
alo, akran zorbalığı nerede başlar ve ne zaman biter?
5 Şubat 2026 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
akran zorbalığı dışlanmak, yok sayılmak, alay edilmek olarak anlatılıyor ve çocuklukta kalmıyor; şekil değiştirip yetişkinliğe taşınıyor. Bu bölümde şu sorunun peşine düşüyoruz: Bir insan, başka bir insanın yanında kendini küçük hissetmeyi nerede öğreniyor?
Transkript
Bugün yine biraz kahve sohbeti yapalım istiyorum ama hani öyle iki lafın belini kıralım sohbeti değil, biraz durup düşündüreninden.
Dünya Sağlık Örgütü ve UNESCO diyor ki her üç çocuktan biri hayatının bir döneminde akran zorbalığı yaşıyor.
Ve en yaygın hali ne biliyor musun?
Dışlanmak, alay edilmek ve yok sayılmak.
Ama bu bölümü yapma sebebim sadece okullarda neler oluyor değil.
Çünkü akran zorbalığı çoğu zaman çocuklukta yaşanıp bitmiyor.
Şekil değiştiriyor, dil değiştiriyor ama izleri bizimle büyüyor.
Bugün şunu soracağız. Bir insan başka bir insanın yanında kendini küçük hissetmeyi nerede öğreniyor?
Merhaba, merhaba.
Bu bölüm siz çok değerli dinleyicilerimin bence ya bunu da bir konuşsak çok sık görüyorum, duyuyorum bu ara dediği bir konu gündemimde.
Bayağı hazırlandım.
Kahvemi de aldım. Çok havalı girişlerin insanı değilim ama Instagram ve mail adresimden yazdığınız kadarıyla görüyorum.
Öncelikle zorba olmak ne demek bunu bir konuşacağız.
Zorba dediğimizde aklımıza kötü bir çocuk geliyor.
Büyük ihtimalle yani hepimizin böyle bir prototipi var.
Kötü bir insan geliyor ama burada bir frene basmamız lazım.
Zorbalık bir kişilik değil bir davranış örüntüsü.
Yani kötü çocuk değil duygusunu taşıyamayan bir çocuk meselesi.
Ve bu en çok güç dengelerinin oturmadığı yaşlarda görülüyor.
Buna işte ilkokul, ortaokul ve lise çağları diyebiliriz.
Çünkü o yaşlarda beyin kabul edilmeyi hayatta kalma meselesi sanıyor.
Akademik olarak akran zorbalığı aynı yaştaki çocukların arasında güç dengesizliği içeren, kasıtlı ve tekrar eden zarar verici davranışlar olarak tanımlanıyor.
Yani üç şey var. Kasıt, tekrar ve güç dengesizliği.
Bir kere yaşanan bir tartışmayı zorbalık olarak adlandıramayız ama sürekli dışlanmak, alay edilmek, küçümsenmek bunların hepsi zorbalık.
Buraya kadar tamam. Bu çocukların dünyası akran zorbalığı çocukluktu olur ama etkileri orada kalmaz hayatım.
Çünkü çocuklukta yaşanan bu deneyimler beynin tehdit algısını, sosyal ortamlarda verdiği otomatik tepkiler ben bir grubun içinde nasıl var olurum cevabını şekillendiriyor.
Çünkü... Bu deneyimler şunu öğretiyor.
Şöyle düşün. Çocukken dışlanan çocuk yetişkin olduğunda erken geri çekilmeyi öğreniyor.
Alay edilense yetişkin olduğunda fazla konuşmamayı öğreniyor.
Çocukken grubun dışında bırakılan da yetişkin olduğunda bir yer kaplamamayı öğreniyor.
Bu artık akran zorbalığı değil ama akran zorbalığının sinir sisteminde bıraktığı iz.
Yetişkinlikte bu karşımıza ne diye çıkıyor peki?
Mobbing. sosyal dışlama ve pasif-agresif ilişki dinamikleri.
Yani kökü çoğu zaman aynı.
Akran zorbalığı çocuklara ait bir kavram ve bugün hissettiğimiz birçok şey o dönemde öğrendiklerimizin yetişkin hayattaki yangısı.
Neurobilim ne diyor peki?
