
yalnız kalmak mı, yalnız hissetmek mi? yalnızlığı yanlış yaşıyor olabilir miyiz?
29 Ocak 2026 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
yalnızlık herkesin hayatına uğruyor ama herkes için aynı anlama gelmiyor. bazen kaçtığımız bir yer oluyor, bazen ilk kez nefes alabildiğimiz bir alan. bu bölümde yalnızlığın ne zaman iyileştirdiğini, ne zaman yaraladığını; tek başına olmakla yalnız hissetmek arasındaki farkı birlikte kurcalıyoruz.
Transkript
Bölümün başına şöyle havai fişek efektleri falan istiyorum aslında.
Çünkü uzun zamandır konuşmak istediğim, ben bunu konuşacağım, ben bunu konuşacağım dediğim konu şu an masada arkadaşlar.
Bugün yalnızlığı konuşacağız.
Ama yalnızlığı konuşurken şunu baştan netleştirelim.
Bu bir dertleşme bölümü değil, bir yalnızlar kulübü de değil.
Yani hani omuz omuza verip...
Kimse bizi anlamıyor diye iç çektiğimiz yer değil burası.
Burada daha çok şu sorunun peşindeyiz.
Yalnızlıkla benim aram nasıl?
Seviyor muyum? Katlanıyor muyum?
Yoksa kalabalıkta bile ondan kaçmaya mı çalışıyorum?
Çünkü yalnızlık bazen bir eksiklik değil bazen de üstüne fazla anlam yüklediğimiz bir hal.
O yüzden gel dramatize etmeden, romantize de etmeden bir duralım, bir bakalım.
Ne bu yalnızlık ve bizden ne istiyor?
Biz ona ne yüklüyoruz?
Dur bir bakalım. Yalnızlık hepimizin hayatına uğruyor ama herkesin
yalnızlığı aynı kapıdan içeri girmiyor.
Bazıları için yalnızlık kaçmak, bazıları içinse ilk defa nefes alabildiği bir yer.
Şimdi bir düşün en son ne zaman tek başına kaldın?
Ama gerçekten tek başına.
Telefon elinde değilken, bir şey dinlemiyorken, bir yere yetişmiyorken.
Eğer bu soruya cevabın...
Hatırlamıyorumsa hoş geldin.
Bu bölüm tam sana göre.
Yalnızlık çoğu insana korkutucu gelir.
Çünkü yalnızlık sessizlik demek.
E sessizlik de insanın kendisiyle karşılaşma ihtimali.
Ve dürüst olalım kendimizle karşılaşmaya pek hevesli bir tür değiliz.
O yüzden yalnızlığı genelde şöyle tarif ediyoruz.
İşte bir canım sıkılıyor.
Bir boşluk var içimde sanki.
Yani bir şey eksik gibi.
Değil mi? Yani böyle dediğin bir anda fark et ve bir bak bakalım.
Bu his gerçekten yalnızlık mı yoksa ilk defa kendinle durduğun için mi böyle geliyor?
Yalnızlık ne zaman iyileştiriyor, ne zaman yaralıyor?
Yalnızlık neden bazen kaçtığımız, bazen de özlediğimiz bir yere dönüşüyor?
Ve en önemlisi yalnız kalabilmek gerçekten bir beceri mi?
Yalnızlık kötü bir şey değil ama tek başına taşınamayacak kadar ağır hissettirdiğinde bilmek lazım bu dünyanın en normal duygusu.
Bugün... Bu alanı birlikte keşfetmeye başlamışken şimdi sana enteresan bir bilgi vereceğim.
Emory Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre...
Hangi araştırma acaba? Türkiye'de insanların %43'ü kendimi yalnız hissediyorum diyormuş.
Yani neredeyse iki kişiden biri.
E bu yalnız hissedenler 3 saat boyunca Instagram'da yalnız hissederek dolaşıyor desem peki?
Çok da haksız sayılmam galiba.
Yani yalnızız ama fiber internete bağlı bir yalnızız.
Orada bir anlaşalım. Yalnızlık dediğin öyle...
eski usul değil artık.
Bir de Harvard'ın bir Adult Development Study'si var ve 80 yıllık bir araştırma bu.
Ve bize diyor ki en mutlu insanların ortak özelliği sosyal bağlarının kariseli olmasıymış.
Ama Bizim jenerasyonun yalnızlığı akademik araştırmalardan daha komik bir yerden geliyor.
Herkes yan yana ama kimse birbirine temas etmiyor.
