
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
2021 yılı oscarları bu hafta sahiplerini buluyor. Biz de bu hafta, bu yılın ve genel olarak oscar ödüllerinin üzerine konuştuk. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar. Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda Oscar'ları konuşacağız.
Oscar'lardan biraz bahsedeceğiz.
Hem bu yılın Oscar'larından biraz bahsedeceğiz.
Hem de geçmişten bugüne Oscar nedir ne değildir size bazı böyle ince bilgiler vermeye çalışacağım.
Oscar konuşacağız ama Oscar'ları konuşmak hep bir sıkıntılıdır biliyor musunuz?
Geçmişten beri Oscar kazananlar kadar kazanamayanlar ya da aday gösterilenler kadar aday gösterilmeyenler söz konusu edilmiştir.
Şu niye aday olmadı, şu niye kazanamadı, şu varken şuna verilir miydi gibilerinden böyle.
Ve hak ettiği halde Oscar'larda en azından bulunması ya da bulunduğu kadar kazanması hak ettiği düşünüldüğü halde kazanamayanlar o kadar çok anılmıştır ki bunun üzerine o kadar çok listeler falan yapılmıştır ki
böyle. O listeler Oscar kazananların listesinden daha değerli olmuştur.
Böyle sosyal medyada, dergilerde, gazetelerde hep o listeler daha fazla öne çıkmıştır.
Ben geçmişten beri hep takip etmiştim.
Aa şuna hiç vermemişler, aa şuna niye vermediler gibilerinden böyle.
Bu sohbet daha neşeli daha eğlenceli gelmiştir aslına bakarsanız ve elbette sinema dünyası için Oscar büyük bir prestij ve tanıtsım malzemesi olmasına rağmen hep böyle bir biraz da şüpheyle bakılmıştır.
Hem oyuncular içerisinde hani oyuncuların da bunun üzerine söylemleri demeçleri vardır.
Yönetmenlerin ya da yapımcıların hatta bazı filmlerin içerisinde Oscar'ların üzerinde böyle replikler, söylenenler, şikayetler dile getirilmiştir.
Hem bir şaka konusudur hem bir alay konusudur.
Prestij tarafı işin mesleki güç açısından sunduğu prestije işaret eder.
Sanatsal olarak aslında Oscar hiçbir zaman çok da güçlü, çok da değerli bir şey olmamıştır.
Daha çok popülist bir şeydir Oscar.
Popüler bir şeydir yani popüler sinema dünyasının ilgi duyduğu bir şeydir.
Elbette Oscar alan ya da Oscar dünyasında var olan çok değerli sanatçılar da vardır ama daha çok işin magazin tarafı vardır.
Bir ya da iki kez izleyebilmişimdir.
Çünkü Oscar'lardan önce o iki saatlik o kırmızı halı var ya ona katlanamıyorum.
Oscar'ın naklen yayınlarındaki kırmızı halıda hep uyuyup kalıyordum.
Tabii bizim saatimize göre çok sabah saatlerinde böyle üçte başlayıp beşte falan bitiyor ya.
Çok da ters bir saate denk geliyor Türkiye için.
Naklen yayınlar yapılırdı önceden.
Onun için onları da izlemekte çok zorlanırdım.
Dediğim gibi daha çok Oscar popüler bir şey.
Daha popülist bir şey ve...
Genel olarak az önce de söylediğim gibi normalde geçmişe göre Oscarların daha az neşeli olması, daha az ilgi görmesi, eski renginde olmaması şikayeti son zamanlarda iyice ayyoka çıktı.
Bunun iki tane temel nedeni var.
Hemen onları aklıma gelmişken de söyleyeyim.
Zaten bahsetmek istiyordum. Şimdi geçmişten beri Oscarlar...
Geniş kitlelerce izlenen, sevilen hani dünyanın her tarafında böyle farklı izleyici kitleleri tarafından da ilgiyle izlenmiş filmlerin daha çok öne çıktığı yapımlardı.
