
Yeniden beş yıl öncesine gidiyoruz. Ne tuhaf his yıllar önceki kendini dinleyebilmek. Bu bölüm bir yüreklendirme. Zor zamanlar olacak ama sen kalbini koruyarak çıkacaksın içinden. Üstün başın kırıklar içinde kalacak, hepsinden bir bütün oluşturacaksın, yeniden. “İnsanın içi bitmeyen bir inşaat hali.” Ecem bu bölümde yeni kararların, yıkımların o sonu gelmeyen inşaattaki mesaisini anlatıyor.
Transkript
Bu sabah yataktan kalktığım zaman kim olduğumu biliyordum.
Ama o zamandan beri birkaç kez değiştim galiba.
İntro gelsin.
Biz bugün
podcastinden herkese merhaba.
Ben Ecem. Başlangıçtaki cümle size bir yerden tanıdık geldi mi?
Birazcık çocukluğumuza dönelim.
Mutlaka adını duyduğunuz, belki de okuduğunuz ya da izlediğiniz Bir masaldan alıntıyla başlamak istedim bugün.
Masalımızın adı Alice Harikalar Diyarında.
Alice'in hikayesini az çok biliyorsunuzdur.
Aslında çok farklı şekillerde yorumlanan bir kitap.
Duyup da Alice'in sürekli büyüyüp küçüldüğünü bilmeyen yoktur herhalde.
Bu konunun üstünde biraz düşündüğünce aslında kitabın birçok değişkeni barındırdığını fark ediyorsunuz.
Alice sürekli girdiği mekanlara uyum sağlamak ve karşısına çıkan fırsatlardan yararlanabilmek için büyümek ya da küçülmek zorunda kalıyor ve bir sürü değişim
geçiriyor. Bu da aslında yetişkin diyebileceğimiz bizlerin büyüdükçe bazı rolleri bürünüyoruz ve bu rolleri oynamayı
öğrenirken de Alice gibi zaman zaman Kim olduğumuzu sorguluyoruz.
Bazen nereye varmak istediğimize karar vermeden hangi yola girmemiz gerektiğini soruyoruz.
Yeni rollere uyum sağlamak için bazen kendi gözyaşlarımızda yüzüyoruz.
Ya da evlerimizden taşıp da sığamayacakmış gibi hissediyoruz.
Bu bölümün konusu yeniden inşa etmek.
Biraz iddialı kabul ediyorum.
Ama şu an içinde bulunduğum süreç tam olarak bu üç kelimeden ibaret.
Bu podcastta başlamaya karar verdiğim zaman şöyle bir cümle kurduğumu hatırlıyorum.
Ben 20'li yaşlarında hayatın onu nereye götürdüğünü sorgulayan, hislerine, duygularına, kapa yoran kişilerle bugünümü
paylaşmak istiyorum. Yalnız olmadığınızı onlara anlatmak istiyorum.
Önce kendime anlatmak istiyorum.
Bu aslında bir kişisel günlük.
Buraya tek farkı sevgili günlük diyerek bir virgül koyup alt satıra geçmiyorum.
Ve bunun da bence başka bir keyfi var.
Daha kolektif bir günlük diyebiliriz yani.
Böyle kilitleri falan yok.
Şunu söylemek istiyorum.
Bazı yaşlar hakikaten tek bir yaş gibi değil.
diğer hiçbir yaşa benzemeyeceğini seneler önce o doğum günü pastasının üstündeki mumları üflerken tuttuğum dilekte anlamıştım.
Şimdi komik olmayacağım.
Seneler önce belki 10 sene önceki dileğin şimdiki hayatında ne kadar örtüşüyor o zaman neyi anlayacaktın ki?
Yani her zamanki Ecem devam ediyor hani.
Karşıdaki yargılamadan ben kendimi yargılarım zaten.
Ama öyle değil.
Burası bana yargılamamayı da öğretiyor.
Burası derken aslında elimi kalbimin üstüne koydum şu anda.
Tek bir yaş insana onlarca yaşta aldırabiliyor.
İnsan ruhu bu.
Dönüşmek, güçlenmek, biraz törpülenmek, kabuk tutmamak ve büyümek için aslında bütün çaba.