Yalnızlıkla baş etmenin yolları diye blog yazıları falan var biliyor musun?
Ya şimdi iyi de kardeşim yalnızlıkla baş etmek için insanların yaptığı tek şey neden?
Soğuk duş al önerisine gelmek.
Ben yalnızım niye donarak öleyim?
Yalnızlıkla ilgili kaynak taraması yaparken ilginç bir bilgiye rastladım.
Az öncekinden ilginç olmasın.
Bence senin de dikkatini çekecek.
2019'da Journal of Social Psychology'de çıkan bir araştırmaya göre insan yalnız olduğunda zihinsel olarak daha çok abartıyormuş.
İşte bu başına gelen hikayeleri büyütmek olsun, duygularını büyütmek.
Yani yalnızlık büyüyor ama odanın metrekaresi hep...
Aynı mı? Aynı yani.
Ya insan yalnız kaldığında iki şeye dönüşüyor bence.
Biri geçmişin kırıkları, diğeri geleceğin hayaletleri.
Aaa bir dakika.
Duygusal'a bağlamıyorum.
Modern yalnızlık var ve bunu konuşmamız lazım.
Yani çünkü insanlık tarihinin hiçbir döneminde bu kadar insan birbirine bu kadar yakın olup hiçbir dönemde Bu kadar uzakta olmadı.
Bu da insan psikolojisi için çok garip bir denklem.
Yani bu kalabalık içinde yalnızlık dediğimiz şey bildirim sesinin varlığına karşı temasın olmaması.
Yani modern insan yalnızlığının üstünü ekranla, kronik meşguliyetle kapatmayı öğrendik bir kere.
Yani yalnız değilmiş gibi yaparak.
Yalnızlıkla yüzleşmemek için herkes kendini meşgul ediyor ama kimse neyle meşgul olduğunu da bilmiyor.
Hepimiz duygularımızdan kaçarken adeta bir koşu bandına binmiş gibi değil miyiz?
Koşuyoruz koşuyoruz ama kat ettiğimiz bir mesafe yok.
Şimdi anladığımız kadarıyla bu yalnızlıktan korkma mevzusu ortak bir yara hepimiz için.
Herkes dışarıdan böyle cool, ben kendi kendime yatan bir bireyim pozlarında ama odasına girip ışığı kapattığında herkes için gerçek işte orada başlıyor.
Niye korkuyoruz yalnızlıktan?
İnsan yalnız kalınca kendi iç sesini duyar ama o iç ses maalesef bir TRT spikeri gibi sakin ve tane tane konuşmaz.
Daha çok panik halinde gün sonu raporu veren muhasebeci gibi konuşur.
Bir düşün girinin odana tek başına.
İlk 30 saniye iyi gibi değil mi?
Sonra bir anda geliyorlar.
Geçen hafta o mesajı neden öyle attın?
Ya bu hayat hep böyle mi kalacak?
Bak yine hata yaptın.
Ya kimse seni gerçekten anlamıyorsa?
İşte bu. Yalnızlık korkusu dediğin şey dış mekan değil iç mekan korkusu.
Peki yalnızlığı tercih etmek ne demek?
Şimdi burada bir şeyin altını çizelim.
Çünkü onu yanlış yerden okuyoruz bence.
Bazı insanlar diyor ki ben yalnızlığı seviyorum.
Ama çoğu zaman sevdikleri şey yalnızlık değil alan.
Kendi kafalarının içindeki sessizlik.
Kimseye bir şey anlatmak zorunda olmamak.
Bir süre kendini toparlamak.
Buna seçimli yalnızlık deniyor.
Bir de onun tam tersi var.
Zorunlu yalnızlık.
Seçimli yalnızlık kendinle kalmak, dinlenmek, dağılmış olsan bile toparlanmak demek.
Zorunlu yalnızlıksa anlaşılmadığını hissetmek, hiçbir temas bulamamak, kalabalıkta bile kopuk hissetmek.
Yani biri iyi gelirken insana, diğeri de çokça insanı yoran bir şey.
Ve şunu da net söylemek gerekiyor.
Yalnız kalabilmek bir beceri.
Yani çünkü bazı insanlar yalnız kaldığında sakinleşirken bazıları panikliyor.
Fark etmişsiniz, senin de başına gelmiştir muhtemelen.
Yalnız kalınca bir anda zihnin hızlanmaya başlıyor değil mi?
Geçmişi didiklemeye başlıyorsun ya da geleceği abartmaya başlıyorsun.