Oscar törenleri işte 70'lerde, 90'larda hatta 2000'lerde işte çok yakın tarih için böyle kabaca söyleyecek olursak hani Yüzüklerin Efendisi, Titanic işte Forrest Gump falan gibi filmler böyle.
Geniş kitleler hem izliyordu bu filmleri, biliyordu, seviyordu.
İşte Amerikan Güzel'ini düşünelim.
Hatta bazı filmler Oscar'a böyle tırnak içinde göz kırparken neden sadece teknik dallarda bu filmler ödül aldı gibilerinden şikayetler de oluyordu.
Bilim kurgu filmleri için bu çok yapılırdı.
Örneğin Matrix gibi. Bu filmler geniş kitlelerin sevdiği, ilgi duyduğu filmlerdi.
Hem entelektüel kitlenin biraz daha sinemaya sanatsal bakan kitlelerin de ilgi duyduğu filmlerdi.
Bir kısmıysa... Genel izleyici kitlesinin böyle sinemadan sadece eğlence bekleyen kitlenin de sevdiği değer verdiği filmlerde Oscar alan filmler.
Ancak yakın zamanda iki şey oldu arkadaşlar.
Ne oldu biliyor musunuz? Birincisi gişenin ana akımına yani en çok ilgi gören herkesin ilgi duyduğu çok yüksek gişe yapan ve sinema sektörünün
ciddi biçimde enerji harcadığı, para harcadığı filmler.
Ne oldu? Çizgi roman uyarlamada oldu değil mi arkadaşlar?
Avengers'lar işte hem hani DC ve Marvel'ın özellikle Marvel'ın başını çektiği yapımlar gişede hakim oldular ama Oscar dünyası Marvel filmlerine pek de sıcak bakmıyor.
En fazla teknik dallarda aday gösteriyorlar ve şey olmuyorlar bunlar hani en iyi film ya da böyle en iyi yönetmen işte en iyi oyuncu gibi dallarda pek fazla aday gösterilmiyorlar.
O anlamda sinemanın kaydığı alan, gişe sinemasının hani ana akım sinemanın kaydığı alanla Oscar'ların daha çok böyle ilgi gösterdiği o alan arasında böyle bir boşluk, bir kopukluk oluşmaya başladı.
Birincisi bu. İkincisi de yakın zamanda özellikle Netflix'in çok güçlü bir konuma gelmesi, çok bütçesinin büyümesi ile birlikte çok kaliteli yapımlara imza atmasıyla da televizyon
filmciliği ve sinema filmciliği diyelim arasında garip bir boşluk oluşmaya başladı.
Şöyle ki önceden bir filmin en iyi film dalında Oscar'a aday gösterilebilmesi için ya da Oscar'larda boy gösterilebilmesi için Los Angeles'da yani Hollywood'un bulunduğu şehir
olan Los Angeles'da en az bir hafta boyunca gösterimde kalması ve 66 dakikadan ki bu uluslararası sinema dünyasında uzun metraj dediğimiz formata denk gelir.
66 dakikadan uzun olması gerekirdi bir filmin uzun metraj olarak kabul edilebilmesi için.
66 dakikadan daha uzun olması gerekirdi.
Yani bir filmin Oscar alabilmesi için gereken iki şart buydu.
Ve birkaç yıl öncesine kadar işte Netflix'in yani televizyon sinemacılığının şifreli kanal diyelim ya da adı neyse televizyon sinema Sinemacılığı diyelim kabaca.
Televizyon sinemacılığının bu kadar öne çıkmasıyla özellikle Roma filminde bu çok tartışılmıştı.
Biliyorsunuz Alfonso Cuar'ın Oscar alan filmi bir televizyon filmiydi.
Yani televizyonda gösterime girmişti.
Sinemalarda gösterime girmemişti.
Ama Oscar ondan önce hani televizyon yapımlarına nasıl bakacak?
Bunları aday gösterecek mi göstermeyecek mi gibi bir tartışma olmuştu.
Böyle daha adaylar falan açıklanmadan ve Oscar tabii.
O konuda daha fazla televizyon yapımlarına dayanamadı, direnemedi diyelim.
