
Bu bölüm bir “yıl değerlendirmesi” değil. Daha çok, kendime sonunda söyleyebildiğim cümlelerin toplamı. 2026’ya girerken büyük hedefler değil,daha net cümleler bırakıyorum arkada. Eğer sen de bu yılı “parlayarak” değil, kendine yaklaşarak kapatıyorsan, bu bölüm senin için.
Transkript
Bugün itirafla başlıyorum.
Bir taneyi itiraf edecek Firdevs Hanım modundayım.
2025'de herkes bir glow up yaşadı ya.
Ben de yaşadım ama dışarıdan pek belli olmadı bence.
Herkes bir glow up peşinde.
Ama ruh halimiz 2008'de Windows Vista gibi.
Yani güncelleniyor gibi yapıp kendi kendine mavi ekran veriyor.
2025'i değerlendiriyoruz hazır olun.
Ama önce şunu söyleyeyim.
Her senenin bir ruhu var biliyorsun.
2025 dediğimiz şey aslında kolektif bir ben ne yapıyorum ya yılıydı bence.
Ben bu sene parlamaktan çok şekil verdiğimi düşünüyorum.
Hem kendime, ilişkilerime, sınırlarıma.
Hatta bazı insanlara kusura bakmayın ama artık...
Bu Ecem'e uymaz diyerek hani bir nevi iade süreci başlattığım bir yıldı.
Ve itiraflarımdan biri de şu.
Arada sırada kafayı da yedim.
Ama sistem böyle çalışıyor normal.
Evet hazır ol 2025'in bilançosu biraz komik.
Biraz acı. Ama dengede.
Yani tam bir insan manzarası.
Yani dostlarım yıl bitmek üzere.
Herkes kafadan yeni kararlar yazıyor, çiziyor.
Bu bölüm bir motivasyon konuşması değil.
Hedef listesi falan yok.
Hani birlikte oturmuşuz da yılın son çaylarından kahvelerinden birini içiyoruz gibi düşün.
Ya da belki sporda dinliyorsan, yemek yerken, yoldayken falan ama yani kimseye bir şey kanıtlamadığımız sadece dürüstçe oturup konuştuğumuz dakikalarımız olacak.
Bugün biraz daha şuradayım.
Hani bu sene bize ne yaptı?
Ama böyle hani abartmadan, sakin sakin, böyle kendimizi yerden yere vurmadan da hani göklere çıkarmadan da biraz şunları konuşacağız.
Bu sene nerelerde dağıldık ama sonra toparlandık.
Sevgiyi nasıl daha açık söyledik ama kendimizden de vazgeçmedik.
Arada kafayı yedik mi?
Yediysek de bunun neden gayet insani olduğunu ve belki de en önemlisi her şeyi değiştirmeden de devam edilebildiğini.
Özetle diyoruz ki bu yıl bize ne oldu?
Neyi daha çok sevdik, neyi artık taşımıyoruz.
Nelerde dağıldık, nelerde kendimize geldik.
Yani hepsini dürüstçe konuşacağız.
Ya şu an günlerde bir bitiriş enerjisi var yaşadığımız her günde bence.
İster istemez hani bunu inkar edemem.
İnsanın en çok yıl bitince yoruluyor.
Bir de üstüne hani böyle bir bombardıman gibi değiş.
dönüş, karar al baskısı gelince iyice daralıyor.
O yüzden bu bölümde kimseye şunu yapmalısın, bunu bırakmalısın demeyeceğim.
Zaten yeterince malı meli yokuşlarında hissettik bu sene.
Bu bir kapanış konuşması da değil.
Arabayı kenara çekersin, motoru kapatmazsın ama biraz sessizlik olur ya tam oralarda gibiyim.
Eğer sen de şu sıralar ben iyiyim galiba, sanki yorgunum da biraz, değişmek istemiyorum, sadece biraz durmak istiyorum falan diyorsan bu bölüm tam senlik.
Yalnız değilsin, hadi biraz sohbet edelim.
Bu bölüm 25 Aralık sabahında yayında.
Yıl bitiyor, evet. Benim doğum günüme de iki gün var.
O da doğru. Ben doğum günümü aşırı aşırı seviyorum ya ama böyle hani kendi içimde seviyorum.
Böyle büyük partiler, davetler insanı hiç olmadım.
