
Bu bölüm, “hayat amacını keşfet, her şey çözülsün” anlatısı değil.İkigai’yi mistik bir hedef değil, günlük hayatta tutunacak bir yön olarak konuşuyoruz. Biraz bilim, biraz psikoloji, biraz da “ben bunu yaşadım” hâli.
– İkigai gerçekten nedir, ne değildir?
– Dopamin, motivasyon ve amaç duygusu beynimizde nasıl çalışıyor?
– Neden bazen çok yetenekli olup yine de boşluk hissediyoruz?
– “Sevdiğin işi yap” klişesi neden çoğumuzu daha da yoruyor?
– Ben kendi ikigai’me nasıl yaklaştım (ve hâlâ nasıl arıyorum?)
Transkript
Merhaba.
Bugün sana çok tuhaf ama çok dürüst bir şey söyleyeceğim.
Hayatın bir yerinde kendi kendine ben ne yapıyorum diye soruyorsan seni tebrik ediyorum.
Şu an bu podcast'ı dinlemende bir tesadüf değil.
Çünkü bugün tam da bu soruya yanıt arayanların bölümü.
Çoğu insan o soruyu yıllarca kendine bile soramıyor.
Ne bu soru? Hayatta neyi neden yaptığını bulmak.
Yani ikigai.
Bu bölümde hayat amacını bulmaktan değil, önce o amaçsız hissettiğim bataklığın içindeki hazineyi bulmaktan bahsedeceğiz.
Çünkü bazen insanın ikigaisi, rezil bir döneminin dibinde parlayan küçücük bir kıvılcım olur.
Yeni yılın ruhunu devam ettirdiğimiz, biraz daha başlangıç temalı, ne bileyim böyle heyecan verici, içini kıpır kıpır eden ve bölümün sonunda da oh be!
diye ferahlayacağın bir bölüm olsun istedim.
İki gayi meselesini konuşacağız.
Belki gün içinde birkaç kere, belki de senede bir iki defa içini gıdıklayan böyle bir hayal nereye gidiyor ya sorusu ve içimizdeki panik atak topluluğunu bir anlayalım mı birlikte?
Bazen gerçekten insan öyle bir noktaya geliyor ki ben niye buradayım?
Ne yapıyorum? Neyi yanlış yaptım?
Böyle gırp gırp sorular düşüşüyor ve düştükçe düşüyorsun.
O bazenleri ne tesikliyor?
Ne zaman geliyor? Bunu ayrı bir bölümde konuşalım.
Ama çok alakasız bir anda da geldiği olmuyor değil.
Hani bazen market poşetlerini taşırken birden durabilirsin ya da asansör beklerken ya da kırmızı ışıkta falan.
Benim hayatım bu olamaz.
diye bir soru geliyor değil mi?
İşte iki gayi o market poşetin ağırlığından bile daha ağır olan o soruların içinden çıkıyor.
Buna kendini gerçekleştirme çağrısı deniyor.
Maslow'a selam olsun.
Yani ruhun sana küçük küçük tatlım başka bir şey yapmamız lazım diye mesaj atıyor.
Tabii eğer doğru yolda değilsen.
Bu soruyu sorduğunda yaptığın, olduğun yerden tatminsen ve bir ışık görebiliyorsan Ne mutlu sana, devam et böyle.
Ama tabii o mesajları çoğunlukla görmezden geliyoruz.
Çünkü ödemeler var, mail kutusu var, Whatsapp aile grubu falan var değil mi yani?
Bunlar hayatın minik trolleri.
Ikigai sanıldığı gibi böyle tutkunu bul, peşinden koş değil.
Japon kültüründe ikigai yaşama nedeni demek.
Batılı ülkelerde bilinen bu dört çemberli Venn diagramını belki görmüşsündür.
Onunla da ilişkilendiriliyor.
Bir kişinin iki gayesi geliriyle bağlantılı olmak zorunda değil.
