
sabah kendine ne söylüyorsan hayatın oradan başlıyor
19 Mart 2026 · 9 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde, Mel Robbins’in sabah pratiğinden ilhamla, güne nasıl başladığının hayatla kurduğun ilişkiyi nasıl değiştirdiğini konuşuyoruz. Dinledikten sonra kendine ilk ne söyleyeceksin, merak ediyorum. Instagram'da takip etmeyi unutma :)
Transkript
bir demetle geldim bugün.
Çok enerjiyim. Çok heyecanlıyım.
Çünkü bir süre önce dinlediğim farklı bir podcastten uygulamalı olarak da yararlandığım ve sizlere anlatmak için can attığım bölümü nihayet
kayda alıyorum. Çok seveceğinize eminim.
Bendeki etkilerini gördükçe daha fazla insana ulaştırabilmenin mutluluğuyla bölümü hemen Başlamak istiyorum.
Öncelikle sana bir sır vereyim mi?
Kısık sesle mi söylesem acaba bunu diyeceğim de.
Neyse iki kulağınızı da açıp beni dikkatle dinlediğinizde emin olduğum için normal ses sonunda devam ediyorum.
Sabah kendinle kurduğun iç ses günün geri kalanında hayatla kuracağın ilişkiyi belirliyor.
Bunu biliyor muydun? Sana bir şey sorarak.
Devam edeceğim ama cevap vermek zorunda tabii ki değilsin.
Hatta mümkünse sadece bir an dur ve hisset.
Sabahları gözünü açtığın ilk an ne oluyor?
Telefon mu geliyor aklına?
Yapman gerekenler mi?
Yetişmen gereken bir hayat mı?
Yoksa daha gözünü açmadan bedenin hafifçe geriliyor mu?
sabah artık bir saat değil.
Bir yük haline geldi.
Ve kimse bunu yüksek sesle söylemiyor ama sabahlar aslında günün geri kalanının fragmanı gibi.
Nasıl başlarsan o hal gün boyunca seninle geliyor.
Bugün bu yüzden sabahları konuşuyoruz.
Ama işte erken kalk.
Şöyle motive ol. Aman aman böyle verimlilik naraları atmayacağım.
Daha yumuşak bir yerden ve daha gerçek bir yerden her zaman olduğu gibi konuşacağız.
Çünkü Şunu fark ettim.
Hayat bir önceki bölümde de söylediğim gibi bize iyi niyetimize göre davranmıyor.
Ne kadar çabaladığımıza da bakmıyor.
Hayat biz hangi halde uyanırsak oradan bize karşılık veriyor.
Bilim buna tabii ki hani...
Sinir sistemi diyor bunun bir karşılığı var farklı farklı alanlarda.
Mesela tasavvufta da buna hal deniyor.
Modern dünyada da iki haftadır konuştuğumuz aura, frekans gibi konular aslında enerji olarak adlandırıyor bunları.
Ama totalinde baktığımızda hepsi aynı şeyi söylüyor.
İnsan içten içe ne yaşıyorsa...
Hayatla oradan konuşuyor.
Ve tam burada Mel Robbins diye bir kadın çıkıyor karşımıza.
Onu büyük ihtimalle geçen yaz çok çok sosyal medya paylaşımlarında gördüğünüz yeşil kapaklı bırak yapsınlar teorisi kitabıyla birçoğunuz biliyor olabilir.
Ama onu... Kişisel gelişim gurusu gibi düşünmeni de istemiyorum.
Çünkü Mel Robin sabah insanı değil ve bunu özellikle söylüyor.
Yani alarm çalıp o yaşasın sabah oldu diye zıplayarak kalkanlardan değil.
Yatağın içinde böyle adeta pazarlık yapan birine dönüşüyor ve diyor ki ben yıllarca güne kötü bir ruh haliyle başladım ve bu beni hiçbir yere götürmedi.
Bu cümle... oldukça dürüst ve tanıdık bir yerden geliyor.
Çünkü çoğumuz sabahları yani hepimiz hemen hemen şöyle uyanmıyor muyuz?
Bugün de bir şeyleri yetiştirmeye çalışacağım.
İşte şu toplantım var.
Saat atıyorum. Bir de şurada olmam lazım vesaire.
Hani bunların hepsi bir yığın gibi geliyor.
Üşüşüyor aslında aklımıza.
Daha yataktan kalkmadan belki de.
Ama Mel Robbins bunu fark ettikten sonra kendine küçük bir alan açıyor.
Sadece iki dakika.
Ne bir meditasyon.
Ne bir ritüel var ortada ne de kokulu kokulu tütsüler.
Yok. Sadece 8 cümle.
Ama mesele bu cümlelerin ne olduğu değil.
Mesele insanın kendine sabah ilk ne söylediği.
Gelin bu cümlelere hep beraber bakalım.
Ne ifade ediyor ve biz nasıl uygulayabiliriz.
İlk cümle. Bugün harika bir gün olacak.
Bunu duyunca içimizden bir ses hemen itiraz edebilir.