Hani böyle evde borcamla gelen annenin yaptığı bir pasta.
Canım anneciğimin. Evimizin salonunda babamla böyle ben dilek dileyip mumüflerken içimden ne geçirdiğimi onlar bilmeden gerçek olması için gözleri dolu dolu bana bakmalarına hiçbir şeye
değişmem. Ne olursa olsun her doğum günü günümde onlarla olmaya gayret ediyorum.
Arkadaşlarla, kendi yaşlarımla hani kutlamalarım 2 gün önce, 3 gün sonra, 1 hafta önce sonrası hani yaparım zaten.
Ama bu benim için değişmeyen bir şey.
Sen de kutlamak istersen şimdiden başlayabilirsin.
31 oldum.
Yani teşekkürler hayat.
Şükürler olsun diyorum.
Ve şöyle başlıyorum.
Evet bu... Bu yılın son podcastı ve hemen şunu sorabilirsin.
1 Ocak'ta bölüm var mı?
Tabii ki var. Yeni yıl, yeni gün neden olmasın?
Hatta şimdiden söyleyeyim.
Normalde biliyorsun Perşembe sabahları sabah 6.30'da işte yayına bırakıyorum bölümü.
Ama 1 Ocak sabahı yani Allah aşkına kim...
6.30'da podcast dinler diyerek.
O yüzden o bölümü biraz daha geç bir saate koyabilirim.
Önden koyuyorum zaten Spotify'da böyle o esnekliği sağlayabildiğimiz bir takvime koyabiliyoruz saat seçip.
O yüzden o bölümü işte dediğim gibi günün ortası gibi belki yayına alacağım.
Yeni yılın ilk gününde...
Kulaklarınız beni bir duysun isterim.
Yeni yılda böyle birlikte karşılamış oluruz.
Yeni yılın ilk bölümünde ne konuşacağımı kafamda tasarladım.
Ama sürpriz olsun. 1 Ocak sabahı beni dinlemen için ekstra böyle minik bir not bırakayım buraya.
Ama şöyle bir parantez açacağım.
Tamam yani tüm dünyada bir yıl daha bitiyordu arkadaşlar.
Yani Türkiye'de bir sene daha bitti.
Apayrı bir başlık bence.
Şöyle bir durup soralım mı artık?
Neler yaşadın be Gülben.
Yani gerçekten neler yaşadın.
Çünkü bu ülkede bir yıl geçirmek zaten başı başına bir kişilik testi.
Kendi kendine geliştirdiğin başa çıkma yöntemlerin oluyor.
Çünkü sabah başka bir ruh haliyle uyanıyorsun.
Öğlene doğru gündem değişiyor.
Akşam ben artık hiçbir şey hissedemiyorum noktasına geliyorsun.
Hem gecede böyle aslında çok şey hissediyormuşum falan.
diyebiliyorsun. Yani ama bunu abartmıyorum.
Bu kolektif bir durum.
Bu sene ne oldu? İşte ekonomisi, siyaseti, magazinin tüm sansansası yolunu hani ne olursa olsun gündemin bize yaptıklarıyla Delirmedik ama öyle kafayı yedik.
Evet. Ama bu delirmek değil.
Sakin olun. Bu bir adaptasyon.
Şu an hala benim bu kaydı yapacak, senin de dinleyecek bir kalbin var.
Sakin ol dostum.
Yani bu ülkede yaşamanın insanın ne yaptığını kabul edeceğiz.
Güçlü olmak zorunda olmadığımız anlara alan açacağız.
Yani sevgiyi daha çok söyleyip kendimizden daha az vazgeçtiğimiz alanları arttıracağız.
Yani ve evet neler yaşadım be deyip gülerek devam etmeyi deneyeceğiz.
Çünkü başka türlü olmuyor.
Ya bu coğrafyada ya mizah yapıyorsun ya psikoloğa gidiyorsun ya da ikisini aynı anda yapıyorsun.
Hiçbir şey görmezden gelip arkanı da dönemezsin.
Bu bir çözüm değil. Eğer sen de hani bu bölümü açtıysan ve bu dakikalara kadar geldiysen muhtemelen sen de bir şeyler yaşadın.
O yüzden rahat ol. Çünkü bazen de hatta çoğu zamanda izahı olmayan şeyin mizahı oluyor.