Hatta Japonya'da 2010'da 2000 kişiyle yapılan bir araştırmaya göre katılımcıların yalnızca %31'i iş hayatını kendi iki gayeleri olarak tanımlamış.
Yani bazılarına göre yaşamına anlam katan şey işi olabilir ama bununla sınırlandırmamamız gerekiyor.
2001'de ikigai üzerine yapılan bir araştırma var ve bu araştırmayı yürütenlerden klinik psikolog profesör bir Japon abimiz var adını asla okuyamıyorum.
Bu kavramın günlük hayatta Japoncanın bir parçasına dönüştüğünü söylüyor.
İkigai iki ayrı kelimeden oluşuyor.
İki yaşam demek, gai ise...
Değer ya da önem demek.
Hani bu Wikipedia bilgisini vermem gerekiyordu dostlar.
Yani bu olmazsa olmaz çünkü.
Şimdi biraz daha bu kavramı iyice anlamak için detay vereceğim.
Sakın geçmeyin. Önce bir özümsememiz gerekiyor.
Hemen ardından da nasıl bulacağımızı anlatacağım.
Batı kültüründe bilinen Venn diagramından bahsetmiştim.
Bununla ilişkilendirildiğinde kesişen dört başlık çıkıyor önümüze.
Yapmayı sevdikleriniz, yaparken başarılı olduklarınız, dünyanın ihtiyacı olan ve size para kazandırabilecek olan.
1966 yılına ait Ikigai Enstitüsü'ne ait kitapta Ikigai'nin mutluluk kavramına benzediğini ancak ikisi arasında bazı nüanslar olduğu söyleniyor.
Yani şu anda kendini mutsuz da hissetsen, geleceğe umutla bakabileceğin bir anlayış sunuluyor.
Biz bunu Instagram motivasyon hesaplarının yaptığı gibi tutkunu bul, işe dönüştür, mutlu ol gibi bir kibrit kutusuna sıkıştırmaya teşneyiz.
Burada olduğun için çok şanslısın.
Ben de anlatabildiğim için şanslıyım.
Biz çözeceğiz bu işi bu bölümde.
Gerçek hayatta genelde şöyle oluyor.
Sevdiğin şeyden para kazanamıyorsun.
İyi olduğun şeyi sevmiyorsun.
Sevmediğin şey para getiriyor.
Ve dünyanın generallik yaptığın konuya ihtiyacı yok.
İşte iki gay böyle bir sudoku.
İki gayimizi bulmak için üçü ayıracağımız bir liste yapalım.
Değil mi? Bu listede değerlerimiz olsun.
Yapmayı sevdiklerimiz ve iyi yaptıklarımız.
Bu üçünün kesiştiği yer senin iki gayin olacak.
Yani iki gayi eylemdeki yaşam amacın.
Bunun için de harekete geçmemiz gerekiyor.
Pozitif psikoloji araştırmalarına göre insanın hayatında anlam hissetmesi mutluluktan çok daha kritik.
Yani mutlu olmayabilirsin ama bir anlam taşıdığını hissediyorsan beynin çok çok daha iyi çalışıyor.
Stresle bile daha iyi baş ediyorsun.
Hatta Harvard Yetişkin Gelişim Araştırması diyor ki hayat amacı olan insanların hem psikolojik dayanıklılığı hem de kardiyovasküler sağlığı daha iyiymiş.
Yani kısaca bilim şunu söylüyor.
Boş boş yaşamak bünyeye zararlı.
Evet efendim klinik bulgular böyleyse boş gezenin boş kalbi olur da dememiz hiç işten bile değil.
Şimdi gelelim işin bilimsel tarafına.
Hani hep diyoruz ya böyle iki gaye önemli, işte anlam bulmak önemli.
Ama bunu bir tek biz söylemiyoruz.
Beynin kendisi de söylüyor.
