
Sabır çoğu zaman bir erdem gibi anlatılıyor ama önce bir şeye bakmamız gerekiyor. Bu bölümde beklerken zihnimizde neler olduğunu konuşuyoruz.
Transkript
Göksel'in şarkısının adı neydi ya?
Sabır sabır ya sabır diye.
Sabır Göksel yazınca o şarkının adı gerçekten sabır mı?
Oha gerçekten sabırmış.
Ne diyor? Canımdan bezdim.
Öyle öyle beterim. Oyuncak oldum ellerindeyim.
Yok benim bahsedeceğim sabır bu değil.
Sabırla ilgili şarkı sözleri bakalım dur.
Sabırla ilgili şarkılar.
Bakalım ne çıktı? Sabır İlahisi mi?
Peki. Okey yani en akla yatkın olanı sanki Tarkan'ın Sabret'inde ne geçiyor?
Ama bu şarkının gerçek adı tabii ki İnci Tanem.
Sabret İnci Tanem bekle beni ümidimiz muradına erecek sabret.
Yani sen ne yazdın be adam diyesi geliyor insanın.
Sığınıp anılara bu hasrete dayanırız elbet.
Ümidimiz muradına erecek sabret.
Sene 96. Beyefendi 96 senesinde bu kadar romantik olmak biraz 2026 yılında ki eceme haksızlık değil mi?
Sözlerine baktım iki şarkının da birer sene arayla çıkması ve 90'ların ikinci yarısında olması Türk popunun 90'ların ikinci yarısında sabır konusunu işlediğini düşündürtmüyor
değil. Şimdi buraya kadar geldiysen eğer seni tebrik ediyorum.
Benim sabır kelimesinden yola çıkıp oradan oraya savrulmamın klasik bir ecem savruluşuyla eşlikçim oldun.
Evet enteresan bir şekilde...
Hiç tahmin etmediğim üzere sabırdan bahsedeceğiz.
Şimdi şarkı sözlerinden aranıyoruz ve öncelikle sabır kelimesinin etimolojik kökenine bakıyoruz.
Arapça kökeni sabır olarak geçiyor.
Anlamı dayanma, tahammül etme, sebat etme ve sabırlı olma demek.
Türkçe'ye de Osmanlı Türkçesi aracılığıyla özellikle dini ve tasavvufi metinlerde sıkça kullanılarak geçmiş.
Kısaca sabır kelimesi zorluklara veya sıkıntılara rağmen metanet gösterme, tahammül etme anlamını taşıyor.
İşte bu yüzden oturduğum mikrofonun başına paylaşmak istedim.
Çünkü bununla ilgili bir makale okudum.
Yanır mısın? Bence inanmalısın benim artık makale okuduğuma.
Çünkü ben gerçekten okuyorum.
Makalede sabrı...
Soyut bir erdem gibi değil, çok somut bir psikolojik mekanizma olarak inceliyor.
Şimdi ben burada bahsederken ünlü düşmesi yapacağım bazı yerlerde.
Belki bazı yerlerde yapmayacağım.
Lafın akışına göre olacak.
Lütfen buralara takılmayın.
Ben bir TRT spikeri değilim.
Sabır deyince akla ne geliyor?
benim direkt beklemek geliyor ve beklemek dediğimiz aslında gündelik hayatın çok sıradan bir parçası gibi görünüyor.
Fakat psikolojik olarak baktığımızda bekleme anları insan zihninin en kırılgan olduğu anlardan biri.
Çünkü beklemek demek kontrolün askıya alınması demek ve insan zihni kontrol edemediği şeylerle karşılaştığında bunu tolera etmekte çok ama çok zorlanıyor.
Sonda söyleyeceğimi en başta söyleyip bu sonuca nasıl geldiğimi anlatacağım.
İnsanları yoran şey beklemek değil, beklerken zihnin yarattığı senaryolar.
Hadi gel birlikte. Bunlara bakalım.
Okuduğum araştırmanın adı Patiently Waiting The Role of Trade Passion During Stressful Waiting Periods Araştırmanın amacı sabırlı insanların belirsizlik içeren bekleme süreçlerini daha
az kaygı ve daha iyi duygusal durumla yaşayıp yaşamadığını anlamak.