Netflix'e de kapılarını açtı ve Netflix yapım filmler de Oscar'da boy göstermeye başladı ama orada bir bocalama oldu böyle.
Zaten televizyon sinemacılığı özellikle Netflix bir yapım şirketi olarak aynı zamanda bir kanaldan çok bir yapım şirketi olarak Hollywood.
Yapım şirketlerine rakip olmaya başladıktan sonra, bütçesi çok artmaya başladıktan sonra zaten Hollywood'un böyle o saç ayakları bir sallanmıştı.
Böyle ne oluyor hani Netflix geliyor gibilerinden.
Şimdi zaten o artık iyice ayyuka çıktı.
Öyle bir ayırım bile kalmadı. Artık Hollywood şirketleri de televizyon yapımlarına yatırım yapıyor.
Yapacak bir şey yok. Sinema oraya doğru kayıyor.
Ve tabii bir de son zamanlarda arkadaşlar artık son bir yılda bir buçuk yılda diyeyim bu hani başımızdaki pandemi sorunu tabii ki Covid-19'un tüm dünyada yarattığı tüm alanlarda yarattığı diyelim korkunç.
hem yıkım hem kötü yöndeki etkilemeden de işte şimdi iyi yönde diyeceğim yanlış anlamayın ama tabii iyi yönde etkilediği mecralar da oldu.
İşte televizyon yayıncılığı ve sosyal medyanın da tabii bu kadar patlamasının da sebeplerinden bir tanesi herkesin artık evine hapsedilmek zorunda kalması elbette.
Sinema salonları kapanınca hepimiz daha çok televizyon yapımlarına ister istemez ilgi duyduk ve bu da Televizyon sinemacılığının gelirini ve gördüğü ilgiyi arttırdı tabii ki.
Neyse kondan uzaklaşmayayım.
Yani Oscar dünyası eskisi gibi değil.
Biraz artık farklılaştı.
Hem televizyonlara daha fazla ilgi duymaya başladı Oscar.
Ve aynı zamanda da bu ana akımdaki Marvel, DC filmlerine de çok sıcak bakmadığı için genel izleyici kitlesinin daha az bildiği filmler, çok da geniş kitlelerin izlemediği filmler Oscar
'larda daha çok boy göstermeye başladı.
Ve genel izleyici kitlesinin de geçmiş yıllardaki yani geçmiş dönemlerdeki diyeyim yıllardaki demeyeyim işte 2000'ler öncesindeki genel izleyici kitlesinin Oscar'lara ilgisi biraz azaldı.
Çünkü görmüyor yani hani geniş izleyici kitlesinin görmediği filmler Oscar'larda daha çok boy gösteriyor daha çok anılıyor.
O yüzden Oscar'ın eski şeyi yok.
Yani neşesi de yok, eski kalitesi de yok aslına bakarsanız.
Eski o renkli tarafı da yok.
Sineması olarak daha az önem sunmaya başladı Oscar'lar.
Hatta... Şöyle diyebiliriz ki eskiden de Oscar popüler bir şeydi dediğim gibi ve işte reklam dünyası, televizyon dünyası o hani famous dediğimiz hani böyle o meşhurların, meşhurluğun ya da magazinin nabzını
tutan bir organizasyonda eskiden.
Şimdi daha da öyle olmaya başladı.
Daha çok insanlar kılık kıyafeti konuşuyor.
Ah Scarlett Johansson orada mıydı?
Hugh Jackman sunacakmış bu sene falan gibilerinden böyle.
Çok daha böyle neşeli, daha eğlenceli.
magazin dünyasının daha da fazla nabzını tutan bir yer olmaya başladı Oscar.
O nedenle hani Oscar'dan soğuyanlar da var.
Hani böyle sadece bir sosyal medya paylaşımı gibi görenler de var.
Öyle eğlencelik bir şey olarak görenler de var.
Yani geçmiş yıllarda dediğim gibi 2000'ler öncesinde genel izleyici kitlesinin Oscar'lara olan ilgisi gerçekten daha fazlaydı ve Oscar'da biraz daha hem Geniş izleyici kitlesi tarafından hem de
entelektüel kitle tarafından daha fazla görünüp bilinip izlenip sevilen filmler Oscar'larda boy gösterirdi.