Yani biraz psikoloji 101 yapalım ama korkma, kısacık.
Zorbalık davranışı gösteren çocuklarda duygu düzenleme becerileri genelde zayıf oluyor.
Öfke kontrolleri düşük ve frustrasyona tolerans düşük.
Frustrasyon ne demek?
Engellenme, hayal kırıklığı, beklemek zorunda kalmak, reddedilmek.
Tolerans ise şu, bu duygularla kaçmadan, patlamadan orada kalabilme kapasitesi.
Şimdi çocuklukta beyindeki prefrontal korteks dediğimiz bölge henüz tam gelişmediği için bu beceri ilişkide öğreniliyor.
Eğer çocuk her hayal kırıklığında ya bastırılıyor ya da hemen düzeltiliyorsa beyin şunu öğreniyor.
Bu duygular tehlikeli ve ben bunu taşıyamam.
E sonuçta ne oluyor?
E bir patlama yaşanıyor ya da bir saldırı ya da zorbalık.
İşte frustrasyona tolerans, bekleyebilme, üzülüp terk edilmeme ve duygunun adlandırılmasıyla gelişiyor.
İstediğin olmadığında hemen dağılıyor musun yoksa tamam bu zor.
Ama burada kalabilirim diyebiliyor musun?
Şimdi bunu bir cebimize koyalım.
Düşük frustrasyon toleransı nasıl görünüyor?
Çocuklarda böyle hemen ağlama, öfke patlaması, olmadıysa hiç olmasın tepkisi, fiziksel olarak da vurma.
Bağırma, oyunu bozma, kurallara tahammülsüzlük olarak görülüyor.
Yetişkinlerde de en ufak engelde aşırı öfke, bir sabırsızlık hali, çabuk vazgeçme, eleştiriye tahammülsüzlük, kontrol ihtiyacı, suçu hemen başkasına atma şeklinde görülüyor.
Yani zorbalıkla güçlü bir ilişkisi var.
Eğer çocuk böyle sürekli sakinleştirmeden bırakılıyorsa, her hayal kırıklığı hemen düzeltiliyorsa, ağlama, üzülme, kızma diye bastırılıyorsa beyin şunu öğreniyor hani
bu duygular tehlikeli, frustrasyon, tolerans öğrenebilen bir beceri.
Bu arada sakın korkmayın hani bekleyebilme deneyimi ve hayal kırıklığı yaşayıp orada yalnız bırakılmama, duyguların adlandırılması bu zor ama geçecek deneyimiyle geliştirilen bir beceri.
Yani hepimiz çocuk sahibi olmayabiliriz ama yeğenimiz vardır, kuzenimiz vardır, komşu çocuğu bile olabilir hani arkadaşımızın çocuğu falan.
Gelecek nesil oldukları için onları bir anlamamız lazım çünkü bu zorbalık kavramı çok çok önemli bir hale geliyor.
Zorba çocuklar genellikle kontrolsüz, görülmeyen çocuklar oluyor.
Evlerinde de güçsüz hissediyorlar.
Evlerinde güçsüz hissettikleri için de okula gittikleri zaman orada bir ayarsız güç kurarak denge sağlıyorlar.
Diyor ki mesela hani ben kötü hissediyorum şu an diyor o zorba çocuk.
O yüzden sen kötüsün kendi duygusunu karşıya yansıtıyor.
Yani zorba çocukların ev dinamiklerinde hani bunu spoiler...
olarak söylüyorum. Kötü aile meselesine girmeyeceğim.
Ama çok önemli bir nokta var.
Bu çocuklar evde pasif agresif dille çok karşılaşıyorlar.
Yani küçümseyici şakalar normalleştiriliyor.
Bağıranın kazandığı ilişkiler yaşanıyor.
Çocuk da bunu ilişki dili sanıyor.
Zorbalığı bazen şu olarak algılıyoruz bu arada.
Kontrol hissini geri alma çabası.
Ebeveynlik burada şuna dönüşüyor bence.
Çocuklu aileler için konuşuyorum.
Ben çocuğumun duygularıyla baş edebilmesine alan açabiliyor muyum?
Yani mükemmel olmak gerekmiyor yani.
Fark etmek yetiyor.
Nasıl yansıyor, nasıl fark ediliyor peki zorbalık?