Bu araştırma kişilik özelliği olarak sabrı yüksek olan insanların stresli bekleme süreçlerini daha iyi duygusal durumla ve daha az sağlıksız baş etme yöntemleriyle geçirip geçirmediğini
test ediyor. Açıklamaları araştırmanın linkinde ayrıca bırakırım.
Olmazsa sosyal medya paylaşımlarında da link olarak veririm.
Şimdi araştırmacılar insanları farklı bekleme durumlarına yerleştiriyor.
Biraz da araştırmanın nasıl işlediğine değinmek istiyorum.
Bazen bir zeka testi sonucu, bazen sosyal beceri değerlendirmesi, bazen de sağlık riski gibi durumlara sokuyorlar insanları ve katılımcılar o an bekleme durumunda ne hissediyor?
Endişeleri ne kadar yükseliyor?
Pozitif veya negatif duyguları nasıl değişiyor?
Yani zihinsel olarak ne kadar meşgul oluyorlar?
Çok basit ama çok derin bir soru soruyor.
Beklemek zorunda kaldığımız o belirsiz anlarda neden bazı insanlar dağılırken bazıları sakince durabiliyor?
Belirsiz an derken mesela işte bu bir iş başvurusunun sonucunu beklemek de olabilir.
Yaptırdığın bir kan tahlilinin, sağlık testinin sonucunu ya da birinin mesajına geri dönmesini istediğin ve beklediğin birinin cevabını beklemek gibi gibi.
Araştırma bunu kanıtlamak için katılımcıların farklı başa çıkma stratejilerini de ölçüyor.
Dikkat dağıtma, bastırma gibi yöntemler aslında daha fazla stres yaratıyor ama sabırlı bireyler bunu...
Çünkü onlar zihinsel esnekliğe sahip.
Dikkatlerini başka yöne yönlendirebiliyorlar, duygularını yönetiyorlar ve beklerken hayatlarını idame ettirmeye başarabiliyorlar.
Bu keşif çalışması ve 3 tekrar çalışmasında katılımcılar önce sabır düzeylerini ölçen bir anket dolduruyor.
Ardından belirsizlik içeren bir bekleme durumuna sokuluyor.
Bu bekleme durumları az önce bahsettiğim gibi işte bir sosyal beceri sonucu, Kaz testi sonucu ya da sosyal beceri sonucu olabilir.
Bekleme sırasında da ölçülen değişkenler 4 tane.
Bastırma, dikkat dağıtma, pozitif ve negatif duygular ve endişe.
Ve yani bunu ölçmek için yaklaşık 1800 kişiyle 4 ayrı deney yapıyorlar.
Bir keşif ve 3 tekrar çalışması derken bunu kastetmiştim.
Bir düşünelim yani kendime de bu söylediklerim.
Fakat o anı yaşadın.
Telefonu bırakıp tekrar eline aldığın işte mesaj geldi mi acaba diye baktığın ya da beklediğin bir mail, bir sonuç, bir haber.
Aslında hayat akıyor hayatın bir şekilde devam ediyor ama senin içinden bir parça o bekleme anında böyle asılı kalıyor gibi.
Tam olarak bu anı incelediği için bence bu araştırma önemli.
Çünkü yüzeysel bir yerden hani insan neden sabırsız gibi değil.
çok daha derin bir yerden soruyor.
Beklemek neden bazı insanları içeriden kemirirken bir fare gibi bazıları Bunu sakince nasıl taşıyor?
Araştırmacılar burada sabrı bir karakter özelliği olarak ele alıyorlar.
Yani o an sabırlı davranmak değil de zaten yapın gereği sabırlı olup olmamak.
Ve bunu anlamak için insanları gerçek hayatta yaşadığımız o küçük ama yoğun anların içine yerleştiriyorlar.
Şöyle düşün sana diyorlar ki bir teste girdin sonuçların birazdan açıklanacak.
Aslında ortada gerçek bir sonuç yok.
Ama sen bilmiyorsun ve o birazdan kelimesi var ya işte bütün hikaye orada başlıyor.
O bekleme süresinde insanların ne hissettiğine bakıyorlar.
Kalbi hızlanıyor mu? Zihnin hemen senaryo yazmaya mı başlıyor?
Ya kötü çıkarsa vesvesesi?
