
Kader, özgür irade, öğrenilmiş çaresizlik ve içsel kontrol odağı.
Bu bölümde “kader gayrete aşıktır” sözünü psikoloji, felsefe ve mitoloji üzerinden ele alıyoruz. Neden vazgeçiyoruz?
Gerçekten kader mi, yoksa denemekten kaçtığımız yer mi?
Transkript
Selam selam. Herkesin aksine iki kere sizi selamlamak çok iyi değil mi?
Çok hoşuma gidiyor. Çünkü böyle mikrofonun başına oturduğum anda ne söyleyeceğimi ya bir heyecanlanıyorum o heyecan hissini.
İki kere selam diyerek atıyorum gibi geliyor.
Keyifler umarım iyidir.
Mart ayını da bitirdik.
Size böyle nisan enerjisiyle geldim öyle söyleyeyim.
Çok sevdiğim bir sözün peşinden gideceğiz.
Bir cümlenin peşinden gideceğiz bugün.
Başlıkta da belki görüyorsundur.
Kader gayrete aşıktır.
Hiç hani demek ki kaderim böyle dediğin bir an oldu mu?
Genelde yüksek sesle söylenmez çünkü bu cümle.
İçinden geçer gider gibi bir hissiyatı var bende.
Mesela gece 2.17 bir mesajı yazıp silerken bilmiyorum tanıdık geldi mi?
Belki bir kapının önünde...
Zili çalmaya cesaret edemediğim bir kapıda ya da bir başvuru formunun son sayfasında.
Tüm bilgileri doldurmuşsun, CV'in hazır ama göndere basmadan önce bir ses gelir.
Oraya senden daha ileri başvurmuştur ya.
O an parmağın bir geri çekilir ve birkaç dakika sonra kendine şöyle dersin.
Demek ki kaderin böyle. Ama gerçekten kader miydi o senin o parmağını geri çeken şey?
Yoksa cesaret etmediğin için mi olmadı?
Çünkü... Bazen değil çoğu zaman kader dediğimiz şey risk almadığımız yerin adı oluyor.
Yani ben yeterince iyi değilim cümlesini daha katlanır hale getirme biçimimiz oluyor.
Belki de mesele yazgı değil kendi ihtimalinden korkmak.
Kader gayrete aşıktır sözünü kim söylemiş diye bir merak ettim.
Bunu seneler önce de merak etmiştim ama böyle hani güvenilir bir kaynak bulamamıştım.
Ama artık Google'ın AI modu var biliyorsunuz.
Ve ben yapay zekayı çok aktif kullanan biriyim.
Her gün bir has bir halimiz vardır kendisiyle.
Bu sefer Google'ın AI moduna sordum.
Dedi ki bana, yaygın olarak tasavvuf ve halk ozanı Yunus Emre'ye atfedilen hikmetle bir söz.
Yunus Emre olduğunu biliyordum ama şöyle bir şey de söyledi.
Bazı kaynaklarda bu söz Muhyiddin İbni Arabiye de ait olabilirmiş.
Ve acaba... E aynı düşünüyor bu cümleyle alakalı diye de sordum.
Dedi ki bana insanın çabası ve emeğiyle kaderinin şekilleneceği Allah'ın kulunun gayretine göre nasip vereceği anlamına gelir.
Sözün özü Kur'an-ı Kerim'deki Necm suresi 39.
ayette geçen insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ilkesiyle ve İsra suresi 13.
ayetteki biz her insanın kaderini çabasını kendi boynuna doladık.
İfadesiyle ilişkilendirilir.
Neyim ben? Yeni Nihat Hatipoğlu muyum?
Ramazan'da yeni bitti.
Onun bıraktığı yerden bayrağı devralmışım gibi hissediyorum.
Popüler kültür tarafına geçiyorum.
Dini referansı bir kenara koyarak.
Çok da güzel örneklendirmeler yapmış.
Cümle hoşuma gitti. Popüler kültürde ise çok enteresan.
Bunu ilk Google'a yazdığımda da bana böyle bir kanalda Instagram hesabından bir kesik çıkardı.