Ne harikası canım. Ama...
Burada yapılan şey bir iddia değil.
Bunu önce özümsememiz lazım.
Bir tercih, bir yön seçimi gibi.
Beyne şunu söylüyorsun.
Tehlike ara yerine ihtimal ara.
Ve beyin ne aramasını söylersen onu buluyor.
İkinci cümle. Bugün benim için güzel bir şey olacak.
Bak çok küçük bir fark var.
Her şey demiyor. Bir şey.
Hayatı komple düzeltmeye çalışmıyor.
Sadece oradan küçük bir çatlak açıyor.
Işığın sızabileceği kadar yani.
Üçüncü cümle. Bugün ne olursa olsun bununla başa çıkabilirim.
Bu bence 8 cümle arasındaki en şefkatli cümle.
Çünkü çoğu sabah kaygımız ya bugün yetmezsem, yeterli olamazsam kaygısı.
Bu cümle mükemmel bir gün vaat etmiyor ama kendimize dayanıklı olabileceğimizi hatırlatıyor.
Dördüncü cümle. Hayatımda heyecan verici yeni bir dönem başlıyor.
Belki de yeni dönemler büyük kararlarla değil bir sabah kendinle kurduğun başka bir iç sesle başlıyordur gibi bir mesajı var bunun.
Tabii ben podcast'tan direkt çeviri aldığım için bu şekilde size aktarıyorum birebir olması adına.
Ben bunu birazcık kendime göre revize ettim.
Dedim ki Bugün hayatımda heyecan verici yine bir sayfa açıyorum gibi bir revize yaptım.
Ama mesaj aynı olduğu için birebir aynı kelimeleri kullanmak zorunda olduğumu düşünmüyorum.
Sana hangisi gelirse onunla devam edebilirsin tabii ki.
Beşinci cümle ne kadar çok çabaladığım konusunda kendime daha fazla kredi vermeliyim.
Burada biraz durmak istiyorum.
Çünkü kendimize en sert davrandığımız yer burası.
Herkese anlayış.
Kendimize yargı değil mi?
Bunu da yine kendime göre revize ettim.
Dedim ki bugün ne kadar çabaladığımı görüp kendimden yana olmaya devam edeceğim.
Ya da bugün ne kadar çok çabaladığımı görüyorum ve kendimden yana oluyorum.
Gelecek zaman, şimdiki zaman konusunda böyle tereddüdünüz olabilir.
Şimdiki zaman mı kullanacağım, gelecek zaman mı kullanacağım falan diye.
Bu tarz işlerde bazen böyle sorularla karşılaşabiliyorlarmış.
Ben şimdiki zaman kullanmaktan yanayım.
Çünkü hani gelecek zaman hani gelecek.
Gelecek mi ama gelecek mi yani gerçekten?
Önemli olan şu an ve olduğumuz hal diyoruz ya.
O yüzden bence şimdiki zamanla bunları söylemek çok daha etkili.
Altıncı cümle gelişim sürecinde olmama izin var.
Bu cümle özünde diyor ki bitmiş olmak zorunda değilsin.
Toparlanmış olmak zorunda değilsin.
Yedinci cümle ortaya çıkmaya devam edersem.
Hayat beni ödüllendirecek.
Bu bir başarı vaadi değil, bir ilişki vaadi.
Hayatla kurulan bir temas yani.
Ve sekizinci yani son cümle.
Bugün dünyaya sunmam gereken önemli bir katkı var.
Bu ego olarak anlaşılmasın, bu tamamen anlama karşılık geliyor.
Çünkü... insan anlam hissettiğinde yaşamak istiyor.
Mel Robbins şunu söylüyor.
Sabah düşüncelerini ve odağını ele almak için bir fırsat.
Bunu boşa harcama.
Aslında işin özü bu.
Yani sabahları kendimize nasıl konuştuğumuz.
Çünkü belki yarın sabah telefonuna uzanmadan önce iki dakika ayırdığında hayatla konuşmaya başka bir yerden başlayacaksın.
Ben bunları kendime söylerken aynı zamanda Bir defterim var ve ona yazarak çok daha kalıcı bir iz bıraktığını düşünüyorum.
Daha böyle sadece söylemde kalmayıp beynime o mesajı da veriyorum.
Yazılı bir yerde durması sanki onları yapmam gerekiyormuş gibi bir his uyandırıyor bende.
Umarım bu cümleler, bu öneri iyi gelir.
Birlikte düşünmeye devam edeceğiz nasıl daha iyi oluruz diye.
Adım adım bence güzel bir yoldayız.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, buluşmak üzere diyorum.
Ve bu bölüm Arife günü yayınlanacağı için de hepinize şimdiden iyi bayramlar diliyorum.
Mel Robbins'in podcastı bir saat civarı sürüyordu ve tamamen İngilizce olduğu için de böyle bir hani çeviri gibi de oldu açıkçası.
Ama tekrar hani dinlemek isteyenler için bölüm açıklamalarına linkini bırakacağım.
İyi bayramlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
