
sahibinden ihtiyaçtan.
Transkript
Herkese selam.
Şimdi aklıma şöyle bir şey geldi.
Acaba farklı dillerde mi merhaba demeyi öğrensem?
Farklı farklı böyle açılışlar mı yapsam?
Sadece selamla kalmasam?
Çünkü şu an önümde de açtım.
Türkiye'den sonra inanılmaz bir şaşkınlık içerisindeyim şu anda.
Güney Kore, Yunanistan, Meksika ve Cabo Verde.
Burası neresi?
Cabo Verde diye yazılıyor.
Arkadaşlar beni bu kadar ülkeden insan dinliyor olamazdı.
Siz ne yapıyorsunuz?
Delirdiniz mi? Çok tatlısınız ve çok aşırı aşırı mutlu oluyorum bunu görünce.
Bir bakayım dedim. Cape Verde.
Ben bunu bilmiyorum. Ne kadar cahilim.
Belki herkesin bildiği bir şey bu şu an ama Cabo Verde.
Yeşilburun Cumhuriyeti'ymiş.
Orta Atlas Okyanusu'nda Senegal ve Mauritanya açıklarında bulunan bir Afrika ülkesi.
Nasıl gidiliyormuş peki buraya?
Yani Türkiye'de gidebiliyor muyuz biz buraya?
Neyse beni buradan dinleyen herkese de selam olsun.
Burada herhalde Türkler yaşıyor mu acaba?
Bilmiyorum. Çok cahilim.
Bu konuyu araştırıp haftayı size anlatacağım.
Neydi? Kabo Verde.
Nereden nereye işte. Neyse.
Temmuz'un ortasındayız.
Bu bölüm yayınlandığında.
Ben galiba biraz önden çektim bu bölümü.
Emin değilim. Ama çok önden değil.
Enerji olarak ve ruhen bir aradayız.
Aynı şeyleri şu anda da düşünüyorum.
Birkaç hafta önce çekmiş olsam da.
Çünkü içinde bulunduğumuz yüzyıl tabii ki 21.
yüzyılın en sınırlı kaynağı.
Dikkat üstüne konuşmak istiyorum yine.
Aslında bununla bir bölüm kaydetmiştim.
Şubat ya da Mart ayıydı.
Böyle çalınan dikkat kitabını pür dikkat okuduğum bir dönemdi.
Onu dinlemediyseniz muhakkak dinlemenizi öneririm.
Hatta ben o kitabı böyle ara ara tekrar karıştırıyorum.
Hani böyle içime sine sine tekrar bazı bölümlerine Üstüne düşünüyorum çünkü.
Tekrar bir okuma ihtiyacı duyabiliyor insan.
Şimdi bu çalınan dikkat meselesine kafa yoğurdukça bir şeyi düşündüm.
Yani insanın başka bir insanı gerçekten anlayabilme kapasitesi de mi acaba sınırlı bir kaynak haline geliyor?
Yani size burada duygusal zekanın önemli olduğunu söylemeyeceğim.
Bu kadar basite indirgenemez.
Duygusal zeka konusu bir cümle.
Duygusal zeka önemlidir deyip.
Ama size neden artık duygusal zekası olmayan insanların ekonomik olarak geride kalacağını anlatabilirim.
Şöyle bir tahminde bulunayım.
Önümüzdeki 5 yıl içinde milyonlarca insan işini kaybetmeyecek.
Ama milyonlarca insanın yaptığı işin değeri düşecek.
Ve bunun nedeni tembellik olmayacak.
Yetersizlik de olmayacak.
Sebebi bir makine onların yaptığını daha ucuza yapacak sadece.
Ne yapacak? Sunum hazırlayacak, rapor yazacak, kod yazacak, reklam metni üretecek, toplantı notu çıkaracak.
Yani şu an olan şeylerden bahsediyorum.
Tam bu yüzden herkes şu anda aynı soruyu soruyor.
Gelecekte hangi beceriler bizi ayakta tutacak?
Çoğu insan cevabın teknoloji olduğunu söylüyor.
Daha fazla yazılım öğren, daha fazla veri analizi yap, yapay zekayı...
Çok daha iyi kullan. Bence bunların hepsi doğru ama eksik.