Bence en kritik yer burası.
Çünkü birçok çocuk bana zorbalık yapılıyor demiyor.
Nasıl anlaşılır peki heyecancım diyorsan, duygusal yansımaları var mesela.
Okula gitmek istemiyorlar, karın ağrısı, baş ağrısı yaşıyorlar çok çok.
Eve gelince suskunlaşıyorlar ya da aşırı sinirli oluyorlar.
Ve eskiden sevdiği şeylerden keyif almamaya başlıyorlar.
Davranışsal olarak da böyle birden içe kapanma ya da oyuncakları, eşyaları kaybolmaya başlıyor.
Arkadaş isimlerini anmak istemiyorlar ve sürekli ben zaten sevinmiyorum cümlelerini kuruyorlar.
Peki yani toplumda ne değişti de bu arttı?
Hani her zaman bir meseleydi sanki ama...
benim de daha çok karşıma çıkmaya başladı.
İşte bu UNICEF, UNESCO gibi kuruluşlar zorbalığı artık bir nesilde bir kere görülen bir durumdan çıkarıp sürekli izlenmesi gereken bir küresel eğitim ve Psikososyal sağlık
sorunu olarak tanımlamaya başlamış.
Bu tanım zorbalığın sadece varlığını değil, eskilerinin hem sağlık hem eğitim üzerinde sürekliliğini vurguluyor.
Okulların dışında böyle sosyal medya ve online platformlarda zorbalık raporları derleniyor.
Bu alanda artış eğilimi olduğuna ilişkin çalışmalar çok net bir şekilde görülüyor ve teknoloji ve iletişim araçlarının yaygınlaşması zorbalığın biçimini değiştiriyor.
Yani evet hani çocuklar hala birbirlerine zarar veriyor.
Bizim geçmişteki bu sosyal medya ve internetin bu kadar yaygın olmadığı zamanlarda yaşadığımızın dışında bir şekilde yaşıyorlar.
Çünkü hani eskiden sınıfta belki sadece itiş kakışla ya da farklı esprilerle olurdu ama Şimdi telefonu, Whatsapp'ı, TikTok'u da yanlarına alıyor bu çocuklar.
Yani akran zorbalığı evet yeni bir şey değil ama 7-24 yaşanan bir şey haline geliyor.
E şekil değiştirince etkisi de değişiyor.
Yani eskiden böyle zil çalıp biterdi gibi düşünüyoruz ama şimdi zil yok.
Yani zorbalık artık eve kadar geliyor.
Bugünkü zorbalık daha sessiz, daha görünmez ve daha yıpratıcı.
Yaşımız ortaya çıksın biraz.
Eskiden kek sıra reklamı vardı.
Gürbüz tam bir canavar diye başlayan.
Mutlaka biliyorsun.
Ha işte o Gürbüz Zorba işte.
Nazlı'nın kek sırasına çökmeye çalışan o Gürbüz.
Yani Rabbime şükürler olsun ki Nazlı okul birincisiydi de kekini kaptırmıyordu Gürbüz'e.
Dijital ve psikolojik zorbalık artış eğiliminde olması toplumun sosyal bağ kurma biçimiyle, teknolojiyle ve eğitim kültürüyle de ilgili bir gerçek.
Duygular daha az regüle ediliyor.
Yani sıkılmaya hiçbirimizin tahammülü yok artık.
Hele ki o çocukların yani o dünyanın içine doydukları için her boşluğu dolduruyorlar.
Yani zorbalık tek çocukların meselesi değil diye ufacık bahsetmiştim ya biraz önce.
Yetişkinlikteki zorbalıkta aslında kökü hep aynı şeye dayanıyor.
Güç kurarak rahatlamaya dayanıyor.
Zorba olmak gücü yanlış yerden öğrenmek demek.
Ve akran zorbalığını konuşurken genelde şunu atlıyoruz.
Yani çocukluk dediğimiz şey aslında kimlik inşaatı.
Yani çocuk o yaşlarda şunu yapıyor.
Aklı başında olan bir çocuk diyeyim daha doğrusu hepsi yapmıyor bence.
Ben kimim diye soruyor işte.
Başkalarının yanında nasılım?
Sevilir miyim? Dışlanır mıyım?