Günümüzde çeşitli dizilerde örneğin parantez için almış Eşref Rüya'da Ve sosyal medya paylaşımlarında sıkça kullanılarak popülerliğini korumaktadır demiş.
Eşref Rüya'yı hiç izlemedim biliyorum oyuncularını ama izleyeni seveni varsa belki onların da aşina olduğu bir cümledir diye düşünüyorum.
Ve bu sözün tam halinin bunu ben de yeni öğrendim ve seninle paylaşmak istedim.
Kader gayrete aşıktır tevekkül de tedbire şeklinde olduğu ifade ediliyormuş.
Şimdi biraz etimolojisine bakmak istiyorum.
Çünkü kader kelimesi Arapça kökenli ve bu kökün anlam alanı çok geniş.
Kökünde... Ölçü var, kudret var, kıymet var.
Ve aynı kökten gelen kelimelere baktığımızda da işte kıymet yani değer, kudret, takdir ve kadr yani ölçü, pay var.
Yani kader dediğimiz şey aslında alın yazısı gibi pasif bir şey değil.
Bir şeyin kaderi onun ölçüsü.
Ne kadar süreceği, ne kadar büyüyeceği, hangi sınırlar içinde olacağının hep...
Bir ölçüsü yani. Gayret kelimesi ise çaba, emek, içsel hareket, bir şeyi değiştirme arzusu anlamına geliyor.
Ve gayret kelimesinin içinde bir huzursuzluk var gibi geliyor bana.
Hani olduğu haliyle yetinmeyen bir enerji, bir yerinde durmamak gibi.
Şimdi bu ikisini yan yana koyalım.
Kader kelimesi edilgen bir yazgı gibi algılanıyor herkes tarafından ama kökünde kudret var.
Yani güç. Gayret ise...
değişim isteğiyle bağlantılı.
Yani kader gayrete aşıktır dediğimizde dil kökeni bize şunu söylüyor olabilir.
Ölçü dediğimiz hareketi sever.
Sınır çabayı görünür kılar.
Potansiyel de eylemle açığa çıkar.
O yüzden hani kader sabit bir yazı olmaktan ibaret değil.
Sana verilmiş bir kapasite gibi düşünürsen belki gayreti de o kapasitenin açılması olarak konumlandırabiliriz.
Bu yüzden hani kader pasiflik değildir diyorum.
Gayret de kör bir hırstan ibaret değil.
Kader çerçeven olabilir.
Gayret ise o çerçevenin içini nasıl doldurduğun.
Hadi gel bunu şöyle derinleştirelim.
Gayret kaderle iş birliği yapmak.
Çaba ben edilgen değilim deme cesareti.
diye düşünüyorum ben. Ve burada içsel ve dışsal kontrol meselesi var aslında.
Çünkü bazı insanlar hayatın başına geldiğini düşünüyor.
Bazıları ise hayatın içinde payı olduğunu.
Peki nedir bu insanlar arasındaki temel fark?
Kader dışsal kontrolün dilinde bir sitem.
İçsel kontrol odağındaysa kader birlikte yazılan bir metin gibi.
Gayret kaderle iş birliği yapmak demekse e çaba ben edilgen değilim deme cesareti.
Yani aslında kader gayret dengesinin En rafine halini kim söylüyor diye düşünüyorum.
Biraz daha damıtmak istiyorum aslında cümleyi.
Ve biraz daha böyle okuma yaptıkça stoğacıların söylediğini fark ettim.
Onlar ne diyor? Kontrol edebildiğin şeylere odaklan, edemediklerini kabullen.
Sartre'a göre de insan özgürlüğe mahkûm.
Yani kader diye bir kaçış yok.
Seçmemek bile bir seçim.
Kader bazen seçmemeyi seçtiğimiz yerden başlıyor.
Şimdi birazcık daldan dala atlıyor gibi olmasını istemiyorum ama burada hani stoğacı dedim, kader gayret.
Konuşurken birazcık da aslında bunu hikayeleştirmek istediğim için mitolojiye bir daldım açıkçası.
