
değişmek mi istiyoruz, yoksa değişmiş gibi hissetmek mi? | atomik alışkanlıklar
2 Nisan 2026 · 25 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu hafta Atomik Alışkanlıklar kitabını konuşuyoruz.
— Neden aynı yerde takılı kalıyoruz?
— %1 kuralı gerçekten işe yarıyor mu?
— Ve en önemlisi: Gerçekten değişmek istiyor muyuz?
Belki cevap sandığından biraz daha rahatsız edici. Her alışkanlık, kimliğine attığın bir oy. Bugün neye oy verdin?
Transkript
Selam selam. Bugün çok enerjiyim çünkü sabah 6'da uyandım.
Yani genel olarak bu saatlerde uyanmayı tercih ediyorum gibi bir durum var.
Geçen haftaki bölüm sabahları konuşuyoruz işte sabah insanıyım vesaire çok muhabbetini yaptığımız için.
Belki de böyle oldu bilmiyorum ama.
Yok ya ondan değil. Ben senelerdir erken uyanıyorum.
Ama erkenden kastım benim böyle 7-8 gibiydi.
Şimdi bunlar 5,5-6 civarına çekilmeye başladı.
Son 5-6 aydır.
Enteresan deneyimler yaşıyorum.
Yani bu saatlerde uyanık olmak iyi geliyor.
Tabii kışın çok karanlıktı.
Çok zor zamanları atlattık.
Hala uyandığımda karanlık oluyor.
Ama en azından...
Daha az bir süre karanlıkta kalmış oluyorum.
Ama şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki o güne hazırlık aşamasında kendimi güne hazırlıyorum ya.
Kendimi güne hazırlayacak saatlerim var.
Ve etraf sessiz.
Hava hafif aydınlanmaya başladığı zaman çıkıyorum, yürüyüşümü yapıyorum ya da spora gidiyorum.
Mesela birazdan bu kaydı yaptıktan sonra yürüyüşe çıkacağım ama...
Hava çok soğuk. Az önce balkona çıktım ve dondum.
Mental olarak kendimi hazırlamaya çalışıyorum buna.
Bugün 20 Mart.
20 Mart'ta neden bu kadar soğuk?
Önümüzdeki birkaç gün birazcık daha soğuk olacakmış galiba ama.
Hani bayram sabahı diye bu sabah bir yürüyüşe çıkmayayım dedim.
Sen tabii bu kaydı dinlerken bayram geçmiş olacak.
Geçen bölümünün sonunda da kutlamıştım ama umarım...
temennimi bu şekilde yapayım şimdi de.
Güzel bir bayram, güzel bir tatil geçirmişsindir.
Ve umarım keyfin çok çok çok yerindedir.
Şimdi, bugün çok güzel bir bölümümüz var.
Bölümümüz diyorum çünkü artık hepimizin bölümleri haline gelmeye başlıyor.
Büyüyoruz günden güne, haftadan haftaya.
Elime de kitabımı aldım.
Birkaç hafta önce Instagram'dan Zaten sormuştum size bu kitabı okudum ben üstüne konuşalım mı diye.
Üstünden çok fazla geçiyor gibi hissettim ve arayı soğutmadan içime sinen bir hale getirene kadar da uğraştım.
Çalıştım ve kitabımı da şu an böyle masaya aldım.
Kendimi daha güvende hissediyorum.
Onu böyle tutarak konuşmak.
Hoşuma gidiyor. Ne bu kitap söylesene artık be kadın diyorsanız eğer yani instagramdan takip etseydiniz bu kitabın hangi kitap olduğunu biliyordunuz şu anda ama tamam yaklaşık böyle
üçüncü dakikaya doğru gidiyorum.
Atomik Alışkanlıklar kitabını konuşacağız.
Küçük değişiklikler, büyük sonuçlar.
New York Times çok satanı yazıyor kitabın kapağında ve bu beni her zaman böyle kitaplardan geri tutan bir şey.
Ama ön yargılarımı bırakalı uzun bir zaman oluyor.
Kötü alışkanlıklardan kurtulup iyi alışkanlıklar edinmek için kolay ve etkisi kanıtlanmış bir yöntem olarak alt başlığında geçmişler diyorum ve başlıyorum.