Çünkü geleceğin kazananları teknolojiye en iyi hükmedenlerden ziyade insanı en iyi anlayabilenler olacak.
İşin ironik tarafı şu insanlık tarihinde ilk kez duygusal zeka romantik ilişkiler için değil ekonomik hayatta kalmak için gerekli hale geliyor.
Ve bana öyle geliyor ki bu saç bana öyle gelmiyor.
İnsanlık tarihine baktığımızda da hiç bu kadar fazla iletişim kurmadığımız çok açık.
Her gün yüzlerce mesaj işte bu artık o yeşil ikonun üstünde görmek istemediğim kırmızı ve üstünde hani üç haneli sayılar yazan WhatsApp mesajlarından bahsediyorum.
Nasıl tarif edeceğimi bilemedim.
Bir an gözümün önüne geldi o yeşil kırmızı ikon.
Toplantılar, storyler, ses kayıtları.
Ama aynı zamanda hiç bu kadar az anlaşmadığımız da bir dönem ya.
Ve sorun iletişim eksikliği değil.
İletişimin yerine performansın almış olması.
Hepimiz performatif bireylere dönüştük ya.
Şöyle havalı havalı iş dünyası şeylerini.
Artık... Ne duymak ne söylemek istiyorum.
Ama canımız Harari'miz sık sık şunu söylüyor.
İnsan biyolojisi taş devrinin koşullarında şekillendi.
Yani beynimiz yaklaşık hemen hemen 150 kişilik kabileler için evrimleşti ya.
Şimdi ise aynı anda insanın duygusuna, fikrine ve beklentisine maruz kalıyoruz.
Sonuç empati kapasitemiz değil, dikkat kapasitemizin tükenmesi.
Ve dikkat azaldıkça da ilk kaybettiğimiz şey merak oluyor.
Böyle havalı havalı.
cümleler var ya hani birini sevmiyorsan onunla bir işin yoksa artık hani seni sevmiyorum değil de merak etmiyorum demek aslında.
Tamamen o ilişkinin o bağın koptuğunun göstergesi oluyormuş.
Eskiden insanlar anlamak için dinliyordu.
Ben hala anlamak için dinleyenlerdenim ve anlamak için dinleyen insanları bulduğumda da çok nadir de olsa artık onları böyle ilk halkama almayı tercih ediyorum.
Çünkü yani Maalesef cevap vermek için dinliyor herkes.
Yani kendi cümlelerini kurduğunu içinde ben konuşurken o kadar net anlayabiliyorum ki artık konuşasım gelmiyor.
Eğer birinin yanında çok konuşuyorsam bu bir şey olsun, trik olsun.
O insanın beni dinlediğini biliyorumdur.
Eskiden soru sorardık.
Şimdi ne yapıyoruz?
Bir hani pozisyon alıyoruz.
Bir hani sürekli...
karşı hamlemizi düşünüyoruz falan.
Duygusal zeka artık bir karakter özelliği değil bence.
Yani ekonomik bir avantaj.
Goldman daha önce duymadıysan söyleyeyim.
Goldman'a göre duygusal zeka sadece empati değil.
Goldman'ı nasıl o bir psikolog.
Öyle anlatabilirim. Yani Goldman baya böyle duygusal zeka ile ilgili yazdığı kitapları Var direkt hani duygusal zeka, neden IQ'dan daha önemli.
Kitabı zaten en popüleri.
Baya böyle hem beyin hem de davranış bilimleri üstüne çalışan bir insan.
Okumanızı tavsiye ederim. Diyeyim bu kısmı geçiyorum.
Golden güzellemesi yapmayacağım ama.
Ona göre benim de aklıma yatan duygusal zekanın 5 boyutu var.
Bunlar kendini fark etmek, duyguları yönetebilmek, içsel motivasyon, empati ve ilişki yönetimi.
Bugün bunların hangisini kaybediyoruz diye sorarsak eğer.
İlkini kesin kaybediyoruz yani cepte.
Kendini fark etme yok. Kendini duymayan biri başkasını da duymuyor çünkü.
Harari son yıllarda özellikle yapay zeka konusunda şu uyarıyı yapıyor.
