
neden hep zor olanı severiz? | sevilmekten korkmanın psikolojisi
21 Mayıs 2026 · 15 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde çoktan seçmeli olmayan sorulara cevap arıyoruz.
neden zor olanı isteriz?
neden bizi istemeyen çekici gelir?
kolay sevgi neden sıkıcı gelir?
kolay sevgi neden tehdit gibi hissedilir?
Transkript
Nasılsınız? Umarım, gerçekten umarım herkes iyidir.
Bilmiyorum böyle Mayıs ayı benim için enteresan geçiyor.
Ama halledeceğiz. Dobarlan bırakma kendini diye bir şey vardır bilir misiniz?
Ben böyle en çıkmazda olduğunu düşündüğüm zaman arkadaşlarıma hemen dobarlan bırakma kendini derim.
Kendime de diyorum bu aralar.
Öyle. Değişik bir bölüm olacak bugün.
Bu hafta değişik bir bölüm olacak.
Çünkü benim de üzerine düşünürken böyle korktuğum şeylerle böyle yüzleştiğim, birazcık içsel monologlara gömüldüğüm anlar olmadı değil.
Ama tatlı bir bölüm oldu bence.
Çünkü şey gibi geliyor bana bu.
Ortak bir dünya yaratıyoruz burada.
Bir şeyleri anlamaya...
anlam yaratmaya, anlatmaya çok hevesli bir insan olduğum için paylaşmaya en azından öyle söyleyeyim.
Sanki böyle hani birileri benden tam da o hafta onu anlatmamı bekliyormuş gibi reaksiyonlar alıyorum bölüm sonlarında.
O da bu kolektif bilinçle alakalı bir şey galiba.
Hani aynı şeyleri merak eden, anlamaya çalışan insanların enerjileri bir yerde toplanıyor ve biz Sahibinden İhtiyaçtan podcast'e altında...
Bir araya geliyoruz. Böyle reaksiyonlar almak güzel günün sonunda.
Geçen sene Nisan-Mayıs ayları arasıydı diye hatırlıyorum.
Hep böyle bir zihnime bunu not etmiştim aslında.
İşte podcast'ın birinci yılına özel bir bölüm yapayım diye.
Henüz yapamadım ama geç değil yapacağım Mayıs ayı içerisindeki bir bölüm.
Birinci yıla özel olacak.
Podcast'imizin, kapağı podcast'imizin artık çoğunda konuşmaya başladığıma göre tamam.
Olduk bence. Podcast'ın kapağını değiştirdim.
Onun tasarımını yanlış hatırlamıyorsam Şubat gibi yapmıştım.
Nisan-Mayıs döneminde koymak için.
Geçen böyle o kadar ertelediğimi fark ettim ki bazı şeyleri.
Neden ertelediğim üstüne düşünürken de dedim ki bunu düşünmeyi erteliyorum şu an ve aksiyon alıyorum.
Mesai saatleriydi galiba.
Gerçi mesai saati olsa ne olacak?
Orası da ayrı bir durum. Her şey hazırdı zaten.
Ben bunu değiştiriyorum dedim.
Değiştirdim. Böyle pembiş, tatlış.
Hazırdı zaten fotoğrafı, infografileri, tasarımı falan.
Hepsi hazırdı. Onun Instagram'da ve Spotify'da.
Kapak fotoğraflarını güncelledim.
Onun dışında yani her bölüme özel tasarımlarımız aynı.
Yani her bölüm özelinde her hafta farklı bir bölüm kapağıyla geliyoruz.
Ona devam. Ama podcast'ın genel görünümü çok böyle benim içime sinen bir tasarımdı.
Çok güzel yaptığımı düşünüyorum.
Buradaki gülüşümden.
Anladınız zaten. Yani bej böyle.
Demek ki geçen sene bej hissediyormuşum.
Ve görünmek istemiyormuşum.
Hala görünme konusundaki şu beynimin içindeki durumu çözemiyorum.
Ama bu görülme durumunu birazcık daha aştığımı düşünüyorum.
Kapakta çünkü ben varım fotoğrafta.
İnanır mısınız? Pembiş pembiş.
Demek ki bu sene pembe hissediyorum.
Daha enerjiyim. Pembenin anlamı ne renklerde acaba?