Yunan mitolojisindeki Moiralar, bilmiyorum hiç duydun mu?
Ben de bu araştırmayı yaparken duydum.
Kader Tarnıçaları, Moiralar ipi dokur.
Ama kahramanlar, örneğin Odysseus, yazgıya rağmen mücadele eder.
Bilmiyorum hiç kaderin böyle dediğim bir an oldu mu?
Şimdi gözlerini kapatmanı istesem, karanlık bir dokuma tezgahı hayal etmeni söylesem.
Yapalım beraber, sessiz bir odadayız.
Zamanın bile yavaş aktığı bir yer.
Orada üç kadın var.
Yunan mitolojisinde dediğim gibi Moiralar.
Biri ipi eğiriyor, biri dokuyor, biri kesiyor.
Kloto ipliği başlatıyor.
Laçesis uzunluğunu belirliyor.
Antropos zamanı gelince makası indiriyor.
Bu üç kadının ismi bunlar.
Kloto, Lachesis, Antropos.
İnsan doğar, ip başlar ve bir yerde kesilir.
Çünkü eğer ip zaten ölçülmüşse bu benim suçum ya da benim kararım değildir değil mi?
Ben sadece dokunanı yaşıyorumdur.
Ama mitoloji hiçbir zaman bu kadar basit değil.
Çünkü aynı evrende bir de başka bir figür var.
Yolunu kaybeden, evine dönmeye çalışan bir adam.
Odysseus. Onun kaderi bellidir.
Truva'dan sonra evine dönecektir ama dönecek demek kolay olacak demek değil.
10 yıl savaş, 10 yıl dönüş.
Denizler, canavarlar, baştan çıkarıcı sesler.
kayıplar. Bir düşün.
Eğer Moiralar ipi çoktan ölçtüyse neden bu kadar mücadele var?
Çünkü yazgı bir varış noktası olabilir.
Ama kahramanlık o noktaya nasıl yürüdüğü.
Odysseus'un karşısına sirenler çıkar.
Sesleri öyle güzeldir ki onları duyan herkes gemisini kayalıklara sürer.
Peki Odysseus ne yapar?
Kendini geminin direğine bağlatır.
Kulaklarını değil. kendini bağlatır.
Çünkü bilir insanın en zayıf anı en ikna edilebilir anıdır.
Bak bu çok önemli. O sahnede kader değişmez.
Sirenler orada. Deniz orada.
Risk orada. Ama Odysseus'un tavrı değişir.
Kader olayların toplamı değil.
Verdiğin tepkilerin örüntüsüdür.
Evet Moiralar ipi dokur belki ama ipin içindeki düğümleri kim atar?
Kader bazen seni çağıran bir felaket değil, seni rahatlatan bir vazgeçiştir.
Ya da kader sana güvenli bir konfor sunabilir ama sen mücadeleyi de seçebilirsin her zaman.
Kahramanlık tam olarak budur.
Rahat olanı değil, anlamlı olanı seçmek.
Şimdi sana soruyorum.
Moyralar ipini dokuyor olabilir evet.
Doğduğun aileyi sen seçmedin.
İçinde bulunduğun coğrafyayı...
Bazı kayıpları da sen seçmedin.
Bunların hepsi ipin başlangıcı.
Ama o ipin nasıl taşınacağı?
Yani gevşek mi olacak?
Sıkı bir düğümlü mü?
Gerilmiş mi? İşte orada o taşıyıcı güç olarak sen olacaksın.
Mitoloji bize kaderin var olduğunu inkar ettirmez ama net bir şekilde şunu söyler.
Tanrılar çerçeveyi çizer, insan resmi doldurur ve...
Belki de kader gayrete aşıktır cümlesi şu anlama gelmeli.
Moyralar ipi dokur ama ipi parlatan, sürükleyen, kirleten, koparan insanın kendisidir.
Hepimiz bir ipin ucundayız ama kaçımız Odysseus gibi kendini direğe bağlayacak kadar irade gösteriyor?
Çünkü kader bazen kesilmez, sadece çözülür.
