dijital platformlarda gösterildi.
Gösterime girmesi zaten biraz güç görünüyor.
Çünkü dünyada da zarar etti.
Düşük bütçeli bir film olmasına rağmen.
Reni Harlin adında Finlandiyalı bir yönetmen vardır.
90'lı yıllarda çok önemli gişe filmleri yapmıştı.
Tanınan, bilinen A sınıfı yönetmenlerden biri haline gelmişti.
Hemen birkaç filmini hatırlatayım.
Mavi Korku, şu köpek balığı hikayesi diyebiliriz.
Drive'ın sürücü Sylvester Stallone'nin başlarında oynadığı Araba Yarışı filmi, Bruce Willis'in başlarında oynadığı Zor Ölüm serisinin ikinci filmi, yine Stallone'nin oynadığı Dağcı diye bir film vardı.
Bir zamanlar çok izlenmişti, çok sevilmişti.
Kesikboğaz Adası, Geceler Öpücü, Exorcist Beginning gibi birçok A sınıfı aslında yüksek bütçeli tanınan bilinen filmlerin yönetmeni Rennie Harlin ancak ilginç biçimde kariyerine
baktığınızda 20'den fazla film yapmış neredeyse hiçbir filmi kar etmemiş ve neredeyse filmlerinin hemen hepsi kötü notlar almış ve eleştirmenler tarafından
da izleyiciler tarafından da Kötü yönde eleştirilmiş ancak ilginçtir.
René Harlin neredeyse 30 yıllık kariyerinde halen film yapmaya devam ediyor.
Ve halen de Hollywood stüdyoları René Harlin'e yatırım yapıyor.
Nasıl? Anlaşılır değil gerçekten.
Bütün 20 tane kötü film yapmış bir yönetmen nasıl hala yönetmenlik yapabilir değil mi?
İlginç. Ancak hala René Harlin projelerini stüdyolara kabul ettirmeyi başarıyor ve...
Pierce Brosnan gibi, Tim Roth gibi, Pierce Brosnan'ın eski James Bond'tu hatırlayanlar vardır.
Böyle çok tanınan, bilinen oyuncularla çok fiyakalı, gösterişli, eğlenceli aksiyon filmleri yapıyor.
Kötü de eleştirilse, diyorum zarar da etse René Harley'nin filmleri tekrar tekrar karşımıza gelmeye devam ediyor.
Ve son bombası, ne yazık ki son gerçekten çok kötü filmi de işte şu an bahsetmeye çalıştığım The Misfits filmi.
Klişelerle dolu, karakter derinliğinden tamamen yoksun, deli saçması öykülerle karşımıza gelen bir film Misfits.
Bir sürü yan öykü falan var onun için öyküler diyorum.
Hiçbir anında ikna edici olamayan, hiçbir anında anlattıklarını izleyicisine inandıramayan çok garip bir film.
Çok kabaca öyküsünden bahsedeyim.
İyilik için bankalar soyan, soygunlar yapan bir ekibin başına Çok da iyilikler için çalışmayan bir hırsız getiriliyor diyelim.
Ve onlar gidip işte Orta Doğu'da zengin Orta Doğu ülkelerinin birinden işte bir soygun yapacaklar.
Çok da klişe bir ülke.
İşin içerisinde görevimiz tehlikevari inanılmaz soygun senaryoları var.
İşte kötüden alıp iyiye verme gibi bir tür Robin Hoodçuluk var.
İşte zekice soygun derken biraz aksiyon trikleri.
Arada tabii eğlenceli sekanslar.
Çok bildiğimiz bir alfabe aslında bu gayet iyi bildiğimiz bir film türü ancak hani tamam bu film türünden çok da ikna edicilik ya da mantıklılık aramıyoruzdur belki ancak The Misfits'teki yani
bir mikrodalga fırında altını eritmek falan gibi artık böyle gerçekten saçma sapan hiçbir diyorum inandırıcılık barındırmayan sayısız bileşeniyle Misfits filmi Alay konusu oldu, çok
kötü notlar aldı. Gişede de zaten bekleneni veya veremedi, hiçbir şey veremedi diyebiliriz.
Ancak diyorum yine René Harley'nin kötü filmleri tekrar tekrar karşımıza gelmeye devam edecek galiba.
Usta aktörler Pierce Brosnan ve Tim Roth'un da bu filmin içerisinde yönlerini kaybetmişçesine sağa sola yürüyüp koşmaları da artık filme nasıl bir şey katıyor.