Olduğum gibi miyim?
Değişmem mi gerekiyor falan?
Hani ve bu soruların cevaplarını kitaplardan değil ilişkilerden alıyor.
Bu yüzden çocukların yaşıtlarıyla olan ilişkileri çok kritik.
Çünkü çocuk ilk kez ailesinin dışındaki dünyada kendine bir yer açmaya çalışıyor.
Ve hani çocuk sürekli dışlanıyorsa, alay ediliyorsa, yok sayılıyorsa çocuk sorunu kendisinde görmeye başlıyor ve kimlik buna göre eğiliyor.
İşte daha az konuşan, daha az isteyen, belki daha az görünen.
Bu sadece özgüven meselesi de değil yani bir kendilik algısı.
Ben değerli miyim sorusu.
O yüzden akran zorbalığı dediğimiz şey sadece kötü davranış değil kimlik gelişimine yapılan bir müdahale.
Ve işin canı acıtan tarafı bu öğrenme yetişkinliğe taşındığında nasıl örneklendiriliyor?
Mesela toplantıda söz almayan bir yetişkin, ilişkide sınır koyamayan bir yetişkin, ben abartıyorumdur diyen yetişkin.
Yani bunların hemen hemen hepsi bir zamanlar yer kaplamamayı öğrenmiş çocuklar.
Ve işin en civcivli kısmı, buraya yavaş yavaş geliyorum çünkü konunun buraya gelmemesi imkansız, dijital zorbalık.
Şimdi sorayım sana birinin yüzüne söyleyemeyeceğim bir şeyi ekranda yazması ne kadar kolay?
Farkında mısın bunu? Çünkü yani dijitalde üç şey oluyor.
Mesafe, anonimlik ve sorumluluğun buharlaşması.
Yani beyin şunu diyor.
Karşımda gerçek bir insan yok.
Yüz yüze teması yoksa empati devreleri daha az aktif çalışıyor.
Ve vicdan wifi çekmeyen bir odaya geçiyor resmen.
O yüzden dijital zorbalık daha karışık.
Çünkü kimse zorba gibi hissetmiyor.
Herkesin kendine bir gerekçesi var.
Ben fikrimi söyledim.
Abartıyorsun. İşte herkes böyle.
Yani sınırları korumak, saygı gibi parametreleri de var.
Ama işte bunlara maruz kalmamak için sosyal medyayı kendine kadar kullanmak en güzeli bence.
Bir de hani şunu fark ettim ben.
Şöyle bir düşündüm de dijital zorbalık sadece böyle kötü niyetli insanlardan gelmiyor sanki.
Bazen aynı masada güldüğün.
Aynı ortamda bulunduğun insanlar da yapıyor bunu.
Pasif agresif cümlelerle, ima ile, sessizlikle.
Bir mesajı bilerek geç cevaplamak.
Birini fotoğrafa etiketlememek belki hani bak.
Ya da herkese atılan davetin bir kişiye atılmaması.
Ve sonra klasik bir cümle geliyor.
Aa fark etmedim ya.
İşte bu yüzden dijital zorbalık bu kadar kafa karıştırıcı.
Çünkü insan kendine şunu soruyor.
Ben mi hassasım?
Abartıyor muyum? Ve işte tam burada ta çocukluktaki o öğrenme devreye giriyor işte.
Sesimi kısarsam güvende olurum.
Bakın işte bağlantı burada.
Zorbalık sadece bir davranış değil.
Öğrenilmiş bir ilişki dili.
Ve biz bu dili fark ettiğimiz yerde değiştirebiliyoruz.
Ya insanlar genelde iki uç arasında savruluyor.
Ya her şeye katlanıyor ya da bir gün pat diye kopuyor.
Ya oysa sınır dediğimiz şey bağırmak değil.
Kapıyı çarpıp çıkmak hiç değil.
Sınır, davranışı tanımlamak.
Mesela bu şekilde konuşulduğunda geri çekiliyorum.
Bunun şaka olmadığını düşünüyorum.
Bu mesaj tonuyla devam edemem.
Bakın dikkat ederseniz suçlama yok.
Karakter yorumu yok.
Sadece benim sınırım var.
Yani kopmadan durmak dediğimiz şey tam olarak bu.