Kitaplarda okuduğumuz büyük cümleler gibi olmuyormuş hayat.
20'li yaşların öğrettiği şeylerden biri bu.
Hemen şimdi senin istediğin zamanda olmuyormuş.
Ellerinde tutmaya sıkı sıkı çalıştığın o sebepler bazen senin kafesin olabiliyormuş.
Yeniden inşa etmek.
İnsanın içi sürekli bir inşaat hali.
İlk defa böyle bir süreçten geçiyorum.
Böylesini yaşamamıştım.
Bu kadar ağırlığını yaşamamıştım.
Kabuğuma çekildiğim, kendimi herkesten soyutladığım bir süreçten geçiyorum ve hissettiğim şeyleri bir anlam verememek, bir isim
koyamamak beni ne kadar yoruyor.
Onu da gözlemliyorum.
İki gün önce en yakın arkadaşım Telefonla beni aradığında sesim o kadar titredi ki hemen anladı zaten bir şeylerin yolunda gitmediğini biliyorum.
Ama birbirimizi o kadar iyi tanıyoruz ki kısa bir diyalogdan sonra hemen telefonu kapattık ve ben ona onu arayacağımı söyledim.
Arayacağım. Ama zamanında bilmiyorum.
Hayatın mucizelerle dolu olduğuna kaçımız inanıyor?
İnanmak isteyen tarafınızı bir yana bırakın.
Kaçınız inanıyor?
İnanmadığın bir şeyin peşinden ne kadar süre gidebilirsin?
Ne zaman yorulduğunu hissedersin?
Durup bir düşün. En çok kullandığın kelimeler ne?
En çok kurduğun cümleler?
Zihnine gelen o otomatik düşünceler?
Bir düşün. Hangi durumlarda kendin olmadığını hissediyorsun?
Ben kelimelerin sihirli gücü olduğunu ilk yazılarımı yazmaya başladığımda anlamıştım.
Her kalem, her kağıt beni aynı sihirle yeniden buluşturuyor ama onlara bile uzak kalışımın üstünü hangi bahanelerle örtebilirim?
Bir karar vermeye çalışıyorum.
Eminim senin de hayatında zorlu kararlar verdiğin, vermek zorunda olduğun bir dönem olmuştur.
Aslında hiçbir şey zorunlulukla...
Olduğu zaman doğru değil.
Çok mu lüks yoksa çok mu şımarıkça düşüncelerim diye kendime soruyorum.
Gerçekten ben ne istiyorum?
Ne yaparken mutluyum?
Şu anda olduğum şeyden mutlu muyum?
Mutluluğu bir kenara bırak.
Tamam. Kendine bir etiket koymak zorunda değilsin.
Ben güzelim, çirkinim, kiloluyum, zayıfım.
Şu mesleği yapıyorum.
Şu kadar para kazanıyorum.
Ve türevleri. Birçok şey söyleyebilirsin kendin hakkında değil mi?
Bunların hepsi kendine koyduğun engeller.
Sen her zaman daha fazlasına sahipsin.
Burada herhangi bir çok satan kişisel gelişim kitabının sana sunduğu vaatleri sunmayacağım.
Onların hiçbirine inanmıyorum.
Gerçekten insan psikolojisini baz alarak bir takım Çıkarımlarda bulunan kitapları kale alıyorum sadece.
Sana da tavsiyem bu yönde.
Ne kadar kişisel gelişim kitabı okursan oku, kendi içine dönmedikçe hiçbiri gerçek olmayacak.
Acı gerçek. Kendi içime döndüğüm bir dönem.
Herkes, son iki aydır işte evde daha çok vakit geçiriyorum.
Kendimi iyi hissediyorum, kötü hissediyorum.
Şunu fark ettim.
Artık böyle yapacağım gibi büyük büyük cümleler kuruyor.
Benim bu cümleleri kuracak, bunun üstüne düşünecek bile bir anım olmadı.
Ben sanırım bu anı yaratmak için hayattan kısa bir mola istedim.
Bu benim kendime, kendimi anlatmak için hayattan aldığım kısa bir mola.
İlk defa böyle bir mola alıyorum.
Önce ne yapacağımı bilmeden bir süre çırpındım.