Hayatımızı... büyük kararlar değil, çoğu zaman fark etmeden yaptığımız küçük şeyler şekillendiriyor desem sen ne düşünürsün?
Ve asıl mesele neden bildiğimiz şeyleri yapamıyoruz diye sorsam.
Bu iki soruyu cebimize koyalım.
Ve bugün hani bir kitap kulübündeymişiz gibi düşünelim.
Masada kahvelerimiz, hadi ya da sen ne istiyorsan o olsun.
Herkes kendi satırlarının altını çizmiş, bakış açısını paylaşmak için sabırsızlanıyor.
Ben burada tek başımayım.
Ama bu yüzden hem kendime hem sana soruyorum.
Gerçekten değişmek istiyor muyuz?
Yoksa değişmiş gibi hissetmek mi istiyoruz?
James Clear'ın gayet yalın ama hayatı kökünden sarsan bir çerçevesi var bu kitapta.
Ve kitabın en başında çok net bir şey söylüyor.
Başarı bir gecede olan bir dönüşüm değil.
Küçük alışkanlıkların bileşik etkisi.
Yani mesele devrim değil.
Mesele yüzde bir.
Bu yüzden bir kısmını birazdan anlatacağım ama asıl peşine düşmemiz gereken soru alışkanlık nasıl oluşurdan çok insan neden aynı yerde takılı kalır olacak?
Hepimiz ne yapmamız gerektiğini biliyoruz.
Sen hiç yaptığın bir alışkanlığın seni beklediğinden çok daha fazla değiştirdiğini fark ettin mi?
Daha az ertele, daha çok hareket et, işte daha iyi beslen, daha sakin ol.
Yani bunlar söylerken çok kolay ve yapılabilir değil mi?
Peki neden yapamıyoruz? Bunun çok basit ama biraz da can yakıcı bir cevabı var.
İrade ya da motivasyon eksikliği değil bizdeki.
Bizde sistem eksikliği var.
Ve sistem dediğin şey doğru tetikleyiciler, otomatik davranışlar ve bunun sonucunda gelen hafif kazanımlar dizisi.
Clear kitabı yazdığında zaten büyük kitleye sahip biriydi.
İşte bir blog ve...
200 binden fazla abonesi vardı.
Şu an Instagram'da 1.7 milyon takipçisi ve bültenlerini takip eden 3 milyon okuyucusu var.
Özellikle pandemi döneminde...
insanlar hayat düzenini yeniden kurmaya çalışırken de satışları patlıyor.
Yani 2020 sonrası TikTok, YouTube ve podcast kültürü sayesinde alışkanlık teması viral bir başlık haline geldi.
Davranış bilimi, nörobilim, alışkanlık araştırmaları zaten hep olan şeylerdi tabii ama Clear'ın yaptıkları biraz farklılaşıyor.
Bunları akademik bir dilde değil, uygulanabilir bir dilde anlatıyor.
Mesela motivasyon yerine sistem ifadesini kullanması.
büyük hedef yerine küçük iyileştirme demesi ve çizdiği sade çerçevede her kesimden insana dokunmasını sağlıyor.
Ve biraz önce söylediğim %1 konusuna geliyorum.
%1 daha iyi ol fikri çok paylaşılabilir bir slogan.
Bu sosyal medya dilinde kancı olarak adlandırılan ve hani insanları içeriğine çekmek için bir taktik gibi duyulabilir ama her gün %1 gelişme metaforu hem ölçülebilir hem de Umut vaat
ediyor. Clear her gün %1 daha iyi olma fikrini öne sürerken büyük resimde %1'in ne önemi var diyebilirsin.
Şöyle Clear diyor ki her gün %1 daha iyi olursan şu anki halinden bir yıl sonra 37 kat daha iyi olursun.
Eğer her gün %1 daha kötü olursan da neredeyse sıfıra inersin.
Bu bana şunu düşündürüyor.
Hayatımız dramatik kararlarla değil, mikro tercihlerle şekilleniyor.
Şimdi kitapta İngiliz bisiklet takımı ve %1 kuralına dair bir örnek var.
