
halbuki görüldükçe sakinleşen kırılgan beklentiler de var. biri sorsa, sadece “seni anlıyorum” dese… bir yük hafifliyor. bugün kendine yüklenmeden, sadece varma çabalarına bak.
Transkript
Herkese selam. Bugün biraz içimizi duyalım istiyorum.
Yaraya değil, yarayla kurduğumuz ilişkiye bakalım.
Çünkü bazen sadece kendimize yorgun düştüğümüzde değil, kendimize iyi geleme işimizde başlar bazı şeyler.
Ve biz bunu ancak sessizleştiğimizde fark ederiz.
Bugün biraz oraya bakalım istedim.
O ağır sessizliğe.
Koşmadan, anlatmaya çalışmadan, sadece fark ederek.
İçimizde bir şey var.
Hafif bir baskı.
Sanki tam göğsünün ortasında.
Ne zaman başladı, ne zaman büyüdü bilmiyoruz ama orada.
Ve günün içine sessizce yayılıyor.
Bir bakmışız, hiç konuşmamışız bütün gün.
Bir bakmışız, yüzümüz gülüyor ama içimizde bir şey eksik.
İşte bu bölüm tam da o eksik his için.
Adını koyamadığımız ama ağırlığını taşıdığımız şeyler için.
Hep güçlü olmak zorunda hisseden ama aslında biraz yorulmuş herkes için.
Çünkü bazen en çok kendimizi susturuyoruz ve sustukça büyüyor içimizdeki o sessiz şey.
Bazı sabahlar uyanmak istemiyoruz çünkü uyanmak sadece gözünü açmak değil.
Günle birlikte bütün ihtimallerin de kapına dayandığı an.
Ne olacağını bilmiyoruz ama ne olmayacağını da bilmiyoruz.
Ve bu belirsizliğin içinde...
En tanıdık şey oluyor.
Bedenin yatağından kalkıyor belki ama ruhun yorganın altına saklanıyor.
Dün çözemediğin bir his bugünün başına oturuyor.
Ve tam orada iç sesin başlıyor konuşmaya.
Bugün de çok şey hissedeceksin.
Bugün de kendini taşıman gerekecek.
İşte bu bölüm tam oraya, o ana.
Sizinle birlikte sessizce bakmak için.
Mutluluğu hep bir sonuca saklamak yorucu değil mi?
Sürekli henüz değil diyoruz kendimize.
Bitmeyen bir barış gibi.
Bitmeyen bir yarış gibi.
Ve o yarışta sizin hisleriniz hep sonra sırada.
Halbuki belki de mesele varmak değil.
Yolda kim olduğun, ne hissettiğin, ne bıraktığın, ne aldığın, ne dönüştürdüğün.
Neye dönüştün? Bir duralım.
Varınca geçiyor mu gerçekten?
Ulaştığımız şey bizi tam doyurmuyor.
Çünkü oraya giderken kendimizi kaybediyoruz.
Zaten mesele oraya varmak değilmiş.
Biz onu çok çok sonra anlıyoruz.
Koşa koşa bir hedefin içine giriyoruz.
Sonra diyoruz ki eee?
E'si yok. Boşluk var.
Hafif bir moral bozukluğu.
Bir bundan mı ibaretti hissi?
Psikolojide buna arrival fallacy diyorlar.
Biz daha basit konuşalım.
Sanıyorsun ki olunca geçecek.
Geçmiyor. Çünkü asıl mesele süreç.
Ama süreci yaşamadık ki.
Kendimizi o hedef uğruna yiyip bitirdik sadece.
Sonra ne oluyor? Sonra kendi kendini suçluyorsun.
Mutlu olmam lazım.
Niye mutlu değilim?
Bir eksiğim var herhalde.
Hayır. Eksik olan siz değilsiniz.
Yanlış olan sizin zannettiğiniz.
Ne zamandır kendinizi erteleyerek yaşıyorsunuz?
Ne zamandır bir şeyler yoluna girince kendim olurum diye bekliyorsunuz?
Olmuyoruz, kabul edelim.
O yoluna giren şeyler bizi dönüştürmüyor.
Çünkü biz o sırada kendi içimize hiç bakmıyoruz.
Hayat şimdi de oluyor.
Bütün mesele şu anı yaşayabiliyor musun?
Sabah uyanınca bir şey hissettin mi yoksa otomatik pilotta mı başladın güne?
Hayat varınca değil, fark edince değişiyor.