Yapay zeka bizi bizden daha iyi tanımaya başladığında en önemli beceri kendimizi tanıyabilmek olacak diyor.
Bu nedenle geleceğin en önemli becerisi bence kod yazmak olmayabilir.
Kendini okuyabilmek olabilir.
Çünkü kendini okuyamayan insan algoritmalar tarafından okunur.
Eskiden tamam işte kas gücü para kazandırıyordu.
Sonra bu neye evrildi?
Diploma, teknik bilgi.
İşte bugün teknik bilgi daha ucuz çünkü yapay zeka hani yazıyor, raporluyor.
Ama bir toplantıda güven yaratamıyor.
Bir karşınızda eğer kurumsal bir yerde çalışıyorsanız ya da özel sektörde çalışıyorsanız diyeyim bir müşteriyi sakinleştiremiyor.
Bir ekip de krizi yönetemiyor.
Yani Galloway son dönemde sık sık benzer vurgu yapan isimlerden biri.
Yapay zeka çağında en dayanıklı becerilerin hikaye anlatıcılığı, yazı yazma, ilişki kurma ve duygusal zeka olduğunu savunuyor.
Duygusal zeka hani EQ olarak biliyoruz artık.
Biliyoruz değil mi? EQ öğrenin, iyi iletişim kurmayı öğrenin mesajını öne çıkartan isimlerden biri.
Sorun hani yapay zeka işimizi alacak mı?
Artık yani bu soruyu bir bırakalım.
Diyorum tamam yapay zekanın birazcık daha öne çıktığı meslekler olacak.
Bunun araştırmalarını da okuyoruz.
Çok da hani dikkate alıyorum.
Ama işte geçen ay mesela bir üniversiteye konuk oldum.
Gelen sorulardan biri buydu.
Hani senin onun ne kadarını amaç, ne kadarını araç yaptığına bağlı bir şey ya bu.
Sorun şu yani insan olmayı gerektiren işleri gerçekten ne kadar iyi yapıyoruz?
Yani kendimize dürüst olalım ve sen insan olarak gerçekten yapman gereken şeyin...
Yaparken yaptığını düşünüyorum.
Ne kadarıyla orada varsın ve yapıyorsun o işi hakkıyla?
Bunu bir cevapla önce. Sonra hani yapay zeka senin işini alacak mı almayacak mı onu tartışalım.
Yani şöyle ne kadar merkeze koyuyorsan yapay zekayı, yapay zeka araçlarını, bakın araçlarını diyorum yani.
Neyse. Düşünceyi yaratma, üretme değil sadece doğrulamadan öteye gidemezsin.
Çok merkezine alırsan.
Şöyle bir şey var. Veri var ortada.
Web tarihinde web trafiğinin %37'sini bot trafiği oluşturuyor arkadaşlar şu anda.
Bu... Sevgili dinleyici, güzel arkadaşlarım farklı farklı ülkelerden dinliyorsunuz.
Şahane. Gallup'un son araştırması bu arada.
Kaynağımı da söyleyeyim.
Yani %37 çok ciddi bir oran web trafiği tarihinde.
Ve şirketler milyarlarca dolarını yapay zekaya yatırıyor.
Günün sonunda bu her şirket için.
kaçınılmaz bir gerçek.
Ama çalışanların birbirini dinlemeyi öğrenmesine yatırım yapıldığını çok görmüyoruz sanki ya.
Ne dersiniz? Duygusal zeka hani böyle bir soft skill denen bir beceri değil.
Yumuşak beceri hani. Sert bir beceri o yani çünkü kopyalanamıyor.
Enflasyon dediğimiz şey sadece paranın değerini düşürmüyor günün sonunda.
Seçenek bulduğu da ilişkinin değerini düşürüyor.
Önümüzdeki 10 yılda en yüksek maaşı alan insanlar en yüksek IQ'ya sahip olanlar olmayacak.
Şu anda da öyle değil bu arada zaten.
Farklı farklı sebepleri var.
Farklı farklı insanlar kazanıyor.
Ama bence başkalarına güven verebilen insanlar olma ihtimali çok daha artıyor.
Çünkü yani bilgi çok erişilebilir.
Çok bol. Evet çok denetime muhtaç.
Doğrulatmaya teyitim muhtaç.