Nedir bu? Britanya bisiklet takımı yıllarca uluslararası yarışlarda başarısız oluyor.
2003'de ise takımın başına Dave Brailsford geçiyor ve şunu söylüyor.
Her şeyi %1 daha iyi yapacağız.
Bisiklet serileri, sporcuların uyku düzeni, masaj yağları, bisikletlerin ağırlığı, hatta sporcuların ellerini nasıl yıkadığı bile optimize ediliyor.
Bu küçük iyileştirmeler birikiyor, birikiyor ve takım yıllar içinde, birkaç yıl içinde hatta, olimpiyatlarda ve dünya şampiyonlarında rekorlar kırıyor.
Peki biz hayatımızda genelde şöyle istemiyor muyuz?
Hani bir anda puf! Her şey değişsin yani.
İşte aynı bu örnekte olduğu gibi.
Oysa asıl değişim kimsenin alkışlamadığı o yüzde birlerde.
Bir gün spor yapmamak hayatı değiştirmez.
Ama spor yapmayan biri kimliğini benimsemek değiştirir.
Her gün spor yapmamaya verdiğin karar küçük bir yönde sapma.
Yani %1 daha az disiplin, %1 daha fazla erteleme.
İşte bu küçük sapmaların biriktiğini söylüyor Clear.
Çünkü mesele tek bir davranış değil.
O davranışın hangi kimliğe oy verdiği.
Bir gün spor yapmamak tabii ki sorun değil ama ben zaten düzenli spor yapamıyorum demek işte o...
O kimliği inşa etmeye başlıyor.
%1 kuralı da tam burada çalışıyor.
Her gün yaptığın şey olmak istediğin insana seni %1 yaklaştırıyor ya da %1 uzaklaştırıyor.
Ve bu fark tabii ki ilk hafta görünmüyor.
Yani ilk ayda da görünmez muhtemelen.
Ama bir yıl sonra iki ayrı hayat ortaya çıkar.
Bunu net söyleyebilirim.
Hatta kesin bilgiyi yayalım.
Ve kitap burada çok kritik bir yere geliyor.
Atomik alışkanlıkların başarısı eski ve arketipik bir şeyle de ilgili.
Bana Herakleitos'un bir sözünü hatırlattı.
Ethos, antropoi, daimon.
Yani insanın karakteri kaderini belirler.
Bu ünlü ifadeyi belki daha önce sen de duymuşsundur.
Ethos, karakter veya alışkanlık demek.
Antropoi, insan veya kişi.
Diamond da içimizdeki yol gösterici ruh.
Buradan karakter dediğimiz şey bizi biz yapan alışkanlıkların bütünü değil midir diye sorsam cevabınız net olur diye düşünüyorum.
Yöntem basit ama güçlü.
Önce kim olduğunu kabul et.
Sonra küçük ama tutarlı adımlarla olmak istediğin kişiyi inşa et.
Şunu çok sevdim. Davranış değişikliğinin en etkili yolu kim olduğuna dair inancını değiştirmektir.
Şu an kim olduğunuzu, ne olduğunuzu...
Altyazı M.K.
O hikayeler aracılığıyla kim olduğumuzu şekillendiriyoruz.
Belki kendini çok fazla öven birisin ve geleceğe dair pembe vizyonunu destekleyecek alışkanlıklara sahip değilsin.
Ya da tam tersi, sahip olduğun kaliteli alışkanlıklar göz önüne alındığında beklentilerini çok düşük tutuyor da olabilirsin.
Elbette bizi motive edecek hedeflere ihtiyacımız var.
Ancak sadece büyük bir hedefin çekiciliğine güvenmek, kendimizi başarısızlığa mahkum etmek anlamına gelir.
Bu durum aynı anda...
Aşırı özgüvene, gerçekçi olmayan beklentilere ve belki de hazırlıksızlığa yol açabilir.
Aslında başarının gerçek ölçütü veya para birimi tırnak içinde günlük eylemlerin ve düşüncelerin en ince ayrıntıları.
Biraz önce Heraklitos'a referans verdiğim gibi bir kişinin alışkanlıklarına bakın ve nereye varacağını görün.
Boşuna dememişler. Clear!