Bu yıl benim için sanki evren...
Şöyle dedi hani Ecem gel bir konuşalım.
Ve sonra böyle önüme bir ayna koydu.
Ben de o aynaya bakıp sürekli şu tepkiyi verdim.
Hmm. Okey. Seninle aramızı düzelteceğiz.
Yani 2025'in ana teması buydu.
Kendimi yeniden görmek.
Ama yani gerçekten görmek.
Kaçmadan bakmak.
Hani bazen başkalarına gördü.
İçeriden şunu öğrendim bence.
Başarı insanı uzaya fırlatmıyor.
Yani sadece başarıyla kurduğun ilişki seni büyütüyor.
Yani bir yerde şimdi tam bir dönüm noktası söylemem çok güç tabii ki ama yıllardır başarı kavramını çok ciddiye almışım ama 2025...
Şunu söyledi çok net bir şekilde işte başarı bitiyor, trendler değişiyor.
Yani hayatındaki insanlar hani iş hayatından bahsediyorum.
Hani giriyor, çıkıyor, değişiyor.
Ama senin insanla kurduğun bağ hep aynı kalıyor.
Yani iletişimin, işte stratejinin, hikayenin gücünü yine yeniden gördüm ama en çok şunu gördüm.
Benim asıl alanım bence duygu.
Yani insanların ne hissettiğini, neden hissettiğini, nasıl onları dönüştürdüğünü anlamak.
İlişkiler anlamında da gelelim biraz kalbe.
Bu yıl ilişkiler konusundaki bakış açım derinleşti bence.
Birinin beni anlaması için 40 tane açıklama yapmam gerekmediğinde, işte bir mesajın tonunun içime oturduğu anda, birinin varlığı beni sakinleştirdiğinde ya da delirttiğinde
dedim ki hani demek ki hani Her şey geliyor, geçiyor ama gerçek olan kalıyor.
Hani bazen de tersleri oldu tabii.
İşte bazı insanlar gitti, bazı bağlar koptu, bazı ilişkiler kendini imha etti.
Ama ilk kez galiba bu benim suçum mu diye kendimi sorgulamadım.
Çünkü 2025 bana şunu öğretti.
Bazı insanlar senin yoluna değil, sen onların fırtınasına denk gelmişsin.
Bu kadar. 2025'in ikinci yarısında ben glow up'ın aslında gizli bir psikoterapi yöntemi olduğunu fark ettim.
Görünüş değişince hayat değişmiyor ama disiplin değişince her şey değişiyor.
Sporu çok daha fazla hayatıma kattım.
Kendimi iyi hissetmediğim zamanlarda sorduğum neden sorusunun cevabının basitliğini gördüm.
Yani çünkü vücudum böyle güneş paneli gibi çalışıyor benim.
Hareket etmezsem enerji üretmiyor.
Bu da şeyden kaynaklanıyor.
Bunu önümüzdeki haftalarda bir konuşmak istiyorum gerçekten.
Hepimizin böyle hani elementlerden oluştuğuna dair bir puanlama sistemi var.
Ben bunu iki buçuk sene önce bir astroloji danışmanı aldığımda böyle doğum ayı tamam bakan çok tatlı Özge vardı.
Orada söylemişti hani elementlerimiz...
15'e tamamlanan bir puan sisteminde işte bizim doğduğumuz andaki gökyüzünün durumuna göre bir puanlama sistemi yapılıyor.
Orada işte ateş, su, hava, toprak elementlerinin puanlaması sonucunda benim en düşük elementim ateş elementi çıkmıştı.
Bu da zaten hani aklımın hep bir yerine koyduğum için gerçekten bu işte ateş dediğimiz şey harekete geçirme enerjisi, başlatma enerjisi ve görünür olmakla alakalı.
Bundan önümüzdeki bölümlerde isterseniz detaylıca bahsederiz.
Böyle human design'e falan da gireriz.
Güzel olur. Yani bu arada hani pilates, yoga, işte ağırlık, halter hani hepsine bir bakın.
Ama bende en iyi çalışan şey hani dayanamadım yaptığım spor ekolü.
Tabii ki bir plan program dahilinde ama ne olursa olsun yapmak devam etmek.
Şimdi bölümün girişinde ve biraz önce de bir glow up dedim ya onu bir netleştirelim konuşmazsam ben çatlarım.