Ve bir kendine yüklenme hali geliyor.
Bu yalnızlık değil aslında.
Bu tamamen iç sesinle baş edememek.
O yüzden çoğu insan yalnız kalamıyorum diyor.
Ama bunun arkasındaki asıl cümle şu.
Kendimle kalmak zor geliyor.
Ve yalnız kalabilmek nörobilimsel olarak da bir beceri.
Beynimizde bir varsayılan mod ağı var.
Buna İngilizce'de Default Mode Network deniyor.
Yalnız kaldığında aktifleşiyor.
Bir de görev pozitif ağı denen Task Positive Network var.
Bu da iş güç meşguliyet modu diyebiliriz.
E tabi yalnız kalabilen insanlar bu varsayılan mod ağlarını sağlıklı kullanabiliyorlar.
Yalnız kalamayanlar...
Bu ağ aktifleşince kendi zihninden korkuyor.
Tamamen az önce bahsettiğim bazı insanların yalnızken sürekli geçmişiyle kavga etmeleri, hızlıca strese girmeleri ve kendilerini eleştirmeleri de bundan kaynaklanıyor.
Buna nörobilimde negatif otomatik düşünce sprali deniyor ve bu spral yalnızlık korkusunun da biyolojik temelini oluşturuyor.
Beynin otomatik iç konuşma sistemiyle hatıralar geliyor, olan olmayan bir sürü senaryo geliyor ve kaygıyı beraberinde getiriyor.
Ve beyin bize adeta diyor ki hazır boşluktayız gel tüm faturaları aynı anda bir masaya yatırayım.
Yani özetle bence insan yalnızlıktan korktuğu için yalnız kalamıyor.
Yalnız kalamadığı için de kendine dönemiyor.
Sonra da diyor ki ben niye böyleyim?
E kardeşim bir susup kendini bir dinleyemedin ki.
Bir de şu var biyolojik olarak da yalnızlıktan korkmak çok normal.
İnsan türü binlerce yıl yalnız kalırsa ölür mantığıyla yaşamış.
Yani bu koloniler halinde yaşadığımız zamanlara gidin hadi.
Yani insan vahşi hayvana açık, sürüden dışlanmış, savunmasız.
Beyin bugün hala onu sanıyor.
Kaplan yok ama beyin kaplan var zannediyor.
O yüzden de yalnızlık sinyalini tehlike gibi algılıyoruz.
Kalbimiz hızlanıyor, nefes değişiyor, kaslar geriliyor.
Yani pek romantik bir duygu değil.
Daha çok yanlış alarm çalan güvenlik sistemi gibi bir şey.
Peki, yalnızlık ve tek başınalık ayrımını da bir yapalım bence.
Çünkü evde tek başına olmak yalnız olmak değil.
Evde tek başınasın sadece.
Yalnızlık başka bir departman.
Yani tek başınalık bir durum.
Yalnızlık... Bir duygu, çevrede kim olduğu değil, kendine ne kadar yakın olduğununla ilgili bir his.
Düşünelim bir insan tek başına oturuyor, sakin, huzurlu.
Bu yalnızlık değil.
Bir diğeri de kalabalıkta, insanlarla etrafı çevrili ama...
İçi böyle bir eksiklikler silsilesi.
Yani işte yalnızlık orada.
Peki neden bazı insanlar yalnızlığa fazlaca gömülüyor?
Yalnızlık iki ayrı hali.
Yani iki ayrı dili olan bir duygu.
Biri insana iyi gelen yalnızlık.
Doyuran yalnızlık da deniyor.
Bağlamına göre iyileştirici yalnızlık da olarak geçiyor.
İngilizcesi de restorative solitude.
Hani kapıyı kapattığında daralmadığın, aksine biraz genişlediğin bir hal.
Bu yalnızlık kaçmak için değil durmak için seçiliyor.
İçine dönmek, kendine alan açmak, zihnin biraz sakinleştiği...
İç sesin bağırmak yerine sana fısıldadığı bir yer.
Böyle anlarda insan kendini daha iyi düzenliyor.
Duyguları ve yaratıcılığı daha rahat akıyor.
Ve bu yalnızlık doyuruyor bu yüzden zaten aslında bu şekilde.
Çünkü insan kendine yaslanabildiğini fark ediyor.
Bir de yalnızlığın başka bir yüzü var.
İnsanı iyileştirmek yerine yavaş yavaş içeri doğru kapatan bir hal.