Bir geri bildirim döngüsünün parçası olarak ipucu, istek, tepki ve ödülü içeren alışkanlık oluşumu biliminden yararlanan biri.
Ancak temel süreci size fayda sağlamayan kötü alışkanlıklardan kurtulmak ve yerine fayda sağlayan yeni alışkanlıklar koymaktan ibaret.
Bence atomik alışkanlıkların gücü yenilikte değil kadim bir gerçeği hatırlatmasında.
Önce kendinle dürüstçe yüzleşiyorsun.
E sonra da olmak istediğin kişiye doğru küçük, minik minik böyle adımlarla yeni bir benlik kuruyorsun.
En güçlü cümlelerinden biri de şu.
Az önce de söyledim.
Tekrar da düşmek istemiyorum ama bu kim olduğuna dair inancını değiştirme meselesi de değişmek, değiştirmek diyoruz.
Çünkü bir şeylerden memnun değilsen ve hayatının ya da günlerinin farklı yönde akmasını istiyorsan bir şeyleri farklı yapmalısın demek ya.
Bunun arayışında olanların da bir değişime ihtiyacı var.
Yoksa hani kimseyi değişmelisin işte olduğun kişi olmayı bırak hani seni gidi seni falan diyen bir tarafta değilim.
Onda böyle hani değişmek zorunda mıyım, ben benim, ben böyleyim diyene zaten diyecek hiçbir sözüm yok.
Hayatta başarılar.
Yani çok çok klasik örnekler vererek ilerleyeceğim.
Olayı karmaşıklaştırmanın alim yok.
Basitçe hazır önümüzde yaz.
Tabii ki herkesin bir son bir beş kilom var ve olgun vermek istiyorum dediğini böyle geliyor bana o sesler.
Ya da daha uzun vadeli bir istekten bahsedeyim.
Kitap yazmak istiyorum.
Üçüncü istek de daha kişisel olsun.
Podcast'ını büyütmek istiyorum.
Ama Clear şunu soruyor.
Nasıl bir insan olmak istiyorsun?
Zayıflamak isteyen biri değil.
Sağlıklı yaşayan biri.
Kitap yazmak isteyen biri değil.
Her gün yazan biri. Burada çok sevdim bu metaforu.
Her alışkanlık attığın bir oydur.
Hangi kimliğe oy veriyorsun?
Üçüncü örnekteki podcast'ımı büyütmek istiyorum demek.
Sadece demekle olmuyor.
Üzerine çalışman lazım.
Ekip arkadaşlarımla birlikte neyi daha iyi yapabiliriz?
Ses mi, intro mu şöyle olsa?
Teknik ve içerik detayları dışında.
Ben anlatan ve paylaşan, ortak paydada kendini, kimlik inşasını önemseyen insanlarla bir topluluk oluşturmak istiyorum.
Ve üretmeyi seviyorum.
Hani bir maddi beklentim olmadan bu bana iyi gelen bir şey.
Üreten, paylaşan, anlatan bir kimlik inşa etmek.
Değil mi? Hani bunun içinde kendi mesaim dışında o anlatan kişi olmak için uğraşıyorum.
Ne yaptım? İlk hani mikrofonun başına geçtim.
Ne konuşmak istediğime karar verdim.
Kendim bütün bölümlerin kurgularını, sosyal medya içeriklerini yaparken yaparken sonra ekip arkadaşlarımla tanıştım.
Ve ortaya çok daha güzel, daha rayına oturan, daha planlı bir şekilde sistem oturtmaya çalıştık.
Onların bildiklerini, benimle paylaşmaları vs.
vs. hani. Ama önce ben anlatan bir kişi pozisyonuna girdim ve...
Benimle aynı şeyleri paylaşan insanlarla bir araya gelmek için ben adım attım.
Onlara ulaştım. Ve bunun dışında zaten planlı bir insanım.
Düzenli ve sorumluluk sahibi bir insanım.
Bu konuda da çok titizlendim.
Ve hani sonunda her geçen gün, her geçen hafta dinlenmelerimizin arttığı ve aslında hedeflerimize de beraber ulaştığımız Bir yolculuğun içindeyiz.
Ben kendimi çok iyi hissediyorum.