Çünkü her yerde gırla gidiyor.
Dezenformasyon önemli. Ve güven hala yok.
Ve şimdi sana rahatsız edici bir soru soracağım.
Bugün çalıştığın bir şirket olduğunu varsayıyorum.
Yerini alması daha kolay olan kişi kim?
Excel'i çok iyi kullanan biri mi?
Yoksa ekibi bir arada tutan kişi mi?
Hangisini değiştirmek daha kolay sence?
Bir yazılım bulabilirsin ama bir insanın güvenini satın alamazsın.
İşte bu yüzden soft skills tırnak içerisinde ifadesinden ben çok haz etmiyorum.
Kod yazmayı öğrenmek zor ama öfkelenmiş bir karşındaki hadi yine müşteri diyeyim insanı sakinleştirmek daha zor.
Sunum hazırlamak zor olabilir ama insanların size inanmasını sağlamak daha zor.
Veri analiz etmek zor ama insanların o...
verilerden neden korkması ya da korkmaması gerektiğini anlatmak daha zor bence.
Yani önünüze herkes bir grafik getirebilir, sonsuz veri sunabilir.
Ama sen işte Yale mezunu ya da Harvard mezunu bir insanın da anlayacağı şekilde ama aynı...
İlk öğretimden mezun olmuş sonra eğitim hayatına devam etmeyen sokaktaki herhangi bir insanın da anlayabileceği bir dilde o veriyi anlatabiliyorsan benim için bir geçerliliğin
var. Yani böyle özetleyebilirim konuyu.
Yani... Yapay zeka tam da bu yüzden ilginç bence.
Çünkü bize şunu gösteriyor.
Yıllardır kendimizi bence yanlış beceriler üzerinden değerlendiriyormuşuz.
Ben hatırlıyorum üniversiteye hazırlanırken, ben üniversitede okurken işte...
dönemlerden gelen insanlarla hep böyle ben yazılım, cold, bilgisayar mühendisliği hep bunlar böyle hani geleceğin mesleği olacak, teknoloji wow gibi gidiyordu.
Ama bence son 3 senedir falan bunun iş dünyasında bedelini görüyoruz.
Çalışanlar neden istifade ediyor?
Neden bu kadar çok sirkülasyon var?
Sadece maaşları düşük olduğu için mi?
Türkiye cephesinden baktığımız zaman evet ekonomik bence bunun %65-70'ini oluşturuyor bu istifaların.
Aldığın maaşın mesela %20'sinden daha fazla bir tutara gidiyorsa o insanı tutamıyorsun.
Bu çoğu insan için %10'a kadar iniyor bu oranlar.
Ama çoğu zaman bence insanlar şirketlerden değil de...
Yöneticilerden de ayrılıyor.
Ve kötü yöneticilerin ortak özelliği düşük IQ değil, düşük duygusal zeka.
Çünkü insanlar patronlarını değil, kendilerini nasıl hissettirdiklerini hatırlıyor günün sonunda o.
Yöneticiler onları nasıl hissettiriyor?
Ona bakıyor. Şimdi ilişkilere de değinmeden olmaz.
Kısa bir buraya da değinmek istiyorum.
Çünkü orada da aynı hikaye var.
Yani artık kimse reddedilmiyor.
Ghostlanıyor. Kimse kavga etmiyor.
Sessizce tüylüyor falan.
Yani kimse istemiyorum demiyor.
Mesajı görüyor, cevap vermiyor.
Çünkü teknoloji bize yeni bir alışkanlık kazandırıyor.
Zor konuşmalar yerine kolay kaçışlar ve her kaçış bir sonraki konuşmayı biraz daha zorlaştırıyor.
Kaçmayın, duygularınızdan da kaçmayın.
Karşınızdaki insanlardan da kaçmayın.
Konuşun. Konuşun yani bak Allah size ağız vermiş, dil vermiş, kelimeler vermiş.
Hayat sözcüklerle yaşanıyor ya.
Kelimelerle yaşayacaksınız.
Bu kadar. Basit. Gerçekten basit ya.
Of böyle hani podcast'ı kaydederken anlıyorum aslında ne kadar basit olduğunu.
İçindeyken o kadar basitleştiremiyorsun belki o onun içindeyken.