Şimdi o çırpındığım dipte yüzeye çıkmayı bekliyorum.
Yok ya beklemiyorum.
Gerçekten beklemiyorum.
Beklentiler. Belki de bu başka bir podcast'ın konusu olabilir.
Kendini sıkışmış.
Ne yapacağını bilemez.
Gerçekten doğru yolda mıyım?
diye sorular sorduğun bir dönemde olabilirsin.
Ben bir şeye çok inanıyorum.
Gerçekten inandığın yolda yürüyorsan enerjin asla tükenmiyor.
İnandığı şeyin uğrunda koşan insan enerjisi asla tükenmez.
Seni bu kadar çok yoran, bedenini, ruhunu, hiçbir şey yapamayacak duruma getiren bir şeyler varsa hemen şimdi bırak.
Sen bırakmadıkça, ona sıkı sıkı tutundukça o seni daha çok esir alıyor çünkü.
Duygusal tepkileri neden olan da aslında düşünceler.
Duygulardan çok anlamanın peşine düşmek.
Farz edelim böyle.
Bu neden bir sorun?
Benim için ne anlama geliyor?
Bunları bir sor kendine.
Aslında bazı içinden çıkılamaz hissettiğin durumlarda sorun senin performansın değil.
Senin onu ölçmeye çalıştığın alet.
Bütün duygu durumlarımız, düşünce ve tutumlarımızın çocukları.
Ben okul zamanlarında da böyleydim.
Benim bir sorumluluk mu var, bir görev mi var?
Atın üstüme gelsin o sorumluluk duygusu.
Aşırı gelişmiş.
Aslında hepsi kafamda oluşan birer zihin kuramı.
İyi hissetmek ve iyi olmak aynı şeyler değil.
Evet dünyanın en iyi insanı olabilirsin ama iyi hissetmiyor da olabilirsin.
Bence bu insanların, bu kitlelerin mutsuzluğunun sebebi kendi içlerine dönecek zamanı kendilerine yaratmamaları.
Zaman o kadar hızlı, o kadar hızlı ilerliyor ki bunu düşünecek, kendime vakit ayıracak zamanı bulamadım.
Ya bu kadar mı?
Yani bu kadar mı ele geçiriyor bizi?
Ele geçirmesine izin verme.
Bu cümleyi kurmak çok kolay ama ben de seninle aynı şeyi hissediyorum.
Ve hayatımda olan her şeye bir anlam biçmek zor.
Her şeyi anlamlandırmak zorunda değilsin ama kendi içine dönmek için her zaman bir fırsat yarat kendine.
Çünkü sen ne olursan ol kimler hayatına girerse girsin.
Sen kendinle kalacaksın.
Kendinin en iyi halini sen biliyorsun.
Seni başkalarının ölçmesine tartmasına izin verme.
Sen kendini bil yeter.
Böyle olunca daha mı az incineceksin?
Hayır belki de.
Ama ben şunu öğrendim ki bazen de kırda kırda büyümek gerekiyor.
O kalp kırıkların, o ruhunda oluşan kırıklar.
Birleşince bir anlam kazanıyor.
Ben fark ettim ki çok kırılmışım.
O kırıkları toplama zamanı şimdi.
Birleştirebilir miyim bilmiyorum.
Eminim sen de kırıldın.
Kendine tam da o kırıldığın yerden sarıl.
Daha etkili bir yara bandı yok.
Ben bir karar vermek istiyorum.
Senin de karar vermek istediğin bir zaman var.
Doğru zaman var mı gerçekten?
Doğru anda doğru yerde olmak.
Büyük bir şans.
Şu an büyüdüğüm şehirdeyim.
Yıllardır başucumda duran o kitabım yok şimdi.
Hasan Ali Toptaş bir kitabında şöyle derdi.
İnsanın en ağır yükü her zamanki gibi gene kendisi.
Sırtına haddinden fazla taşıyamayacağın kadar yük almış olabilirsin.
Ama hayatın hangi döneminde olursan ol.
Şunu aklının bir köşesinden çıkarma.
Hayatın en zor döneminde de olabilirsin.
Alice gibi gözyaşlarının içinde de yüzebilirsin.