O da yaralayan yalnızlık.
Maladaptive isolation.
Bu yalnızlık seçilmiyor.
Başına geliyor. İçinde bir kaçış, temastan, ürküme, incinmemek, yaralanmamak için geri çekilme var.
İnsan ilişkilerden uzaklaştıkça rahatladığını zannediyor ama...
aslında bağ kurma kası da giderek zayıflıyor.
İçine daha çok kapanıyor.
Sessizlik iyice ağırlaşmaya başlıyor ve zamanla insanın kendini daha da yalnız hissetmesine neden oluyor.
O sessizliğin içinde de depresif bir tonun ortaya çıkması da kaçınılmaz.
O yüzden bu mesele yalnız olmak değil, yalnızlığın seni genişletip genişletmediği.
Eğer yalnız kaldığında nefesin açılıyorsa bu yalnızlık sana iyi geliyordur ama Yalnız kaldığında dünya biraz daha daralıyorsa, daha çekilmez bir hal alıyorsa orada bir sinyal var.
Ona bir bakmak gerekiyor.
Kaçış, içe kapanma, ilişkisel korkular yani ilişkiye girme konusunda yaşanan endişeler depresif bir izolasyona sebep oluyor.
Eğer şu an bu anlattıklarım biraz fazla geldi diyorsan bu kötü bir şey değil.
Zaten yalnızlık tam da böyle bir duygu.
Peki bu kadar çok bahsetmişken yalnızlık duygusu...
Bunun neden insanın kendiyle kalabilme halinin ötesinde önemli olduğunu da konuşmamız gerekiyor bence.
Çünkü insanın iç sistemindeki en dürüst sinyallerden biri.
Yani az önce de değindiğim şey yalnızlık hali sessiz ama net bir şey söylüyor sana.
Temasa ihtiyacın var da diyebilir.
Burada bir şey eksik.
Birine, bir yere, bir şeye bağlanamadın.
Bu fısıltılar gelebilir.
İnsanın beyninde sosyal bağlılıkla ilgili bir sistem var çünkü.
Hani açlık, susuzluk gibi.
Sosyal temas da biyolojik bir ihtiyaç.
Yalnızlık duygusu bu ihtiyacın bir alarmı olabilir.
O yüzden... Sağlıklı ilişkiler kurabilmemiz için gerekli.
Sağlıklı yalnızlık dediğimiz şey aslında çok sade bir hal.
Kendinle iki dakika kavga etmeden oturabilmek.
Ne kendini düzeltmeye çalışarak ne kendinden kaçarak.
Yani bilimsel karşılığıyla söylersek sağlıklı yalnızlık beynin tehdit alarmından çıkıp yenilenme moduna geçtiği tek başınalık.
Sağlıklı yalnızlığı ayırt etmenin bazı küçük işaretleri var.
Bunlar dramatik şeyler değil daha çok içeride olan bitenle ilgili.
Zihine seni boğmuyor.
Kendinle konuşma şeklin değişiyor ve bağlanma isteyin.
Körelmiyor. Yani özetle hani bu geçmişin kestikleri durup dururken kanamıyor yani.
Geleceğin hayaletleri peşine düşmüyor.
İçindeki o sert eleştirel ses biraz geri çekiliyor.
Ve sağlıklı yalnızlık dediğimiz şey insanı asosyal yapmaktan ziyade ilişkilerde daha seçici hale getiriyor.
Şöyle bir farkındalık oluşuyor insanda.
Ben kendimle iyiyim artık beni...
küçülten bağlara tutunmak zorunda değilim.
Yani yalnızlık kapıları kapatmıyor.
Sadece yanlış kapılardan içeri girmeyi bırakmanı sağlıyor.
E tabii haliyle bu sağlıklı yalnızlığınla yaratıcılığın ve içgörün de artıyor.
O yüzden sağlıklı yalnızlık biraz da zihinsel bir bahar temizliği gibi.
Gürültü çekiliyor.
İçeride gerçekten ne kaldığını görüyorsun.
Peki şu an... Yaşadığım yalnızlık sağlıklı değilse bunu nasıl sağlıklı hale getirebilirim Ecem diye soracaksınız.
Şöyle bir cümle vardır ben çok severim.
Yalnızlık sen kendini dövmezsen çok güzel bir yer.
Kendini dövmeye başlarsan işte o zaman zindan.
Yalnızlığın sağlıklı bir yere dönüşmesi için 3 şeye ihtiyaç var.