Ama şimdi hem Oscar yani sinema dünyasının da dediğim gibi yapısı değişti.
Biraz da Oscar'ların da yapısı değişti.
O nedenle benim kendi fikrim değil sadece bu.
Hani ben de öyle düşünüyorum ama genel olarak sinema severler de biraz öyle düşünüyor.
Hani eski tadı yok Oscar'ların arkadaşlar.
Aslında lafı getireceğim nokta o.
Biraz yapı değişti.
Oscar'lar da artık böyle bir gazete haberi gibi, internet sitesi haberi gibi, sinema sitesi haberi gibi bir şey oldu.
Ha izliyoruz bakıyoruz kim bakmış, kim kazanmış, kim kazanmamış.
Filmlerin bir çoğunu...
Hani biz sinema yazarlığı olarak tabii izliyoruz, ilgileniyoruz, biliyoruz kim ne yapmış ne etmiş gibilerinden ama genel izleyici kitlesinin durumu eskisi gibi değil gerçekten.
Bu seneki tabloya baktığımızda benim görebildiğim, benim şimdi izlediğim filmler, izleyemediğim filmler de var.
Hani ne kadar iyi ne kadar kötü bilmiyorum ama şöyle de bir şey söyleyeceğim.
Tam bu seneki şeylere gelmeden önce şunu da belirteyim hemen aklıma geldi.
Geçmişten beri Oscar'ın en çok eleştirilen taraflarından bir tanesi arkadaşlar.
Aslına bakarsanız şu basit...
Oscar kuralıdır yani prensibidir.
Hak eden değil sırası gelen.
Birçok oyuncu, birçok yönetmen...
Harika filmler yapmıştır, muhteşem filmler yapmıştır, sinema tarihine geçen filmler yapmıştır ama Oscar almamıştır ya da en fazla aday gösterilmiştir.
Ve o yönetmenin, o oyuncunun eninde sonunda gelip de çok ahlakasız bir filmle Oscar'a ulaşması gerçekten çok böyle bir eleştiri konusudur.
Hatta insanlar gülmüştür yani ya vere vere burada mı verdiniz gibilerinden.
birçok örnek verebilirim.
Şimdi uzun uzun Oscar tarihi konuşmayacağım.
Bunun üzerine belki başka bir program yaparız ama hani ilk aklıma gelen benim örnek Al Pacino'dur.
Al Pacino sinema tarihinin en büyük oyuncularından bir tanesi.
Ne filmleri var yani saymakla bitmez.
Ve Kadın Kokusu filminde Oscar verildi.
Bir tane Oscar'ı var Al Pacino'nun.
Hani Kadın Kokusu filmi kötü bir film değil ama Al Pacino'nun şeyi içerisinde hani mesela filmografisi içerisinde iyi filmlerden biri bile Diyemeyiz yani öyle söyleyeyim size.
Ama ne dedik? İşte hak eden değil sırası gelen dedik ya.
Geçmişte Martin Scorsese'nin mesela Oscar almaması çok eleştirilmişti.
Yani adamın başyapıt dolu bütün filmografisi.
Birçok başyapıtı var. Ve geldiler The Parted'de Oscar verdiler.
Mesela gayet kötü bir film değil ama gayet vasat bir filmdi.
Onun filmografisi içerisinde.
Bunun gibi çok sayıda örnek var.
Ve bu sene de tabloya baktığımızda biraz daha genç, biraz daha yeni yönetmenler, biraz daha böyle eskiye göre tırnak içinde sönük denebilecek filmlerle dolu bir Oscar listesi var elimizde.
Ama en öne çıkan yönetmenlerden bir tanesi arkadaşlar David Fincher.
David Fincher Monk diye bir film yaptı bu sene.
İzleyen arkadaşlar vardır belki ya da duymamış da arkadaşlar olabilir.
Onlar için kısaca söyleyeyim.
Orson Welles 1941 yılında Yurttaş Kane diye bir film yapmıştı ve Yurttaş Kane sinema tarihinin hala en büyük filmi olarak kabul edilir.