Onun şeyine kapılıyorsun birazcık.
Duygu seli işte bir tek senin başına geliyor aman Allah'ım falan.
Aman Ali Rıza Bey ağzımızın tadı kaçmasın diyerek şimdi şeye geçmek istiyorum.
Geleceğin böyle en değerli çalışanı falan diyorlar ya böyle işte en hızlı yazan kişi, en iyi kodlayan kişi falan.
Bence bir kriz anında odaya girdiğinde insanların böyle omuzlarını birazcık...
Hadi gevşetebilen kişi olacak.
İnsanların birbirine güvenmesini sağlayabilen birini bulması önemli ve hala çok nadir.
Bence kişisel gelişim konusu değil bu duygusal zeka dediğimiz şey.
21. yüzyılın en önemli...
rekabet avantajı olarak görüyorum.
Ya bu işte sorunlardan bahsedip bahsedip bölümü kapatmayacağım.
Şunu fark etmemiz lazım.
Yani ne yapacağız? Çünkü hani duygusal zeka önemli klişesinden çıkıp onu nasıl geliştireceğimizi birkaç maddeyle özetlemek istiyorum hızlıca.
Bence bunun cevabı şaşırtıcı derecede basit.
Hız yerine merakı seçmek.
Hızlı cevap veren insanlara etkileyici ama bugün en etkileyici insanlar benim gözümde doğru soruları sorabilenler.
Birisi konuşurken ona cevap hazırlama.
Onu anlamaya çalış. Şu soruyu kendine sor.
Ya bu insan bana ne anlatıyor ve anlatamadığı ne var?
Duygusal zeka, insanların söylediklerini sadece duymaktan ibaret değil, söyleyemediklerini de fark edebilmek.
2. Dijital iletişimi azalt.
Şaşırdınız mı? Bir Ecem, tabii ki dijital iletişimi azaltmaktan bahsediyor.
Tam zamanlı bir dijital iletişimci olarak bunu söylüyorum.
Ben iş hayatımda ne kadar dijital ile iç içe olsam da, dijitalin kalbinde yaşasam da, kişisel hayatımda son derece hayatı analog yaşayan biriyim.
O yüzden her... konuşmayı mesajla bulmak zorunda olmadığını düşünüyorum.
İşte mesajlaşalım, yazışalım sonuna kadar.
Ama bir arkadaşını aramak, bir yürüyüş yapmak, tartışmaları yüz yüze çözmek, anlaşamadığın konusunda anlaşmak, uzlaşmaktan bahsediyorum.
Çünkü beden dili, ses tonu ve sessizlik o mesaj kutularına sığmıyormuş gibi geliyor bana.
İnsan beyni milyonlarca yıl boyunca yüz yüze iletişim için evrimleşiyor.
Biz onu böyle mavi tiklere falan programlamayalım mı ne dersiniz?
Az önce de bahsettiğim gibi üçüncü maddem rahatsız edici konuşmalardan kaçınmama, kaçmama üstüne.
Çünkü iyi ilişkileri kuran şey uyumdan ibaret değil bir inşa.
Bir onarım. Mesela işte bu davranışın beni üzdüğü, yanlış anlaşıldığımı hissediyorum.
Yani suçlayıcı ifadelerden kaçınıp aslında karşındaki insanın söylediği ya da söylemediği bir şeyden dolayı senin ne hissettiğini anlatabilme açıklığını göstermeliyiz
diye düşünüyorum. Ki böyle sahici ilişkiler kuracağız.
Yani bunun başka yolu yok.
Bu cümleleri kuracağız. Bir ilişkinin en büyük yatırım aracı bundan geçiyor.
Ben buna inanıyorum. Yani karşındaki insana iyi gelebilir, gelmeyebilir ama hani...
O kırılmasın, üzülmesin tamam.
Evet kimse kırılıp üzülmesin.
Kimseyi bilerek kırıp üzmek kimse istemez.
Herkes özünde çok iyi.
Ben bunu hani bazen duyuyorum.
İşte insan olarak çok iyi ama şöyle şöyle şöyle yapıyor falan.
İnsan olarak hiçbir problemim yok.
Hayır senin problemin var onunla.