Yani o sosyal medyada gördüğün öncesi sonrası videoları var ya önce bir yorgun surat sonra işte hayatım düzene girdi rayına oturdu bakışı falan o değil.
Yani gerçek glow up aynada iyi görünmek değil kendine iyi gelmek.
Glow up böyle kendimi daha ciddiye aldım demenin havalı bir versiyonu.
Bedensel glow up var işte bu spor yapmak, cildine bakmak falan değil.
O sadece dışarıdan görünen kısmı.
Esas glow up şurada başlıyor.
Vücudunun sana küsmeyi bırakması yani sabah uyanınca bir belin ağrımıyor, yorgunluktan böyle sürünerek değil böyle daha dinç bir şekilde yataktan kalktığın işte omuzlarının
kendiliğinden düşmediği bir hal.
Yani bunlar glow up çünkü beden eşittir psikolojinin en dürüst konuşan yanı bence.
Zihinsel glow up ise en kritik olan şey.
İşte ben artık drama kaldırmıyorum.
Enerjimi geri almaya karar verdim.
Rol kesmek yerine kendim olacağım.
Yani beyindeki gereksiz sekmeleri kapamak.
Sürekli açık olan o 60 tane bir krom penceresine bir force quit atmak tabiri caizse.
Psikolojide buna zihinsel ayıklama deniyor.
Yani bu genelde kimseye anlatılmayan ama en etkili olan glow up ise duygusal glow up.
Artık beni yoran şeylerle bağımı kesiyorum.
Benim değerimi görmeyenlere kendimi anlatmıyorum.
Kırılmayı, üzülmeyi, yanlış yapmayı doğal kabul ediyorum.
Alan C. Gibson, psikolog doktor, diyor ki duygusal yetişkinlik kazandığın an Globop'un en karanlık noktadan başlar.
Yani çünkü duygusal bağımsızlık görünmez güzelliktir diyor.
Sosyal glow up'ta ise artık herkese yetişmeye çalışmıyorsun.
Küçük bir çevren oluyor ve o çevre seni besliyor.
Benim enerjimi kim hak ediyor diye sorabilmek demekten geçiyor.
Ha bir de unutmadan lock-in diye bir kavram var.
Hani bu 2025'in son çeyreğinde sosyal medya ve işte bu motivasyon kişisel gelişim çevrelerinde özellikle çok trend olmuştu.
Bunun genel anlamı da İngilizce'de kelime olarak kilitlemek.
başka bir seçeneği kapatmak ya da işte bir değiştirilemez hale getirmek gibi anlamlara geliyor.
Ama 2025'in son çeyreğinde sosyal mecralarda trend olan versiyonu biraz daha farklı.
Yani trend anlamında şöyle söyleyebilirim.
Gençler ve özellikle sosyal medyada Lock-in Son çeyrekte kendini tamamen bir hedefe odaklamak, disiplinle ilerlemek, alışkanlıklarını sağlamlaştırmak anlamında kullanılıyor.
Bu trendin popüler bir versiyonuna şöyle diyenler var.
İşte 2025'in Eylül'den Aralık'a kadar olan dönemi boyunca odaklanıp yapacağın değişiklikleri bu yıl için de kitlemek.
Yani yeni yıl için böyle bir reset beklememek.
Yani bir bakıma artık bekleme yok, hedeflerime odaklanıyorum ve kalıcı hale getiriyorum dediğim bir ruh haline bürünmek.
glow up gibi içsel bir dönüşümle bağdaştırılıyor.
Sadece dışarıdan görünüşü değil, zihinsel ve davranışsal düzeni de kilise altına almak.
Yani bu kadar şeyi trend adı altında yapmaya kalkan ve yapan herkese de ne diyeyim bilmiyorum.
Yani tebrikler. Trendler geliyor, geçiyor.
Yani herkesin ağzında Bir sürü şey dolaşıyor.
Bu kimi zaman Lock-in olacak, kimi zaman Glow-up.
Yok şu, yok bu falan.
Ama işin özü arkadaşım artık dağılma.
Kendini bir yere bağla, bir hedefe kilitlen demek.
Ama yani bu öyle dışarıdan göründüğü gibi hadi motivasyon, hadi disiplin değil.
Ben şimdi biraz bunu beyin ve psikoloji...
işin içine katıp anlatmaya çalışacağım.