Bakalım. Pembe rengin anlamı nedir?
Ay tamam. Evet tam olarak ben böyle hissediyorum.
31 yaşında bu şekilde hissediyorum.
Sevgi, şefkat, merhamet, nezaket ve huzurun evrensel simgesiymiş.
Tamam bu benim için yeterli.
Şimdi bu bölüm ne yapacağız bu hafta?
Onu konuşalım. Buraları çok uzattıysam uygun yerleri lütfen Ertuğrul kessin.
Onun editoryal gücüne çok güveniyorum.
Çünkü son dinlemeleri çoğu zaman yapamıyorum.
Kayıt %100 ona emanet.
Deyip ona da bir teşekkür edelim.
Şimdi ağır bir soru soracağım.
Hazır mıyız? Hiç sevilmekten korktuğunu fark ettiğin bir an oldu mu?
Kolay sevgi sana garip geliyor.
Zor olansa her zaman daha çekici.
Bugün... Birlikte nedenini keşfedeceğiz.
Daha önce de kusurlarımızla sevilmek üzerine bir bölüm yapmıştım.
Bu bölümün tadı damağında kalacak ve aradığın şey henüz dinlemediysen o bölümde olabilir.
Kusurlarımızla sevilmek, rahatlığı, netliği ve kendini gösterebilmeyi öğrenmekle başlıyor.
E hazırsan hadi biz de başlayalım.
Şimdi bunu birlikte düşünelim istiyorum.
Hayatında seni gerçekten görebilecek biri olsa.
Sen ne kadarını gösterirdin?
Belki de böyle birileri var.
O zaman da soru şu, kendini ne kadar gösteriyorsun?
Ve daha da zor bir soru, sen kendini ne kadar görmek istiyorsun?
Sosyal psikolog Jack Braham, Reactance teorisine göre, onun ürettiği Reactance teorisine göre, insan özgürlüğü kısıtlandığında o özgürlüğü geri kazanmak istiyor ve geri kazanmak
için psikolojik bir tepki üretiyor.
Bu tepkiye de literatürde Reactance, Psikolojik direnç tepki deniyor.
Tam burada başka bir şey daha devreye giriyor.
Belki hemen aklına romantik ilişki geldi ama reactance dediğimiz şey yalnızca romantik ilişkilerde değil günlük yaşamın her alanında karşımıza çıkabilir.
Reactance özgürlüğün kısıtlandığı her durumda devreye giriyor.
Bu farkında olmasan bile yine ve yine çocukluktan gelen inanç sistemlerinin, kontrol ihtiyacının ve alışkanlıklarının davranışına yön vermesiyle ilgili.
Özetle özgürlüğümüzün kısıtlandığını hissettiğimiz her an tetiklenebiliyoruz.
İşte trafikte, arkadaşlık ilişkilerinde, ay tamam hadi sen de kullan tetiklenmeyi diyebilirsin.
Ne de çok kullanılıyor değil mi ama emin ol bu kez doğru bir cümlenin içinde.
Birkaç soru hazırladım.
Böyle üzerine bol bol düşünmeli.
Belki böyle günlüğüne yazmalı cinsten.
4 tane. Neden zor olanı isteriz?
Neden bizi istemeyen çekici gelir?
Kolay sevgi neden sıkıcı gelir?
Ve kolay sevgi neden tehdit gibi hissedilir?
Çocukluğa dönüyoruz.
Eğer çocuklukta kusurlu olma özgürlüğün kısıtlandıysa yetişkinlikte şu iç yasayla yaşaman çok çok mümkün.
gerçek halimle kalırsam bağlarım kopar ve sonra günün birinde biri gelip olduğun gibi iyisin yeterlisin dediğinde bu yüzeyde böyle başlangıçta rahatlatıcı
gelebilir ama bom ya da derinde kimlik sistemini sarsabilir çünkü yıllarca sevgi Çaba olarak kodlandıysa çabasız sevgi bir
yabancı gelir. Yabancı olansa tabii ki beyin ve bedenin tarafından tehdit olarak algılanır.
Burada reaktınız ters yönde çalışıyor.
Nasıl mı? Şöyle eğer sen sevginin zor kazanılması gerektiğine inanıyorsan kolay sevgi özgürlüğünü tehdit eder.