Ama bu iyi hisse en başından beri sahibim.
Yani bu çok değişik bir duygu.
Anlatamıyorum. Bu hani yaşadıklarımı sanki en başında yaşayacağını bilip de o yola çıkma durumu.
Zaten bunları olacağını biliyordum gibi.
Hani ne oldu Ecem diye sorarsanız.
Şöyle söyleyeyim hani rakamlarla ifade etmek çok doğru değil bunu ama oranlayarak söylesem bir sene önce 3x dinleniyorsam şu anda 13x dinleniyorum falan gibi bir durum
var. Ama dediğim gibi hani rakamların dışında...
Ben zaten o anlatan profili içimde buldum ve onu dışarı ile buluşturmak için alışkanlıklarımı bu yönde şekillendirdim.
Ne olursa olsun planlarımı yapıyorum.
Seyahatim varsa başka yoğun olacağım haftalar varsa önümde stoklu bölüm çekiyorum.
Ya da haftalık olarak yapmak yerine bir şeyleri 2 haftalık 3 haftalık planlamalarla yapmak hem kafa olarak da beni rahatlatıyor hem de Kendi devamlılığımı sağlayabildiğimi
görmekte o kimliğime oy verdiğimi bana gösteriyor.
Küçük oylar birikiyor birikiyor ve kimliği inşa ediyor.
Peki ya kötü alışkanlıklar neden güçlü?
Hadi biraz da bundan bahsedelim.
Çünkü kötü alışkanlıklar hemen ödülünü veriyor.
İyi alışkanlıklarsa geç ödül veriyor.
Beynimiz kısa vadeli has peşinde olduğu için bir sistem kurmamız...
Şart tabii ki. Kitapta hoşuma giden nokta şu.
Kötü alışkanlıkların ve iyi alışkanlıkların arasındaki farkı mesela işte tatlı yediğinde hemen haz alırsın ama spor yaptığında sonuç aylar sonra geliyor yani.
Bu yüzden sistem kurmazsak kaybederiz diyor.
Bu yüzden alışkanlıkların ters yasasını söylüyor.
Kötü alışkanlığı görünmez, zor ve tatminsiz yap.
Bu bana şunu düşündürüyor.
Biz sonuçlara aşık oluyoruz ama sistemlere değil.
O olmak istediğimize gidecek yolun hiç farkında değiliz.
Yani yolu önemsemeyen tipleriz.
Peki ya ey biz yolu önemseyenler ne yapacağız?
Bu pandemi öncesi ve sonrası gördüğümüz verimlilik takıntısıyla da mükemmel bir şekilde örtüşüyor ya.
Kitapta alışkanlık oluşturmanın dört temel yasasından bahsedeceğim.
Bunu örneklendirerek gidelim.
Kendi hayatlarımıza katabilmek için de hepimize yardımcı olsun.
Birincisi açık yap.
Make it always. Mesela spor yapmak istiyorsun ama yapmıyorsun.
Diyorlar ki spor kıyafetini görünür bir yere koy çünkü görünmeyen şey yapılmaz.
Bu aslında irade meselesi değil, çevre tasarımı meselesi.
Ve şu cümle çok çarpıcı.
Motivasyon abartılmıştır, çevre çoğu zaman daha önemlidir.
Yani kendini suçlamak yerine hayatını biraz yeniden düzenlesen ne olur?
Kendini suçlamak yerine sadece bir şey yerinden oynatsan neyi değiştirirdin?
2. Çekici yap. Make it attractive.
Kitaptaki fikir bir alışkanlığı sevdiğin bir şeyle eşleştirmek.
Buna temptation bundling diyorlar.
Nasıl? Şimdi sadece spor yaparken sevdiğin podcast'ı dinleyebilirsin.
Sadece yürüyüşteyken en sevdiğin müziği açabilirsin.
Kahveni sadece kitap okurken içebilirsin.
Böylece beynine şunu öğretiyorsun.
Bu davranış eşittir keyif.
3. Kolay yap. Make it easy.
Kitaptaki fikir alışkanlığı küçült ve direnci azalt.
Bu noktada 2 dakika kuralı devreye giriyor.
Çok basit ama zekice bir öneri bence.
