
beş yıl öncesine gidiyoruz: bir minicik kız çocuğu
26 Haziran 2025 · 21 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
beş yıl önce kendime sorduğum soruları tekrar dinlemek hepimize iyi gelsin. "bugünkü seni kaç yıl önce yaptığın bir tercih yarattı? aldığın hangi karar, kurduğun kaç hayal durduramadığın kalp atışlarına sebep oldu? Ecem bu bölümde, 20 sene önceki o minik kız çocuğunu yanına alıyor. seni de kendi çocukluğunun gözlerinin içine bakmaya davet ediyor." yazmışım, sahibinden ihtiyçatan işte.
Transkript
Herkese merhaba, biz bugün podcast'ına hoş geldiniz.
Ben Ecem. Umarım her şey sizin de sevdikleriniz için yolunda gidiyordur.
Ben güne güzel bir başlangıç yaptım bugün o yüzden de hazır enerjim yerindeyken bir podcast kaydedeyim dedim.
Aslında podcast'ları bir düzene oturtmaya çalışıyorum ama mış gibi yapmaktansa gerçekten kendimi iyi hissettiğim ve benim bu konuyla ilgili anlatacak iki çift lafım var diyebileceğim
şeyleri toparlayıp anlatmaya çalışıyorum.
Onun dışında podcast'ı nasıl daha geliştirebilirim, neler yapabilirim diye üstüne çalışmaya başladım.
Biraz daha yoğunlaştım açıkçası.
Onunla ilgili de önümüzdeki bölümlerde güzel küçük sürprizler olabilir.
Şimdiden küçük bir haber vermek istedim size.
Bölümlerle ilgili Yorumları tabii bu podcast'ta bölümlerin altında yapamıyoruz.
Bu yüzden yani yorumları ve aslında dinleyenlerin beklentilerini anlamam biraz daha zorlaşıyor.
Bunun için açıklamalar kısmına mail adresi bırakacağım.
Oraya gelecek bölümlerle ilgili konu önerilerinizi belki iletirseniz güzel bir yolculuğu da beraber şekillendirmiş oluruz.
Ya da dediğim gibi bölüm yorumlarınızı da.
o mail adresine iletebilirsiniz.
Tabii bu ekstra bir aslında dinleyiciler için kimine göre külfet olabilir.
Hani o Instagram'daki ya da YouTube'daki gibi hemen okutacağı Allah ne verdiyse yorum olumlu olumsuz bir şeyler yazmak tabii ki daha kolay.
O yüzden ben podcast dinleyicisinin daha özel olduğunu düşünüyorum.
Çünkü gerçekten podcastlerin gerçekten sevilmeden dinlenmeyeceğine inanıyorum.
Ben de sadece sevdiğim ve ilgimi çeken podcastları dinliyorum.
Dinlemiş olmak için dinlemiyor podcast dinleyicisi.
Bu yüzden şimdilik böyle bir çözüm önerisi getirdik.
Önceki bölümlerle ilgili yaptığınız tüm yorumlar için de dinleyen herkese çok teşekkür ederim.
Gerçekten çok mutlu oluyorum.
Olumlu, olumsuz her eleştirdim mutlu oluyorum.
Ve gerçekten severek yaptığım için de hani ufff işte yine podcast dediğim hiçbir şey olmuyor böyle heyecanlanıyorum bununla ilgili her konuda her bir kelimede
bu yüzden de hepinize tekrar teşekkür etmek istedim önceki bölümde gerçekten benim bir artık içini tutamayıp içimi boşalttığım ve bir karar verme aşamasındayken
kendime kendime söylemeye cesaret edemediğim şeyleri sesli bir şekilde artık kendime duyurabildiğim bir bölümde.
Ondan birkaç gün sonra zaten her şey her şey demeyeyim.
Onu bölümü kaydettikten sonra içimin biraz daha rahatladığını, hafiflediğimi fark ettim.
Ve aslında en kötü kararın bile kararsızlıktan iyi olduğunu anlamış oldum.
Çünkü insanı en çok yoran şey kesinlikle belirsizlikmiş.
Bunu çok daha iyi tüm şeffaflıyı da görmüş oldum.
Bölümler benim tam o evrelerde yaşadığım şeyleri anlatıyor.
Bundan birkaç sene sonra geriye dönüp dinlediğimde o günlerde neler hissettiğimi, neler yaşadığımı bu kadar net bir şekilde kimse bana anlatamazdı.
Ben kimseye anlatamazdım.
