
ne dersin?
Transkript
Hayatta en çok korktuğumuz şey kaybetmektir.
Sevdiğimiz birini, bir anı, kendimizi.
Ama ironik olan şu ki ne yaparsak yapalım zaten her şeyden vazgeçmek zorunda kalacağız.
Tüm sevdiklerimizden, birliklerimizden, olduğumuz halden.
Bir gün. Herkese
merhaba. Bugünkü podcast'ta bir konu değil bir cümlenin peşinden gideceğiz aslında.
O cümlenin sürüklediği bir...
temaya bakacağız aslında.
G.K. Chesterton'un bir cümlesini okudum bu hafta.
Bir şeyi sevmenin en iyi yolu her şeyin kaybedebileceğinin farkına varmaktır diye bir cümleydi bu.
İlk okuduğumda bu cümle bana çok sert geldi çünkü sevgi bizim için hep tutmak, saklamak, bırakmamak demekti.
Çünkü biz sevgiyi hep sahip olmak olarak öğrendik.
Ama şimdi anlıyorum.
Belki de sevmek bırakmaya hazır olarak tutmaktır.
Jose Saramago körlük kitabında sevmek sahiplenmenin en güzel yoludur.
Sahiplenmekse sevmenin en çirkin yolu derken aslında bize sahiplenmenin sevginin doğasını bozduğunu, onun bencilleştirdiğini anlatıyor.
İnsanların birbirine olan bağlılıklarını, kriz ve çaresizlik anlarında sevginin mi yoksa sahiplenmenin mi ağır bastığını tartışıyor.
Bu internette, sosyal medyada çokça rastlanan bir cümle olduğu için belki de Chesterton'un okuduğum bu cümlesinden sonra hemen zihnimde diğer
yankılanan cümle oldu.
Enteresan tabii ama Oruç Araoba'dan bir alıntıyla devam etmek istiyorum.
Çünkü aslında bu cümlenin Bendeki karşılığı kaybetmek ve sevmek arasındaki kapıyı aralamak.
Oruçorova doğduğun an kaybetmeye başlarsın diye yazmış.
Bu söz sana ilk anda bana olduğu gibi hüzün verebilir.
Ama biraz düşündüğünde fark edersin bu aslında özgürleştirici.
Çünkü kaybı kabul ettiğinde anı görmeye başlarsın.
Bakarsın ama bu kez gerçekten bakarsın.
Ve görmeye başlarsın.
William Blake ise şöyle anlatırdı kaybetme ve sevgi arasındaki bağı.
Her sevgi gökyüzünde yanan bir kıvılcımdır.
Işığıyla karanlığı deler ama yanarak tükenir.
Sevmek o ışığın farkında olmaktır.
Ve bilerek ellerini uzatmaktır yanacağını bile bile.
Çünkü yanmak ışığın bedelidir.
Kaybetmek sevginin kaçınılmazıdır.
Ama bil ki her kayıp sonsuzluğun toprağına düşen bir tohumdur.
Bilek'in bakışında da kayıp bitiş değil, dönüşümdür.
Sevgi elinde tuttuğun bir nesne değil, içinde yanarak değişen bir şeydir.
Bazen sevdiğimiz insanlara bakarız ama onları görmeyiz.
Hep orada olacaklarını sanırız.
Ve bu sanı sevgiyi körleştirir.
Ama kaybetme ihtimali sevgiyi uyandırır.
Bakışını uzatır, sarılışını sıkılaştırır, kelimelerini özenle seçtirir.
Biraz önce alıntı yaptığım José'nin cümlesinde aslında Körlük adlı kitabında geçmesi de çok anlamlı oldu bence.
Kaybetmek dediğimiz şey bazen karşımızdaki insanı değil kendimizi kaybetmek.
Eski halimizi, o çok inandığımız hayali.
Hiç bitmeyecek sandığımız hevesi.
Bazen bir insan olarak kendi içimizde de eksiliriz.
Ve işte tam orada kendimize olan sevgiyi hatırlamamız gerekir.
Çünkü kendisini sevmeden başkasını sevmek hep eksik kalır.
Black'den bir alıntı daha bu anlattığım puzzle'ın eksik parçasını tamamlıyor gibi.
Kendi ruhunu seven evrenin ruhunu da sever.
Çünkü bu kolektif bir şey, kolektif bir duygu.
Kendi içimizdeki kayıpları kabul ettiğimizde başkasının kaybını da anlayabiliriz.
Çünkü biliriz her şey akar ve hiçbir şey sabit kalmaz.