Birincisi iç sesle barış yapmak.
En azından bir ateşkes imzalamak.
Her duyguyu yargılamadan görebilmek.
Bu niye böyle demeden önce bu bana ne anlatıyor diye sorabilmek.
Çünkü yalnızlık kendine sert davranan birine ağır gelir.
İç ses sürekli eleştiriyorsa, küçültüyorsa, yetmedin diyorsa yalnız kaldığında o ses of of of of yani evlere şenlik.
Bu yüzden yalnızlığı sağlıklı hale getirmenin ilk adımı iç sesini bir arkadaş gibi duymaya başlayacaksın.
Yargılamayacaksın. Tokat atan değil de hani böyle koluna giren bir ses.
Ve şunu unutmayacaksın.
Kendine merhamet duyabilen insanın yalnızlığı asla ıssız değildir.
İkincisi kendine alan açmak.
Ama kaçmak için değil kendine yaklaşmak için.
Yalnızlığı bir boşluk gibi değil bir alan gibi görmeye başladığında değişim başlıyor.
Çünkü boşluk korkuturken alansa davet ediyor.
Birçok insan Buna ben de dahilim zaman zaman.
Yalnızlığı doldurması gereken bir çukur gibi yaşıyor.
İşte bu modern insanın yalnızlığından bahsederken söylediğim şey gibi telefonla, ilişkilerle, hani bir iş ve koşturmacayla bir oluşan delikten bahsediyorum.
Ama bir oda gibi düşünmeliyiz bence.
Ne koyacağına.
Neyi sileceğine, kimi içeri alacağına senin karar verdiğin bir oda burası.
Yalnızlığı böyle görmeye başladığında artık kaçtığın bir yer olmaktan daha kolay çıkıyor ve sana ait bir alana dönüşüyor.
Üçüncüsü ise dünyayla bağını tamamen koparmamak.
Yani bugün herkesin kendini oyaladığı sosyal medya dünyasında meşgul olmakla dolu olmak aynı şey değil tabii ki.
Doluluk iyileştirirken oyalanma sadece ertelemeye sebep oluyor.
Yani... Şu soruyu sorabiliyor muyuz acaba diye düşünüyorum.
Şu an gerçekten neye ihtiyacım var?
Birine mi? Bir sevgiye mi?
Bir sarılmaya mı?
Yoksa sadece biraz dinlenmeye mi?
Cevabı dürüstçe duyabildiğinde yalnızlığın seni boğmadığını fark ediyorsun.
Bu yüzden de sağlıklı bir yalnızlığı olan kişi ilişkilerinde bağımlı olmuyor.
Beni tamamlasın diye birine tutunmuyor.
Sevdiği için seçiyor.
Korktuğu için birine tutunmuyor.
Yalnızlığıyla barışık biri seçtiği her ilişkiye kendinden de bir şey getiriyor.
O yüzden iyi bir yalnızlık, iyi bir beraberliğin ön koşulu bence.
Çünkü kendinle oturabildiğin kadar biriyle oturabilirsin.
Kendine tahammül edebildiğin kadar hayata tahammülün olur.
Kendini dinleyebildiğin kadar karşındakini duyabilirsin.
Yalnızlık kötü bir şey değil.
Biz yalnızlıkla kötü konuşuyoruz.
Eğer kendimize biraz alan bıraksak.
Biraz yumuşasak, biraz dinlesek içimizi.
Yalnızlık bizi yaralamaz.
Tam tersine toparlayıcı bir güce dönüşür.
Çünkü bazen insan kalabalıktan değil kendi içindeki sesten yorulur.
Yani büyüttüğün için olabilir içindekileri.
Bazen yorulduğun için ama yalnızlık asla bir ceza değil bir geçiş.
Yalnız hissedebilirsin ama yalnız değilsin.
Yalnızlıkla ilgili bu cümleyi duyunca benim içim rahatlıyor.
Yani... Yalnız hissettiğinde aslında kalbinde bir yer duyulmak istiyor.
Sen kendini duyduğunda bile o his hafifliyor.
Bazen bir arkadaş, bazen böyle bir podcast bölümü, bazen bir gece kendine yaptığın dürüst bir konuşma.
Oradaki hisler seni yarı yolda bırakmaz.
Onlara sahip çıkman lazım.
Şimdi, bura çok sık gelen bir soruya geçiyorum.
Ve bu soru genelde yüksek sesle sorulmayan bir soru.
O yüzden daha çok insanın böyle kafasında dönüp dolaşan bir şey.
