
Bu bölümde cevabını aradıklarımız:
- İstemek neden bazen yetmiyor?
- Bilinçaltı, kimlik ve tekrar eden döngüler
- Hayat neden aynı yerde sıkışıyor?
- Beyin, alışkanlık ve görünmez sabotajlar
Instagram: sahibinden ihtiyaçtan
Transkript
Şunu hemen söyleyeyim, iç rahatlatıcı bir şey olsun.
Hayatın yanlış gitmiyor.
Sadece sen kendi hayatının direksiyonunda yeterince oturmuyorsun ve bu senin suçun değil.
Çünkü bize hep daha fazlası söylendi.
Daha iyi ol, daha hızlı toparlan, daha güçlü görün.
Bugün sana şunu soracağım.
Eğer kimse seni izlemiyor olsaydı hayatını yine aynı şekilde mi yaşardın?
Umarım şu an sesimin ulaştığı, herkesin keyfi ve sağlığı, Çok çok çok yerindedir.
Bu hafta iki önceki haftanın devamı niteliğinde bir bölüm.
Çünkü araya bir anneler günü özel bölümü yaptık.
Eğer o bölümü dinlemediysen onu da dinlemeni tabii ki öneriyorum.
Orada birazcık daha manifestin nörobilimsel gerçeğini anlamak adına akıp giden bir sohbet oldu.
Ama çıkış noktamız bugün de aynı.
Manifest, tezahür, kuantum, farkındalık.
Artık adına ne dersek diyelim günün sonunda şu yeter ki iste olsuna bağlanıyor ya.
Biraz sıkıcı artık bu.
Gerçek şu çünkü. İsteyen herkes istediğini...
Hatta çoğu insan tam olarak ne istediğini bildiği halde aynı hayatın içinde dönüp duruyor.
Ve bunun sebebi evrenin seni sevmemesi değil.
Şanssız olman hiç değil.
Asıl mesele hayatın istediğin şeye değil senin olduğun haline cevap vermesi.
Şimdi senden küçük bir şey isteyeceğim.
Böyle gözlerini kapamana, bir transa girmene gerek yok.
Sadece düşün. Bir niyetin var.
Belki maddi, belki bir ilişki, belki sadece huzur.
O niyeti aklına getirdiğinde zihninde ilk beliren sahne ne?
Onun gerçekleşmiş hali mi?
Yoksa yine olmamış, yarım kalmış, bir gün olur belki gibi bir hal mi?
İşte burası çok ömerli.
Çünkü zihnin bugüne kadar en çok tekrar ettiği sahne senin otomatik zihinsel simülasyonun.
Ve bu beyin bu simülasyonu gerçekliğin provası sanıyor.
Modern sinin bilim bize şunu söylüyor.
Beyin hayal ile gerçek arasındaki farkı duygu yoksa...
ayırt edemez. Yani sen bir şeyi sürekli olmamış haliyle hayal ediyorsan beyin onu olmamışlık düzeni olarak kaydediyor.
E sonra da seni o düzende tutacak davranışları seçiyor.
İşte tam da bu yüzden bazılarımız istiyorum ama olmuyor da kalıyor.
Çünkü istedikleri şey değişmiş ama olmaya alıştıkları hal değişmemiş.
O yüzden manifest meselesi bir iste olsun dan çok daha fazlası.
Bir kimlik meselesi.
Kim olduğunu sanıyorsan Hayat sana onu ispat ediyor.
Şimdi biraz hayal kavramına gelelim.
Çünkü burada da çok yanlış anlaşılma var.
Hayal gerçek dışı değil.
Hayal henüz maddede görünmeyen şeydir.
Modern bilim evrenin yalnızca %4'ü gözlemlenebilir madde diyor ve geri kalan kısım görünmeyen bir alan diyor.
Biz buna metaforik olarak şunu diyebiliriz.
Görünmeyen alan eşittir potansiyel.
Ve insan zihni bu potansiyelle ilişki kurabilen bir yapı.
Carl Jung buna pis işik gerçeklik diyor.
Jung buna pis işik gerçeklik diyor.
Yani gerçek sandığın şey çoğu zaman sadece alıştığın hikayedir.
E o zaman peki neden herkes istediğini yaşamıyor?
Çünkü tezahürü belirleyen şey düşünce değil duygu.
Bir niyeti düşünmek kolay ama o niyetle hangi duyguda kalmaya alıştığı nasıl belirleyici olan?
Bekleme hali, eksiklik hissi, bir henüz olmadı gerginliği.
Beden bu hallerin hepsini tanıyor ve onları güvenli buluyor.
E hayatta bu içsel hali dışarıda tekrar üretiyor.
E tabii bir de inanç meselesi var.
İnanç dediğimiz şey çoğu zaman bir cümle değil, bir sinir yolu.
Beyin geçmiş deneyimlere bakarak buna göre hareket et demeye meyilli.
O yüzden insanlar bilinçli olarak hisler ama bilinçaltı...
Başka bir şey yapar ve sonra cümle şuna geliyor.
Ben böyleyim. Hayır güzel kardeşim öyle değilsin.