Kaybetme korkusu sevginin düşmanı değildir.
Asıl düşman kaybı hiç düşünmeden yaşamak, o değeri fark etmemektir.
İşte burada kırılgan bir denge var.
Birini yarın olmayacakmış gibi sevmek ama onu kaybetme korkusuna esir olmadan sevmek.
Çünkü korkuya teslim olursan sevgi nefes alamaz.
Kaybın ihtimalini hatırlarsan o anı bir ömürlük hatıraya dönüştürebilirsin.
Kaybettiğimiz şeyin illa bir insan, bir nesne, herhangi bir varlık olmasına gerek yok.
Bu hayallerimiz, bize iyi gelen bir yanımız ya da inandığımız bir umut da olabilir.
O yüzden sevmek sadece karşısındakine değil, İnsanın kendine de şefkat gösterebilme yeteneği.
Bence sevmek bir yetenek diye düşünüyorum.
Belki de bu yüzden sevgiye biraz hüzün iyi geliyor.
Müzikteki o ince tatlı hüzün gibi.
Dinlerken içinin sızladığı ama vazgeçemediğim bir şarkıyı defalarca dinlemen gibi.
Hayat bize her gün küçük bir ders veriyor.
Sevdiğin şeye kaybedeceğini bilerek yaklaş.
Ama bu korku duygusuyla değil, milletle olmalı bence.
Çünkü kaybın farkında olmak sevgiyi daha dürüst ve cesur bir forma sokuyor.
Yani Arı Çorobo her zaman bu tarz konulara daha içsel ve bir fısıltı gibi yaklaşan bir insan.
Onun gerçekten kitaplarını, her kurduğu cümleyi çok çok çok...
İçselleştirerek okumaya çalışıyorum.
Onun dili çünkü daha az kelimeyle ama daha yoğun duyguyla konuşan bir dil.
Chesterton'un her şeyin kaybedilebileceğini bilmek fikrine, Earl Choroba büyük ihtimalle zamanın akışı, anın kırılganlığı ve insanın kendi içindeki sessizliği üzerinden anlatırdı.
Şimdi bak, biraz daha uzun uzun bak.
Çünkü bu bakış bir daha gelmeyecek gibi.
Yani unutmamamız gereken şey şu an yaşadığınız bir anın bile bir daha aynı olmayacağını bilerek, her şeyin geçiciliğini bilerek, bunun farkında olarak bir
iz bırakmak, çalışmak.
İnsanlar, anlar, mevsimler hepsi yavaşça senden uzaklaşacak.
Ama sen farkında olarak sevdiğin her şeyde bir iz bırakacaksın.
O iz belki bir gülüşte.
Belki bir bakışta, belki de sessizlikte kalacak.
Kaybolduğunu sandığında bile aslında orada olacak.
Çünkü sevgi kaybolmaz.
Sadece biçim değiştirir.
Ve sen kaybedeceğini bilerek sevmeyi öğrendiğinde artık hiçbir şey gerçekten gitmeyecek.
Kaybı görmezden gelmek çok kolay ama görmezden geldiğinde sevgi sığlaşıyor.
Çünkü... Kaybetme ihtimali yokmuş gibi davrandığında o anı fark etmiyorsun.
Gözlerinin önünde duran şeyi gerçekten görmüyorsun.
Çünkü güzellik sonsuzlukta değil, anda saklı.
Belki de kaybetme gerçeği bize bu anı gösteren bir pencere.
Bize bak diyor.
Şimdi burada olan bir daha olmayacak.
Kaybetmek hep var.
Doğduğumuz an bir şeyleri kaybetmeye başlıyoruz ya, insan her gün biraz daha gençliğini, bedenini, sevdiklerini, bildiklerini kaybetme ihtimaliyle yüz yüze yaşıyor.
Kaybedeceğini bilerek yaklaşmak bu yüzden gerekli.
Kaybetmeye hazırlanır gibi sevmek, daha dikkatli, daha yavaş, daha sessiz.
Çünkü bilirsen ki bir gün o yok olacak o zaman varlığın içindeki o ince çizgiyi görmeye başlayacaksın.
Her şeyin bir sonu olacağını bilmek seni korkutmamalı.
Sana elindekinin gerçekten sende olduğunu hatırlatmalı.
Belki de sevgi dediğimiz şey sonsuzlukta değil tam tersine sonluluğun içinde büyüyor.
Çünkü kıymet hep var olanda değil yarın olmayabilir olanda.
Kendine çok iyi bak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