Bilemiyorum emin değilim. Eğer bu kadar deli saçması bir aksiyon filmi gecenizi renklendirsin, gününüzü renklendirsin istiyorsanız bu filmi deneyebilirsiniz.
Bir başka yılın soğuk dışı etkisi yaratan filmi de...
Yine aslında önemli bir yönetmen.
Büyük projeleri imza atmış bir yönetmen.
Ancak René Harling gibi değil.
Kariyerinde gayet iyi filmlerde olan bir yönetmen.
Doug Liman'ın filmi Kaos Yürüyüşü.
Son dönemin en önemli genç oyuncularından Dizzy Ridley, Star Wars'un başrol oyuncusu.
Ve Tom Holland, Ölümcek Adam'ın başrol oyuncusu.
Ne kadar önemli değil mi?
Ne kadar yükselişte olan oyuncular. Onların başrollerini paylaştığı ve bir yandan da...
Yani şöyle söyleyeyim Mads Mikkelsen dersem herhalde hemen herkes tanıyordur.
İskandinav oyuncu yakın dönümün en parlak yıldızlarından bir tanesi.
Birlikte bu filmdeler kaos yürüyüşü bir bilim kurgu filmi.
İlginç bir bilim kurgu filmi.
İnsanlık gitmiş başka bir gezegene işte kolonileşmiş ve oradaki manyetik alanlardan farklı bir özelliklerinden erkeklerin zihninden geçenleri gördüğü ve bu nedenle de tüm erkek...
Bütün kadınları katledip öldürdüğü böyle garip bir sosyal yapı, ortam diyeyim nasıl tanımlayacağımı bilmiyorum.
İlginç bir öykü, evet ilginç bir fikir.
Bir serüven filmi ya da bir bilim kurgu filmi vaadiyle, fantastik film vaadiyle karşımıza gelen kaos yürüyüşü.
Çok kötü notlar aldı.
Film aynı zamanda ekonomik olarak da bekleneni veremedi zaten.
Garip bir film. Neresinden tutacağınızı bilemiyorsunuz.
Duygulanacak mısınız? Heyecanlanacak mısınız?
Bir aksiyon yolculuğuna mı çıkacaksınız?
Belli değil. Genel olarak kötü bir film denebilir ve bu kadar...
İddialı bir proje, önemli bir yönetmen, önemli oyuncularla karşımıza gelen bir projenin bu kadar kötü olması kaos yürüyüşü filmi için gerçekten hayal kırıklığı olduğu, daha iyi bir şeyler bekliyordu insanlar ancak
çok garip bir film.
Gerçekten çok garip bir film ve iyi bir film olmadığı konusunda da geniş bir kitle hemfikir diyebiliriz.
Geçmişte Edge of Tomorrow, Yara'nın sınırında filmiyle bizi resmen mest eden, bayıldığımız bir iş karan karşımıza getiren ve Matt Damon'ın başrolünde oynadığı Jason Bourne serisinin hiç de fena olmayan
ilk filmini yapan bu yönetmenin böyle bir filme imza atması çok şaşırtıcı ve bu yıl Doug Liman bir de Lock It Down diye bir film yaptı.
Ben onu izlemediğim için üzerine bir şey söyleyemeyeceğim ancak...
O filmin de çok kötü olduğu söyleniyor.
Yani 2021 yılı bu yönetmen için hiç de iyi geçmişe benzemiyor.
İki tane çok kötü filmle izleyicilerinin karşısına çıkması bir yönetmenin kariyerler açısından pek de iyi olması gerek.
Yılın bir başka bence çok kötü filmi ama genel olarak notlara bakarsak ortalama olan hani çok da kötü denmiyor.
Ki Hollywood için öyledir.
Filmi ise Venom Zehirli Öfke 2 filmiydi.
Özellikle bu filmin yorumlarına, kritiklerine baktım.
Eleştirmenler tarafından genel olarak vasat bulunmuş durumda.
İzleyiciler ise tam olarak ikiye bölünmüş durumda.
Bir kısım çok kötü bir film diyor.
İzleyici yorumları içerisinde 10 yaşında çocuk için yapılmış bir film çok kötü zekadan çok yoksun keşke bir öykü yazılsaymış falan gibi böyle yerden yere vuran yorumlar olsa da anladığım
kadarıyla en azından Venom'un hayranları ya da Marvel aleminin hayranları için işte gayet de eğlenceli çok sürükleyici çok aksiyonlu tam olarak doydum filmden ilkten olarak ayrıldım gibi yorumlar
da var yok değil ancak.