Bu biraz prefrontal korteksimizle de ilgili.
Hani şu hepimizin erteleme, dağılma, konsantre olamama vilayetini yöneten bölge.
Oranın biraz toparlanması lazım.
Şimdi gençler bunu aldı.
Ben artık böyle yetişkinlik...
Genç olarak görüyor muyum kendimi?
Niye görmeyeyim? Bilmiyorum. Neyse.
Kendi ismini söyleyip.
Kendine yer aç. İşin ortasında, kariyerinin ortasında, ilişkilerinin karmaşasında, korkuların arasında.
Yani... kendimi daha çok anlattım.
Yani bazen daha savunmasız, bazen daha komik ama daha insan.
Yani kendi hayatımda daha fazla yer almaya başladım.
Ve bu yılın sonuna gelirken şöyle bir şey de fark ediyorum.
Yani herkes bir telaş içinde.
Herkes bir şeylere yetişme halinde.
Ama aslında yapılması gereken tek şey var.
Sakin olmak. Ve daha da önemlisi hiçbir şeyi kişisel almamak.
Çünkü hayat sandığın kadar sana karşı değil.
Seninle uğraşmıyor. Bazen rüzgar ters esiyor.
Bazen işler saçmalıyor.
Çoğu zaman insanlar.
Evet yani insanlar da saçmalıyor ama bu seninle ilgili değil.
Bu dünyanın kendi ritmi.
Yani odaklanmak hayatı kontrol etmeye çalışmak değil.
Odaklanmak da hani az önce bahsettiğim Loki meselesiyle ilgili.
Olup bitene karşı sakin durabilme kapasitesi bence.
Ve kabul yani.
Evet bu hafta hiçbir şey beceremedim.
Evet biri beni deli etti.
İki gün boyunca kafayı yedim uyuyamadım.
Ama yani sonra ne oluyor biliyor musun?
Hiçbir şey. Hayat devam ediyor.
Çünkü insan dediğim böyle bir varlık.
Bir gün tam uyum halinde.
Ertesi gün duvara çarpmış gibi.
Bir sabah hafif.
Akşamına ağır.
Külçe gibi yani. Bazen bir bilge keşiş gibi.
Bazen sokakta bağıra bağıra yürüyen biri gibi.
Bu normal. Bu çok normal.
Önemli olan bu dalgalanmaların ortasında kendine şunu söyleyebilmek.
Tamam bu benim bir günüm ama beni tarif etmiyor.
Yani zaten çoğu geçiyor.
Kalıcı olan hisler değil onlarla kurduğumuz ilişki.
Yani bunu kafama kazıya kazıya bir hal oldum.
Çünkü görüyorum ki artık yani otuzlarını da tecrübe etmiş biri olarak diyorum ki kendini açıldıkça hafifliyorsun.
Yani bu denizde açılmak gibi.
Ben de bazen dünyanın en sakini, bazen en huzursuzu, belki tatminsiziyim.
Bazen müthiş bir cesaret geliyor gelecekte yapmak istediklerim için.
Bazen günlerce beni kimse görmese, aman ben kimseyi görmesem, yorganın altında böyle günlerce boş boş duvarlara baksam diyorum ama yani ne olursa olsun şu güneş doğuyor ya hani.
Ben şu an bu podcast'ı sabah 8'de kaydediyorum ve gün doğumunu görebiliyorum.
Yani bir süredir bu masanın başındayım, sandalyede oturuyorum.
Odamın penceresinin önünde.
Tüm teçhizat. Oturduğumda karanlıktı.
Ama şimdi ufak ufak odam aydınlanıyor.
Ve diyorum ki yaşamaya hevesim var.
Gücüm de olsun yeterli.
Ve arada sırada kafayı yemek mi?
Evet o da olur. O da sistemin bir parçası.
Yani bu beynin reset tuşuna basma yollarından biri işte.
Kendimi düşünüyorum mesela.
Kendime çok şekil vermişim bu yıl.
Baya böyle ince işçilikle usta gibi kesmişim bazı şeyleri.
Bazılarını bırakmışım.
Bazılarını düzeltmeye çalışmışım.
Hala çalışıyorum. Ama yani kimsenin bana verdiği şekli almadım.
Kendi formuma sadık kaldım.