Gelmiş geçmiş en iyi, en büyük filmlerden bir tanesidir zaten de.
En iyisi o olarak kabul edilir.
Sinema tarihinin en iyi filmleri listesinde böyle top sırada, birinci sırada hep Yurttaş Kane vardır.
Onun yapılış öyküsünden biraz bahsedildiği Monk diye bir film yaptı.
Ve David Fincher geçmişten beri ta 90'ların ortasından 90'ların başından beri sinema yapan bir sinemacı.
Ve çok değerli bir sinemacı gerçekten. Muhteşem filmler yaptı.
Seven'lar, Fight Club'lar, The Game'ler, Social Network'lar.
Bir sürü harika filmi var ve artık David Fincher'ın sırası geliyor gibi.
Böyle hep anılmıştır yani eskiden beri hiç David Fincher'ın neden adaylığı yok, neden Oscar almadı diye.
Bu sene David Fincher biraz öne çıkıyor.
No Mad Land, Chloe Zhao'nun filmi çok iyi bir film.
O hani hem en iyi filmde hem en iyi yönetmende aday oldu ve alacak diyenler var yani alabilir diyenler var.
Belki de alır bilmiyorum ben bu arada kendi hani bir sinema yazarı olarak sinema severi olarak tabii ilgileniyorum konuyla ama ben çok fazla Oscar öngörüsünde bulunurum.
Bulunmam pek. Hoşlanmıyorum bundan gerçekten.
Şu çok öne çıkıyor.
Şu almalı. Şu çok iyi gibilerinden bir şey söylemek istemiyorum.
Çünkü gerçekten en iyi film ya da en iyi performanslar almıyor arkadaşlar.
Geçmişten beri bu böyleydi.
Hangisinin sırası geliyor?
O alıyor aslına bakarsanız.
Ve giderek de bu sırası gelen meselesi biraz bulanıklaşmaya başlıyor.
Çünkü artık sinema dünyası...
Çok fazla çatallandığı için, çok fazla dallandığı için işte bir yandan yeni çıkanlar, genç yetenekler, bir yandan televizyon yapımları.
Ha Marvel'lar niye almıyor?
Neden işte Star Wars'un yeni bölümleri Oscar'da boy göstermiyor falan.
İşte Harry Potter'a niye verilmedi gibi muhabbetler.
Böyle 20 senedir çok yapıldığı için artık diyorum 10 senede, son 20 senede iyice bulandı bu iş.
Ben kendi adıma vazgeçtim artık şeyden.
Hani öngörüde bulunmaktan vazgeçtim.
Biraz öne çıkan filmleri anıyorum.
Haa şunlar aldı mı almadı mı acaba diye şöyle kabaca bir bakıyorum.
Onun dışında niye şu aldı niye şu almadı kavgalarından da gerçekten çok yoruldum artık.
Hiç bunun muhabbetini bile yapmak istemiyorum.
Yani onun için size de çok fazla öngörüde bulunmayacağım.
Sadece benim gözüme çarpan birkaç örnekten gitmek istiyorum.
Anthony Hopkins'in The Father performansı var arkadaşlar.
Çok iyi. The Father zaten bu senenin öne çıkan filmlerinden bir tanesi.
Çok güçlü, çok iyi bir film gerçekten.
Father da alabilir diyenler var.
Belki alır, bilmiyoruz.
Dediğim gibi öngörüde bulunmak istemiyorum.
Anthony Hopkins zaten Oscar'lı bir oyuncu.
Çok da değerli bir oyuncu ama bu seneki performansı çok öne çıktı.
Çok konuşuldu. Bir yandan da Gary Oldman'ın Moncton başrol oyuncusu geçmişten beri çok sevilen bir oyuncudur.
Gary Oldman'ın yani nefis performansları vardır.
Çok iyi filmlerde yer aldı.
Ve bir de çok yani çok seçici bir oyuncu da değil şu anlamda.
Her zaman çok iyi performans verir ama böyle klasik gişe filmlerinde de oynar.