Bence Venom Zehirli Öfke filmi gerçekten kötü bir filmdi.
İlk film orta karardı bence.
Çok kötü bir film değildi ama iyi de değildi.
İkinci film genellikle zaten birçok biliyorsunuz devam filmi öncü film kadar iyi olmaz.
Venom Zehirli Öfke de bu konuda bence bir istisna değil ve yılın hayal kırıklıklarından biri olarak görüyorum ben Venom Zehirli Öfke filmini.
Fazla gürültülüydü, fazla aksiyonluydu, hiçbir karakter derinliği yoktu, öyküsü çok klişeydi ve bir anlamda anlattıklarını toparlama konusunda hani ne anlattığı çok da belli olmayan, hangi
noktaya odaklanmaya çalıştığı çok da belli olmayan, çok kaba ve klişe işte iyi adam kötü adam haydi bunları çarpıştıralım gibilerinden bir tavır sunduğu için Venom Zehirli Öfke 2 filminin
ben kötü bir film olduğunu düşünüyorum.
Yılın kötü filmleri arasında anılması gerektiğini düşünüyorum.
Hemen bir başka filme geçeyim.
Yine bu film de çok kötü bir film denemez belki ama yılın hayal kırıklıklarından bir tanesiydi ki Ridley Scott'ın Gucci ailesi.
Karmaşık yorumlar aldı.
Fena değil iyi sevdik diyen de var.
Çok kötü bir filmdi diyen de var.
Bence Gucci ailesi gibi Ridley Scott'ın yönettiği Al Pacino, Jeremy Irons, Adam Driver, Lady Gaga gibi son derece iddialı isimlerin oynadığı ciddi bir bütçeyle karşımıza
gelen ve aynı zamanda Gucci ailesini ve Gucci markasını anlatan bir film olarak son derece iddialı bir film olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz.
Buna karşılık çok da ilgi görmediği kötü yönde de eleştirildi.
ve bana göre Gucci ailesinin pek de iyi bir film olmadığını, beklerini veremediğini gösteren çok önemli bir kıstas var.
Sadece en iyi saç Oscar'ında aday olması.
Bu bence gerçekten bir fikir veriyor.
Saçlar filmde gayet iyiydi.
Zaten bence Adam Driver'ın oyunun her filmin saç Oscar'ına aday olması lazım diye düşünüyorum ben ama Gucci ailesi bence yılın hayal kırıklıklarından bir tanesiydi.
Beklediğimiz veremediği hatta kötü yönde eleştirilen çok tarafı oldu.
Onu da bu seçkide anmak gayet uygun olacaktır.
Bir başka yılın vasat en azından ya da kötü filmlerinden bir tanesi Hızlı ve Öfkeli 9'du.
8 tane filmin üzerine zaten belki de ne yaparsanız yapın bu film kötü olacaktır.
Yapacak bir şey yok ve hele hele Hızlı, güçlü otomobiller, çekici, yakışıklı, seksi işte erkekler, kadınlar.
Bir sürü aksiyon, bir sürü patlama yapısını 8 film boyunca kullanırsanız artık son filmde muhtemelen bir spor arabayla uzaya çıkmak zorunda kalırsınız.
Ve tabii en büyük hayranlarınız bile hadi canım artık.
Der bu film üzerine. Ondan dolayı Justin Lin'in yönettiği ve artık sinema tarihine bile geçmiş.
Hani aksiyon sinemasının önemli serilerinden biri haline gelmiş.
Hızlı ve Öfkeli'nin dokuzuncusu.
Artık yine deli saçması öykü veya deli saçması sahnelerle aksiyon anlarıyla karşımıza gelen.
Yine hayranları tarafından elbette izlenen hani tamam eğlendik dense de herkes için kötü yorumlar yapılan filmlerinden bir tanesi olmasa da.
Yine de hızlı ve öfkeli.
Yılın çok garip filmlerinden bir tanesiydi.
Kötü filmlerinden bir tanesiydi ve geldi ve geçti.
Üzerinde çok da bir şey duymuyoruz zaten artık.
Yılın bir başka garip ve kötü yönde eleştirilen filmi ise Eternals'tı.
Marvel aleminin ayrı bir kutbu, ayrı bir köşesi olarak isimlendirebileceğimiz Eternals.
Ölümsüzler diyelim. Ben Eternals projesini duyduğumda gerçekten çok şaşırmıştım, garipsemiştim.
Filmi genel olarak bildiğimiz iyi teknik işçilikli, sürükleyici, eğlenceli bir Marvel filmi olarak karşımıza geleceğini düşünmüştüm.