Gerçekten beynimizin kimyası anlam bulduğumuz anlarda küçük bir karnaval düzenliyor.
Şimdi dopamin çok çok çok hani bahsedilen, gördüğün, duyduğun bir kavram bence.
Yani psikolojinin bu kadar çok popüler olduktan sonra insanların en çok duyduğu kavramlardan biri.
Dopamin genelde mutluluk hormonu diye biliniyor.
Ama aslında değil. Bunu Stanford Bağımlı Psikiyatristi çok net anlatıyor.
Dopamin memnuniyet değil motivasyon üretir diyor.
Yani sana devam etmeni söyleyen şey dopamin.
Ve yapılan araştırmalara göre de hayat amacı olan insanların...
Dopamin devreleri daha dengeli çalışıyor.
Çünkü beynin sana şunu söylüyor.
Bu insan niye yaşadığını biliyor.
Bu yüzden de enerjiyi onun daha düzgün bir şekilde, daha dengeli bir şekilde dağıtabiliriz tüm vücudunda diyor.
Bunun tam tersi durumundaysa dopamin sisteminde düşüş oluyor.
Bu düşüşte ne yapıyor?
En basit haliyle yapman gereken bir işi bildiğin halde ertelemiyorsun.
Psikologların ortak söylediği şey iki gayi eşittir regulasyon.
Lisanslı klinik psikolog Dr.
MacJay Virginia Üniversitesi'nden bir kitabında şöyle diyor.
Hayat amacı duygusal regulasyon kapasitesini arttırır.
Yani stresli olduğunda daha hızlı toparlanırsın.
Biri seni eleştirdiğinde daha az yıkılırsın.
Geçmişte takılı kalmazsın.
Çünkü içsel bir pusulan var.
İşte tam olarak iki gayi o pusulan.
Peki neden kayboluyor?
Çünkü hayat büyüdükçe sadeleşmiyor.
Aksine karmaşıklaşıyor.
Bir de üzerine toplumun dayattığı başarı kriterleri ekleniyor.
İşte para kazan, mutlu ol, her şey yolundaymış gibi görün.
Ama yani içten içe hep şunu biliyoruz.
Kendine yalan söyleyerek hiçbir yere varamıyorsun.
Bununla ilgili Stanford'dan bir araştırma var.
Hayat amaçlarımızın %70'i toplumsal beklentilerden geliyormuş ve sadece %30'u bize aitmiş.
Yani bu ne demek?
Ne anlam ifade ediyor? Bizim iki gayi sandığımız şey aslında başkasının beklentisi de olabilir.
Peki ne oluyor ikigai kaybolunca dedim ya az önce.
Nasıl ki telefonda şarj azalınca karanlık moda geçiyoruz.
Ruhumuz da ikigaisiz kalınca bir saving moda alıyor kendini.
Yani bu işte heyecanımız, yaratıcılığımız, risk almaya olan eğilimimiz, umudumuz ve sabah uyanma isteğimiz bile kapanıyor.
Ve bunlar kapanınca kendimizi hiçbir sahneye ait hissetmiyoruz.
Şimdi sana...
Hayatımın bir büyük sırrını açıklayacağım.
Benim ikigayım cool bir şey değil.
Yani böyle öyle dünyayı değiştireceğim, gezegenleri hizaya getireceğim falan gibi değil.
Çok daha basit. Kafamdaki düğümleri çözüp başkasına da...
Bak böyle çözülüyor diye göstermek.
Bu kadar. Yani bunu da öyle bir yoga kampında, bir inzivada falan fark etmedim.
Hiç de gitmedim. Ama hayat böyle öğretti diyeyim.
Mesela bir dönem sandım ki ben bir hani kariyer manyağıyım.
Hani böyle yükseliyorum, ödüller geliyor.
Herhalde hani iki gayim bu dedim.