Sadece öyle alışmışsın.
Şimdi çok kritik bir yere geliyoruz.
Nedir o? Hak ediş duygusu.
Evrensel yasalara baktığımızda hiçbir boşluk göremeyiz.
Hep doluluk vardır. Alan sana istediğini değil taşıyabildiğini verir.
Buna belki Allah dağına göre kar verir diyerek de destek olabiliriz.
Bilinç seviyesinde zenginlik isteyen bir insan bilinç altında ben kimim ki diyorsa o niyet uzun süre nasıl kalıcı olabilir ki?
Çünkü zihin tehdit olarak algıladığı şeyi ya erteler ya da sabote eder.
Buraya kadar bahsettiğim niyet, zihinsel simülasyon, duygu, inanç, davranış, alışkanlık hepsini bir zincirin halkaları gibi düşünmeliyiz ve zincirin herhangi bir halkası fark edilmeden değişmez.
Geçen hafta, pardon iki önceki haftaki bölümde nörobilimsel tekniklerden bahsetmiştik ama en önemli kısmın kendine soracağın sorularda o soruları sorabilme cesaretinden geçtiğini
düşünüyorum. Mesela bu niyetle ilgili zihnim zaten neyi doğru kabul ediyor demek için ne kadar cesursun?
Cevabın zor mu? Bana mı göre değil?
Zaman mı alır?
Değiştirmeden sadece fark et.
Bu niyetle ilgili neyi erteliyorum?
Bu bir mail. Bir konuşma, atmayı planladığın, kafanda kurup kurup durduğun bir adım.
Hepsi olabilir. Sadece fark et.
Ve yazmak, onu okumak, seslendirmek.
Duvara karşı bile okuyabilirsin bu arada.
Sana kalmış bir şey. Önemli çünkü yazdığın zaman beynini kodluyorsun.
Onu okuduğun zaman da...
Bir anlam veriyorsun. Anlamlandırmış oluyorsun niyetini.
Seslendirdiğin zaman da bedenini ikna ediyorsun.
Bu bilimsel bir şey.
Beyin kendi sesini en güvenilir kaynak sayıyor.
Ve sonucu serbest bırak.
Hiç deşme. Kontrol etmek yokluk.
Güvenmekse alan açmak çünkü.
Ektiğin tohumu tekrar tekrar kazma.
Şöyle düşün uygun sıcaklık, ışık ve ortamını bulduğunda zaten tohumun çiçek açacak.
Buna güvenmelisin. Tüm bu adımlara baktığımızda apaçık ortada olan olayın tamamen evrenden bir şey istemek olmadığı, o şeyi taşıyabilecek hale gelmek olduğu.
Çünkü tekrar ediyorum hayat ne dilediğini değil neye alıştığını sana tekrar tekrar yaşatıyor.
Hayata layık olduğumuz gibi yaşamak mümkün.
Layık olmak kelimesini seviyorum galiba.
Ama bazen yanlış yerden kullanabiliyoruz.
Hayatı hak etmek için daha çok çalışmamız, daha çok sabretmemiz, daha çok susmamız gerekmiyor.
Hayat bir performansın sonucu değil.
Ondan ibaret değil.
Senin temas ettiğin kadar senin, kendini dinlediğin kadar, durabildiğin kadar, burada iyi değilim diyebilme cesaretin kadar.
Ve bu bir lüks değil.
Bir ihtiyaç. Çünkü insan kendini duymadığında başkalarının sesinde kayboluyor.
Ben değişimin zihin kadar bedende de tezahür ettiğini düşünüyorum.
Beden Aslan Yalan Söylemez kitabını okumadıysan da çok tavsiye ederim.
Zihin bin tane hikaye anlatıyor ama bedenin hep doğruyu fısıldıyor.
Bir ortamda sıkışıyorsan, bir ilişkide nefesini daralıyorsa.
Bir hedef seni motive etmiyor sadece yoruyorsa orada bir mesaj var.
Ve bu mesajı bastırmak yerine dinlediğimizde hayat kendiliğinden sadeleşmeye başlıyor.
Bu sadeleşmeyi hayatına katabilmek için neler yapabilirsin?
Durup onlara da bir bakalım mı birlikte?
Birincisi pek tabii ki meditasyon ve...
Frekans çalışmaları. Bunları günlük rutinin haline getir.
Bunun için yönlendirmeli meditasyonlar da tercih edebilirsin.
Özellikle overton meditasyonlar dinleme temelli, zihni susturmaya zorlamayan türden oluyor.
Birincisi pek tabi meditasyon ve frekans çalışmaları.
Bunları günlük haline getirmeyi deneyebilirsin.
Bunun için yönlendirmeli meditasyonlar da tercih edebilirsin.
Özellikle overtone meditasyonlar dinleme temelli ve zihni susturmaya zorlamayan türden oluyor.
Vagus sinirini uyarıyor ve parasympatik sistemi aktive ediyor.
Zihni susturmaz yani bir bakıma meşgul eder diyebiliriz.