Yeni bir alışkanlık 2 dakikadan uzun sürmemeli.
Çünkü sorun çoğu zaman yapmak değil başlamaktır.
Her gün 1 saat kitap okuyacağım dediğinde beyin bunu bir projeye çeviriyor ve her gün 1 sayfa okuyacağım dersen eğer direncin düşüyor.
Burada mesele az yapmak ya da çok yapmak değil.
Önemli olan kapıyı aralamak.
Çünkü kimlik büyük büyük performanslarla değil, tekrarlarla oluşuyor.
Bir maraton koşmak seni koşucu yapmaz ama her gün o ayakkabıyı giyip yola çıkmak yapabilir.
İki dakika kuralı bize şunu söylüyor zaten.
Başlamak küçük olsun ama kimliğin tutarlı olsun.
Sen her gün bir sayfa okuduğunda...
Okuyan biri kimliğine oy veriyorsun ve çoğu zaman o bir sayfa günler geçtikçe 10 sayfaya dönüşüyor.
Ama dönüşmese bile sorun değil.
Çünkü sen artık başlayan birisin.
Ve tatmin edici yap.
Make it satisfying. Alışkanlık tamamlandığında bir tür görünür ilerleme yarat.
Bu takvime çarpı atmak da olabilir.
Bir habit tracker kullanabilirsin ya da küçük bir ödül koyabilirsin.
Habit tracker deyince de alışkanlıklarını ölçümleyeceğin ve bunu yaptım şunu yaptım gibi bir kendine böyle notlar koyabileceğin bir sistem oluşturabilirsin.
Bir defter olabilir, telefonun notlar kısmı olabilir.
Sen nasıl rahat ediyorsan.
Ve küçük bir ödül koy.
İlerleme görünür olduğunda davranış tekrar etme eğiliminde oluyor.
Bu yüzden şunu söyleyeceğim.
Değiştirmeye çalıştığımız şey davranış değil de bence kendimizle ilgili anlattığımız hikayeler olmalı.
Büyük hedefler değil de küçük sistemlerin hayatını nasıl değiştireceğine inanamayacaksın.
Çünkü hani hedefler yön veriyor ama sistemler ilerletiyor.
Hedefin ne oluyor?
İşte hedef eşittir.
Gelecekteki ben. Alışkanlıksa bugünkü benim kapasitesi.
Biz genelde gelecekteki halimize aşık olup bugünkü halimizi suçluyoruz.
Ama gelecekte o idealize ettiği insana ulaşabilmen için bugünkü halini bilmen ve ona göre yol alman gerekiyor.
Alışkanlığı kimlik temelli kurmaya güzel bir örnek de var.
İki kişi sigarayı bırakmaya çalışıyor.
Birine sigara ikram edildiğinde yok işte yok hayır teşekkür ederim sigara içmiyorum.
Diğeri ise hayır, teşekkür ederim, bırakmaya çalışıyorum diyor.
Şimdi aynı davranış sergileniyor ama verilen mesaj bambaşka.
Biri davranışı kimliğine bağlamış, diğeri henüz bağlamamış.
Sen böyle bir durumdayken hangi cümleyi kuruyorsun?
Çalışmaya çalışıyorum mu?
Ben üreten biriyim mi mesela?
Şunu hatırlamak lazım hep.
Yani mükemmel iyinin düşmanı.
Bazen iki dakika kuralını ben de uygulamak istiyorum ama kendime üff ama iki dakikada uzun sanki ya diyorum.
Yani yalan yok hepimiz aynı gemideyiz.
Atomik alışkanlıkların bu kadar popüler olmasının daha derin bir nedeni de bu bence.
Atomik kelimesi bize hem yıkıcı bir gücü hatırlatıyor hem de küçük parçaların bir araya geldiğinde oluşturduğu devasa etkiyi.
Yani dijital dünyada her şey sıfır ve...
birilerden oluşuyor. Tek başına anlamı yok gibi görünen milyonlarca küçük veri doğru şekilde bir araya geldiğinde ise bir sistem kuruyor.
Bir yazılım, bir platform, bir dünya.
Alışkanlıklar da öyle. Tek başına önemsiz görünen küçük, minik tekrarlar.