Biraz daha böyle entelektüel içerikli, sanatsal içerikli filmlerde de oynar.
Olağanüstü bir oyuncudur Gary Oldman.
Ben hani alsa çok sevinirim.
O da biraz öne çıkıyor.
Gerçekten çok seviliyor. Kadın oyuncularda Frances McDormand, Nomadland adlı filmle aday oldu ve birçok kişi Frances McDormand'ın Oscar'ı alacağını düşünüyor.
Ama geçmişte de Oscar'ı var zaten.
Çok iyi bir oyuncu alabilir.
Biraz daha yeni nesil oyunculardan da Vanessa Kirby, Pieces of Woman diye bir film yaptı arkadaşlar.
Orada oynadı. Çok iyi bir film değil bence.
Ben o kadar başarılı bulmadım.
Ona benzer başka... Çok daha iyi birçok film izlediğimi hatırlıyorum.
Kötü bir film değildi ama çok da iyi bir film değildi bence.
Vanessa Kirby biraz öne çıkan oyunculardan bir tanesi oldu.
Son yıllarda yüzünü çok görüyoruz.
İyi performanslar veriyor.
Çok seviliyor yani. O olabilir gibilerinden düşünüyorum.
Kabaca şöyle listeye baktığımızda Olivia Colman yine geçtiğimiz yıllarda bir Oscar'ı var zaten.
En iyi kadın oyuncu Oscar'ını aldı.
Bu sene yardımcı da belki öne çıkabilir diye anılıyor.
Olabilir bakacağız. Şöyle kabaca yine listeye bakıyorum.
Animasyonda Soul diye bir film var.
O çok öne çıktı. O alacak gibi görünüyor.
Ben de izledim. İyi bir film. Oldukça iyi bir film.
Animasyon için çok farklı adaylar oluyor.
Farklı ülkeden de bazen adaylar geliyor.
Ama çoğunluk yine Hollywood'dan çıkıyor.
Ve animasyon sinemasına bakarsanız çok daha güçlü, çok daha öne çıkan bir tür olacak gibi.
Düşünüyorduk biz yani bu geçmişte yapılan işte Shrekler falan Ice Age'ler çok ilgi görmüştü.
Çok büyük bütçe yapmıştı bu filmler.
Frozen gibi filmler hep hala bütçeleri yüksek.
Hala çok seviliyorlar ama nedense animasyon sinema o kadar da büyük damga vuramadı sinema dünyasına.
Bu biraz şaşırtıcı geliyor bana aslına bakarsanız.
Teknik dallarda da yine en iyi film dallarındaki filmlerin çoğunu görüyoruz.
Yani genelde onlar da teknik dallarda aday olmuşlar.
Ve teknik dallar biraz da şeydir arkadaşlar.
Mesela bir filme verilir. En iyi erkek oyuncu, en iyi işte kadın oyuncu veya senaryo falan böyle belli filmlere verilir.
Bazı filmler, öne çıkan filmler bu ana dallarda ödül alamaz da onlara teknik dallarda böyle hani çok yüzüm işte 2-3 tane de Oscar ona verelim gibilerinden bir denge söz konusudur.
Hep böyle anılır. Ve en iyi filmi alacak olan filme de teknik dallarda da bir şeyler verirler ki 1-2 Oscar'la kalmaz yani.
Hani en iyi film Oscar'ını alan film mutlaka birkaç başka dalda da Oscar almış olması beklenir genellikle.
Sinema tarihinde hep böyle olmuştur.
Yüksek olasılıkla da bu sene de öyle olacak ama zaten arkadaşlar şey en iyi filmi alan filmlerin hani ortak özelliği derseniz, geçmişten beri aslında bakarsanız birçok şey söylenebilir ama şu çok önemli.
Oscar babında Gerçekten hepsi aslında teknik olarak çok iyi filmler oluyorlar.
Ben bugüne kadar ilgilendiğim süre içerisinde de sinema tarihinin geçmiş yıllarına da yaptığım çalışmalarda izlediğim filmlerde hemen hemen her zaman aslında Oscar'da en iyi film ödülünü alan filmlerin hatta
Oscar'da boy gösteren filmlerin hemen hemen hepsinin teknik olarak çok iyi olduğunu görüyorum.