Böyle benim için de hep şey olarak düşünüyorum.
Güzel bir anı. O günlerde neler düşünüyormuşum.
Daha güzel bir hatırlatıcı olamaz bence bu ses kayıtlarından başka.
Bugünkü bölümde hayattaki tercihlerimizden ve seçtiğimiz yolların içindeki zorluklardan ve mucizelerden konuşalım istiyorum.
Hayat bizden sürekli bir tercih yapmamızı istiyor.
Bazen iyi bazen kötü sonucunun ne olacağını asla kestiremediğiniz kararlar vermek zorunda kalabiliyorsunuz.
O karar verme aşamaları oldukça sancılı geçiyor.
En ufak bir konuda bile bir karar verirken aslında sürekli zihnimiz onun iyi olup olmayacağını kestirmeye çalışıyor.
Ve sürekli kararın sonucunu düşünmeye çalıştığınız zaman karar vermeniz de zorlaşıyor.
ya da vereceğiniz kararı, sonucunu düşünmeden gerçekten ne istediğinizi ve o kararı gelene kadar sürede neler olduğunu bir geriye gidip düşünmeye çalıştığınızdaysa
işler biraz daha kolaylaşıyor aslında.
Benim çoğu kez başıma geldiği için şöyle bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Mesela hepimizin hayalleri var.
Herhangi ve aslında bir sürü şeyle ilgili sayısız hayalimiz var.
Ve bu inanılmaz güzel bir şey.
Hayalleri olan ve onları dile getirmekten hiç çekinmeyen insanlara gerçekten bayılıyorum.
Ve onlarla hayallerini konuşmayı, hayallerimi onlara anlatmayı çok seviyorum.
Hepimizin hayatında o insanlar zaten birkaç tane.
Hayallerinizi birbirinizden esirgemediğiniz insanların ellerini sıkı sıkı tutmaya devam edin.
Ben bunu elimden geldiğince başarmaya çalışıyorum ve onların ellerini de sıkı sıkı tutuyorum.
Şimdi gelelim şu karar mevzusuna.
Kendimden çokça tecrübe ettiğim bir durumdan söz etmek istiyorum burada.
Mesela hemen bundan birkaç sene öncesine gidiyor aklım.
Zihin tuhaf bir şey. olmasını seneler boyu istediğim bir şey vardı ve hani seneler boyu onun etrafında, o hayalin etrafında dönüp dolaşıyorum.
Hani olması gereken insanlarla konuşuyorum, olayın içine dahil oluyorum falan her neyse ama o hani benim için bir yol ve o yolun sonunda da aslında o gerçekleşmesini
istediğim hayal var. Bir şekilde ben öyle bir inançla istiyorum ki hani o olmuş gibi davranmaya falan Ve hani tam o evrede asla olduktan sonrasını
düşünmüyorsun. Sadece olmuş gibi davranıyorsun ve o heyecanı hissediyorsun.
Bu herhangi bir hayal içinde geçerli.
Hani çok istediğim en basitinden bir telefon bile olabilir yani bu.
Ki benim öyle zamanlarım da vardı.
Yani 11-12 yaşındayken çok istediğim bir telefon için hani o telefon benimmiş gibi falan davranıyordum.
Hani ve...
İşte her gün internete girip o telefon modeline falan böyle bakıyordum, inceliyordum.
Yani tuhaf yani.
İşte küçükken böyle heveslerimiz hangimizin olmadı.
Daha çok böyle bir maddecilik vardı yani şu anda.
Yani büyüdükçe bunun daha da benim açımdan azaldığını söyleyebilirim.
Ama o yaşlarda hani yaşanması gereken...
şeylerdi diye düşünüyorum onları da hani o halimde komikti.
Gülerek hatırlıyoruz.
Peki neden gerçekleşmesini çok istediğimiz bir şeyin tam gerçekleşmeye yaklaştığı anda içimize o korku geliyor.
Neden korkuyoruz? İlk başta kendimle ilgili anlatmaya çalıştığım örnekte aslında tam olarak bu sorunun cevabını arayabiliriz diye düşünüyorum.
O benim yaptığım seçimler sonucu hayalime bir adım kala benim içime Acayip bir korku.
Yani eyvah.
Olacak. Peki ya ondan sonra?
Sorun sana. Şimdi o hayali kurarken ve onun olmasını istediğin evrede onun heyecanını yaşıyorsun.
O olduğu anı belki yaşamaya çalışıyorsun kendi içinde ama ondan sonrasını hiç düşünmüyorsun.