Ancak filmin yönetmeni olarak Chloe Zhao'nun açıklanması bende gerçekten şok etkisi yaratmıştı.
Çünkü Chloe Zhao Çinli ve genç bir yönetmen Amerika'da sinema yapıyor ve daha önce 3 tane çok başarılı Amerika'nın kırsalında taşrasında geçen psikolojik sosyal içerikli
dramatik filmler yapan bir yönetmen kendisi ve tam olarak bahsettiğim kalıplara uyan No Man's Land filmiyle de en iyi yönetmen ve en iyi film oskara alan bir yönetmen.
Tarzı, türü, sinemaya yaklaşımı falan az çok belli olan bir yönetmen ve bu konuda da başarılı olmuş bir yönetmen.
Böyle bir yönetmenin Eternals gibi yani neredeyse...
Kamera kullanmak dışında hiçbir başka sinemasal ortaklığı olmayan bir projenin başına getirilmesi bence zaten çok şüpheli bir durumdu.
Ve filmi izlediğimde de çok vasat, kötü diyemeyeceğim neticede.
Bir sürü güzel oyuncu var, belli bir sinematografik içeriği var, belli bir...
ne bileyim düzeyi var. Yani çok kötü diyemeyiz.
Ancak Marvel filmleri içerisinde de çok vasatların arasında sayılabilir.
Chloe Zaho'nun kariyeri içerisinde de bence hiç de öne çıkacak bir film değil.
Diğer filmlerinin yanında çok vasat ve genel olarak izleyiciler ve hayranlar tarafından da böyle biraz şaşkınlıkla karşılanan bir film oldu.
İyi de denemedi.
Hani çok da kötü de denemedi ama garip, çok yanlış hesaplanmış, bekleneni veremeyen ve yılın yine Hayal kırıklığı olarak değerlendirebilecek filmlerinden bir tanesi oldu Eternals.
O nedenle yine yılın çok da iyi olmayan hatta kötü filmleri diyebileceğimiz filmlerinin arasında anabileceğimiz garip ve bence biraz da harcanmış ve böyle araya gitmiş
film olarak isimlendirebiliriz Eternals'ı.
Son bir filmden bahsedeceğim ve bunu biraz üzülerek bahsedeceğim.
Çünkü ben bu filmin hiç de kötü bir film olduğunu düşünmüyorum.
Ve galiba filmin de kötü bir film olmadığını düşünen hatta iyi bir film olduğunu düşünen belki de tek sinema sever ben olabilirim.
Evet Matrix Resurrections.
Matrix Resurrections yılın en büyük hayal kırıklığıydı denebilirim.
Çok kötü yönde eleştirildi, yerden yere vuruldu.
Bugüne kadar inşa edilen o devasa evreni yaralayacak kadar kötü bir film olduğu iddia edildi.
O eğlenceli tavrı, işin komedi tarafı, tüm aksiyonun ya da tüm öykünün Neo ve Trinity'nin aşkına hapsedilmesi son derece garip.
Ve tam da tanımlanamayan yeni bir Morpheus'la karşımıza gelmesi, evreni beslemekten çok fakirleştirmesi gibi sayısız eleştiriyle filmin üzerine gidildi.
Bundan sonra devamı gelir mi, tekrar yapılır mı sorusuna aman böyle devam edecekse hiç de etmesin dedi çok geniş bir kitle.
Gerçekten Matrix Resurrections yılın en çok konuşulan, en çok eleştirilen, sevilmeyen ve aynı zamanda hayal kırıklığı yaratan filmlerinden bir tanesi olduğu için bu seçkiye de girmeyi ne yazık ki hak ediyor
diyorum. Ben filmin kötü bir film olduğunu düşünmüyorum.
Filme haksızlık yapıldığını düşünüyorum.
Şöyle bir camiaya baktığımda, sinema alemine baktığımda, 2000 yılına şöyle bir göz attığımda Matrix Resurrections'ın da yılın en büyük hayal kırıklıklarından bir tanesi olduğunu söylemek kaçınılmaz
oluyor. Evet sanırım yeterli.
Başka kötü yönde eleştirilen filmler de var.
Ancak böyle kabaca birkaç tane anarak yine 2021 yılını başka bir pencereden, farklı bir açıdan hatırlamış olduk.
Önümüzdeki ay içerisinde Oscarlar dağıtılacak.
Orada bir kez daha 2021 yılını gözden geçirmiş olacağız ve geride bırakmaya çalışacağız.
İlginç bir sinema yılı olarak.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