Onun insanlığıyla ilgilenmiyorsun sen şu anda.
Özünde herkes iyi insan olabilir, olmayabilir.
Yani iyi kötü kavramını bir kenara bırakıyorum.
Bu apayrı bir konu.
Ama onun yaptığı veya yapmadığı...
Herhangi bir şeyin sende yarattığı duyguyu anlayıp kendi içinde bununla karşı tarafa aktaracaksın ki ilişki ilerlesin.
Bu bir emek işi. Yani ilişki ilerler ilerlemez karşındaki bunu alıp almamaya ne kadar açıktır onunla ilgilenme.
Sen ortaya koy ki oradan bir şey filizlenecek zaten.
Yani ben öyle düşünüyorum.
Yine yükseldim ya neden.
Ve dördüncü madde.
Sondan bir önceki maddemiz kendini gözlemlemek üstüne.
Gerçi az önceki yükselmemde biraz bundan bahsettim hani günün sonunda kendine sorman gereken işte bu gün içerisinde kurduğun iletişimler sonucunda.
Kendini okuyabildiğin sürece...
Başkasını da okuyabiliyorsun.
Kendine sorabileceğin sorular neler olabilir?
İşte en çok neye sinirlendin bugün?
Sinirlendiysen eğer. Kimi yargıladın?
Kimin fikrini değiştirmeye çalıştın falan.
Ya da savunmaya geçtiğin bir an oldu mu?
Bedeninde de hissedebilirsin bazı şeyleri bu arada.
Ben özellikle karın ve minde bölgemde hissediyorum mesela bu aralar.
Eğer kötü bir şey...
Son maddemiz de dikkatini geri kazanma üzerine.
Duygusal zekanın yakıtı tabii ki dikkat.
Dikkatin parçalandığı zaman empatini de tabii ki hasar görüyor.
Mesela biriyle iletişim halindeyken telefonu masadan uzaklaştırmak, en azından yani gözünün görebileceği alandan uzaklaştırmak bence bir saygı göstergesi ve
karşına göre önem verdiğini gösteriyor.
Ben bunu yapmaya çalışıyorum.
toplantıda bilgisayarı kapatmak şu an benim için önemlisin ve sendeyim şu anda hani tüm varoluşumla demenin sessiz bir yolu diye düşünüyorum yani günün sonunda şimdi bölümde
kapatırken artık 20 dakikayı geçtik 20 dakikayı geçmeyelim diye o kadar uğraşıyorum bence geleceğin en başarılı mı desek buna acaba?
Bilemiyorum. Başarı burada doğru kelime mi ama hissettiklerini anlayabilen, başkalarının hislerini merak edebilen ve bunu güvene dönüştürebilen insanlar bizim sarılacağımız insanlar olmalı diye düşünüyorum.
Çünkü duygusal zeka kendi içindeki karmaşayı başkasına zarar vermeden taşıyabilme olgunluğu ve karşındaki insanların psikolojisini de yönetmekten ibaret değil.
Mesele duygularını kontrol etmek de Bence önce şu soruyu sormak.
Beynim bana şu anda neden bu duyguyu üretiyor?
Çünkü bu beynimiz, canımız beynimiz sebepsiz yere hiçbir duyguyu üretmiyor.
Her duygu doğru ya da yanlış ne olursa olsun seni bir şeye hazırlamaya çalışıyor.
Hadi bu haftada bu bölümü de bir soruyla bitirelim.
Mesela bu bölümü kapattıktan sonra ilk konuşacağın insanı düşün.
Onu gerçekten dinleyecek misin yoksa sadece cevap vermek için mi bekleyeceksin?
Bir başkasının kalbinde ne olup bittiğini merak etmeyi bırakmayan insanlar.
Canımız o insanlar.
İnsan insan yapan şey düşündükleri kadar hissettikleri.
bir başkasının hislerine yer açabilecek kadar geniş bir iç dünyaya sahip olması.
Bence hepimiz burada bunu başarmaya çalışan insanlarız.
Sahibinden İhtiyaçtan diyoruz.
Hem Instagram'dan hem Spotify'dan, Apple Podcast'tan dinleyebileceğiniz her türlü mecradan bana ulaşabilirsiniz.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