Klasik meditasyonda düşünmeyle savaşmak yerine overtone'lı zihin analizle meşgul olduğu için ruminasyon yani aynı düşüncede takılma azalıyor.
Gözlerini kapatıp şu an bedenimde ne var diye sor.
Onu hiç düzeltmeye çalışmadan sadece fark et.
Farkındalık iyileştirmeye başlayacak.
İkinci olarak zorlanan alanlarını adlandırabilirsin.
Burada iyi değilim demeyi öğren.
Kendine açıklama yapmak zorunda değilsin.
İsim koymak omzundaki yükü hafifletecek.
Üçüncüsü de bedensel evet hayır pratiği.
Mesela bir karar vermen gerekiyor o karar anı.
Tam o zamanda göğsün mü genişliyor, daralıyor mu bir bak.
Bedenin bir pusula, zihninde bir harita.
Şimdi sana iki küçük teknik anlatacağım.
Bunlar tabii ki bir sihir değil.
Evrene mesaj atma falan da değil.
Beynin ve bedenin zaten nasıl çalıştığını...
Kullanmak diyebiliriz. 3-6-9 tekniği.
Bu bir dilek ya da ritüel değil.
Beynine neyin önemli olduğunu öğretme yöntemi.
Bugün kullanılan 3-6-9 pratiği modern kişisel gelişim, nörobilim temelli odak çalışmaları, alışkanlık ve dikkat yönetimi alanlarından sonra oluşturulmuş bir yöntem.
Bu Tesla tekniği olarak da duymuş olabilirsin ama bilimsel olarak ona ait bir teknik değil.
Tesla'nın 3, 6 ve 9 sayılarına ilgisi olduğuna dair anlatılar var.
Dikkatini çekerse incelersen eğer göreceksin hemen bir google it yapıp 3, 6, 9 ervin anahtarıdır gibi cümleler ona atfediliyor.
Nedir bu? Sabah kalktığında niyetinde olan istediğin şeyi 3 kez yazıyorsun.
Ve cümleler net ve basit olsun.
Gün içinde bir ara artık ne zaman müsaitsen aynı cümleyi 6 kez yazıyorsun.
Çünkü gün içinde dikkat dağılıyor.
Onu bir toparlamak, kendine getirmek lazım.
Son olarak da akşam yatmadan önce 9 kez yazıyorsun.
Çünkü beyin uyku öncesi tekrar edilen şeyi kaydediyor.
Şunu yapıyor yani demek.
Bu önemli. Ve gün içinde seni bu yönde farkındalığa açıyor.
Neural yollar tekrar eden dile göre güçleniyor ve beyin senin kendine nasıl hitap ettiğini gerçek sanıyor.
Sakinleşmeden karar veremezsin.
Sakinleşmeden hiçbir şey netleşmez.
Küçük ama önemli bir not. Bu teknikler hayatını zorla değiştirmek için değil tamamen kendini duyabilmen için.
Daha sakin bir bedende daha doğru kararlar ortaya çıkıyor.
Mutlu olmak zorunda değilsin.
Her an... Yüksek enerjide yüksek frekanslı olmak zorunda da değilsin ama kendinle bir bütün halinde kalmak zorundasın.
Üzgünken üzgün, yorgunken yorgun, heyecanlıyken heyecanlı kalabilmekten bahsediyorum.
İnsan kendine olduğu gibi tutunduğunda hayat onu zaten taşıyor.
Bugün, yarın, canın ne zaman isterse kendini suçlamayı bırakabilirsin.
Geç kalmış gibi davranmayı bırakabilirsin.
Hayatla arandaki o görünmez mesafeyi kapatabilirsin.
Eğer öyle hissediyorsan.
Çünkü kimse senden mükemmel olmanı istemiyor.
Sadece hayat senden başlamanı istiyor.
Bu kaydı kapattığında bir an dur.
Omuzların nerede? Bir fark et.
Bir nefesin nerede?
Onu fark et. Kalbin şu an ne söylüyor?
Bunu bir duymaya çalış. Bir aç biraz sesini.
Çünkü hayat hep bir sonraki adımda başlamıyor.
Tam şu anda kendinle temas ettiğin yerde başlıyor.
Unutma sen bu hayatın misafiri değilsin.
Hepimiz birbirimizin izleyicisiyiz kabul.
Ama kendi hayatımızın başrolüyüz.
Yan rol olmaya hiç heveslenme.
Buradasın ve bugün hala buradaysan bu senin hala bir seçimin olduğu anlamına geliyor.
Kendine şunun borçlusun.
Dünü taşıyarak değil. Bugünü seçerek yaşamak.
Dün, dünle beraber gitti cancağızım.
Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yepyeni şeyler söylemek lazım.
Birlikte daha güzel şeyleri anlamak, anlamlandırmak için Spotify, Apple Podcast ve Instagram'dan takip etmeyi ve bildirimleri açmayı unutma bu çok önemliymiş.
Geçen hafta yaptığımız...
bir podcast toplantısında bildirimleri açmam gerektiği de söylendi.
Onu da söylemeden hatırlamam iyi oldu yani söylemeden geçmemem iyi oldu.
Haftaya görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