İçinden geçen o ses ne kadar yükseliyor?
Ve çok ilginç bir şey oluyor.
Aynı odada, aynı bekleme süresinde, aynı belirsizlikte olan insanlar bambaşka iç dünyalar yaşıyor.
Bazıları gerçekten bekliyor yani bunu başarabiliyor ama bazıları...
Aslında beklemiyor. Zihninin içinde onlarca ihtimali yaşamaya başlıyor.
Bir tıbbi test sonucunu bekleyen iki kadın düşün.
Biri uykusuz geceler geçirir.
Sürekli endişelidir.
Yani kafaya o testin nasıl sonuçlanacağını takmıştır.
Diğeri ise çok fazla düşünmeden hayatına devam eder.
Bu iki insanı ayıran şeyin ne olduğunu bu araştırma çözüyor.
Birazdan biz de yanıtını bulacağız.
Araştırma dediğim gibi iki aşamalı ve hepsini birleştirip araştırmanın sonunda mini bir meta analiz yapıyorlar.
İnsanların o sırada ne kadar endişe ürettiğini, ne kadar kaygıya kapıldığını, pozitif ya da negatif duygularının nasıl değiştiğini takip ettikten sonra bu deneyleri daha da gerçek
hale getiriyorlar. Bunu sadece bir zeka testi olmaktan çıkarıp sağlıkla ilgili bir sonuç kişisel değerlendirme hatta insanların gerçekten kendi hayatlarında yaşadıkları
hani bekleme anlarını hatırlamalarını istiyorlar.
Yani bu sadece bir laboratuvar oyunu olmaktan çıkıyor.
Hayatın ta kendisine dönüşüyor.
Ve ortaya çıkan şey çok net.
Sabırlı bireyler beklerken kaygıya teslim olmuyor.
Onlar bekleme sürecini bir çatışma alanı ya da bir savaş alanı olarak görmüyorlar.
Aynı zamanda bence en önemlisi şu kaygıyı bastırmıyorlar.
Umursamıyor da değiller.
Yani kaygı tabii ki üretiyor olabilirler ama sadece zihinlerini o döngüye teslim etmiyorlar.
Bekleme anı onlar için bir durdurulmuş zaman değil.
hayatlarında devam edecekleri bir yaşama anından ibaret oluyor.
Zihinleri o bekleme süresini ele geçirmediği için biraz önce sorduğum iki kadın arasındaki farkın cevabı da buydu.
Şunu söylemek çok mümkün.
Beklemek zor değil.
Gerçekten değil. Yani zor olan beklerken kendinde ne yaptığını fark edebilmek.
Kendini kaybetmeden, zihnini ele geçirmeden o belirsizliğin içinde durabilmek.
Peki biz sabrı nasıl tanımlıyoruz?
Şu an bunu dinliyorsun ve sonuna kadar sabrederek atlamadan dinleyeceğini umuyorum.
Dinliyorsun değil mi? İstatistiklerde görüyorum.
%30 introyu atlıyor.
Yani bu da bir gösterge aslında.
Biraz sabırsızız. Sabır aslında şu.
Zihninin belirsizlik karşısında ürettiği gürültüyü yönetebilme kapasitesi.
Bu yüzden araştırmada sabırlı insanların bir şeyi daha iyi yaptığı görülüyor.
onlar sadece daha az kaygılanmıyorlar.
Aynı zamanda dikkatlerini nereye yönlendirebileceklerini de yönetiyorlar.
Yani hayata devam etmek dediğim şey de bu.
Yani bu süre boyunca bekleme süresini onlar hayatlarını askıya alarak geçirmiyor.
Sadece bu da yaşamın bir parçası.
diye görüyorlar. Diğer tarafta da şöyle bir şey var.
Bekleyen değil. Beklerken kendini yiyip bitirip tüketen bir zihin.
Sabır doğrudan iyi hissetmek değil.
Bence önce başka bir şeyi değiştiriyor.
Ve en çarpıcı sonuç da bu.
Zihinsel döngü.
Yani fark tamamen bu.
Olay değil. Olayı değil.
Bekleme sürecini yönetme biçimi.
Yüksek kişilik olarak sabır daha az stres, daha az negatif duygu, daha sağlıklı baş etme ve daha iyi bir genel iyi oluş hali getiriyor.