O yüzden hiçbir korku yok.
Ama tam o sonucu ulaşacağı evrede bu sefer zihnine acayip bir Soru bulutu yağıyor.
Ondan sonra böyle olursa, böyle olmasa daha mı iyiydi aslında?
Sürekli bir geriye dönüş.
Onun geçireceği iyilikleri, güzellikleri düşünmek yerine senden götüreceği şeyleri hesap etmeye çalışıyorsun.
Aslında kelime tam olarak bu bence.
Hayalleri kurarken o kadar saf ve hesapsızca kuruyoruz ki sonra onların gerçekleşmeye yaklaştığı anlarda bazı hesaplar devreye giriyor.
E madem oluyor e şu da olsunlar.
En komiği de bu bence.
Ya sen o hayali o kadar yüreğinden istediğin bir şekilde kurdun ki onun artık nasıl olacağıyla ve kendi kendine koyacağın şartlarla
niye bu korkuyu yaratıyorsun?
Sen kendi içinde bütün hesaplarını bıraktığın zaman ve siparişi aslında verdiğinde nasıl olacağıyla ve onun koşullarıyla tamamen bütün bağını koparman
gerekiyor. Ben bunu istiyorum.
Nasıl olacağını bilmiyorum ama olacak ve olduğu için de teşekkür ediyorum.
Yani bunu ben de başaramıyorum çoğu zaman ama geriye dönüp baktığımda bu kafaya ulaştığım isteklerimde hep güzel sonuçlandığını görüyorum.
Ve evet geçmişte bunu bu şekilde başardım.
Bundan sonrakilerde de hadi yine öyle yapıyorum deyip kendini strese de sokma.
Böyle yapmam lazımlarla yürümüyor bu iş.
Bütün mam lazımlardan, bütün gerekli ve zorunluluklardan uzaklaştığın anda içine dönüp ben ne tarafa evrilmek istiyorum?
Hangi yolu tercih etmeliyim?
Bu sorular büyük sorular bence.
Bir de şöyle bir şey var.
Tabii o korkunun yarattığı bir stres de ortaya çıkıyor.
Aslında stres de bizim olaylara...
Tamamen bakış açımızdan kaynaklanıyor.
Bunu bir kez daha bu evde görmüş oluyoruz.
Bir de mesela bu karar verme ve bir tercih yapma aşamasında hep bir kıyaslama.
Başarıya giden yoldaki tüm başarısızlıklar unutulurcasına başka başka hayatların çok mükemmel olduğunu ve kendi hayatının aslında ne kadar yetersiz olduğunu bile düşünebiliyorsun.
Bu kendine yaptığın büyük bir haksızlık.
Yaptığın yargılamalar ve kıyaslamalar seni senden uzaklaştıran iki temel şey.
En önemli olan şey ise niyetin.
Sürekli ispatlamaya çalıştığın şey tarafından tetikleniyorsun.
Karar vermek, bir seçim yapmak, belki de bırakmak.
Şimdi bırakmak deyince olumsuz algılayan birçok insan var.
Ama ben bırakmak dendiği zaman artık şeyi görmeye başladım.
Bırakmak eşittir yeni başlangıçlara alan açmak.
Böyle düşününce insanın kendini iyi hissetmemesi için hiçbir neden yok.
Ve niye sürekli kendimize acı çektirelim ve olumsuza gömülüp orada kalalım?
Yani bu belki de bu son iki aydır yaşadığımız olağanüstü durumdan sonra bende aydınlanan küçük bir nokta.
Bulunduğun ortamı nasıl daha iyi ve yaşanabilir bir yer haline getirebilirim?
Kendimin en iyi versiyonunu nasıl burada gösterebilirim?
Sevdiğim, sevmediğim durumların ya da insanların arasında ben kendimi nasıl hissediyorum?
Şimdi doğruya doğru.
Herkes kendine dürüst olsun.
Günde kaç kere Kendimize bir durup kendimi nasıl hissediyorum?
İyi misin Ecem? Ya da A, B yani dur bir dakika bu sana ne hissettirdi?
Şu an iyi değilsen bir dur diye kendine izin veriyor musun?
Veriyorsan bravo.
Ya bu kesinlikle bencillik olarak algılanmasın ama kendine sunmadığın...
Kendine göstermediğin sevgiyi, şefkati ya da en basitinden kendine veremediğin bir izni başkasının sana vermesini nasıl bekleyebilirsin?