Ve çözülmemesi için biraz direnmek gerekir.
Şimdi tekrar sorayım sana.
Demek ki kaderin böyle dediğin anlarda Moira'lar mı konuşuyordu yoksa sen mi ipi elinden bırakıyordun?
Seligman'ın meşhur deneyini bilirsin.
O deneyin sonucunda öğrenilmiş çaresizlik derken aslında şunu anlatıyordu.
Eğer insan tekrar tekrar denediği halde sonuç alamazsa bir süre sonra denememeyi seçer.
Kapı açık olsa bile. Hayatında kapı açıkken kaçmadığın bir alan var mı?
Bunu hiç düşündün mü? O güvercin deneyinden bahsettim biraz önce.
Şimdi podcast'ı yoğunlukla dinleyenler 25-34 yaş arasında o kritik 10 yıl.
Şimdi bunu 20'li yaşlara bir çevirmek istiyorum.
20'ler en gürültülü dönem.
En çok ben kimim sorusunu sorduğun yer.
20'lerinde insan 2-3 arasında savruluyor.
Ya ben özelim her şeyi yapabilirim yanılgısı.
Ya da benden hiçbir şey olmaz ya çaresizliği.
Bu dönem... Tam bir Odysseus dönemi aslında.
Sirenler bağırıyor.
Hızlı başarı, anında görünürlük, çabalamadan yüksel.
Ve demek ki kaderin bu diyorsan büyük ihtimalle henüz yeterince uzun yürümedin.
20'lerin kaderi belirsizlik, gayreti ise denemek.
Denemekten asla vazgeçme.
Ve 30'lar.
Otuzlara geldiğinde fark edeceksin ki hayaller biraz gerçeklikle çarpışıyor.
Burada ben de otuzlarında biri olarak rahat konuşuyorum.
Otuzlarda kader cümlesi çoğu zaman şöyle gelişiyor.
Artık çok geç.
Bu cümle çok doğal ama tehlikeli bir tuzak.
Çünkü 30'larda insan ilk kez sosyal karşılaştırmayı ciddiye alabiliyor.
Sosyal karşılaştırmadan kastım ne işte onun evi var, ne bileyim çocuğu var, kariyeri oh ne güzel sağlam oturdu.
Tam bu noktalarda bu cümlelerin ortasında bir kimlik konsolidasyonu başlıyor ve ben buyum deme eğilimi artıyor ama bu da bir tuzak.
Çünkü 30'lar sabitlenme değil, derinleşme çağı.
20'ler için hani şunları görürüz işte arkadaşlarım hızla ilerliyormuş gibi görünüyor.
Sosyal medya zaten hani bize kader yanılsaması üretmenin başını çekiyor.
Herkes doğru yoldaymış gibi.
30'lar için ise ilk defa geri dönüşü olmayan seçimler hissedilmeye başlıyor.
Böyle deniyorum değil de...
Bu benim demem bekleniyor artık.
20'lerde kader korkusu belirsizlikken 30'larda bu korku yerini sabitlenmeye bırakıyor.
20'lerde mücadele biraz daha dışarıyla olurken 30'larda insanın da kendini biraz daha şanslıysa eğer tanıma yolculuğunu ilerlettiyse mücadelesi iç sesiyle oluyor.
20'lerde başarabilir miyim diye sorarken 30'larda bu soru gerçekten bunu istiyor muyuma dönüşüyor.
Şimdi sana Klasik soruyorum.
20'lerindeysen gerçekten kader mi konuşuyor seninle yoksa acele eden zihnin mi?
30'lardaysan gerçekten çok mu geç yoksa artık daha bilinçli hareket etme şansın mı var?
Kader sana verilen kartlar olabilir ama oyunu oynamamak da bir tercihtir.
Ve evet bazı kartlar zayıf olabilir ama hiç oynamamak oyuna girmemek başka bir şey.
Yazgı var ama kahramanlık hala senin elinde.
Haftaya yine gel.
Ben buradayım. Bekliyorum.
Bakalım neyin peşinden gideceğiz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