Ama hayat hepsini sana bir şeyleri öğretmek için yaşatıyor.
Benim bunu yaşamam gerekiyormuş dediğin zaman her yaşadığın kötü olaydan bir ders çıkar demiyorum kesinlikle.
Her olay bir ders çıkarmak için ya da iyi ki de bu benim başıma gelmiş demen için yaşanmıyor.
Ama şu an olduğun senden şikayet etmediğin sürece önce kendine sarılmayı öğrendiğin zaman daha az çıkmaz da hissediyorsun.
O ışığı daha yakınında hissedebiliyorsun.
Hep şu cümle geliyor her sabah uyandığımda aklıma.
Hayatın altüst olacak diye üzülme.
Bazen hayatı altüst etmen gerekiyor.
Gerçek seni bulabilmen için.
Herkesin bu hayatı...
bir geliş sebebi olduğunu düşünüyorum.
O sebebi ararsan, o sebebi arayabilme cesaretini gösterebiliyorsan ne mutlu sana.
Bozduysan da şanslısın demektir.
Ama bulamadıysan da arayışından asla vazgeçme.
Düşmekten korkma.
Düşeceğini nereden bilebilirsin ki bir yola çıkarken?
Kanatların senin ruhunda.
Herkesin içinde bir karanlığı var.
Ama çarp bunu fark edersen korkma.
Senin de bir karanlığın var.
Ama o karanlıkta da sakın kimseyi yutma.
Yolunu, yol arkadaşlarını aydınlatmak senin görevin.
Ve bunu keyifle yap.
Kendini yalnız hissettiğin dönemler olacak.
Bazen paylaşmak istemeyeceksin tam da benim şu an yaptığım gibi.
Ama öyle zamanlarda da şunu sakın unutma.
Desteklendiğini bil. Burada kendi hayatımdan bir örnek vermek güzel olabilir.
Kararlarımı kendim alarak hep hayatta ilerliyorum.
Evet fikrine önem verdiğim, değer verdiğim, sevdiğim insanlar var etrafımda.
Çocukluktan beri bu böyle.
Ben sevginin gücüne o kadar inanıyorum ki belki de o sevgiyle büyüyen şanslı çocuklardan biri olduğum için yeni bir çevreye girdiğim zaman belli
bir süre geçtikten sonra o sevgi bağını kurabildiğim insanlarla Gerçekten güçlü bir ilişki kurabiliyorum.
Ve evet belki uzun uzadıya anlatacak bir hayat tecrübem yok.
Cebimde çok güzel biriktirdiğim dostluklar olduğunu görüyorum her zor zamanımda.
Şu an daha farklı bir süreç.
Daha kendimle kalmak istediğim bir zaman ama onların desteğini ve belki de enerjisini hissedebiliyorum.
Bu hissi yaşıyor olmak.
Kelimelerle anlatılamaz bir şey.
Ben bir karar vereceğim, vereceğim deyip duruyorum.
Bu benim iş hayatımla ilgili bir sorun.
Yaklaşık iki senedir kurduğum bir düzen.
Gitmek ve kalmak arasında bir tercih.
Ama bu süre içerisinde benim için en iyi olanın gerçekleşeceğine inanıyorum.
Buna niyet etmekten artık korkmuyorum.
Benim de böyle oldu.
Sevdiğim insanları kolay kolay bırakamıyorum.
Böyle sahiplenme gibi değil ama sevdiğim insanlar hep yanımda olsun istiyorum.
Onlarla olabildiğim zaman kendimi şanslı hissediyorum.
Böyle insanlar biriktirebildiğim için de çok şanslıyım.
Sen kendini tamamlamadıkça yani tamamlamak asla ben tamamım, oldum, bittim, piştim.
Böyle bir durum olmadığını artık biliyoruz sanırım hepimiz.
Böyle bir şey yok. Yolda öğrendiklerim yanıma kar.
Benimle beraber bu yolda yürüyen benim yanımda kalanlarla ben ne olursa olsun yola devam edeceğim ve inandığım şeyin peşinden gideceğim.
Eğer böyle yapmazsam yine aynı karanlığın içine gireceğimi biliyorum.