Yalnız olan insan sorunlu mu?
Kısacık bir cevabım var.
Hayır. Ama uzunca cevap vermem gerekirse nasıl yalnız olduğuna bağlı derim.
Çünkü problem olan aslında burada yalnızlığa yüklediğimiz anlam.
Bizim kültürde yalnızlık genelde şöyle okunuyor.
Hani bir tuhaflığı mı var bunun?
Hani bir şey var bunda niye yalnız bu yani?
Yalnızlığı hemen bir arıza gibi etiketliyoruz.
Hani sanki insan yalnızsa bir yerleri eksikmiş, bir kusuru varmış.
Ay bu geçim sizin teki falan dedikodu moduna geçersek böyle şeyler de başlayabilir.
Yalnız olan insan sorunlu değildir arkadaşlar.
Kendisiyle kalamayan insan sorunludur.
Ve bu cümle çok şey anlatır.
Olay yalnız olmak değil nasıl yalnız olduğun orada bir durmak lazım.
Çünkü hani o noktada yalnızlık bazen de bir dinlenme alanından çok.
Bir kaçış stratejisi de olabilir.
Önemli bir kavram var.
Bunu söylemeden kapatmak istemiyorum.
Bölümün süresini de çok fazla aşmak istemiyorum ama pozitif yalnızlık dediğimiz bir şey var.
Bir önceki cümlemde bahsettiğim kaçış stratejisiyle bağlantılı olduğu için bundan bahsetmek istiyorum.
Pozitif yalnızlık...
Kimseye ihtiyacım yok demek değil.
Bu bir kaçış stratejisi, bir savunma olur.
Pozitif yalnızlık, bağ kurabilirim ama bağ kurmadan da dağılmam demek.
Yani bu çok başka bir şey.
Pozitif yalnızlığı olan bir insan ilişkilere kendini kapatmıyor.
Tam tersine ilişkide bu onu daha seçici bir haline dönüştürüyor işte.
Beni oyalayan, benim enerjimden, vaktimden çalan insanlarla Olmak yerine bana iyi gelen insanlarla bir arada olayım kafasında oluyor.
Ben bu kafadayım. Kendime de sorduğum zaman nasıl yaşıyorum diye şunları gözlemledim bu insanlarda.
Hani ben kendimle fena değilim.
İyiyim, iyi bir yoldayım.
Ama seçtiği insanlarla da şu anlaşmayı yapıyor bence işlerin içi.
Seninle daha iyi olabilirim.
dediklerini seçiyor.
Bu çok kıymetli bir yer bence.
İnsan yalnız kalabildiği kadar güçlü.
Bunu sonuna kadar savunacağım.
Ama yalnızlığa sığınıyorsa orada güç değil bir korku var.
Evet. Şimdi burada bir duralım.
Çünkü Yalnızlık bazen konuşuldukça anlaşılmıyor.
Sadece hissedildikçe yerini buluyor.
Öyle bir duygu. Bir yerden sonra da insan şunu fark ediyor.
Biz yalnızlığı konuşurken bile onu halledilecek bir şey gibi ele alıyoruz.
Yani hani sanki çözersek geçecek ve hani sanki böyle doğru bir cümleyi bulup kurarsak hop dağılacak.
Ama öyle bir şey değil.
Yani bu 20 küsur dakikadır anlattığım kadarıyla eminim sen de aynı noktadasın, aynı şeyi düşünüyorsun.
Yalnızlığı çözmek zorunda değilsin.
Adını koymak zorunda değilsin.
Hatta oradan bir anlam çıkartman bile şart değil.
Yani hayatın şimdi biraz yavaşça değişi olabilir.
Ne kaçman gereken bir şey ne de tutunman gereken.
Eğer bu aralar yalnızsan bu senden hiçbir şey eksiltmiyor.
Bak. Çok samimi söylüyorum.
Sen eksik değilsin.
Yani bazen kalabalıkta bile kendinle baş başaysa bu da sende bir bozukluk olduğunu söylemiyor.
Bunların hiçbiri tek başına bir şey anlatmaz.
Hikaye hepsi bir araya gelince oluşur.
Bu sadece insan olmanın sessiz tarafı.
Bu konuşmayı burada bırakıyorum.
Çünkü bazı konuşmalar bir süre seninle yürüdüğünde anlamlı oluyor.
Ben buradayım.
Sen de oradasın ve iyi ki bu böyle.
Haftaya görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