Sonra içimden bir ses dedi ki ya bırak yani sen başkasının hayatındaki anlamı anlatmaya çalışırken kendininkini yokmuş gibi hissediyorsun.
O an dank etti işte yani.
Benim olayım anlam yaratmakmış.
Yani kaos görünce çok tahammül edemiyorum.
Böyle dağılıyorum ama sonra bir bakıyorum yine bir şeyi anlamlandırıyorum.
Bir fikri alıp onu bir hale bir şekilde getirecek bir enerjim motivasyonum var.
Takıntı da diyebiliriz bunu ama şunu fark ettim.
Ben insanlara bir şey anlatınca rahatlıyorum.
Hani sanki içimde biri var ve diyor ki hadi...
kızım anlat da herkes bir sakinleşsin yani.
Bilmiyorum bu bir travma mı, burcumdan dolayı mı, işte kimlik karmaşası mı ama çalışıyor yani.
Ortaya da güzel şeyler çıkıyor.
Bence hani podcast yapmam da buradan çıktı.
Yani kendimi toparlarken size de bir iki ışık çakıyor gibi hissediyorum.
Özetle benim iki gayim anlamı bulmak, paketleme konu.
Yani bunu da anlam yaratıp insanlarla paylaşmak, görünmeyeni görünür kınmak, bir karmaşanın içinden bir yol bulup onu başkasına anlatmak gibi tanınıyorum kendimce.
Ve bence herkesin iki gayesi bir yerlerde saklanıyor.
Benimki böyle artık çok bağıran bir durumdaydı.
O yüzden ben de bu bölümde size şunu söyleyeceğim.
Kendi iç sesinizi biraz ciddiye alın.
Belki sizin iki gayenizde yoldan geçenleri anlamlandırmak falandır.
Kim bilir? Yani benim işim çünkü hani yıllardır iletişim, işte strateji, markalar, insanlar üstüneydi.
Onlarla iletişim kurma, bir köprü olma.
Ama sonunda asıl beslendiğim yer hep aynıymış.
Bir şeyi birine o kadar doğru bir dille anlatmak ve o kafasındaki sisi dağıtmak.
Çünkü fark ettim ki ben bir fikri çözmeyi, onu hikayeleştirmeyi ardından böyle...
Birinin kalbine oturacak şekilde anlatmayı inanılmaz seviyorum.
Ve belki bu benim doğum haritama da yazılmış olabilir.
Sürekli aynı yöne dönüyorum.
Yani anlamı bul. Onu üret ve aktar.
Ve bu benim için hiçbir zaman değiştirilemez bir şey olmadı.
Şu anda podcast'ı da yaparken fark ediyorum yani buradan doğuyor.
Ama daha fazla insanın kendini anlamasına alan açmak, onlara ışık tutmak, iç seslerini güçlendirmek gerçekten beni hayata tutan şeylerden biri.
Ve bence belki de bu yüzden psikolojiye sardım.
Hani bundan 10 sene önce Çift Anadol programına başvurunun son gününde annem şey demişti hani Hani hukuku ilk sıraya koy.
Ama ben birden böyle hani ben psikolojiyi yazacağım falan.
İlk sıradan da yerleştim ama böyle sanki bir içimden yaralı şifacı çıkardı benim psikoloji okumak.
Enteresan bir şekilde belki de bu insana değmek ve anlam yaratmak.
İşte bunu kelimelerle, duyguyla, hikayeyle yapmak.
İki gayim olduğunu fark etmem de bu kadar etkili oldu.
Şimdi Instagram'daki gibi değil ama iki gayi bulmanın dört gerçekçi yolunu anlatmak istiyorum.
Birincisi, ne zaman kendini hayatta hissediyorsun?
Çokça bahsettik ne olduğundan iki gayenin ama şöyle bir şey söyleyebilirim.
Kahveni yaparken bile bir saniyaya şu an çok iyi hissediyorum dediğin o minicik duygu o olabilir.