Bazen durmadan yürümek sadece yorgunluk biriktiriyor.
Ve bazen o kadar çok hedef koyuyoruz ki önümüze, nerede olduğumuzu unutur hale geliyoruz.
Sanki her şey bir vardıktan sonra güzelleşecekmiş gibi.
Vardığımızda geçecekmiş gibi.
Ama geçmiyor.
Vardığımızda bazen daha da yorulmuş oluyoruz.
Çünkü o hedefin peşinde giderken kendimizi kaybediyoruz.
Ve bunu fark ettiğimiz yer genellikle her şeyin tamam göründüğü an oluyor.
Dışarıdan bakınca bir sorun yok ama içimizde bir şey eksik.
Hani deriz ya, her şey var ama içimde bir boşluk hissediyorum.
İşte orası, orası varma yanılgısının sesi.
Yani bir hedefe ulaşınca huzurun da geleceğine inanmak.
Ama sonra da fark etmek.
Yolun kendisi sizi duymamış, siz de kendinizi duymamışsınız.
Peki neden oluyor bu?
Çünkü o hedeflere çoğu zaman yalnızca ait olmak için gidiyoruz.
Kendimize değil. Başkalarının haritasına göre çizilmiş yollar bunlar.
Ve yolda giderken soramıyoruz.
Ben gerçekten buraya varmak istiyor muyum?
Hep bir şeyin sonrası var gibi yaşıyoruz.
Kendimizi iyi hissetmenin bile bir tarihi var gibi.
Şu bitsin o zaman nefes alırım.
Bunu halledeyim sonra kendime vakit ayırırım.
Ama o sonra gelmiyor.
Çünkü hayatı hep ileride kurduğumuzda şimdiye yer kalmıyor.
Bazen sormak iyi geliyor.
Bugün, sadece bugün bana ne iyi gelir?
Çok bir şey olmasına gerek yok.
Belki sessiz kalmak, belki kendi sesini duymak, belki yürüyüş, belki bir kahve içmek.
Gerçekten hissederek.
Kendini küçük bir anla geri çağırmak.
Varınca geçmiyor ama fark edince yavaşlıyor.
Ve siz yavaşladığınızda O boşluk biraz doluyor.
Kendi varlığınızla, kendi sesinizle.
Kendini bir yere varmak zorunda hissetmeden burada olduğunu fark etmek.
Belki de en çok orada iyileşiyoruz.
En çok da beklentilerimiz yoruyor bizi.
Dile getirilmeyen, yüksek sesle söylenemeyen o beklentiler.
Birilerinin bizi anlamasını bekliyoruz, yalnız hissetmemek istiyoruz ama söylemiyoruz çünkü söyleyince zayıf görüneceğimizi sanıyoruz.
Halbuki görüldükçe sakinleşen, kırılgan beklentiler de var.
Biri sorsa, sadece seni anlıyorum dese, bir yük hafifliyor.
Bir şey çözülmese bile rahatlatıyor.
O yüzden bugün size şunu söylemek istiyorum.
Kendinize yüklenmeden, Sadece fark ederek kaygıya, varma çabanıza ve beklentilerinize bakın.
Onları bastırmadan ama onlarla özdeşleşmeden.
Çünkü siz o değilsiniz.
O duygular gelip geçiyor ama siz kalıyorsunuz.
Eğer siz de zaman zaman ben neden böyleyim diye kendinize kızıyorsanız bilin ki hepimiz bir yerimizden eksik ama bir yanımızla da hala tamamız.
Bu bölüm umarım iyi gelmiştir.
O içten sessizliğinizi biraz olsun rahatlattıysa bunu hafife almadan durup sahiplenmeliyiz.
Çünkü durmak bazen devam etmekten daha kıymetli.
Ve çünkü kendini duymak her zaman en büyük cesaret.
Şimdi bu bölümün sonunda size bir soru bırakmak istiyorum.
Cevap vermek zorunda olmadan.
Duymak iyi gelir diye.
Kendinizi en son ne zaman gerçekten gördünüz?
Kendinizi yıllardır taşıyorsunuz.
Peki gerçekten ne zamandır kendinize dokunmuyorsunuz?
Bugün burada olduğunuz için teşekkür ederim.
Bu kadar kalabildiğiniz için, sustuğunuz ama vazgeçmediğiniz için.
Kendinize hafifçe dokunduğunuz bu anı unutmayın.
Çünkü bazen kendini hatırlamanın en sade yolu sadece kalabilmek.
Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