Suçlamak, karşı taraftan bir şeyleri beklemek o kadar kolay ki ama çok da anlamsız değil mi?
Hadi gün içinde soru sormayı boşver.
Evet iş hayatı, stres, yoğunluk, herkes çok yoğun.
Bunları bir kenara koy. İşten eve geldin.
Yemeğini yedin. Kendine zaman ayırdın.
Ya da seyircilerine zaman ayırdın.
Ve yatıp uyuyacaksın.
Kendine bir 5 dakika ayırıp bugün beni ne zorladı.
Ya ben bugün buna üzüldüm.
Ya o da bana böyle dedi. Ben çok içerledim.
Peki neden böyle oldu?
Ben bana bu rahatsızlığı hissettiren şey.
Benim içimde neydi diye böyle ufak sorular bence hayatı kendimiz için daha yaşanır kılıyor.
Kendimize daha yaşanır bir...
Hayat yarattığımızda sevdiklerimize de etrafımızdaki insanlara da daha yaşanılır alanlar açabiliyoruz.
Düşünsene ben kendimi çok sıkışmış ve belki mutsuz ve depresif hissediyorum.
Karşımdakine nasıl tüm gülümsememle ah canım günaydın diye güne başlayabilirim.
Sen kendi kendine bir günaydın yaşadın mı?
Hayır. O zaman...
karşı tarafı da yaşatamazsın.
Ve karşı tarafın sana yaşatmasını zaten bu evde beklemen çok da akıl kârı değil.
Neyse. Yani ben bu aşamada hani belki en sert soruyu burada soruyorum kendime.
Bekleyip sen niye yapmıyorsun?
Bu sorumluluğu neden bir başkasına yüklüyorsun?
Hani lafta herkes üstüne düşeni üstüne düşenin fazlasını yapıyor.
Ama bu gibi durumlarda hep bir karşıdan Beklenti söz konusu maalesef.
Ya tabii bir de bazı yaşanan bu olumsuzluklarda bence dış etkenlerden çok içimizde ne kopup gittiyse ondan etkileniyoruz.
Ya bir de hani böyle çok sorguluyor.
İşte bu kadar sorularla kendini dinleyerek yaşamakla ömür mü geçer?
Bak dalgana diyen bir kesim de var.
Onlara da saygım sonsuz.
Hani bu kadar çok sorgulama, kendini tanıma durumuna...
girmek istemeyen kişiler de var.
Bunlar tamamen onların tercihleri.
Ama önceki bölümlerde söylediğim gibi yaşadıklarını sorgulayan, adım adım büyümeyi seven, yaşadıklarını anlam yüklemeyi seven ve kendiyle yolculuğunu dolu dolu yaşayan ve bu
yolculuğun hiç bitmeyeceğine inanan kişilerle biz bugün podcast'ını yapıyoruz.
Ve ben bundan çok mutluyum.
Geçenlerde bir tane podcast dinliyordum.
Orada şöyle bir sohbet geçiyordu.
Ve bence de aşırı mantıklı.
İnsan vücudunun %80'i su ve denizde bile gelgit var.
Hani bu ayın bütün gelgitlerinden etkileniyoruz.
Ay bizi çok etkiliyor diye konuşuyorlardı.
Gerçekten hani ayın gelgitleri, denizdeki gelgitler ve bizim aslında vücudumuzun büyük bir kısmının su oluşu.
Ah evet. Büyük bir aydınlanma yarattı benden.
Bu ay döngülerinden bu kadar etkilenmemizin sebebini de bu olarak göstermişlerdi.
Ben de çok aklıma yattığı için sizle paylaşmak istedim.
Bugün yaşadığın hayatı bir düşün.
Kaç yıl önce verdiğin karar bugünkü seni yaratmıştı?
Belki çok geriye gitmen gerekiyor.
Belki... Bir hafta öncesine gittin.
Ama bir tercih yaparken unutma sadece çok tutunduğun şeyleri kaybedebilirsin.
Tercih yaparken oluşan korkudan bahsettik.
Seçtiğin yolun içinden ya yanlışsa diye geçiriyorsan bu kaygıyla, bu korkuyla seçim yapmak zorunda değilsin.
Tek bir ihtimal yok ve her ne olursa olsun yapmam gereken...
bu demeden ya da az önce söylediğim gibi ya yanlışsa diye içinde en ufak bir şüpheyle bir tercih yapıyorsan zaten o çok da gideceğin yol olmuyor.