Çok nadir örnekte teknik dalda aldığında eleştirilir aslına bakarsanız.
Çok iyidir. Hepsi çok iyidir.
Kurguları, görüntü yönetimleri, ışık kullanımları, ses efektleri hatta sadece ses işçiliği bile o kadar inceliklidir ki ve bu biraz da aslında Hollywood'un dünyaya kazandırdığı bir şey bir anlamda.
Yani Hollywood hiçbir zaman teknik standartları aşağı düşürmüyor arkadaşlar.
Filmler teknik olarak çok iyi.
Senaryosunu beğeniriz beğenmeyiz ya da...
ilgilendiği konuları, eğildiği konuları ya da politik olarak durduğu yeri pek beğenemeyebiliriz Hollywood'un.
Biraz eleştirebiliriz elbette ama teknik olarak Hollywood'u eleştirmek pek anlamlı değil gerçekten.
O nedenle teknik dallarda çok öne çıkan filmler haricinde hani kime verseler zaten o film hak ediyor.
Hani şu şunu hak etmiyordu diyebilmek için çok fazla cımbızlamak gerekiyor belki de.
Öyle söyleyeyim size ama genel olarak teknik dalları biraz böyle çerez niyetine Oscar'lar gibi görürüz.
Öncelikle Oscar'da 5 ana Oscar'dır arkadaşlar.
En önemli olan. En iyi film, en iyi yönetmen, en iyi senaryo, en iyi erkek oyuncu ve en iyi kadın oyuncu arkadaşlar.
Bu 5 dal. En çok bunlara çoğumuz dikkat ederiz.
Ayrıntılara da bakılabilir tabii yani en iyi görüntü yönetimi de önemli.
En iyi yardımcı kadın ya da erkek oyuncu da önemli.
En iyi yabancı film aslına bakarsanız en önemli dallardan bir tanesidir.
Hani Hollywood dışı dünyanın farklı ülkelerinden gelen farklı dillerde yapılmış.
Hatta bazı yerlerde yabancı dilde en iyi film diye geçer bu dal.
Dünyanın farklı bölgelerinden gelen filmlerin öne çıkmasını sağlayan, onları dünyaya tanıtan son derece önemli bir daldır bu.
Ona da dikkat edilmesi gerektiğini hep geçmişten beri düşünmüşümdür.
Birçok başyapıtı vardır orada.
Hatta bazı yıllarda yabancı dilde en iyi film adayları en iyi film adaylarından bile daha iyidir ki aralarında olanlar da vardır.
Öyle söyleyeyim. Geçmiş yıllarda atıyorum benim hemen ilk aklıma gelen örneklerden bir tanesi Kaplan ve Ejderha filmi.
Çince çekilmiş bir filmdi ve en iyi film dalında da Oscar'a aday olmuştu.
Bunun gibi örnekler de oluyor.
O yüzden yabancı dilde en iyi, en iyi yabancı film Oscar'ı da çok önemli Oscar'lardan bir tanesidir bana göre.
O nedenle şöyle söyleyeyim ana birkaç dalın dışındaki dalların biraz çerez niyetini olduğu ama genel olarak yani sanatsal olarak neredeyse ya hiç demeyeyim daha da çok az diyeyim önem sunan Oscarlar
eskir neşesinde eskir renginde böyle olmasa da yine de sinema dünyasının böyle nabzını tutan az çok ilgi duyduğumuz kim kazanmış kim bakmış diye böyle ilgimizi çeken renkli
neşeli ve bir anlamda da yine sohbetin başında belirttiğim gibi şimdi onu belirteceğim.
Aslına bakarsanız kimin kazandığı kadar kimin kazanamadığında söz konusu edildiği neşeli eğlenceli bir organizasyon ve bu senede bakalım yine aynı şeyi söylüyorum kimler kazanacak kimler kaybedecek.
Evet haftaya tekrar görüşmek üzere arkadaşlar teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