İkincisi... Hangi becerilerin seni yaşatıyor?
Yani hepimizin farklı farklı yetkinlikleri var.
Kimimiz krizizi çok iyi yönetebiliyoruz.
Kimimiz çok iyi bir dinleyiciyiz.
Bazılarımız çok iyi analiz yapıyor.
Daha estetik bir yerden görebiliyor herhangi bir mekanı.
Bunların hepsi iki gayenin ham maddesi aslında.
Üçüncüsü dünya sana neyi soruyor?
İnsanlar senden neyi istiyor?
En çok ne için kapını çalıyorlar?
Bu da bir ipucu. Hem de çok önemli bir ipucu.
Sonuncusu da para kazanma kaygısını dışarı çıkarmak.
Yani para elbette önemli.
Hani maddiyatı es geçin, siz istediğiniz yolda tabana kuvvet koşun diyemem.
Ama iki gayeyi sadece para eksenine oturtursan ruhun seni sabote eder.
Bunu çok net söyleyebilirim.
Yani para sonradan gelir.
Yani önce yönünü belirle, sonra gerçekten yolun açılıyor.
İki gayi bazen bir krizin içinden de doğabilir.
Yani bunu çok kişi anlatmaz ama birçok insanın hayat amacı bir sarsıntıdan sonra belirir.
Trauma psikolojisine göre de posttraumatik gelişim denen bir şey var.
İnsan bazen ancak dağıldığında gerçek yönünü görebiliyor.
Yani o kırıldığın yerden bir yol açılıyor.
Sen de hayatında bir dönemeçteysen bil ki bu kötü değil.
İki gayi tam burada nefes almaya başlıyor olabilir.
Ve iki gayi bir barış noktası da değil.
Bölümü bitirirken sana şunu söylemek istiyorum.
Ikea'yı öyle bir merkez bulup kenara konulan bir şey değil.
Yani her yaşta, her kırılmada, her yeni başlangıçta tekrar tekrar güncelleniyor.
Bazı gün gerçekten hiçbir şey bulamayacaksın.
Ama sonra bir gün gelecek.
Belki bir cümle, bir sohbet, bir şarkı, bir şey seni içinden tutup şöyle diyecek.
Sen bunun için geldin.
Evet. Bugün de geldik bir bölümün daha sonuna.
İkigai dedik, anlam dedik.
Bu bölüm için hazırlandım.
Bir sürü araştırmadan bahsettim ama sadeleştirmeye de çalıştım çokça.
Çünkü çok derin bir kavram.
Uzun uzun araştırmaları yapılan, çok da popüler olan bir kavram olduğu için belki hani beyninizdeki küçük bir ekip toplantı yapıyor şu an.
Kararlarınızı alıyorsunuz.
Ama şimdi şunu unutmamanızı söyleyerek kapatmak istiyorum.
Hayat bazen çok karmaşık görünüyor ama Genelde insanın en çok ihtiyacı olan tek bir cümle.
O cümle belki içinizi rahatlatıyor, yönünüzü değiştiriyor.
Hatta bazen tüm senaryoyu bile yeniden yazdırabiliyor.
Bu bölüm size o cümleyi hatırlatsın istiyorum.
Benim burada bir sebebim var.
Yani sebep çok büyük olmak zorunda değil.
Dünyayı kurtarmanıza gerek yok.
Bazen birine iyi gelmek, kendine dürüst bir söz vermek bile yeterli.
Eğer bugün burada aklınıza şöyle küçücük bir soru düştüyse bile ya benim ikigayım ne ola ki ya yani hani o bahsettiğiniz beyin ekibi var ya şu an sizi alkışlıyor.
Çünkü soru varsa yol başlıyordur.
Şimdi yavaşça bölümü kapatalım.
Kendinize iyi davranın, merak edin, biraz gülün, biraz düşünün ve en önemlisi kendi hayatınızın içinde daha çok yer kaplayın.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