Çünkü kimliğin Ben çabalayarak sevilen biriyim diyor ve kusurlarınla sevilmek tam burada başlıyor.
Tepkiye direnmek, kendini düzenlememek, görünür olmanın riskini göze almak ve buna rağmen durabilmek.
İşin tamamen mantığı bu.
Eğer mantığını anladıysak bence teoriden çıkıp biraz daha eğlenceli kısmına gelelim ve Flirt the Reactions diyelim.
Biri seni... Senin onu istediğin kadar istemediğini söylediğinde neden bir anda daha çekici geliyor?
Bu illa bir kere hepimizin başına gelmiştir kendimize bir dürüst olalım.
Çünkü bilinç dışında şunu yaşıyorsun ve beynin sana benim seçme özgürlüğüm elimden alındı diyor.
Bu noktada arzu bir romantizm etrafında değil reaktif bir hale dönüşüyor.
Yani aslında onu istemiyorsun da seni istememe ihtimaline direniyorsun.
John Bowlby desem onu bağlanma teorisinden biliyoruz bu podcastta da çok anıyoruz kendisini.
Ondan hatırlayalım yani insan için en büyük korku yalnızlık değil bağın kopması.
Güvenli sevgi tanıdık değil.
Belirsizlik ve çaba alışkın olduğumuz duygular.
Peki tanıdık olan ne?
Belirsizlik. Çaba, beklemek, kendini kanıtlamak.
Bir de, bu yetmiyor bakın, bir de zihnin başka bir oyunu daha var.
Adrian Wells, İngiliz klinik psikolog ve akademisyen, metacognitive therapy yaklaşımının kurucusu.
Özellikle ansiyete, aşırı düşünme dediğimiz overthinking ve takıntılı düşünceler üzerine çalışıyor ve iddialı bir soru soruyor.
Sorun gerçekten düşündüklerin mi yoksa o düşüncelerle ne yaptığın mı?
Sorun düşünceler değil.
Senin düşüncelerin hakkında ne düşündüğün.
Metakognisyon dediğimiz düşüncelerini fark etme ve onlarla nasıl ilişki kurduğunu görme becerisi.
Şöyle örneklendireyim.
Yetersizim düşüncesi bir problem değil.
Bu düşüncenin doğru olduğunu kanıtlayıcı eylemlerin ve buna dair inancın problem.
İşte asıl problem bu çünkü biz şöyle sanıyoruz çoğu zaman.
Eğer kusurlarımı kontrol etmezsem, eğer kendimi düzenlemezsem, eğer hep güçlü görünmezsem.
Eşittir sevilmem.
Ama bu bir gerçek değil.
Bu bir zihinsel alarm sistemi.
Net sevgi bu yüzden de...
Bazen biraz sıkıcı geliyor çünkü net sevgi, karşıdan gelen ve senin alışık olmadığın o netlik dopamin üretmiyor, belirsizlik üretiyor.
Belirsizlikte kişi sürekli tetikte, tetikte olmakta yoğunluk yaratıyor ve bu yoğunluk çoğu zaman aşkla karıştırılıyor.
Oysa güvenli kurulan bir bağda yoğunluk değil, düzen vardır ve düzen travmaya alışkın bir sinir sistemi için başlangıçta çok sönük kalıyor.
Biri sana yaklaşınca zihnin hemen taramaya başlıyor değil mi?
Acaba beni terk eder mi?
Acaba bu ilgisi geçici mi?
Acaba yeterli miyim?
Acaba acaba? Yani bu Wells'in bilişsel dikkat sendromu dediği döngüye çıkıyor.
Düşünce geliyor. Evet düşüncenin gelmesini hiçbirimiz engelleyemeyiz.
Sen onu analiz ediyorsun.
Sonra tekrar analiz ediyorsun.
Sonra onu böyle bir kontrol etmeye çalışıyorsun.
Ve sevgi bir...
Bağ olmaktan çıkıyor, bir performans alanına dönüşüyor.
Bu yüzden kimileri için sevilmek neden kontrol kaybı gibi geliyor biliyor musun?
Çünkü sevilmek görünür olmak ve görünürlük risklerin mükemmelim ve o yüzden seviliyorum diye bir şeyin olmamasıyla alakalı yani.