Peki beklemek neden zor?
Evet bazen zor olabilir çok çok çok beklediğin bir şeyin sonucunu almak için beklerken değişik hallere giriyoruz.
Araştırma burada da çok önemli bir şey söylüyor buna da değinmiş.
Belirsiz bekleme süreçleri çok yüksek kaygı yaratıyor.
Hatta bazen klinik ansiyete seviyesine yaklaşabiliyor.
Çünkü bu süreçte insan beklerken kontrolü elinde tutamıyor ya.
Geleceği de bilmiyor. Zihni sürekli gerçek olmayan senaryolar üretiyor.
Ve beklerken insan temelde iki şey arasında kalıyor bence.
Biri iyi olacak diye umut etmek.
Diğeri ise kötü olabilir diye kendini hazırlamak.
Yani iki farklı uçta.
Ve aynı zamanda...
Burada bir bilinmezlik, bilgi eksikliği olmak için de bununla yaşamak zorunda kalmak.
Araştırma bunu çok güzel anlatıyor.
Zamanla mücadele konusunu.
İnsan olarak hepimiz tabii ki sonucu öğrenmek isteriz.
Ama süreç zaman alır.
Yani bekleme sadece duygusal değil.
Aynı zamanda zamanla da bir mücadele.
Sabır az önce tanımladık ama literatürdeki tanımına da baktığımızda şöyle bir şey olduğunu görüyoruz.
Engellenme, zorluk veya acı karşısında sakin kalabilme eğilimi.
Bu aslında sabrın bir nevi erdemden çok duygulu, düşünceyi ve dikkate organize edebilme kapasitesi olduğunu gösteriyor.
Ve araştırmada özellikle iki kötü baş etme yöntemine bakılıyor.
Birincisi dikkat dağıtma, yani sürekli kendini başka şeylerle oyalamaya çalışmak.
İkincisi de bastırma, yani kaygıyı hissetmemeye çalışmak.
Gerçek o ki bu yöntemler aslında çok daha fazla stres yaratıyor bizim üstümüzde.
Beklemek tereddütsüz bir şekilde herkesi zorlayan bir süreç.
Ama bazı insanlar beklerken kendini kaybetmez.
Daha az düşünmüyorsun.
Sabırlı bir insan olmak senin onu umursamadığını, düşünmediğini göstermiyor.
Sadece daha az saplanıyorsun.
Ve bu küçük gibi görünen fark senin duygunu tamamen değiştiriyor.
Belki de o yüzden bazı insanlar aynı hayatı yaşarken daha az yoruluyor, daha az tükeniyor.
Çünkü onlar hayatın zor kısımlarından kaçmıyorlar.
Ya da onlarla mücadele etmiyorlar.
Sadece o anların içinde kendileri olmayı bırakmıyorlar.
En dürüst yerde burası.
Hepimiz bir şeyleri bekliyoruz.
Bir mesajı, bir sevgiyi, bir onayı, bir sonucu.
Ama asıl soru ne zaman gelecekten ibaret değil.
O zaman gelene kadar senin kendinle ne yaptığın.
Aslında insanların verdiği tepkiyi belirleyen şey durumun kendisi değil.
Durum aynı ama o durumu senin zihninin nasıl işlediği farklı oluyor.
Bu noktada sabırlı bireylerin hani bekleme süresinde daha az kaygı yaşadığını görüyoruz demek biraz yüzeysel kalabiliyor.
Daha derine indiğimizde sabırlı bireylerin kaygıyı üretme biçimlerinin farklı olduğunu görüyoruz.
Özellikle İngilizce'de de worry olarak adlandırılan kelime yani zihinsel olarak olumsuz senaryolar üretme eğilimi sabırlı bireylerde çok belirgin bir şekilde daha düşük.
O yüzden insanı yoran şey çoğu zaman olayın kendisi.
Kendisi değil o olay gerçekleşmeden önce zihninde defalarca yaşanması, senin kendine o durumu, olayı nasıl yaşattığın.
Araştırmada bunu çok güzel gösterdiği için bu zihinsel esneklikleri daha yüksek olduğu sabırlı insanların bekleme anlarını daha rahat tölere edebildiğini anlatıyor.