Ben o karanlığa girmek istemiyorum.
Ufacık da bir astrolojiye el atarsak mesela su burçları sürekli Akışta olmayı severler.
Yani bilgilerini aktarmayı, anlatmayı severler.
Mesela ben toprak burcuyum.
Toprak burçları da bulunduğu yeri beslerler ve eğer beslenemezlerse, besleyemezlerse tıkanırlar.
Hava burçları daha hareketli burçlardır.
Stabil oldukları durumlardan pek hoşlanmazlar.
Sürekli hareket halinde olmak isterler.
Ben de yükselenim. Hava.
Sevgiler buradan ikizlere.
Ateş grupları da kendilerinin ön planda olduğu durumlarda kendilerini daha iyi hissederler.
Hani burçlara da el atmadım demem.
Yani burçlara benim daha farklı bir bakış açım var.
Hani böyle sıkı sıkıya günlük, haftalık burçlara göre yaşayan insanlardan değilim ama her insanın eğer biricik olduğunu düşünüyorsak da doğduğumuz an...
gökyüzündeki o yıldızların konumuna göre bizim de kişiliklerimizin şekillendiğini düşünüyorum.
Belki de hepimiz birer yıldız tozundan ibaretiz zaten.
Vay vay vay. Laflara bak.
Bu dönemde neler okuyorum.
Bazen konuşmam sırasında alıntılar yaptım.
O alıntılar şu anda okuduğum İyi Hissetmek kitabına ait.
Aşağıya açıklamalar kısmına link bırakırım.
Bakar mısınız havalı bir cümle link bırakmak.
Bana bunları da söylettiler ya.
Onun dışında şu anda aslında iyi hissetme kitabı hani hemen okudum bitti gibi bir kitap değil.
Açıp açıp pratikler yapabileceğiniz bazı hatta psikolojik testlerinde yer aldığı bir kitap.
Böyle onunla beraber ama asla her zaman tek kitap okumayı sevmem.
2-3 kitap birden okuyorum genelde.
İyileşmenin gücü müydü?
Düşünce Gücüyle Tedavi diye bir kitaba başladım dün.
Bir sonraki podcastta ondan biraz da bahsederiz.
Hem belki böyle hani pontanak konuşmaları da seviyorum aslında.
Hani bir plana oturtup şundan bahsederim, şuna kesin değinirim dediğim bir dünyam yok benim podcastta.
Ama iki bölümde çok güzel geri dönüşler aldım.
Çoğu arkadaş torpiliydi biliyorum.
Ama kendimi bu şekilde anlatıyor olmak bana iyi geliyor ve bana iyi gelen şeyleri yapmaya devam edeceğim.
Umarım sana da iyi geliyordur.
Sabırla, belki bazen sabırsızlıkla, her ne olursa olsun yeniden inşa etme cesaretini kendine göster.
Kimseye bir şey ispat etmek zorunda değilsin.
Kimseyle kendini kıyaslamak zorunda değilsin.
Bu serbestliği kendine tanımayacaksın da kime tanıyacaksın?
Hayat bir anda alt üst olabilir.
Senin yaptığın o büyük küçük hesaplara rağmen.
Yarını öngöremiyorsun.
Geçmişe de bağlanıp kalmayacaksın.
Geçmişten beslen. İkisi ayrı şeyler.
Ama geçmişte geçmişle beraber yaşama.
Ve her zaman o içindeki çocuğa güven.
Her yeni gün yeni bir umutsa eğer kendine o umut ver.
Hayatının yıkılabileceğini.
Hayatının alt üst olabileceğini sakın aklından çıkarma.
Hiçbir şeye sıkı sıkı bağlanamazsın.
Evet çok sev ama sahiplenme.
Yıkılır tekrar inşa edersin.
İnsanın içi sürekli bir inşaat hali lafı boşuna değil.
Yıkılır sen tekrar inşa etmek için yaşarsın.
Her aldığın nefes bir tuğla daha üstüne koymak için.
Sen sen olduğun sürece hangi yeniden başlayışta olursan ol kendi hayatını yaşayacaksın.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölüme kadar kendinize çok iyi bakın.
Biz bugün birbirimize iyi gelmek için varız.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