Belki de büyümek dediğimiz şey tam olarak bu.
Hayatın seni eğip bükmesine izin vermeden.
Hani ben böyleyim ya demek değil.
Ben böyle olduğumda iyi hissediyorum dediğin şeylerde kalmak.
Hatta çoğu zamanda böyle olmaya çalışıyorum ama bazen beceremiyorum da demek.
Kendine karşı bir dürüstlük yılı olabilir mi 2025 senin için?
Yani bir gün çok iyiydim.
Bir gün hiçbir şey yapamadım.
Bir gün çok odaklanarak çalıştım.
Ertesi gün 4 saat tavana baktım bomboş.
Bir sabah hayatı çözdüğümü sanıp öyle bir şevkle uyandım falan.
Akşamına çözdüğüm şeylerden şüphe ettim yani.
Hani herkes gibi, her insan gibi.
Ve işin komiği şu. Bunda hiçbir sorun yok.
Duygular böyle akıyor.
Hayat böyle yaşanıyor.
Ama bu yıl öğrendiğim en büyük şey her şeyin beni hedef almıyor olması.
Yani insanlar yanlış anlıyor.
Bazen unutarak kırıyor.
Bazen kendi korkularıyla uğraşırken seni görmüyor.
Ama bu seninle ilgili değil.
Yani bu onların kendi savaşları.
Bence yılın yani sadece yılın diyerek de sınırlamak istemiyorum ama en sakinleştirici farkındalıklardan biri bu.
Bakıyorsun insanlar kendi dertlerine boğulmuşken seninle ilgili sanıyorsun bir şeyi.
Yaptığı ya da yapmadığı herhangi bir şey.
Yani bir ilgi eksikliğini, bir geç cevabı, yanlış anlamayı.
Kişisel algılama ama kişisel alanını koru lütfen.
Bu ikisi aynı anda mümkün.
Ben onu öğrendim. Birine alınmıyorsun ama sınırını da ortaya koyuyorsun.
Bakın yani bu baya büyülü bir denge.
Şunu fark ediyorum artık.
Yani insanların davranışlarını kişisel aldığımda ben daralıyorum.
Ama onları insan halleriyle kabul ettiğimde de acayip ferahlıyorum.
Gerçekten bunu çok çalıştım.
Yani kişisel almamak.
Bu yüzden bu yılın finali için sana tek bir önerim olacak.
Her şeyi kişisel algılamamayı dene.
İnsanlara, olaylara, yanlış anlaşılmalara.
Yani dağılabilirim, sinirlenebilirim, düşebilirim.
Ama kendimi bırakmam.
Ve bırakmadım da yani. İstersen dağıl ama yeter ki kendini bırakma.
Bu yıl öğrendiğim şeylerden biri de şu oldu.
İnsan sevdiğini kendinden vazgeçerek değil, kendini koruyarak seviyor.
zaten vazgeçince sevgi olmuyor.
Yani en fazla ona bir performans diyebiliriz.
Bir de yorgunluk. Sevgimi ortaya koymakta daha az zorlandım bence.
Hani sevgi dili bölümümüz vardı bir tane.
Onu çözdüğümü düşünüyorum.
Hani böyle severim, böyle konuşurum, böyle yakınlık kurarım diye kendime hani kendimi gösterdiğim bir dönemdi bence bu yıl.
Bunu kimileri kabul etti, kimileri anlamadı.
Kimileri de işte Ecem yine bir şeyler çözdü orada kendi kendine falan diye bir izledi.
Ama mesele buydu zaten.
Yani ben kendimi şekillendirirken kimseyi...
kaybettiğimi hissetmedim.
Sadece yer değiştirdiler.
Hayatta böyle bir oyun.
Yani bir de şunu öğrendim.
Şimdi bu ben sanıyordum ki büyümek dışarıdan bir şeye benzemekle ilgili.
Yani meğer onunla hiç alakası yokmuş.
Kendi hayatına hayır bu bana göre değil ya da bu bana göre diyebildiğin gün başlıyor.
Büyümek dediğin mevzu.
Yani o gün aynada daha iyi görünmekle ilgili değil.
İçeride daha temiz bir yankı duyuyorsun.
Ben buradayım. Bu hayat bana dar gelmiyor.
Sadece işte bu yeniden düzenlemem gerekiyor falan diyorsun.