Kalbinin seni çektiği bir yol var ve sen şunu daima kendine hatırlat.
Her şey olması gerektiği zamanda herkes kendi zamanında.
Ayet hissetmek ya da birilerini ayak uydurmak için Bir şeyleri yapma.
Buradayım de. Ait olduğum yer burası mı?
Olduğum yerde ben kendi eşliğimi ortaya çıkarabiliyor muyum?
Bunlara bir bak. Ve gerçekten sevdiği şeyi yapan insanın enerjisinin tükenmediğini ben çok yakın zamanda yine tecrübe ettim.
Olduğun gibi parlatsın.
Hislerinle etiketsiz hareket et.
O yol mu bu yol mu demeden yap bunu.
O zaman seçtiğin o yol öyle mucizelerle dolu oluyor ki ve sen zaten o yolu seçerken o mucizeler seni bulsun diye o yola çıkıyorsun.
O mucizelerin ve o kapıların açılmaması bu aşamada zaten imkansız bir hale geliyor.
Hayalini hayatın gibi yaşa diye bir laf var.
Olmayı beklemeden, hazır olana kadar beklemeden adım atmak.
İnsana inanılmaz bir cesaret veriyor.
Her konuda her şekilde cesur olmak zorunda mıyız?
Hayır. Hatta korkmaktan korkmamamız gerekiyor bu noktada.
Şöyle bir laf var.
Korkmaktan korkma.
Hatta ödün bile kopsun diye.
Korkuya rağmen verdiğin cesur kararlar seni sen yapıyor.
Ve öyle de güzel oluyor ki sürekli avucunun içinden kıyıp gidecekmiş gibi yaşadığın zaman öyle bir tutkuyla yapıyorsun ki kendine bir de hayret edebiliyorsun.
Ben şöyle bir şey yapmaya karar verdim bilmiyorum belki siz de denemek istersiniz.
Ben aslında aynada kendimle konuşmayı çok seviyorum.
Deli değilim ama...
Yani bana çok iyi geliyor.
Kendi kendime anlatmaya çalıştığım şeyleri bir de göz gözeyken o yüzleşmeyi yapmayı gerçekten kendime yaptığım bir yatırım olarak görüyorum.
Bazı konularla eğer yüzleşmek isterseniz yaşadığınız hayatla ilgili, kendinizle ilgili aynaya bakıp o gördüğünüz gözlerin içine bakıp içinizi dökebilirsiniz.
Daha iyi bir dinleyici.
Ben şu yaşıma kadar görmedim.
Şöyle bir şey yapmaya karar verdim.
Bu da bugünden itibaren yaptığım bir şey.
Albümlerden birinin içindeki küçüklük fotoğrafımı aldım.
Odanın içinde bayağı gözle görünür bir yere de koydum.
Her sabah ya da ihtiyacım olduğu bir an bunu hani her sabah deyip bir zorunluluk haline de getirmek istemiyorum.
Ama böyle zor zamanlarda ya da iyi zamanlarda belki de o fotoğraftaki küçük kızın gözlerinin içine bakıp bir şeyler söylemek istiyorum.
Belki bir yaşadığım başarı da aferin diyeceğim ona.
Belki gözyaşlarımı sadece onun görmesini isteyeceğim.
Belki de helal kızım be diyeceğim.
Ama ilk onu söylemek istiyorum.
Onun gözlerine bakıp onun suratındaki o ifadeye, gülümsemeye bakmak istiyorum aldığım her kararda.
Bana böyle bir hayatı yaşattığı için ona teşekkür etmek istiyorum.
Böyle bir şey yapacağım. O küçük kız çocuğunu hep içimde taşıyacağım.
Zaten hep benimleydi.
Ama onu biraz daha göz göze gelmek istiyorum.
Hayat bambaşka sıfatlar yüklüyor.
Yüklemeye devam edecek biliyorum.
Hayatımıza insanlar girecek, çıkacak.
Ama günün sonunda yine biz o çocukla kalacağız.
O yüzden en çok onu sevip onunla daha çok.
Göz göze gelmeliyiz bence.
Bu hem çevremizdeki insanlarla tüm ilişkilerimiz için geçerli bu.
Bizi daha anlaşılır ve karşı tarafı daha iyi anlayabileceğimiz bir versiyonumuza dönüştürecek.
Çok beylik beylik laf ettim.
Tamam. Biz bugün aldığımız her karardan yaptığımız her tercihte daha da güçlüyüz.
Buna inanarak mucizelere açalım kendimizi.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