İlişkinin kendisini değil, ilişki içindeki davranışı hedef almak.
Ama şunu da dürüstçe söyleyelim.
Biri sınırı defalarca ihlal ediyorsa orada mesele sınır koyamamak değil.
Orada mesele birazcık da karşı tarafın ilişki niyeti.
Peki zorbalık yapan çocuğa geri dönersek onlarla nasıl bir ilişki kurmalıyız?
Çünkü zorbalıkla mücadele bir çocuk terbiyesi değil toplumsal bir duygu eğitimi meselesi.
Ve onunla kurduğumuz ilişki otoriteyle değil merakla kurulur.
Davranışı durdurabiliriz ama çocuğu dışlamayız.
Zorbalığa uğrayan çocukla konuşurken boşver dememeliyiz.
Ya takma dememeliyiz.
Şunu demek daha kıymetli oluyor.
Senin canın yanması çok normal bu yaşadığın şeyde.
Bunda senin suçun yok.
Çünkü çocuk şunu duymalı.
Ben yanlış değilim.
Ve belki de en önemli cümle şu.
Rahatsız oluyorsan bunun üstüne bir düşün.
Bu seninle ilgili bir sinyal olabilir.
Zorbalık yapan çocukla ilişkiyi kritik bir noktada bitirmek istiyorum.
Çünkü hani davranışı durduruyoruz ama hani çocuğu dışlayamıyoruz dedim ya.
Zorbalığa uğrayan çocukla konuşurken yapılan en büyük hata ne biliyor musun?
İyi niyetle... kurulan yanlış cümleler.
Çünkü zorbalığa uğrayan çocuk zaten kendini küçük hissediyor.
Bir de biz küçültmeyelim yani onu.
İlk yapılacak şey dediğim gibi adlandırmak, çocuğa ben yanlış değilim duygusunu verebilmek ve çocuğun duygusunu geçerli kılmak.
Çünkü çocuk dediğin şey boş bir kap değil yani ne duyuyorsa onu öğreniyor.
Ne görüyorsa onu normal sanıyor.
Yetişkinlerin dili, toplumun rekabet hali, duygulara tahammülsüzlükle besleniyor.
Bu çocuk neden böyle diye sormak çok kolay ama bu çocuğun neyin içinde büyüdüğünü sorgulayabilmek asıl mesele.
Çünkü biz yetişkinler ne yapıyoruz?
Hızlıca yargılıyoruz.
Tahammülsüzüz. Ve hani son çocuklardan şunu bekliyoruz.
Aman nazik olsunlar, empat olsunlar, sabırlı olsunlar.
Yani ama modellediğimiz şey bu değil ki.
Bir toplumda duygular taşkınlık sayılıyorsa, işte üzülmek zayıflık görülüyorsa, hatalar ayıp sayılıyorsa orada zorbalık artıyor.
Yani ebeveyn olabilirsin, öğretmen belki yetişkin.
Yani herkesin, hepimizin rolü aynı noktada kesişiyor.
Duyguların konuşulabildiği alanları açmak.
Çünkü çocuk şunu görürse öğreniyor.
Hani ben bir şey söylediğimde dünya yıkılmıyor.
Rekabeti kutsayan, hızlı olmayı yücelten, duyguları zayıflık sayan bir sistemde zorbalık sürpriz değil.
O yüzden bu mesele en çok kimleri ilgilendiriyor biliyor musun?
Hepimizi. Ve güzel haber şu, bu öğrenilebilen bir şey.
Yanlış öğrenildiyse doğrusu da yeniden bilir.
Iııı işte.
Tam da bu yüzden bu bölümü yaptık bugün.
Suçlu aramak için değil, bu dili değiştirmek için.
Olduğun halinde buradasın, duygun var, bu dünyada yerin var, itiraz ettiğinde kaybolmuyorsun.
Kimlik böyle böyle güçleniyor.
Ve belki de bu yüzden akran zorbalığını konuşmak, geleceğin yetişkinlerini korumak demek.
Zorbalık bir davranış değil, sadece kimliğin hangi şartlarda şekilleneceğinin göstergesi.
Bugün iyi ki bunun peşindeydik ve sen de iyi ki buradaydın.
Haftaya perşembe görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