Önemli bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmek lazım.
Sabır kesinlikle pasif bir özellik değil.
Yani hiçbir şey hissetmemekten ziyade o duygunun içinde kaybolur.
olmamak demek. Sabırlı bireyler kaygıya teslim olmuyor, bekleme sürecinin bir çatışma alanı görmüyor derken de bundan bahsediyordum.
Biz gerçekten neyi bekliyoruz?
Kendini kaybetmeden, zihnini ele geçirmeden o belirsizliğin içinde ne kadar durabiliyoruz?
Zor olan beklerken kendinde ne yaptığını fark edebilmek derken de en kritik nokta sabrın doğuştan gelen bir kader olmadığını bilmek.
O bir kapasite. Öğrenilebilir.
Çünkü Beklemek aslında herkesin yaşadığı bir durum.
O bekleme sürecinde zihnimizin bize ne yaptığını fark etmek hayatı daha az yorucu ve daha yaşanır kılıyor.
Bazen küçük bir mesajın gelmesini beklerken bir günümüzün geçtiğini fark ediyoruz ya, belki de bekleme alnını kaybetmeden yaşamak kendi içimizdeki küçük zaferleri kazanmakla ilgili.
Çünkü hayatın kendisi bize öğrettikleriyle, beklemeleriyle ve sabırla şekilleniyor.
Artık beklerken kendine şöyle sormayı denesene bir.
Bu an bana ne öğretiyor ve ben bu süreçte kendimle ne yapıyorum?
Ve şunu hatırla. Beklemek bizi tüketmek için değil, bize kendimizi tanıma fırsatı sunmak için var.
Bugün Türkiye'de insanlar sadece bir şey beklemiyor.
Aslında herkes bir şeylerin düzelmesini bekliyor.
Ekonomi düzelecek mi? Hayat biraz daha kolaylaşacak mı?
Gelecek biraz daha öngörülebilir olacak mı?
Çünkü bugün içinde yaşadığımız şey sadece bireysel bir sabırsızlık değil, toplumsal bir belirsizlik hali.
Araştırmalar da bunu söylüyor.
Türkiye'de psikolojik esenlik uzun süredir düşüşte ve hatta bu durum verimsiz mutsuzluk rejimi olarak tanımlanıyor.
Yani insanlar ne tamamen çökmüş durumda ne de gerçekten iyi.
Ama sürekli bir arada kalmışlık, sıkışmışlık hissi var.
Bir yandan ekonomik baskı, enflasyon, geçim kaygısı.
Bir yandan yarın ne olacak sorusunun net bir cevabının olmaması.
Ve belirsizlik sadece cebimizi değil, zihnimizi de yoruyor.
Çünkü belirsizlik zihnin en sevmediği şey.
İşte tam bu yüzden bugün sabır sadece bir erdem değil, bir hayatta kalma becerisi.
Ama burada kritik bir fark var.
Sabır beklemek değil, beklerken kendini kaybetmemek.
Çünkü aslında hepimiz bir şeyleri bekliyoruz.
Bir mesajı, bir ilişkiyi, bir fırsatı, bir iyi olacak anını ama belki de hayatın en kritik sorusu şu.
O gelene kadar sen kendinde ne yapıyorsun?
İnsanları yoran şey beklemek değil, beklerken zihnin yarattığı senaryolar derken bugün bu bölümün sonunda kendine şunu sorabilirsin.
Ben gerçekten neyi bekliyorum ve beklerken kendime ne yapıyorum?
Çünkü hayat sadece sonuçlardan ibaret değil.
Beklediğin o aralarda da yaşanıyor.
Ve en büyük dönüşüm bir şeyin gelmesiyle değil.
Senin o gelene kadar kendinde kalabilmenle başlıyor.
Şimdi derin bir nefes al.
Ben de alacağım. Belki o mesaj gelmedi.
Belki o sonuç hala açıklanmadı.
Belki hiçbir şey henüz değişmedi.
Ama sen o bekleyişin içinde kendini kaybetmedin ve en büyük ilerleme bugün kendine vereceğin en büyük cevap bu.
İşte bu yüzden bugün iyi ki buradaydın, iyi ki dinledin.
Haftaya yeni bölümü bekleyene kadar sabretmen dileğiyle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