Tam tersi eksik hissediyorum ve buna rağmen kalıyorum.
Birinin yanında güçlü olmak zorunda hissetmemek gerçek sevgi.
Bazen fazla olmak, bazen kırılmak, bazen çelişmek ve...
Buna rağmen dünyanın dağılmadığını görmek, kusurlarına sevilmeyi öğrenmek, ben mükemmelim demekten çok öte.
Yetersiz olduğuma dair düşüncelerim olabilir ki var ve ben bu düşüncelerle savaşmak zorunda değilim.
Metakognitif yaklaşım buna detached mindfulness diyor.
Yani düşünceyi düşünce olarak görmek.
Yine romantik ilişkiden bahsediyoruz.
Beni bırakacak, bu ilişki sürmeyecek evhamları.
Geçiyor olabilir yani içinden.
Geçer de biliyorsun. Ama yapman gereken şey aslında bir eylemsizlik.
Onu analiz etmemek.
Onu çürütmeye çalışma.
Onu kanıtlamaya çalışma.
Sadece fark et. Şu an zihnim bir tehdit senaryosu üretiyor.
Evet bu senaryo üretecek.
Üretim duracak. Ve ben yoluma devam edeceğim.
Sevgi. Özgürlük demek ama biraz önce de bahsettiğim gibi yani travmatik bir bağlanma deneyimi varsa kişide o özgürlük tehlike gibi hissediliyor.
Bu büyük bir paradoks.
Bu yüzden bazı insanlar kendini zorlayan partneri seçiyor, belirsizliği, heyecan sanıyor, kabul gördüğü yerde sıkılıyor.
Sen de hayatın boyunca hep zor olanı seçen biri olabilirsin.
Bu mesela günümüzün popüler...
taktikleriyle de karıştırılabilecek bir şey.
İşte bu geç yazan, net olmayan, karışık ve mesafeli tipler.
Var öyle tipler.
Hep onlara aşık olduğunu sandım ve savruldum belki.
Artık bunun neden olduğunu biraz daha biliyorsun ya.
Aslında o adama ya da kadına değil.
Belirsizlikte kendini kanıtlama duygusuyla ilgilisin sen.
Çünkü gerçek anlamda senin olamayacak biri seni terk edip içini kanatamayacak.
Net sevgi aynıdır arkadaşlar.
İnsan kendini neden sabote eder?
Neden sevildiğine inanmaz?
Neden yakınlaşmaktan korkar?
Bu sorular üzerine saatlerce konuşabiliriz.
Ama sevginin çok fazla rağmen barındırdığını, kendi arızan dahil karşındakinin arızasını da görüp ona rağmen devam etmek olduğunu sana çok net şekilde söyleyebilirim.
Gerçek sevgide netlik vardır ve sende hiçbir soru işareti bırakmaz.
Hiç bilmediğin bir dansı, şaşırtıcı bir uyumla yapmak gibi bir şey.
Hem kendini sevebilmekten bahsediyorum burada hem de sevildiğini gördüğünde kaçmamak işte bu reactions.
Bütün adını alan durum.
Birini sevebilmenin içinde tabii ki çok fazla katman var.
Kontrolünü kaybetmek, sınırlarının dışında nasıl biri olduğunu görmek, belki en avam yanlarını görmek ve bütün yol ayrımları, bütün sapaklar dönüp dolaşıp bir seçim bırakıyor
insana. Aynı Şems'in Tebrizi'nin kader motifinde olduğu gibi insan bazen kaderin başına gelen şey değil tutunmayı seçtiği yer olduğunu anlıyor.
Belki de bu yüzden umut uyanık insanın rüyası.
Çünkü insan ancak korkusuna rağmen sevgiye doğru yürüyebildiğinde gerçekten umut edebiliyor.
Bu haftaki bölüm sevilmek isteyip sevilmek için savaşmamayı henüz öğrenemeyen herkes için olsun mu?
Belki rüzgarı durduramayız ama kök saldığımız yeri seçebiliriz.
Evet, bence öyle olsun.
Bu bölüm sevilmek isteyip sevilmek için savaşmamayı henüz öğrenmeyen herkes için olsun.
Haftaya görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