Yani kabul hayat zorluyor ama ben de hayatı zorluyorum.
Sen de zorluyorsun. Yani benden bir şekil çıkarmaya çalışanlara, duygularımı ciddiye almayanlara, beni yarım anlamaya çalışanlara şunu söyleme lüksüne.
Bence konfor diyebilirim.
Olmuyorsa olmuyor. Yani ben kendim için buradayım.
Yani biz hepimiz sadece insanız.
Yani arada sırada kafamız karışabilir.
Birden motive olup sonra 15 dakika içinde pes edebiliriz.
Bir sabah dünyayı kurtarmaya kalkıp akşam market poşetini bile taşımak istemeyebiliriz.
Bize olan şey insani halimizle yüzleşmekti bence.
Kimse stabil değildi bu sene.
Kimse tam tutarlı değildi yani.
Hepimiz yeni bir ben yaratacağım diye diye meğer böyle eski benimizin aslında o kadar da fena olmadığını da fark ediyoruz.
Bence önümüzdeki yıl kendimizi sevmeyi daha az romantik ve daha çok gerçekçi olarak öğreneceğiz.
Hayatımıza aldığımız insanları beni tamamlasın diye değil, beni yormasın ve ben de onu yormayayım diye seçeceğiz.
Parıldamak yerine akacağız.
Parlamak yerine oturacağız, dinleneceğiz.
Yani sürekli yakalamaya, kovalamaya değil, hissetmeye çalışacağız.
Ve bence esas bomba da şu.
Hiçbirimizin aslında bozuk olmadığını fark edeceğiz.
Yani sadece güncellenme yapmak gerekiyor.
Telefon gibi. Arada donuyoruz.
Böyle orada şarjımız bitiyor.
Bazen hiçbir sebep yokken her şey çok güzel geliyor.
Yani bu 2026'ın mucizelerle gel falan değil.
Kendimizi böyle yeniden yazdığımız falan değil.
Böyle kendi sürümümüzü kabul ettiğimiz bir yıl olacakmış gibi geliyor bana.
Eksiklerimizle, fazlalarımızla, komik çöküşlerimizle, kalbimizi temizleyen küçük aydınlanmalarımızla.
Yani merak etme bu sene hep beraber biraz daha güleceğiz bence.
Bunca şeyden sonra gülmezsek gerçekten kafayı yeriz çünkü.
Bir ufacık 2025'e neleri bıraktım kısmına gelmek istiyorum.
Fazla uzatmayacağım.
Herkesi anlamaya çalışma görevi.
Bu yıl ben öğrendim ki herkes anlaşılmak istemiyor çünkü.
İkincisi her şeyi konzol etme çabası.
Hayat bir yarış pisti değil.
Burada bir kişisel gelişim makinesi yok.
Her şeyi kontrol edemezsin.
Bu çok doğal. Üçüncüsü de kendini yargılama alışkanlığı.
Özellikle de yetmediğim günlerde.
Çünkü bazen hani kendi kendine yetmemek de bir gelişim.
Şimdi yavaş yavaş bir kapatalım istiyorum.
2025'i şöyle bir masaya yatırdık.
Ama masayı da devirmedik.
Sakin sakin bir baktık böyle halının altına süpürmeden, üstünü örtmeden.
2025'de tabii ki sen de üzüldün, yoruldun, gerildin, bazen güldün, bazen ben artık bunu taşıyamıyorum ya falan dedin ama öyle ya da böyle 2025'i buraya kadar getirdik.
Bunu özellikle söylüyorum çünkü bu ülkede bir yılı tamamlamak özgeçmişimize yazabileceğimiz bir beceri bence artık.
Yani ama bak buradayız.
Bu bölümü dinleyecek kadar buradayız, konuşacak kadar.
Kendini ihmal edersen hayatını cezalandırmaz.
Sadece ayna tutar ve o aynada ne görüyorsan odur.
O yüzden kendine iyi davran ve sık sık gül bence.
Hatta gerekirse kendine gül.
En çok o iyi geliyor.
Haftaya 1 Ocak'ta yine buradayız.
Yeni yılın ilk günü.
Yeni yılın ilk günü ben de bir yaş daha büyümüş halimle burada olacağım.
Şimdiden iyi seneler diliyorum.
Hoşçakal.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
