
onardıklarınla mı yaşıyorsun, eksik kalanların ağırlığına mı alışıyorsun?
Transkript
Selamlar, bugün hayatın içindeki o görünmez döngülerden konuşacağız.
Kendi içimizde nasıl başlayıp, nasıl kırılıp, nasıl toparlandığımızdan, yorulmalarımızdan, vazgeçişlerimizden ve her şeye rağmen yeniden başlama cesaretimizden.
Hayat kendi kendini tekrar eden bir hikaye gibi ama hiçbir zaman birebir aynı değil.
Bahar geliyor mesela bugünlerde olduğu gibi.
Yeni bir şeyler başlıyor.
Umutlar, kıpırtılar, belki küçük sarhoşluklar.
İnsan işte bu diyor.
İlkbaharda herkes biraz çocuk oluyor.
İnançla, safça, tam yürekten.
Belki de en sessiz zaferler burada kazanılıyor.
Çünkü yeniden filizleniyoruz.
Eskisi gibi değil artık biliyoruz.
Her şey değişecek.
Değişmek zorunda.
Ve artık kırıldığımız yerden yeni bir bahar filizlendirmekten korkmuyoruz.
İnsanın kendi döngüleri var.
Kırılmalar, susmalar, gitmeler, dönmeler, unutmalar, hatırlamalar ve döne döne yine kendine gelen bir sonsuzluğu.
İnsan bir ömür kendini tamamlamaya çalışıyor.
Başlıyor, duruyor, vazgeçiyor, inkar ediyor, geri dönüyor.
Hep kendi etrafında dönüyor aslında.
Kırılıyor, onarıyor, yine kırılıyor.
Zannediyoruz ki bir şey bitince kurtulacağız.
Ama bitmek diye bir şey yok.
İçinde sessiz bir kalıntı kalıyor hep.
Öyle birikiyor ki her şey küçük küçük, çok ses çıkarmadan.
Bir bakıyoruz en çok sustuklarımızın tortusuyuz.
Bazen çok severek gidiyoruz.
Bazen kırarak kalıyoruz.
Bazen de hiçbir şey hissetmeden yürüyüp gidiyoruz kendimizden.
Ve her seferinde başka bir yerimizden eksiliyoruz.
İnsan dediğin biraz vazgeçmeyi öğreniyor.
Bazen biraz kabullenmeyi.
Kimi zaman da hiç düzelmeyecek şeylerin içinde yaşamayı.
Sonra bir gün hiçbir şey olmamış gibi bir şeye tekrar gülebiliyor, umutlanabiliyor.
İşte o an döngü yeniden başlıyor.
Kırıldığı yerden değil, gülümseyebildiği yerden büyüyor bu sefer.
İnsan hep kendine varıyor.
Ne kadar kaybolsa da, uzaklaşsa da, yorula yorula, eksile eksile.
Ama en sonunda yine kendi sesine dönüyor.
Ve anlıyor. Hayat bitmeyen bir tamir hikayesi kendi elleriyle yaptığı.
Kimi zaman yanlış, kimi zaman eksik.
Ama hep onun olan.
Bazen hayat sonsuz bir başlangıç gibi geliyor.
Bazen de bitmeyen bir vedaya dönüşüyor.
İkisi arasında insan kendi döngüsünü kuruyor.
Bugün belki biraz da kendimize dönmek için buradayız.
İnsan sandığından daha çok kendini tekrar ediyor.
Aynı şeylere üzülüyor.
Aynı yerlerde umutlanıyor.
Farklı isimler, farklı şehirler, farklı zamanlar.
Ama içindeki kırık yer hep aynı.
Öğrendiğimizi sanıyoruz.
Büyüdüğümüzü, değiştiğimizi.
Sonra bir sabah aynı cümleyi aynı tonla söylerken buluyoruz kendimizi.
Başladığımız yere dönmüş gibi hissediyoruz.
Ama tam da orada fark ediyoruz.
Hiçbir şey birebir aynı değil.
Biz bile. İnsan kırılır.
Toplar kendini. Sonra yine kırılır.
Bu böyle gider. Ve her seferinde o kırık yer biraz daha biz olur.
Biraz daha kendi haline razı gelir.
İnsan yorulur çok sevmekten, çok beklemekten, çok umut etmekten.
Sonra bir gün bir şeyi artık beklemediğimizi fark ederiz.
İşte o gün değişimin başladığı gün.
Bazen büyümek vazgeçmekle karışır.
Bazen güçlenmek, susmakla.
İnsan kaybolur.
Kendi içinde en çok.
Adını koyamadığı bir eksiklik gibi taşır içinde.
Nedenini bilmeden bile özler.
Bazen bir evi, bazen bir sesi, bazen hiç yaşanmamış bir hayatı.
Ve yine de devam eder.
Kendini yeniden kurarak, içindeki eksiklere rağmen eksik olduğu halde tamam hissedebilmeyi öğrenerek.
Çünkü insan ne yaşarsa yaşasın en sonunda kendi döngüsüne döner.
Kendi kalbine, kendi sessizliğine.
Ve belki de en çok orada özgürleşir.
Kendi hatalarıyla, yaralarıyla, sevinçleriyle.
Hayat büyük kavuşmalarla değil, küçük barışlarla akıyor.
Kendinle barışabildiğin her an hayat biraz daha senin oluyor.
Bitmeyen döngüler içinde en çok kendimize rastlıyoruz.
Eksik, tam, yaralı, umutlu, her halimizle.
Ve belki de hayat dediğimiz bu rastlamaların kendisi.
İnsan bu döngülerin ortasında kendine bir yer arıyor ve çoğu zaman bulduğunu sandığı yerde yine kayboluyor.
Hani dedim ya insan kaybolur diye, en çok kendi içinde.
Bir sabah uyanıyoruz, hangi hayali neden kurduğumuzu bile hatırlamıyoruz.
Eksik bir şey hissediyoruz ama adını koyamıyoruz.
Belki bir ev, bir ses, bir yüz.
Ve insan vazgeçiyor sandığımız gibi büyük olaylarla değil.
Küçük kırılmalarla.
Bir telefonu açmamaya karar veriyoruz mesela.
Bir sokağın köşesinden geri dönüyoruz.
Bir şarkıya atlayıp geçiyoruz.
Ve böyle böyle yavaş yavaş eksiliyoruz.
Ama eksildikçe hafifliyoruz.
Bu kadar hafiflemek iyi mi?
Bilmiyoruz. Sadece yürüyoruz.
Yürümek anlamaktan daha kolay geliyor artık.
Bilmiyoruz. Bu bölüm kendini bazen çok yorgun, bazen de anlamsızca umutlu bulan herkes için.
Belki de sadece şunu hatırlamak için buradayız.
Kaybolsak da hep kendimize döneriz.
Eksile eksile, büyüye büyüye.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