Bir araya geldiğinde wow!
Bir karakter inşa ediyor.
Kitabın başarısı burada.
Çünkü içinde bulunduğumuz çağın ruhu hep belirsiz.
Hangi kitabın kalıcı olacağını kimse tam bilemez ama bu kitap bize sihirli bir değişim vaadi vermek yerine bir pusula veriyor.
Çünkü gerçek değişim yüzeyde olmaz.
Yavaş yavaş, görünmeden olur.
Adeta bir buz küpü gibi.
O da 25 dereceden 1 dereceye düşer.
Hiçbir şey değişmez gibi görünür ilk başta ama o son 1 derece geldiğinde buz erir.
Erimi o anda başlamıyor tabii ki.
Çoktan başlıyor içten içe.
Belki de hayatında değiştirmek istediğin şey için daha büyük bir hedefe değil, daha küçük ama sürdürülebilir bir alışkanlığa ihtiyacın var.
Çünkü alışkanlık dediğimiz şey bölüm boyunca da konuştuğumuz gibi kendimizi zorla başka birine dönüştürmek değil.
Her gün kendimize küçük bir şekilde ben buradayım ve seçiyorum demek.
Hayatını değiştirmek için dramatik biri olman gerekmiyor.
Sadece küçük ama tutarlı biri olman yeterli.
Çünkü kim olduğunu düşündüklerin değil, bugün yaptığın o küçük şeyler belirleyecek.
Ben bu %1'i günlük hayatıma katmaya başladım ve fark ettim ki hayat beni ben yapan, kendim olmamı sağlayan alışkanlıklarımla daha çok kendime aitmişim gibi hissettiriyor.
Sanki bir sis vardı ve o sis dağılıyor gibi.
Bana ait olanı yaşıyorum.
Sadece şu andayım.
Yani ne geçmişte ne gelecekteyim.
Ben bu kitabı okudum. Ondan sonra kendi hayatımda ufak bir değişiklik yaptım.
Küçük bir alışkanlık.
Bir hafta sonra fark ettim ki bir ay sonra o başka bir alışkanlığı tetikledi.
Sadece okuduğunuz değil uyguladığınızda hayat değişiyor.
Ve umarım bu bölümden sonra yarın sabah uyandığında kendine daha yumuşak ama daha kararlı bir yerden dönebilirsin.
Son olarak unutma hayatını değiştirmek için gerçekten Her şeyi yıkmana gerek yok.
Yerine ne koyacağını bilmeden yıkıma geçersen özür diliyorum ama bu aptallık olur.
Hele ki günümüz şartlarında farklı yollara gitmek için önce o yolun tabiri caizse zemin etedini yapman.
En azından alt temelini atman lazım.
Yani yol yapım projesini de bir düşün yani.
Projenin hazırlanması, yolun yapımı olmak üzere iki aşamadan oluşuyor ya.
Yani en azından hafriyat işleri bitmiş olsun yeni bir yola çıkacaksan.
Yıllar sonra fark edeceksin ki bugün, yarın, dün o küçük seçimlerin yıllar sonra bütün hayatını şekillendirmiş olacak.
Her gün kendinize şunu söylemeyi unutmayın.
Ben buradayım ve seçiyorum.
Bu dünyanın senin sen olmana, sana ihtiyacı var.
Hem dinlediğin hem de bu nispeten uzun bölümde buraya kadar kaldıysan çok teşekkür ederim.
Eee o zaman ne yapıyoruz?
Sahibinlerin ihtiyaçlarını hem sosyal medyadan, Instagram'dan hem de Spotify'dan takip edebilirsin.
Bildirimleri açarsan hem sosyal medya içerikleri yayınlandığında hem de yeni bölümler geldiğinde çok daha hızlı bir şekilde etkileşime geçeriz.
Her perşembe sabahı 6.30'da yeni bölümü yüklüyorum.
Spotify dışında Apple Podcast ve diğer ses platformlarından da dinleyebilirsin diyorum.
daha da büyüyeceğimiz, daha güzel bölümler yapacağımız, böyle baharın enerjisini full hissettiğim bir gün bugün.
Haftaya yine gel.
Ben buradayım. Bekliyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
